Memleketteki bütün karmaşanın, huzursuzluğun, asayişsizliğin müsebbiplerini öğrendik sonunda şükr'olsun: Köşe Yazarları!...
Abdülhak Hamit; "Türk milleti söylemez, söylenir." demiş zamanında... Biz de fırsat buldukça millet adına, milletin söylendiklerini söylediğimizi tekrarladık durduk ve sonunda kabağı başımızda patlattık!
Ne demek olduğunu artık söyleyenin de bilmediği istikrârı, biz bozuyormuşuz! Biz; "... barış, millet ve devlet düşmanları"ymışız! Bizden kastım, Sn. Başbakan'ın tâbiri ile köşe yazarları! Sn. Başbakan; "Bunların yaptıkları tahrikten başka bir şey değildir. Bunlar barış, millet ve devlet düşmanlarıdır." diye teşhis buyurdular!
Haksız da sayılmaz! Sıfatlarıyla müsemma "12 Kötü Adam" hariç; demokrasiyi araç olarak kullandığını hiç saklamayan, demokrasi tramvayından gereken durakta inebileceğini saklamadan söyleyebilen, kendisi ve yandaşlarına çok yarayan istikrârı koruyabilmek için her kesin, her kesi dinleyebildiği huzûrlu Türkiye'nin huzûrunu, köşe yazarları bozuyorlarmış!
Siparişle yarım saatte yazılar yazdırdığı sözlerinden belli olan Başbakan'dan özellikle bir ricam olsun; başta kendileri olmak kaydıyla, bu fakîre siparişle bir yazdırmayı başarsınlar intihâr etmek için köprüye çıkmayacağım! Daha fazla demokrasi isteyen demokrat PKK'lıların molotof kokteylleriyle yakabilecekleri bir belediye otobüsüne bineceğim! Yoksa bütün köşe yazarlarını, etraflarında güvercin taklaları atan "Dolma Kalemler"den mi sandılar?
Ergenekoncular hapiste! Kafes'çiler kafeste! Muhalif her nefes telekulakça takipte! Asker konuşamaz! Yargı, yargılayamaz ve istikrara muhalif bir karar veremez! "Laikliğe Karşı Odak Olmak" suçundan verebildiği, hazineden verilen trilyonlardan birazını kesmek cezâsının bedelini, misliyle öderler! Her yer, her kurum kontrolde amaaa kontrol edilemeyen sadece bu köşe yazarları!
Daha fazla demokratik hak için şehirleri cehenneme çeviren, onlar! Güvenlik güçlerinin can emniyetini yok eden saldırgan demokratlar, onlar! Mahkûm önderlerinin talimatıyla dağdan inen, "Barış Elçileri" olduklarını söyleyen, resmî törenle karşılanan, elçi sıfatıyla isteklerini mobil mahkemelerde hakimler-savcılar vasıtasıyla duyuran, bir kaç gün sonra da PKK'nın kuruluş yıl dönümünde, devleti tehdît eden basın toplantısını yapanlar da onlar!
"One minute!" Sayın Başbakan!
Bağırıp bakanlarınızı korkutabilirsiniz! Milletin değil sizin vekillerinizi susturabilirsiniz! Ama bize bağırdıkça mukabil nârâmızı duyarsınız! Bizi ne kadar derin kuyuya atarsanız sesimiz gök kubbeye o kadar direk ve güçlü ulaşır!
Millet aç! Can ve mal güvenliği yok! Belediye otobüsleriyle karın tokluğuna çalıştıkları işlerine giderken özellikle hedef seçilip diri diri yakılıyorlar açılımcı demokratlarca!
Dişten tırnaktan, boğazdan artırılarak, borçla alınan arabalar da hak peşindeki açılımcı demokratların hedefleri ve bunları yazan, söyleyen, bu anti-istikrar köşe yazarları!
"12 Kötü Adam" hâriç; sağcı-solcu, milliyetçi-ulusalcı, ülkücü-devrimci, dindar-laik, Atatürkçü-Cumhuriyetçi köşe yazarları, el birliği ile emânetlere sahiplik, Atatürk gibi bir millî karaktere sadâkat düşüncesiyle; daha fazla demokrasi uğruna sokakları yangın yerine çeviren, Güney Doğu'da hâkimiyetlerini îlan eden, İzmir'de PKK'ya gösterilen tepkiye; "Sizde bizim oralara gelemezsiniz!" tehdîdiyle cevap veren, siyâsallaşmış demokrat açılımcılara köşelerinden karşı koyanlar, onlar!
Hiç biri de milyon dolarlarla transfer olmazlar! Hiç birine ABD'de mûkim cemaat liderinin televizyon kanalları tahsîs edilmez! Bu istikrar düşmanlarının hiç biri, yandaş televizyonlardaki önceden hazırlanmış açık oturum komedilerine davet edilmezler! Ama bütün bu ambargolara rağmen susmazlar, susturulamazlar!
Sayın Başbakan bilesiniz ki; bu köşe yazarlarının köşeleri kapatılsa bile, hapsedilseler bile huzûrsuzluk-asayişsizlik-anarşi yaratan istikrârınıza karşı çıkarlar! Millet söylendikçe, onlar söylerler!
Âlemlerin yaratıcısı ve tek hâkimi Allah(c.c.) bile, şeytâna kıyâmete kadar kulları saptırma izni vermişken sizin muhalefete tahammülsüzlüğünüzün adını Allah aşkına söyler misiniz?
-Hâşâ- Allah mısın be Demokrat Sultanım? Bu kadar mağrûr olma! Senden büyük Allah var...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Çarşamba, Aralık 02, 2009
Salı, Aralık 01, 2009
EDEP YÂ HÛ!...
Milyonlarca hacının Kâbe'de nefslerini, benlik şeytanlarını taşladıkları bu mukaddes günlerde; aynaya bakarak gördükleri şekli acemide resmedip internet ortamında kendilerinden olmayanları fitne çıkarmakla ithâm eden müfterî cühelâya seslenmek şart oldu!...
Kendini Türk hisseden, Müslüman Türklüğünün gereği kendini dünya nizamından sorumlu tutan mücâhîd gönüllü, Türk Birliği ideali Tûran'a inanan cesûr yürekli, ölümü öldürerek ölümsüzlüğe inanmış şehâdete hevesli, îmanlı Ülkücülere, Tûrancılara, Türk Milliyetçilerine selâm olsun...
"Dînime küfreden bâri müselmân olsa..." sözü, hiç bu kadar yakışmamıştı ortama! Aynadan resmedilen Haçlı kaynaklı bir görüntü içine millet sevdâlılarının, Turan Savaşçılarının adlarını gizleyerek, "şeytanca Cennet'ten rübâiler okuyan" ve bir şey yaptığını zanneden âcizlere cevâp şart oldu!
"Köşk'e imam hatiplinin çıkacağı günler yakındır." sözüyle yandaşlarına müjde, rakiplerine tehdîdin sahibi R.T.Erdoğan'a; seçtirilenler mazbatalarını almadan, yemîn etmeden yâni millet vekili ûnvanlarını kazanmadan, Meclis'i çalıştıracak sayıyı sağlayacağı müjdesini veren ve Abdullah Gül'e köşkü tepside ikrâm eden "Balgat Sâkini Nebâtatçı"ya taraftarlığı, yanlışa yandaşlık ederek Türk Milletini parçalamaya uğraşan taşeronlara desteği Dâvâ Adamlığı zanneden, tuttukları saftan dolayı ma'zûr gördüğümüz kişilerin, Türk Milliyetçilerini fitne ile ithâm edebilmelerini anlayabilene aşk olsun!...
Ne olduğunu bile bile, 'ağabey' sıfatlı "Türkeşsiz MHP" lilerce, yüreğimize yerleştirilen "kurtçuk" eliyle; onlarca yıllık, milyonlarca ikbâllerin, binlerce şehîdin semeresi, içten içe çürütülürken; Ülkücü olmadıkları, vatan-millet sevdâlısı olmadıkları için canları acımayan kurnaz yabancılar, ayrık otu kadar bile ömürleri olmayacak olan nebâtat, millet evlâtlarına edepsizce dil uzatıyorlar! Elbette canımızı sıkıyorlar! Sapı bizden olan, dalımızı-budağımızı budayan baltanın demirine itirazımız sağırlarca duyulmuyor, körlerce görülmüyor!
