Cuma, Nisan 15, 2011

SIRDAŞLIĞI BECEREMEYENLER!...

Tevâtürle târih arasındaki yakın ilişki ve müthîş farkı, biliriz inşallah. Bildiğini zannedenlere de gönül koymadan edeple hatırlatmaya çalışırız. Hatırlarsa sevinir, bize inanmayıp yeniden araştırarak ikna olduktan sonra "Hatırladıım!" derlerse fazlasıyla seviniriz.
Mektepte okumak, herhangi bir bilim veya ilim dalında tahsîl görmek elbette önerilen, doğruya yakın bir yoldur. "Bu kadar cehâlet ancak tahsîl ile mümkündür." diye nerdeyse darb-ı meselleşecek tesbît te ehl-i dîl ferâsetidir!
Meslek hayatımda çarpım cetvelini bilmeyen matematik öğretmenleri gördüm! Edebiyat'ın, ilm-i edeb'in ne olduğunu bilmeyen hatta ilk kez duyan edebiyat öğretmenleri gördüm! Tevâtürle tarih arasındaki mesâfenin farkında olmayan tarih öğretmenleri de gördüm. Böyle bir tarih tahsîllisiyle muhatapsam, -Vallahi- çok üzülürüm!
Karı-koca diye avâmın ta'bîr ettiği, er ile ayâl arasındaki mahremîyetin sadece halvethâne ile sınırlandırılmasını; bilgisizlik diye adlandırsam haksızlık olur, kendini ve yanlışını savunarak enâniyyet yapmak desem galiba daha insânî ve insaflı olacak...
Çok bilinen ama nedense açıkça ihmâl edilen ve ihmâl edildikleri için isyân etmeden sessizce yerlerini terk eden ve yerlerine benzerini bulmanın kolay olduğu zannedilen rütbesiz erlerden bahsetmenin tam sırası.
Sayısız alaylı-tahsîlsiz kahramanlar, komutanlar biliriz. Sayısız tahsilsiz müteahhit tanırız. Alaylı oldukları için teknik bilgilerin, formüllerin belki adlarını ve yazılışlarını hatta telaffuz edilişini bilmezler ama onların uyguladıkları statik, genellikle diplomalı mühendislerin hesaplarına galip gelir!
Usta-çırak ilişkisinden ve tatbikattan uzak olarak nazarî bilgileri ezberleyip geçer numarayı aldıktan sonra unutan öğrenci ile inşaatta köşe taşını sabitleyecek dolgu taşını yanlış veya yetersiz seçtiği için ensesine tokat yiyen çırak arasındaki öğrenme ve bilme farkı, her zaman vardı. Yine var! Hep olacak!
Ülkü Ocakları tedrîsli Ülkücüden kastımız; usta-kalfa-çırak silsilesi ile oluşmuş alaylılardır. Onlar rütbesizdir. Ordu onlardan oluşur. Nazâriyat ile tatbîkat arasındaki yakın ilişki ile fersahlarca mesâfeyi bilerek öğrendiklerini, sessizce uygulayanlardır onlar.
Savaşlarda, olağanüstü hallerde kahramanlar; bu isimsiz, sessizlerden çıkar. Çünkü onlar, kovanın bal yapan işçi arılarıdır. Onlar olmasa bal olmaz, bal olmasa kovan sönüktür, kovan sönükse arıcı-balcı ziyândadır!
Defâlarca arzettik! Bir arı soktu diye kovan söndürmenin akılla alâkası yoktur! Arı sokmasından korkan kişiden arıcı-balcı olmaz! Balcılıktan anlamayanın damak zevkinde ise tatlı, reçelle sınırlıdır!
Tevâtürle tarih arasındaki ilişkiden bal ile reçele vardık! Benzer bir ilişki vardır bal ile reçel arasında. Reçelin ustası vardır ama balın ustası olmaz olamaz! Tarihçi, bilinir ama tevâtürün söyleyeni meçhûldür! Tarihi, isimsiz erler yapar, tarihçi yazar; balı, ehîl balcının ürettiği arılar yapar, balcı satar! Balcı-arıcı olmazsa arı, arı olmazsa bal olmaz! Sadece vızıltı benzerliğinden eşekarısı ile balarısı arasındaki farkı bilmeyen ve arıdan korkan nazâriyeciden tatlı sipariş etmek şekerlemiş reçele râzı olmaktır!
"(Ey Muhammed!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur... (Zümer-8)
"(Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür... (Zümer-9)"
İlahî uyarı ve ikazları da hatırlattıktan sonra; ev ile hâne arasındaki, er-ayâl arasındaki ilişki ile hâne reisi ile aile fertleri arasındaki ilişkinin farkına bir daha vurgu yaptıktan sonra; "Sırdaşlığı beceremeyenin sırdaşı olmaz." diye şahsî kanaatimizi arz edelim. Elbette sözümüz yine ortaya kim alır veya alınırsa onun olsun...
"VE TEVEKKEL A'LALLAH" (Vekîl olarak Allah yeter.-Ahzâp-3)"
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Nisan 13, 2011

NE SIRDAŞLAR VARMIŞ! YUH OLSUN!