Yalancıya inanmamaktan doğal ne olabilir? Bir Hıristiyan ilâhiyatçının okuduğu Kur'an'dan hareketle, sözlerinin islâmîliğine inanmak, aptallık değilse cehâlet değil midir?
Abdestli ülkücülerle tokalaştığında ellerini defalarca yıkayıp kolonyalı mendille dezenfekte eden birinin Hasip Kaplan'la Gâzi Meclis'in rengini tamamlamadan önce, siyâsallaştırılan PKK'lılarla tokalaşıp on buçuk saat kıpırdamadan oturduğunu, yıkanmadığını görmezden gelen taraftarların; Ülkücülüğe, Turancılığa verdikleri zarârın farkında olabilmelerini beklemek, en hafif söylemle iyimserlik değil midir?
Edep Yâ Hû! Türk Milliyetçiliği adıyla getirildiğimiz, mecbûr edildiğimiz hali görün artık! Vatan parçalanıyor, devletin neresine el atsak elimizde kalıyor, erkek olan "Türk'üm." desin!
Sözün bir gönülden kopup bin gönülü hizâya soktuğunu veya bin gönülü târ u mâr ettiğini bilemeyenlerin sözden hicâb etmeleri gerekmez mi?
Sükûtumuz ikrâr mı zannediliyor yoksa? Eğer nebâtatçılar; "Merek yanar sıçanlara da kalmaz!" psikopatlığı ile uğraştaysalar bilmeliler ki yaktıkları ateşin yakıcı sıcaklığı önce onların yüzünü kızartacaktır! Çıkarılan, millî onuru inciten bu yangını söndürmek te gene Türk Milliyetçilerine düşecektir!...
Defalarca söyledik, bir daha tekrâr edelim: Kurdun kurtça, itin itçe davranması yaratılışı-fıtratı gereğidir. Bu yüzden kurt köpeklerinden endişeliyiz! Çünkü ne zaman kurtça, ne zaman itçe davranacağı bilinmez bu kırmaların! Ve biliriz ki en kurtçul kurt köpeği bile arkasında çoban yoksa kurttan korkar!
Bozkurtların net duruşlarıyla, kurt olmayanların ödlerini patlatacağı günlerin yakınlığını hissediyoruz. Allah(c.c.), hiç bir zaman ibreti ahrete bırakmaz. Ve yine Ol Yüce Âdil Allah(c.c.) aslanı kediye, kurdu kurt köpeğine alt ettirmez. Bir gün mutlaka yanlış hesap Bağdat'tan döner... Bozkurt vakarı ve sabrıyla o hesâp gününü beklediğimizi de bir daha söyleyelim!...
"Görelim Mevla'm n'eyler/N'eylerse güzel eyler..."
TÜRK'ÜN HER ŞEYİ GÜZELDİR VE HER ŞEYDEN GÜZELDİR...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Kendini Türk hisseden, Müslüman Türklüğünün gereği kendini dünya nizamından sorumlu tutan mücâhîd gönüllü, Türk Birliği ideali Tûran'a inanan cesûr yürekli, ölümü öldürerek ölümsüzlüğe inanmış şehâdete hevesli, îmanlı Ülkücülere, Tûrancılara, Türk Milliyetçilerine selâm olsun...
"Dînime küfreden bâri müselmân olsa..." sözü, hiç bu kadar yakışmamıştı ortama! Aynadan resmedilen Haçlı kaynaklı bir görüntü içine millet sevdâlılarının, Turan Savaşçılarının adlarını gizleyerek, "şeytanca Cennet'ten rübâiler okuyan" ve bir şey yaptığını zanneden âcizlere cevâp şart oldu!
"Köşk'e imam hatiplinin çıkacağı günler yakındır." sözüyle yandaşlarına müjde, rakiplerine tehdîdin sahibi R.T.Erdoğan'a; seçtirilenler mazbatalarını almadan, yemîn etmeden yâni millet vekili ûnvanlarını kazanmadan, Meclis'i çalıştıracak sayıyı sağlayacağı müjdesini veren ve Abdullah Gül'e köşkü tepside ikrâm eden "Balgat Sâkini Nebâtatçı"ya taraftarlığı, yanlışa yandaşlık ederek Türk Milletini parçalamaya uğraşan taşeronlara desteği Dâvâ Adamlığı zanneden, tuttukları saftan dolayı ma'zûr gördüğümüz kişilerin, Türk Milliyetçilerini fitne ile ithâm edebilmelerini anlayabilene aşk olsun!...
Ne olduğunu bile bile, 'ağabey' sıfatlı "Türkeşsiz MHP" lilerce, yüreğimize yerleştirilen "kurtçuk" eliyle; onlarca yıllık, milyonlarca ikbâllerin, binlerce şehîdin semeresi, içten içe çürütülürken; Ülkücü olmadıkları, vatan-millet sevdâlısı olmadıkları için canları acımayan kurnaz yabancılar, ayrık otu kadar bile ömürleri olmayacak olan nebâtat, millet evlâtlarına edepsizce dil uzatıyorlar! Elbette canımızı sıkıyorlar! Sapı bizden olan, dalımızı-budağımızı budayan baltanın demirine itirazımız sağırlarca duyulmuyor, körlerce görülmüyor!
Yalancıya inanmamaktan doğal ne olabilir? Bir Hıristiyan ilâhiyatçının okuduğu Kur'an'dan hareketle, sözlerinin islâmîliğine inanmak, aptallık değilse cehâlet değil midir?
Abdestli ülkücülerle tokalaştığında ellerini defalarca yıkayıp kolonyalı mendille dezenfekte eden birinin Hasip Kaplan'la Gâzi Meclis'in rengini tamamlamadan önce, siyâsallaştırılan PKK'lılarla tokalaşıp on buçuk saat kıpırdamadan oturduğunu, yıkanmadığını görmezden gelen taraftarların; Ülkücülüğe, Turancılığa verdikleri zarârın farkında olabilmelerini beklemek, en hafif söylemle iyimserlik değil midir?
Edep Yâ Hû! Türk Milliyetçiliği adıyla getirildiğimiz, mecbûr edildiğimiz hali görün artık! Vatan parçalanıyor, devletin neresine el atsak elimizde kalıyor, erkek olan "Türk'üm." desin!
Sözün bir gönülden kopup bin gönülü hizâya soktuğunu veya bin gönülü târ u mâr ettiğini bilemeyenlerin sözden hicâb etmeleri gerekmez mi?
Sükûtumuz ikrâr mı zannediliyor yoksa? Eğer nebâtatçılar; "Merek yanar sıçanlara da kalmaz!" psikopatlığı ile uğraştaysalar bilmeliler ki yaktıkları ateşin yakıcı sıcaklığı önce onların yüzünü kızartacaktır! Çıkarılan, millî onuru inciten bu yangını söndürmek te gene Türk Milliyetçilerine düşecektir!...
Defalarca söyledik, bir daha tekrâr edelim: Kurdun kurtça, itin itçe davranması yaratılışı-fıtratı gereğidir. Bu yüzden kurt köpeklerinden endişeliyiz! Çünkü ne zaman kurtça, ne zaman itçe davranacağı bilinmez bu kırmaların! Ve biliriz ki en kurtçul kurt köpeği bile arkasında çoban yoksa kurttan korkar!
Bozkurtların net duruşlarıyla, kurt olmayanların ödlerini patlatacağı günlerin yakınlığını hissediyoruz. Allah(c.c.), hiç bir zaman ibreti ahrete bırakmaz. Ve yine Ol Yüce Âdil Allah(c.c.) aslanı kediye, kurdu kurt köpeğine alt ettirmez. Bir gün mutlaka yanlış hesap Bağdat'tan döner... Bozkurt vakarı ve sabrıyla o hesâp gününü beklediğimizi de bir daha söyleyelim!...
"Görelim Mevla'm n'eyler/N'eylerse güzel eyler..."
TÜRK'ÜN HER ŞEYİ GÜZELDİR VE HER ŞEYDEN GÜZELDİR...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Kasım 30, 2009
SENARYO DA KAFES'TE, SENARİST TE!..
Kafesteki aslanı seyretmek için, kafeslere tıkılan aslanlardan intikam alabilmek, orasını burasını kaçakça çekiştirmek için sirklere para öderiz! Aslandan korkuyor muyuz, aslanı seviyor muyuz bilinmez!
Korkunçluğunu, heybetini, krallığını yok eder kafes aslanın! Kafes; aslanın aslanlığını, saygınlığını, sıfatlaşmış karakter tarifliğini bitirir! Bu yüzden de çocuklar sirke götürüldüğünde en fazla seyredilendir aslan... Kafeste aslanı olmayan sirk, eksiktir.
Avcılar hakkında pek müsbet tarif yoktur. "Ummaz avcı..." ama aslan avcılarına farklı bir saygı vardır! Aslan avcılarının diğer avcılardan bir farkı, övgüyü hak eden farklı özellikleri vardır...
Aslanlarla, aslanları kafese koyanlarla, kafeslerle ve aslan avcılarıyla muhatab edilmek isteniyoruz son günlerde hem de demokratik zorlamalarla!
Aslan, ormanda aslanca kükreyemezse; aslan kendi dünyasında aslanca yaşayamazsa, aslan bulunduğu yerde doğal bir sessizlik sağlayamazsa aslan mı olurmuş? Kafeslerde çocuklara; "Bak ciciii!" diye târif edilerek korkunun yok edilmesine vesîle edilen yeleliden aslan mı olurmuş?
Aslanı aslan avcısından çok büyük paralarla alarak kafeslere koyup sirk oyuncağı eden kurnazların şuur altlarında, aslan korkusundan intikam mı vardır diye hep düşünmüşümdür. Sıklıkla olmasa da terbiyecisini parçalayan aslanlar da iç güdüsel olarak intikam mı alırlar?
Sirkle, aslanla, kafesle, biletli çocuk seyircilerle ve kafesteki aslandan korkmayan korkak cesurlarla, aslan terbiyecileriyle ilgili olmadık senaryolar düşleyip, olmadık komplolar hazırlamağa çalışırken; birden bire aslan miyav dedi, minik fâre kükredi!...
"Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç!.."
Farenin bu aslanca kükremesinde; yeni safariler mi, yeni aslan sürek avları mı, aslan avcılarıyla pazarlıklar yapılarak hazırlanmış yeni kafesler mi işâret edildi anlayamadık!
Zâten anlaşılsın diye sarf edilmiş bir söze de benzemiyor! Sirk tellâlının; "Başlıyoooor! Acele edin başlıyooooor!" seslenmesinin, aslan kükremesi taklidiyle yapılmışı gibi bir şey!... Milletin "aslanım" diye sevdiği askerler "kafes" adı verilen senaryosu ezberlenmiş bir sürek avıyla kafeste!
Sıra, sanki son zamanlarda aslanlığın onlara kaldığı hukuk adamlarına geldi gibi! "Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire" sürek avının baş aslan avcısının avlanma perdelerini seyrediyoruz!
Demokrasi ormanında, demokratik orman kanunlarıyla, demokrat maskeli demokrasiyi araç edinmiş gayr-ı demokratların, teknolojik tele-kulağı ekolojiye monte ederek, hazmettirerek çalışan bir demokrasi tramvayı vatmanının seferlerini seyrediyoruz!
Millet sirke sokulmuş; "Cambaza baaak!" fısıltılarıyla dikkatler yukarılara çekilirken usta cepçilerin cepleri boşaltmasından sonra "minik fare kükremeleri"yle kafese koyulmadan kafes aslanlıkları ilan edilmiş aslanlara bakıyoruz!
Ve hepimiz millet olarak o kadar demokratlaştık ki esâretin timsâli kafeslerle, demokratlık gösterileri yapan; demokrat maskeli, teknolojiden ve Haçlı Müttefik(!)ten lojistik destekli, îmanlı sürek avcılarına, kafese tıktıkları her aslandan sonra demokrasi havarileri diye alkış vuruyoruz!
Allah'a hamd olsun ki sanal âlemde gönlümüzü hoşnûd eden bir Polat Alemdar'ımız var! Devlet adına, devleti korumak adına, tek başına olmadık başarılara imza atarak başımıza geçirilen çuvalın intikamını almıştı şükr'olsun! Gladyo'dan da intikamımızı alacak!... Can Polatımız'ın bir gün de bu kafesçilerden alacağı intikamımızı bekleyeceğiz artık!
Hürriyetin mânâsını unutmuş, demokrasinin ne olduğunu algılayamamış, cumhuriyet nîmetlerini hazmedemediği için midesi bulanan obur halkların, milletliğe kast eden aslan avcılarına alkış vuranlara karşı, hamd olsun ki sanal bir Polatımız var!
Bakalım bayramdan sonra; "Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç!.." slogan kükremesinin kullanılışında, demokrat maskeli aslan avcımızın sanal rolü ne olacak?
İş senaristin mahâretine ve zekâsına kaldı!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Korkunçluğunu, heybetini, krallığını yok eder kafes aslanın! Kafes; aslanın aslanlığını, saygınlığını, sıfatlaşmış karakter tarifliğini bitirir! Bu yüzden de çocuklar sirke götürüldüğünde en fazla seyredilendir aslan... Kafeste aslanı olmayan sirk, eksiktir.
Avcılar hakkında pek müsbet tarif yoktur. "Ummaz avcı..." ama aslan avcılarına farklı bir saygı vardır! Aslan avcılarının diğer avcılardan bir farkı, övgüyü hak eden farklı özellikleri vardır...
Aslanlarla, aslanları kafese koyanlarla, kafeslerle ve aslan avcılarıyla muhatab edilmek isteniyoruz son günlerde hem de demokratik zorlamalarla!
Aslan, ormanda aslanca kükreyemezse; aslan kendi dünyasında aslanca yaşayamazsa, aslan bulunduğu yerde doğal bir sessizlik sağlayamazsa aslan mı olurmuş? Kafeslerde çocuklara; "Bak ciciii!" diye târif edilerek korkunun yok edilmesine vesîle edilen yeleliden aslan mı olurmuş?
Aslanı aslan avcısından çok büyük paralarla alarak kafeslere koyup sirk oyuncağı eden kurnazların şuur altlarında, aslan korkusundan intikam mı vardır diye hep düşünmüşümdür. Sıklıkla olmasa da terbiyecisini parçalayan aslanlar da iç güdüsel olarak intikam mı alırlar?
Sirkle, aslanla, kafesle, biletli çocuk seyircilerle ve kafesteki aslandan korkmayan korkak cesurlarla, aslan terbiyecileriyle ilgili olmadık senaryolar düşleyip, olmadık komplolar hazırlamağa çalışırken; birden bire aslan miyav dedi, minik fâre kükredi!...
"Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç!.."
Farenin bu aslanca kükremesinde; yeni safariler mi, yeni aslan sürek avları mı, aslan avcılarıyla pazarlıklar yapılarak hazırlanmış yeni kafesler mi işâret edildi anlayamadık!
Zâten anlaşılsın diye sarf edilmiş bir söze de benzemiyor! Sirk tellâlının; "Başlıyoooor! Acele edin başlıyooooor!" seslenmesinin, aslan kükremesi taklidiyle yapılmışı gibi bir şey!... Milletin "aslanım" diye sevdiği askerler "kafes" adı verilen senaryosu ezberlenmiş bir sürek avıyla kafeste!
Sıra, sanki son zamanlarda aslanlığın onlara kaldığı hukuk adamlarına geldi gibi! "Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire" sürek avının baş aslan avcısının avlanma perdelerini seyrediyoruz!
Demokrasi ormanında, demokratik orman kanunlarıyla, demokrat maskeli demokrasiyi araç edinmiş gayr-ı demokratların, teknolojik tele-kulağı ekolojiye monte ederek, hazmettirerek çalışan bir demokrasi tramvayı vatmanının seferlerini seyrediyoruz!
Millet sirke sokulmuş; "Cambaza baaak!" fısıltılarıyla dikkatler yukarılara çekilirken usta cepçilerin cepleri boşaltmasından sonra "minik fare kükremeleri"yle kafese koyulmadan kafes aslanlıkları ilan edilmiş aslanlara bakıyoruz!