Bu hallerde sözüm, hep ortaya olur! Öfkemin muhatabının adını vermem! Bunda, nefsime yenik düşerek haksızlık yapmak korkum, birinci etkendir. Bazen de saldırdığımın reklamı olmasın diye adını anmam! Çünkü bilirim ki insanın tarifi, hasmının gücüyle düz orantılı yapılır! Adını zikrederek tenkît ettiğim şahısla, -ister istemez- aynı düzeye ineceğimi bilirim! Bağışlayın! Kastım beni anlatmak değil!
Kırk dört yıldır Ülkücü olmaya gayret eden bir Türkeşçi'yim! "Leşker-i komando, nefer-i Türkeş est!" diye Garipkafkaslı Ahmetali Ağabeyimden öğrendiğim farsça sloganla sevdim Türkeş'i. O, Türk Dünyasının Kudretli Albayı idi! O, kimsenin kolay ulaşamayacağı bir rütbeye, Türk Milleti'nin gönlünde ermiş, Türk Dünyasının Başbuğu olmuştu.
1971 yılında; yaşımız gereği çoğumuzun anlamını bilmediği "Ecmâinler"le "Türkçüler"in yurt hakimiyeti kavgasını, içinde olarak yaşamış ve bu yüzden İstanbul'a gelen Başbuğ'un mübârek elini, bu kötü olay vesilesiyle öpmüştüm ilk defa... Sonra Malazgirt Zaferi'nin 900. Yıl dönümünde, Malazgirt dağlarında öpmek nasip olmuştu mübârek elini...
Başbuğa yakın olanları kıskanarak geçti bütün ömrüm! Türk dünyasının Başbuğu'nun evine girecek kadar güvenini kazanmak için ne yapmak lâzım diye, dünyasını değişinceye kadar kafa patlattım... Konu, bunlar da değil!
Nasılsa Alparslan Türkeş hak dünyada, mezardan kalkıp "Yalan!" diyemez diye, herkesin yalan olduğunu bilerek dinlediği palavracıların Türkeş yakınlıklarından da bahsetmeyeceğim!
Hayatımda ilk defa ülkücülüğümden utandım!
Sır saklayamayandan; teşkilat, teşkilatçı, yoldaş, ülküdaş mı olurmuş? Başbuğ'un evine girecek kadar güvenini kazanmış birinin, ölümünden 14 yıl sonra eşi ile yaşadığı hâne içi bir münakaşayı anlatarak farş etmenin, hangi vicdânla-ahlâkla alâkası olabilir?
Kardeşiiiim! (sevdiklerime kardeşim demeyeceğimi ve nedenini dostlarım bilirler) Hangimizin anamız, babamıza diklenmemiş? Hangimizin eşimiz, dostlarımızın yanında bize diklenmemiş? Hz. Ayşe Validemiz, Resulullah(s.a.v.)'a diklenmemiş mi? Peygamber(s.a.v.)'imizin bizzat kendileri, müslüman erkeğin eşine nasıl davranması gerektiğini öğretmek için anlatmamışlar mı? Ehl-i Beyt'ten ve Peygamber hânesine girebilen sahâbeden herhangi birinin, hâne içinde gördükleri, karı-koca arasındaki bir olayı naklettiklerini bilen-duyan var mı? Kendisine kılıç çekmesine rağmen Hz. Ali(r.a.)'nin Hz. Ayşe hakkında aleyhte tek kelimesini duyan var mı?
Var mı böyle sırdaşlık? Var mı böyle teşkilatçılık? Var mı böyle Ülkücülük?
Yuh olsun! Gördüğü o ev hâlini sır olarak saklayamayan, Başbuğ'un evine alacak kadar güvendiği kişiye? Yazık olsun bu sırrı, Türkeşçilik-Ülkücülük yapıyorum düşüncesiyle farş edene!
Yuh olsun bize!
Bana yuh olsun! Yuhlar olsun ki, böyle hâne sırrını farş edecek kadar ağızdan gevşeklerle Ülküdaşlık yaptığımı zannetme ferâsetsizliği götermişim!
Başbuğum! Hakkını helal et bize! Seni öldürdük ama hâlâ öldüremedik! Artık iş, aile sırlarını anlatarak seni tahrip etmeye kaldı!
Yuh olsun! Yuhlar olsun! Yazıklar olsun!
Rahşan Ecevit'le merhûm Karaoğlan'ın hiç mi münakaşaları görülmemiş? Semra Özal'la merhûm Özal'ın münakaşalarını hiç gören yok mu? Nazmiye Demirel'le Süleyman Demirel'in, altmış yıldır yakınında olanlardan hiçkimse, hiç mi münakaşalarını görmemiş? Görüp anlatanı duyan var mı?
Yuh olsun! Yuhlar olsun! Yazıklar olsun Başbuğ'a sırdaşlığı beceremeyen gevşek ağızlılara... Erkekliği, mertliği, sırdaşlığı bilmiyorsanız susun bari Kardeşiiiim! Ya susun, ya da susun Allah aşkına! Ne böyle Türkeşçilik, ne de böyle Türkeş sevmek olmaz!...
MHP Genel merkezi'nin bu konuda koyduğu konuşma ve yorum yasağını, Türk yüreğimle ayakta alkışlıyorum.
"BİZE BİZANS'TAN BULAŞAN BİR HASTALIK VAR!..."mış vesselâm!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