Ve hepimiz millet olarak o kadar demokratlaştık ki esâretin timsâli kafeslerle, demokratlık gösterileri yapan; demokrat maskeli, teknolojiden ve Haçlı Müttefik(!)ten lojistik destekli, îmanlı sürek avcılarına, kafese tıktıkları her aslandan sonra demokrasi havarileri diye alkış vuruyoruz!
Allah'a hamd olsun ki sanal âlemde gönlümüzü hoşnûd eden bir Polat Alemdar'ımız var! Devlet adına, devleti korumak adına, tek başına olmadık başarılara imza atarak başımıza geçirilen çuvalın intikamını almıştı şükr'olsun! Gladyo'dan da intikamımızı alacak!... Can Polatımız'ın bir gün de bu kafesçilerden alacağı intikamımızı bekleyeceğiz artık!
Hürriyetin mânâsını unutmuş, demokrasinin ne olduğunu algılayamamış, cumhuriyet nîmetlerini hazmedemediği için midesi bulanan obur halkların, milletliğe kast eden aslan avcılarına alkış vuranlara karşı, hamd olsun ki sanal bir Polatımız var!
Bakalım bayramdan sonra; "Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç!.." slogan kükremesinin kullanılışında, demokrat maskeli aslan avcımızın sanal rolü ne olacak?
İş senaristin mahâretine ve zekâsına kaldı!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Cumartesi, Kasım 28, 2009
BU, SINIF YOKLAMASI DEĞİL!...
Ben; en hakir bir insanı, kardeş sayan bir rûhum,
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı'ya îman var,
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar...
................
Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et!
................
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir
Bu zavallı sürü için ne merhâmet, ne hukuk,
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!.. (M. Emin Yurdakul)
Türk Milleti;
Öncelikle Bayramın mübârek ola...
Hemen peşine; sana aşık, sana sevdâlı, mensûbun olmaktan onurlu, Allah(c.c.)'a Türk yaratıldığı için şükrünü ifâdede eksik kalan bu evlâdına, bana kulak ver! Beni dinle! Beni duy Allah'ını seversen Milletim!
Sese ses vermeyenin, imdâd isteyene yetmeyenin; sesine ses verecek, dâdına yetişecek kimse kalır mı? Bir adım gitmeyene, kim bir adım gelir?
"Millî çıkarı arkaya atıp ta tarafsız davranmaya kalkmak, gerçekte tarafsız olmak değil karşı tarafların yanında yer almak demektir. Aydınların bu türlü gafletlerini milletler çok acı şekilde çeker." diye dışlamış Nihal Atsız tarafsızlık adındaki korkaklığı...
Aydın geçinen bir tarafının, "Bir çift kadın memesine vatan satarım!" dediğinin; diğer tarafının Allah adıyla Allahsız taraflara destek verdiğinin, emrine televizyonlar tahsîs ettiğinin farkında olmayacak mısın?
Tarafsız diye duyarsız kalan korkakların, ihtiyâcı olduğunda yanında sâdece yalnızlığı kalmaz mı?
"El eli, el de döner yüzü..." ne düşündürür akl-ı selîme?
"Ey dipdiri meyyît, iki el bir baş içindir!" feryâdı, ne der duyanlara?
Bildiklerinizi Allah aşkına hatırlamağa çalışın: Doğum adım-adım, kadem-kadem; Ölüm de adım-adım, kadem-kadem değil mi? Ruh bedeni terk ederken vücût ayaklardan soğumaz mı?...
Hareketin en belirgin göstergesi yürümek, hızın târifi koşmak değil mi? Yarışlar koşarak yapılmaz mı? Bu yüzden bilenler ellerden önce ayakları bağlamaz mı? Ayaklarının bağlanıp ellerinin sıraya alındığının farkında olmayacak mısın? Ayağının prangalandığını, bileklerinin kelepçelendiğini fark ettiğinde bağıran, küfreden, aman dileyen dillerin etkisi ne olur, neye yarar?
Bu Bayram günlerinde Allah aşkına kendine gel ki bayramın kara gelmesin Türk Milleti!
Kerkük'ü, Karabağ'ı, Balkanlar'ı, Kıbrıs'ı, Türkmenistan'ı, kulakları patlatan feryâtlarına rağmen duymazdan gelirsen yarın senin atacağın savaş nâranı kim duyar?
Hadi Allah aşkına, tarih yapan kahraman ırkın ahfâdı!
Hadi Allah aşkına, Peygamber Âguşu'nu dolduran şühedânın evlâdı!
Allah aşkına davran artık! Gün, bu gün! An, bu an!...
Bu yoklama, sınıf yoklaması değil!
Artık millî istikbâlinin hedefe alındığı bu gayr-ı millî yoklamada; sese ses vermeyenin, imdâda gitmeyenin, inleyen mazlûmu duymayanın, el atsa yeteceği yere uzanmayanın, cesurca atılıp kahramanlaşmayanın, "Ölümü öldürerek" şehîtleşmeyenin varlığını kim, nasıl fark edecek?Varlıklarıyla yoklukları belli olmayan; renksizlerden, kimliksizlerden, kişiliksizlerden milyonlar olsa ne yazar? Bu milyonlardan ordu olsa neye yarar?
"Allah var, ne gam var?" demez misin sen? "Dost ararsan Allah yeter." demez misin sen?
Dağlar gibi yığdığın kemiklerine, seller gibi akıttığın kanına bak, düşün! Türk Milleti Kendine dön! Türk Budun, ökün!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı'ya îman var,
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar...
................
Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et!
................
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir
Bu zavallı sürü için ne merhâmet, ne hukuk,
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!.. (M. Emin Yurdakul)
Türk Milleti;
Öncelikle Bayramın mübârek ola...
Hemen peşine; sana aşık, sana sevdâlı, mensûbun olmaktan onurlu, Allah(c.c.)'a Türk yaratıldığı için şükrünü ifâdede eksik kalan bu evlâdına, bana kulak ver! Beni dinle! Beni duy Allah'ını seversen Milletim!
Sese ses vermeyenin, imdâd isteyene yetmeyenin; sesine ses verecek, dâdına yetişecek kimse kalır mı? Bir adım gitmeyene, kim bir adım gelir?
"Millî çıkarı arkaya atıp ta tarafsız davranmaya kalkmak, gerçekte tarafsız olmak değil karşı tarafların yanında yer almak demektir. Aydınların bu türlü gafletlerini milletler çok acı şekilde çeker." diye dışlamış Nihal Atsız tarafsızlık adındaki korkaklığı...
Aydın geçinen bir tarafının, "Bir çift kadın memesine vatan satarım!" dediğinin; diğer tarafının Allah adıyla Allahsız taraflara destek verdiğinin, emrine televizyonlar tahsîs ettiğinin farkında olmayacak mısın?
Tarafsız diye duyarsız kalan korkakların, ihtiyâcı olduğunda yanında sâdece yalnızlığı kalmaz mı?
"El eli, el de döner yüzü..." ne düşündürür akl-ı selîme?
"Ey dipdiri meyyît, iki el bir baş içindir!" feryâdı, ne der duyanlara?
Bildiklerinizi Allah aşkına hatırlamağa çalışın: Doğum adım-adım, kadem-kadem; Ölüm de adım-adım, kadem-kadem değil mi? Ruh bedeni terk ederken vücût ayaklardan soğumaz mı?...
Hareketin en belirgin göstergesi yürümek, hızın târifi koşmak değil mi? Yarışlar koşarak yapılmaz mı? Bu yüzden bilenler ellerden önce ayakları bağlamaz mı? Ayaklarının bağlanıp ellerinin sıraya alındığının farkında olmayacak mısın? Ayağının prangalandığını, bileklerinin kelepçelendiğini fark ettiğinde bağıran, küfreden, aman dileyen dillerin etkisi ne olur, neye yarar?
Bu Bayram günlerinde Allah aşkına kendine gel ki bayramın kara gelmesin Türk Milleti!
Kerkük'ü, Karabağ'ı, Balkanlar'ı, Kıbrıs'ı, Türkmenistan'ı, kulakları patlatan feryâtlarına rağmen duymazdan gelirsen yarın senin atacağın savaş nâranı kim duyar?
Hadi Allah aşkına, tarih yapan kahraman ırkın ahfâdı!
Hadi Allah aşkına, Peygamber Âguşu'nu dolduran şühedânın evlâdı!
Allah aşkına davran artık! Gün, bu gün! An, bu an!...
Bu yoklama, sınıf yoklaması değil!
Artık millî istikbâlinin hedefe alındığı bu gayr-ı millî yoklamada; sese ses vermeyenin, imdâda gitmeyenin, inleyen mazlûmu duymayanın, el atsa yeteceği yere uzanmayanın, cesurca atılıp kahramanlaşmayanın, "Ölümü öldürerek" şehîtleşmeyenin varlığını kim, nasıl fark edecek?Varlıklarıyla yoklukları belli olmayan; renksizlerden, kimliksizlerden, kişiliksizlerden milyonlar olsa ne yazar? Bu milyonlardan ordu olsa neye yarar?
"Allah var, ne gam var?" demez misin sen? "Dost ararsan Allah yeter." demez misin sen?
Dağlar gibi yığdığın kemiklerine, seller gibi akıttığın kanına bak, düşün! Türk Milleti Kendine dön! Türk Budun, ökün!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Salı, Kasım 24, 2009
ÖĞRETMENİM'İ VERİN!...
"Dünyaya bin kere gelsem, bininde de öğretmen olmak isterim." derdim çocuklarıma! Çocuklarım derken; acısıyla-tatlısıyla, ölümüyle-doğumuyla, cenâzesiyle-düğünüyle akıp giden hayat içinde; her sene, son sınıflarını uğurladığım, birinci sınıflarını uğurladıklarımın yerine koymağa gayret ettiğim, her yeni gelenin her gideni mutlaka arattığı Öğrencilerimden bahsediyorum...
Dostlarım bir öğretmen olduğumu bilirler. Benim de günüm vardı! Günün siyâsilerine öfkelenip öğretmenliğimden vaz geçtiğim, çocuklarımdan sessiz sedâsız kaçarak terk ettiğim ve aczim şeklinde yorumlanmasın diye içime ağladığım gün; yapmacık ve öğretmenle alay edercesine "Netekim Paşa" dayatmasıyla kutlanan günümü de, gönlümde defnetmiştim!
Ama her Öğretmenler Günü'nde de mutlaka öğretmenlerimi ve öğretmenliğimi yâd ederdim. Bu sene; hem kendim, hem kuşağım, hem de bizden sonraki öğretmenlere, en fazla da kendime öfkelenerek Öğretmenler Günü'nde sustum! Firâr ettim kendime, içimdeki öğretmenliğime!
Susmam gerekti! Çünkü utandım öğretmenlerimden! Çünkü "Ustamın adı Hıdır/ Elimden gelen budur!" kaçamağı sâdece öğretmene uymazdı! Uymamalıydı!
İlköğretim 7.-8. Sınıfları için yazılmış bir Türkçe Ders Kitabında okuma parçası olarak kullanılan bir şiirimde:
"Duygu mîmarıyım ben:
Saygının kaynağı,
Kaygının yok oluş durağı,
Seven-sevmeyen gönüllerde
Benim dalgalandıran Bayrağı..." demiştim öğretmence!
Yine aynı şiirimde:
"Kalem tutamayan minicik eller
Anneden başka söz bilmeyen diller
Benimle büyür dünyalar kadar.
Benim emeğimdir bütün oluşlar.
Ben sevdiririm cumhuriyeti,
Atatürk'ün ölmesine izin vermeyen,
İlkelerinden ödün vermeyen benim
Ben; Öğretmenim..." diye öğretmenlenmiştim!
Hızımı alamamış, coşkuma, hissiyâtıma, hamâsetime dur dememiş ve:
"Toprağı vatanlaştıran
Dünle bu günü kavuşturan
Bu günü yârınlarla yarıştıran benim,
Ben; Öğretmenim!..." diye Türkçe-Öğretmence nâra atmıştım!...
Bu sene sustum! Utandım çünkü! Çünkü ne emânetlere sâhip çıkabilmiş ne de emânetlere sâhiplik edecek evsafta insan yetiştirebilmiştik!...
Eğer bu gün huzûrsuzsak, eğer bu gün Atatürk'ün, ilkelerinin, Cumhuriyet'in yargılanmasına-sorgulanmasına seyircilik yapıyorsak, millet gözümüzün önünde halklara ayrıştırılıyorsa; ilkini 24 Kasım 1981'de, 'Netekim Paşa' zorlamasıyla kutlama(!)ğa başladığımız, millî ülkücülerle/idealistlerle, millî kanaat önderleriyle, arabanın ön tekerlekleriyle, öğretmenle alay edilen 'Öğretmenler Günü'ne katılmakla, kutlama komedilerine figûranlıkla bu günlere hazırlandık, anlayamadık ve suçluyuz!...
Her mesleğin bir pîri olduğunu, öğretmenliğin pîrinin Allah(c.c.) olduğunu çünkü Öğretmenin malzemesinin insan olduğunu hem unuttuk, hem de unutturduk! Hızlandırılmış 40 günlerde; öğretmenlik formasyonu almayan kimselere çocuklarımızı emânet etmeğe başlayan sisteme yeterince kafa tutamadığımız, öğretmence direnemediğimiz için zâten öğretmenlik vasfımızı da kaybetmiş veya 'Netekim Paşa'nın silahlarına teslîm olmuştuk!
Böylesi suçluların nesine lazım özel gün?!
Cüzdanı değil vicdânı, sînesinin sol yanı sevgi dolu olmayanların, gözü-gönlü zengin ve tok olmayanların, idealist olmayan, millî heyecanları olmayanların ne alâkası var öğretmenlikle ve öğretmen olmayan-olamayanların neyine lâzım özel gün?...
Ya bana öğretmenimi verin, ya da beni öğretmenime ki başaramadığım için çeksin kulaklarımı acıtan ama incitmeyen, eğiten muhabbetiyle!....
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Dostlarım bir öğretmen olduğumu bilirler. Benim de günüm vardı! Günün siyâsilerine öfkelenip öğretmenliğimden vaz geçtiğim, çocuklarımdan sessiz sedâsız kaçarak terk ettiğim ve aczim şeklinde yorumlanmasın diye içime ağladığım gün; yapmacık ve öğretmenle alay edercesine "Netekim Paşa" dayatmasıyla kutlanan günümü de, gönlümde defnetmiştim!
Ama her Öğretmenler Günü'nde de mutlaka öğretmenlerimi ve öğretmenliğimi yâd ederdim. Bu sene; hem kendim, hem kuşağım, hem de bizden sonraki öğretmenlere, en fazla da kendime öfkelenerek Öğretmenler Günü'nde sustum! Firâr ettim kendime, içimdeki öğretmenliğime!
Susmam gerekti! Çünkü utandım öğretmenlerimden! Çünkü "Ustamın adı Hıdır/ Elimden gelen budur!" kaçamağı sâdece öğretmene uymazdı! Uymamalıydı!
İlköğretim 7.-8. Sınıfları için yazılmış bir Türkçe Ders Kitabında okuma parçası olarak kullanılan bir şiirimde:
"Duygu mîmarıyım ben:
Saygının kaynağı,
Kaygının yok oluş durağı,
Seven-sevmeyen gönüllerde
Benim dalgalandıran Bayrağı..." demiştim öğretmence!
Yine aynı şiirimde:
"Kalem tutamayan minicik eller
Anneden başka söz bilmeyen diller
Benimle büyür dünyalar kadar.
Benim emeğimdir bütün oluşlar.
Ben sevdiririm cumhuriyeti,
Atatürk'ün ölmesine izin vermeyen,
İlkelerinden ödün vermeyen benim
Ben; Öğretmenim..." diye öğretmenlenmiştim!
Hızımı alamamış, coşkuma, hissiyâtıma, hamâsetime dur dememiş ve:
"Toprağı vatanlaştıran
Dünle bu günü kavuşturan
Bu günü yârınlarla yarıştıran benim,
Ben; Öğretmenim!..." diye Türkçe-Öğretmence nâra atmıştım!...
Bu sene sustum! Utandım çünkü! Çünkü ne emânetlere sâhip çıkabilmiş ne de emânetlere sâhiplik edecek evsafta insan yetiştirebilmiştik!...