VERÂSET!...

Seçim sürecindeyiz. Yarın şeffaf sandık önümüzde. Düne kadar aday-adaylığında; dünyanın en iyi liderinin safında yer tutmak için müracaat ettiklerini, pazara kadar değil mezara kadar liderin yanında olacaklarını söyleyenler; listede yer bulamayınca veya listedeki yerlerini beğenmeyince, dünyanın en iyi lideri bir anda; başarısız, siyâsetten anlamayan genel başkan oluverdi!
Buna hazırdık! Bu yüzden günlerdir 11 Nisan'ı bekliyoruz dediydik! Bu tür söylenmeleri, dedikoduları kırk yıldır defalarca yaşadık! Listeler açıklandıktan sonra yapılan istifaların, tenkît ve tehdîtlerin; kayadan birşey götüremeyen yel mesâbesinde olduğunu bilir ve kaale almayız!
Lâkin; Başbuğ Türkeş'in küçük Oğlu'nun AKP'den adaylığı konuşulmaya başlandı! Keşke hiç konuşulmasaydı! Madem konuşuldu, bir defaya mahsus, ben de sözümü söylemeliyim.
Armudun dibine düştüğünü ama düşer düşmez dağıldığını çünkü çürümeye yüz tutacak kadar sulandığını biliriz! Âlimden zâlim, zâlimden âlim törediğini de duymuşuz. Oğulun babaya benzemediği de çok açık.
Ayrıca; tarlaya ne ekilirse o biçilir biliriz de Hasankale patatesi ile Ödemiş patatesi arasındaki fark, tarladan kaynaklıdır. Birinden çok iyi püre, diğerinden çıtır kızartma olur! Tercîh, damak zevkine bağlı!
Beş parmağın biri diğerine, kardeş kardeşe benzemez! Aynı okuldan aynı dereceyle aynı gün mezun olmuş iki mühendisin farklılığının doğallığı gibi insani bir özellikle karşı karşıyayız.
Bu konuda ne kafa yormaya, ne üzülmeye, ne de zaman harcamaya gerek yok! Tarihten, babasına baş kaldıran sayısız veliaht-prens biliriz. "Sürünün selâmeti için alaca dananın katli vâciptir." fetvâsı ve yaptırımı da bizim gerçeğimizdir.
Bahse konu delikanlımıza, babası Merhûm Başbuğ'un hatırına sadece "Canın sağ olsun!" der geçerim. Göreceklerimi millî vicdanın hâfızasına kaydederek, çok dikkatle izleyeceğimi söyleyip "Hepimiz Türkeşiz!" diyen bütün Ülkücülerden bu konuya takılmamalarını rica edeceğim. Günü geldiğinde; "Isır diye tepinir gözlerimin bebeği" tarifine uygun davranacağına inanmaktan başka bir şey yapamam!...
Ülkücülere, bahse konu delikanlının yokluğunu ne kadar hissettiklerini sorgulamalarını önereceğim. Yokluğunun hissedildiğini, hiç duymadım! Demek ki varlığını hissetirememiş! Varlığını hissettiremeyenin, yokluğunu hissetmek için gayretin mantığı var mıdır?
Aslında varlığını hissettiremeden sessizce gidenlerden umut bekleyenlerin aczini sorgulamak ve moral yükseltmek gerekmez mi?
Savaşları komutanlar kazanır. Komutanların eşleri ve çocukları; savaş sonrası zafer sevincini, ev içinde sessizce paylaşırlar. Zafer kutlamasını bayramlaştıranlar, komutanlarıyla meydanda destan yazanlar olur. Son söz olarak atalarımız; "Alışkın dert, adam öldürmez." demişler! Hafızamızı yokladığımızda, ülkücülerin bu konuda deneyimlerini görürüz!
VERÂSET
Ninem beş yüz altına satılmış bir esirdi,
Dedem beş yüz altını sayan bir derebeyi;
Köpek kanı, kurt kanı biri birine girdi,
İkisinden meydana çıktı bir kurt köpeği.