Eğer bu gün huzûrsuzsak, eğer bu gün Atatürk'ün, ilkelerinin, Cumhuriyet'in yargılanmasına-sorgulanmasına seyircilik yapıyorsak, millet gözümüzün önünde halklara ayrıştırılıyorsa; ilkini 24 Kasım 1981'de, 'Netekim Paşa' zorlamasıyla kutlama(!)ğa başladığımız, millî ülkücülerle/idealistlerle, millî kanaat önderleriyle, arabanın ön tekerlekleriyle, öğretmenle alay edilen 'Öğretmenler Günü'ne katılmakla, kutlama komedilerine figûranlıkla bu günlere hazırlandık, anlayamadık ve suçluyuz!...
Her mesleğin bir pîri olduğunu, öğretmenliğin pîrinin Allah(c.c.) olduğunu çünkü Öğretmenin malzemesinin insan olduğunu hem unuttuk, hem de unutturduk! Hızlandırılmış 40 günlerde; öğretmenlik formasyonu almayan kimselere çocuklarımızı emânet etmeğe başlayan sisteme yeterince kafa tutamadığımız, öğretmence direnemediğimiz için zâten öğretmenlik vasfımızı da kaybetmiş veya 'Netekim Paşa'nın silahlarına teslîm olmuştuk!
Böylesi suçluların nesine lazım özel gün?!
Cüzdanı değil vicdânı, sînesinin sol yanı sevgi dolu olmayanların, gözü-gönlü zengin ve tok olmayanların, idealist olmayan, millî heyecanları olmayanların ne alâkası var öğretmenlikle ve öğretmen olmayan-olamayanların neyine lâzım özel gün?...
Ya bana öğretmenimi verin, ya da beni öğretmenime ki başaramadığım için çeksin kulaklarımı acıtan ama incitmeyen, eğiten muhabbetiyle!....
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Cuma, Kasım 20, 2009
EHVEN-İ ŞERR'E MECBÛRİYET!...
"Zırva tevil götürmez diye bir söz vardır. Çok mu ağır kaçtı?" O zaman; "Şeyini şey ettiğimim şeyi" diyerek her iki cümlenin sahibin üslûbuyla şeyi şeyleştirebiliriz!
AKP'nin ak-pak kişiliklerinden birinden, Bülent Arınç'tan bahsetmek istiyorum biraz. Neden mi? Kurucularından olduğu AK sıfatlı, değişken partiye rağmen, yıllardır değiştirmediği üslûbu hele Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklılığından dolayı Başbakan olamadığı AKP'nin ilk seçim zâferindeki, liderine sadâkatini vücut dili ve göz yaşlarıyla tevilsiz sergilediği günden beri, Arınç'a hep muhabbetle bakardım.
Meclis Başkanlığı'nı, partisinden ve bütün parti kurmaylarından bileğinin zoruyla aldığının yazıldığı günlerden beri ise mücâdeleciği ve hakkını aramaktaki ısrarcılığı ile biraz daha muhabbetim artmıştı.
Net duruşlu, inandığı gibi yaşayan veya yaşadıklarına inanan samîmi kişilere, fikren muhalif olunsa da saygı duyulur. Arınç'a hep bu târifle bakar ve hep bu tarifinden dolayı da saygılı, muhabbetli yaklaşırdım. Yaklaşırdım derken Arınç hakkında ilk defa yazacağım! Arınç'a saygım dolayısıyla, bulunduğu hatta lokomotiflerinden olduğu bilinen AKP'ye rağmen bir şey söylememiş, yazmamıştım!
Ta ki; Meclis Başkanlığı görevi bittikten sonra kısa bir süre dinlenmeğe alınıp yeniden aktif siyâsetin göbeğine çekilinceye, Başbakan Yardımcısı olarak Kabineye dâhil edilip MGK'ya katılanlardan oluncaya kadar, muhabbetim bakiydi!
Türkiye'de sistem gereği kamu kurum ve kuruluşlarının denetim ve kadrolarının tanzîmi, bakanlıklar arasında paylaştırılır. Bu paylaşım, iş başındaki hükümetin siyâseti ve programına göre yapılır.
Millî ahlâk ve kültürümüze katkısı veya zararı münakaşasız olan radyo ve televizyonların kontrolünden sorumlu RTÜK te, kabinede bir bakana bağlı. Yakın bir geçmişte Başkanlığını Zâhid Akman'ın yaptığı RTÜK; Devlet Bakanlığı'na yâni Bülent Arınç'a bağlı.
AKP ve liberal bütün partilerin siyâseten kıblesi olmuş AB'nin mahkemelerinin; "Asrın Dolandırıcılığı" adıyla yargılayıp suçlu îlan ettiği Zâhid Akman adı basına düşünce; karakterine ve kişiliğine çok ihtirâm gösterdiğim Bülent Arınç, basın yoluyla istifasını istemişti. Doğru bir istek, kişilikli bir tavırdı. Gerçi neden işten el çektirmedi, mesele sonuçlanıncaya kadar neden istifasını resmen almadı anlayamamıştım ama tavrında direnemeyişini hiç anlamamıştım! Kabinenin patronu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anılan kişi hakkında; "Temiz bir kardeşimizdir." destek târifini yapınca; yıllarca karakteri ve net duruşundan dolayı üzerine toz kondurmamak için hakkında hiç yazmadığım Bülent Arıç; hayâl aynamda tuz-buz oldu! Dağıldı!
Kimseye açıklamadığım gizli muhabbet ve tarifimle başbaşa sustum yine bu konuda!
10 Kasım'da Devletin ve sistemin bânisinin ölüm yıl dönümünde; "açılım" adıyla piyâsaya sürülen parçalama programı üzerinde kopartılan fırtınanın toz dumanı içinde bile gözden kaçması mümkün olmayan işler oldu! Bu işleri yapanlardan biri de Arınç'tı!
Meclis Kürsüsünden yanlış olmayan bilgi ve cümlelerle, deneyimli siyâset ve diplomat üslûbuyla Onur Öymen, geçmişten ve Dersim İsyânı'ndan da örnek verdi! Art niyetlilerce kızıl kıyamet koparıldı!
Bu koparılan kıyâmette de Arınç'a odaklıyım! Bir yerel televizyonda; " Şimdi aslında bu konuda CHP içinde en azından sesini yükseltmesi, itiraz etmesi gereken pek çok milletvekili var... Kılıçdaroğlu 2 gün sonra küçük bazı şeyler söyledi. Ama baktı ki Baykal, Öymen'den yana, o da sesini kesti. Bu, CHP'nin içinde bulunduğu hâlet-i rûhiyeyi çok güzel anlatıyor.'' dedi...
Ben de; "Olmadı Bülent Arınç olmadı! Bâri bu sözü söyleyen sen olmayaydın! Gözümüzdeki, gönlümüzdeki net duruşlu Arınç'ı katletmeğe neden bu kadar heveslisin?" diye bu kere sesli olarak sormak zorunda kaldım!
Zâhid Akman konusunda, Başbakan'ın arkalaması üzerine; istifa isteğinden susarak vaz geçen, kendi istifâsı gibi bir erdemi hiç hatırlamayan ve bunu partisine sadâkat diye yorumlayan Arınç; partisini korumak adına söyleminde diplomatik bir manevra yapan Kılıçdaroğlu'na, bunları söylemek hakkına sahip değildir!
Demezler mi adama; sana helâl ve mubah olan Genel Başkana karşı susmak; Kılıçdaroğlu'na veya bir başkasına neden haram olsun?
İkinizin davranışı da yanlış ama artık dînimize küfredenin mutlaka Müslümân olmasını tercîh ediyoruz! Ehven-i şerr'den gayrı seçimimiz kalmadı gayrı!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
AKP'nin ak-pak kişiliklerinden birinden, Bülent Arınç'tan bahsetmek istiyorum biraz. Neden mi? Kurucularından olduğu AK sıfatlı, değişken partiye rağmen, yıllardır değiştirmediği üslûbu hele Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklılığından dolayı Başbakan olamadığı AKP'nin ilk seçim zâferindeki, liderine sadâkatini vücut dili ve göz yaşlarıyla tevilsiz sergilediği günden beri, Arınç'a hep muhabbetle bakardım.
Meclis Başkanlığı'nı, partisinden ve bütün parti kurmaylarından bileğinin zoruyla aldığının yazıldığı günlerden beri ise mücâdeleciği ve hakkını aramaktaki ısrarcılığı ile biraz daha muhabbetim artmıştı.
Net duruşlu, inandığı gibi yaşayan veya yaşadıklarına inanan samîmi kişilere, fikren muhalif olunsa da saygı duyulur. Arınç'a hep bu târifle bakar ve hep bu tarifinden dolayı da saygılı, muhabbetli yaklaşırdım. Yaklaşırdım derken Arınç hakkında ilk defa yazacağım! Arınç'a saygım dolayısıyla, bulunduğu hatta lokomotiflerinden olduğu bilinen AKP'ye rağmen bir şey söylememiş, yazmamıştım!
Ta ki; Meclis Başkanlığı görevi bittikten sonra kısa bir süre dinlenmeğe alınıp yeniden aktif siyâsetin göbeğine çekilinceye, Başbakan Yardımcısı olarak Kabineye dâhil edilip MGK'ya katılanlardan oluncaya kadar, muhabbetim bakiydi!
Türkiye'de sistem gereği kamu kurum ve kuruluşlarının denetim ve kadrolarının tanzîmi, bakanlıklar arasında paylaştırılır. Bu paylaşım, iş başındaki hükümetin siyâseti ve programına göre yapılır.
Millî ahlâk ve kültürümüze katkısı veya zararı münakaşasız olan radyo ve televizyonların kontrolünden sorumlu RTÜK te, kabinede bir bakana bağlı. Yakın bir geçmişte Başkanlığını Zâhid Akman'ın yaptığı RTÜK; Devlet Bakanlığı'na yâni Bülent Arınç'a bağlı.
AKP ve liberal bütün partilerin siyâseten kıblesi olmuş AB'nin mahkemelerinin; "Asrın Dolandırıcılığı" adıyla yargılayıp suçlu îlan ettiği Zâhid Akman adı basına düşünce; karakterine ve kişiliğine çok ihtirâm gösterdiğim Bülent Arınç, basın yoluyla istifasını istemişti. Doğru bir istek, kişilikli bir tavırdı. Gerçi neden işten el çektirmedi, mesele sonuçlanıncaya kadar neden istifasını resmen almadı anlayamamıştım ama tavrında direnemeyişini hiç anlamamıştım! Kabinenin patronu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anılan kişi hakkında; "Temiz bir kardeşimizdir." destek târifini yapınca; yıllarca karakteri ve net duruşundan dolayı üzerine toz kondurmamak için hakkında hiç yazmadığım Bülent Arıç; hayâl aynamda tuz-buz oldu! Dağıldı!
Kimseye açıklamadığım gizli muhabbet ve tarifimle başbaşa sustum yine bu konuda!
10 Kasım'da Devletin ve sistemin bânisinin ölüm yıl dönümünde; "açılım" adıyla piyâsaya sürülen parçalama programı üzerinde kopartılan fırtınanın toz dumanı içinde bile gözden kaçması mümkün olmayan işler oldu! Bu işleri yapanlardan biri de Arınç'tı!
Meclis Kürsüsünden yanlış olmayan bilgi ve cümlelerle, deneyimli siyâset ve diplomat üslûbuyla Onur Öymen, geçmişten ve Dersim İsyânı'ndan da örnek verdi! Art niyetlilerce kızıl kıyamet koparıldı!
Bu koparılan kıyâmette de Arınç'a odaklıyım! Bir yerel televizyonda; " Şimdi aslında bu konuda CHP içinde en azından sesini yükseltmesi, itiraz etmesi gereken pek çok milletvekili var... Kılıçdaroğlu 2 gün sonra küçük bazı şeyler söyledi. Ama baktı ki Baykal, Öymen'den yana, o da sesini kesti. Bu, CHP'nin içinde bulunduğu hâlet-i rûhiyeyi çok güzel anlatıyor.'' dedi...
Ben de; "Olmadı Bülent Arınç olmadı! Bâri bu sözü söyleyen sen olmayaydın! Gözümüzdeki, gönlümüzdeki net duruşlu Arınç'ı katletmeğe neden bu kadar heveslisin?" diye bu kere sesli olarak sormak zorunda kaldım!
Zâhid Akman konusunda, Başbakan'ın arkalaması üzerine; istifa isteğinden susarak vaz geçen, kendi istifâsı gibi bir erdemi hiç hatırlamayan ve bunu partisine sadâkat diye yorumlayan Arınç; partisini korumak adına söyleminde diplomatik bir manevra yapan Kılıçdaroğlu'na, bunları söylemek hakkına sahip değildir!
Demezler mi adama; sana helâl ve mubah olan Genel Başkana karşı susmak; Kılıçdaroğlu'na veya bir başkasına neden haram olsun?
İkinizin davranışı da yanlış ama artık dînimize küfredenin mutlaka Müslümân olmasını tercîh ediyoruz! Ehven-i şerr'den gayrı seçimimiz kalmadı gayrı!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Kasım 19, 2009
ÜLKÜCÜ AZ BULUNUR AMA BULUNUR...
Yetkili yetkisiz, partili partisiz her kesin, bir târifi var. 1959 yılında yapılmış bir târifi hatırlayalım:
"Bir toplumun bütün bireyleri ülkücü olmaz. Ülkücüler, yüreği daha fazla yanıp tutuşan, gördüklerinden gözleri daha fazla yaşaran insanlardır. Böylesi de az bulunur. Az bulunur, ama bulunur. Bunlar toplum arabasını götüren ön tekerler gibidir. Ön tekerler nereye giderse, arka tekerler de oraya gider. Hiç bir toplum bunlarsız olmaz, bunlarsız ilerleyemez..." (7. Mart. 1959-Fakir Baykurt-Şamar Oğlanları'ndan)
Târifi yapanı görünce şaşıranları, hayret edenleri görür gibiyim!
Ülküyü, ülkücülüğü ve ülkücüyü Türkçeye kazandıran; ideali ülkü, idealisti ülkücü, idealizmi ülkücülük ederek kavramlaştıran Muhteşem Türk Atatürk'ü bir daha hasret, saygı ve rahmetle andıktan sonra; söylenirken bile insan yüreğini kıpır kıpır kıpırdatan ülkücülüğü özelleştirecek kadar sahiplenip siyâsallaştırmağı başaran, yüz yılın son Başbuğu Alparslan Türkeşi de emsâl duygular ve rahmetlerle yâd edelim...
Bir memleket düşünün; 600 yıllık ömrünün en az 400 yılını, çok büyük bir coğrafya ve sayısız etnik gruplara hükümrân olarak geçirmiş, çok uluslu bir imparatorluğun aslî kurucularının Etrâk-ı bi İdrak (idraksiz Türkler) olarak adlandırıldığı bir memleket!...
Bir memleket düşünün; yüzlerce yıl sayısız Haçlı Seferi'ni müslüman dünyası adına tek başına karşılayıp tek başına göğüslemesine, İslâm sancaktarlığı etmesine, İ'lâ–yı Kelîmetullah'ı dünyaya yaymağı görev edinmesine, üstelik Peygamber(s.a.v.)'den duâlı ve övgülü olduğu kesin olmasına rağmen, Haçlı'nın direktif ve öğretileriyle İslâmcı vatandaşları tarafından parçalanmağa uğraşılan bir memleket!...
Bir memleket düşünün; dünya milletlerinin milliyetçilik yaparak büyüdüğü, yayıldığı bir yüz yılda, etnik ırkçılıklarla bölücülüğe kurban edilmek istenen bir memleket!
Bir memleket düşünün; İslâm sancaktarlığını gönüllü üstlenen ve Hıristiyan dünyasında İslâmı Türk, Türk'ü İslâm diye tanımlatmayı başaran millet evlâtlarının pantürkizm (Türk Birliği) hayâlinin karşısına, Haçlı destekleriyle panislâmizm (İslâm Birliği) engellemesiyle çıkılan bir memleket!
Bir memleket düşünün; parçalanmış, paylaşılmış ve kalan Anadolu'nun da paylaşılmasına, 600 yıllık İmparatorluğun kurucusu olmasına rağmen yüzlerce yıl horlanmış, dışlanmış Türklerin isyân ederek, her cephede ayrı bir destânla, her karış toprağa binlerce şehit vererek yeniden sahip çıkmış olsun!
Bir memleket düşünün; ölümcül hasta bir devlet kalıntılarından bir Millî Devlet çıkarılmış olsun. Haçlı'nın atını çektiği, dansöz oynattığı camilerin minârelerinden Ezân-ı Muhammedi'ye yeniden inleme hakkı verilmiş olsun. Kurulan Millî Devlette, kimsenin etnik köküne bakılmaksızın sâdece liyâkatine göre devletin mensûbu-vatandaşı sayılsın; azınlık, gayr-ı müslim farkı gözeteilmeden bütün vatandaşlara Türk Milleti adı verilsin ve bu genç-dinamik, millî devletin cumhuriyetleşmiş halinden de yeniden hürriyetine kavuşturulmuş İslâm adıyla, müslümanlıktan geçinenler rahatsız olsun!...
Bir memleket düşünün; yirmi-yirmi beş sene önce delik ayakkabılı olduğunu kendi söyleyen ve dünyanın en zengin 8 liderinden biri olduğu söylenen birisi, hem başbakanlığa kadar yükselmiş hem de bu imkânları sağlayan sistemle kavgalı olsun!...
Bir memleket düşünün; memleket sevdâlarıyla tanınan idealist bir gençlik, memleket severlik yarışında, sağ-sol diye yıllarca birbirini katletmiş olsun! Memleket hakkında en fazla söz sahibi olmaları gerekirken bu insanlar, demokrasiyi araç kullanan siyâset kurnazı, demokrat sultan Genel başkanların el birliği ile siyâset dışına itilmiş olsun!
Ve bu memleket; Cumhûriyetinin bânisinin ölüm yıl dönümünde; "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir." markalı Gâzi Meclis'te, hürriyet diye dünyaya baş kaldırılan adreste; vatanın, milletleştirilmiş halklarının ayrıştırılmasına, parçalanmasına zemîn hazırlayacak oturumlar yapılan Türkiye olsun!...
Ve hâlâ Ülkücülüğünde, Devrimciliğinde ısrarcı; dönmeyenler, değişmeyenler bu siyâset kurnazları tarafından sağlı-sollu hâin diye îlan edilsin! Bu memleket sevdâlılarını hâinleştirme işi de ülkücülük ve devrimcilik adına yapılsın!...
Yazının başında; "Böyleleri az bulunur. Az bulunur ama bulunur. Hiç bir toplum bunlarsız olmaz, bunlarsız ilerleyemez..." demiştik ya... Az-öz ülkücüleri beklemekten başka çâre de yok gayrı...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
"Bir toplumun bütün bireyleri ülkücü olmaz. Ülkücüler, yüreği daha fazla yanıp tutuşan, gördüklerinden gözleri daha fazla yaşaran insanlardır. Böylesi de az bulunur. Az bulunur, ama bulunur. Bunlar toplum arabasını götüren ön tekerler gibidir. Ön tekerler nereye giderse, arka tekerler de oraya gider. Hiç bir toplum bunlarsız olmaz, bunlarsız ilerleyemez..." (7. Mart. 1959-Fakir Baykurt-Şamar Oğlanları'ndan)
Târifi yapanı görünce şaşıranları, hayret edenleri görür gibiyim!
Ülküyü, ülkücülüğü ve ülkücüyü Türkçeye kazandıran; ideali ülkü, idealisti ülkücü, idealizmi ülkücülük ederek kavramlaştıran Muhteşem Türk Atatürk'ü bir daha hasret, saygı ve rahmetle andıktan sonra; söylenirken bile insan yüreğini kıpır kıpır kıpırdatan ülkücülüğü özelleştirecek kadar sahiplenip siyâsallaştırmağı başaran, yüz yılın son Başbuğu Alparslan Türkeşi de emsâl duygular ve rahmetlerle yâd edelim...
Bir memleket düşünün; 600 yıllık ömrünün en az 400 yılını, çok büyük bir coğrafya ve sayısız etnik gruplara hükümrân olarak geçirmiş, çok uluslu bir imparatorluğun aslî kurucularının Etrâk-ı bi İdrak (idraksiz Türkler) olarak adlandırıldığı bir memleket!...
Bir memleket düşünün; yüzlerce yıl sayısız Haçlı Seferi'ni müslüman dünyası adına tek başına karşılayıp tek başına göğüslemesine, İslâm sancaktarlığı etmesine, İ'lâ–yı Kelîmetullah'ı dünyaya yaymağı görev edinmesine, üstelik Peygamber(s.a.v.)'den duâlı ve övgülü olduğu kesin olmasına rağmen, Haçlı'nın direktif ve öğretileriyle İslâmcı vatandaşları tarafından parçalanmağa uğraşılan bir memleket!...
Bir memleket düşünün; dünya milletlerinin milliyetçilik yaparak büyüdüğü, yayıldığı bir yüz yılda, etnik ırkçılıklarla bölücülüğe kurban edilmek istenen bir memleket!
Bir memleket düşünün; İslâm sancaktarlığını gönüllü üstlenen ve Hıristiyan dünyasında İslâmı Türk, Türk'ü İslâm diye tanımlatmayı başaran millet evlâtlarının pantürkizm (Türk Birliği) hayâlinin karşısına, Haçlı destekleriyle panislâmizm (İslâm Birliği) engellemesiyle çıkılan bir memleket!
Bir memleket düşünün; parçalanmış, paylaşılmış ve kalan Anadolu'nun da paylaşılmasına, 600 yıllık İmparatorluğun kurucusu olmasına rağmen yüzlerce yıl horlanmış, dışlanmış Türklerin isyân ederek, her cephede ayrı bir destânla, her karış toprağa binlerce şehit vererek yeniden sahip çıkmış olsun!
Bir memleket düşünün; ölümcül hasta bir devlet kalıntılarından bir Millî Devlet çıkarılmış olsun. Haçlı'nın atını çektiği, dansöz oynattığı camilerin minârelerinden Ezân-ı Muhammedi'ye yeniden inleme hakkı verilmiş olsun. Kurulan Millî Devlette, kimsenin etnik köküne bakılmaksızın sâdece liyâkatine göre devletin mensûbu-vatandaşı sayılsın; azınlık, gayr-ı müslim farkı gözeteilmeden bütün vatandaşlara Türk Milleti adı verilsin ve bu genç-dinamik, millî devletin cumhuriyetleşmiş halinden de yeniden hürriyetine kavuşturulmuş İslâm adıyla, müslümanlıktan geçinenler rahatsız olsun!...
Bir memleket düşünün; yirmi-yirmi beş sene önce delik ayakkabılı olduğunu kendi söyleyen ve dünyanın en zengin 8 liderinden biri olduğu söylenen birisi, hem başbakanlığa kadar yükselmiş hem de bu imkânları sağlayan sistemle kavgalı olsun!...
Bir memleket düşünün; memleket sevdâlarıyla tanınan idealist bir gençlik, memleket severlik yarışında, sağ-sol diye yıllarca birbirini katletmiş olsun! Memleket hakkında en fazla söz sahibi olmaları gerekirken bu insanlar, demokrasiyi araç kullanan siyâset kurnazı, demokrat sultan Genel başkanların el birliği ile siyâset dışına itilmiş olsun!
Ve bu memleket; Cumhûriyetinin bânisinin ölüm yıl dönümünde; "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir." markalı Gâzi Meclis'te, hürriyet diye dünyaya baş kaldırılan adreste; vatanın, milletleştirilmiş halklarının ayrıştırılmasına, parçalanmasına zemîn hazırlayacak oturumlar yapılan Türkiye olsun!...
Ve hâlâ Ülkücülüğünde, Devrimciliğinde ısrarcı; dönmeyenler, değişmeyenler bu siyâset kurnazları tarafından sağlı-sollu hâin diye îlan edilsin! Bu memleket sevdâlılarını hâinleştirme işi de ülkücülük ve devrimcilik adına yapılsın!...
Yazının başında; "Böyleleri az bulunur. Az bulunur ama bulunur. Hiç bir toplum bunlarsız olmaz, bunlarsız ilerleyemez..." demiştik ya... Az-öz ülkücüleri beklemekten başka çâre de yok gayrı...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