İki zıt cevheri var nabzımda vuran kanın,
Biri elpençe duran, öteki durduranın!
..............
Ben ninemden muhabbet, dedemden kin almışım!
Çini bir kâse kadar başkadır içim, dışım.
Elini öpmek için yalvarsa da bakışım,
Isır diye tepinir gözlerimin bebeği! (Faruk Nafiz Çamlıbel)
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Nisan 12, 2011

MİLLÎ YUVA, MHP...

Av mevsimine girilmiş sezon açılmamıştı! Av yasağı vardı, o da kalktı ve av başladı!
Hadi millî avcılar! Sürek avı başlasın!
Aylarca talimlediğiniz alıcı kuşlarınızı; kartallarınızı, doğanlarınızı, şahinlerinizi avların üzerine salmanın tam zamanı! Bu avlar da kolay avlar çünkü daha palazlanmamış, daha kanatlanmamışlar!
Niye mi av, niye mi avcılık, niye mi alıcı kuşlar? Açalım:
Guguk kuşu diye çok bildik bir kuş var. Dişisi yuva yapmayan tek kuş... Dişi guguk kuşu, her yıl 12 yumurta yapar ve her yumurtasını, bir başka kuşun yuvasına bırakır. Guguk kuşu yumurtaları, diğer yumurtalardan iki-üç gün önce açılır. Yumurtadan erken çıkan guguk kuşu yavrusu, yuvanın asıl sahibinin yumurta ve yavrularını yuvadan atar. Yuvanın sahibi kuşlar, farkında olmadan bu yabancı yavruyu besleyerek büyütür. Belgesellerde; kendinin birkaç misli büyüklükteki dev bir yavrunun ağzına yem taşımaktan bîtab düşen kuşları sık sık izleriz!
AKP ve CHP yuvalarında Bölücü guguk kuşu yumurtaları var! Erken açılan guguk kuşu yavruları, AKP ve CHP'nin kendi yumurtalarını ve yumurtadan çıkmışlarını yuvadan attılar! Şimdi her iki yuva sahibi de yani AKP'de, CHP'de yarın başa bela olacak bu guguk kuşu yavrularını besliyorlar!
İş; millî avcılara, avcıların millî alıcı kuşlarına düştü! Erken çıkıp asıl yavruları yuvadan atan bu guguk kuşu yavrularını, alıcı kuşlarınızla kanatlanmalarına izin vermeden almaya mecbûrsunuz! Bunlar siyasal guguk kuşları olduğu için kanatlandıklarında bütün çevreye tehlikeli olacaklar!
İki dönem yuvasındaki yabancı yumurtaları farkedemeyerek çıkaran ve palazlatan AKP, bu sefer biraz tedbirli gibiydi hatta sanki avcılığa bile niyetlenmişti! Anadolu'nun meşhûr sepetle keklik avında kullanılan "celep" ve "robat" denilen evcil keklikleriyle işe başlamıştı! Kısaca hatırlatırsak; evcil "celep" ötüşüyle keklikleri çağırır, evcil "robat" ise gelen kekliklerin erkekleriyle kavgaya tutuşup diğerlerinin dikkatini dağıtır ve avcı ipini çektiği sepeti üzerlerine kapatarak keklikleri avlar!
"Geniş Ortadoğu ve Afrika'nın Kuzeyi Projesi Eş Başkanı" R.Tayyip Erdoğan; adlarının önünde "eski-bağımsız-dönen-değişen" sıfatlarını taşıyan "celep" ve "robat"ları kullandı! Av sezonu olmadığı için erken öten "celep"ler de, kendi kendine dövüşen "robat"larda aç etoburlara yem oldular! Artık siyâsi mevtâlar! Geçmiş olsun!...
Şimdi yabancı yuvalarda yumurtadan çıkmaya başlayan "guguk kuşu yavruları"nın, palazlanmadan avlanması sezonu!
Birkaç gün önce; "Seçim sanki, hükümetle muhalefet arasında değil de MHP ile 'F-Tipi' Pensilvanyalı Cemaat arasında!..." demiştik!
Referandumdan iki yıl önce Okyanus Ötesi'nden açıklanan; "Küreselcilerle Milliyetçiler arasındaki mücâdele" tarifinden hareketle bu mücâdelede Türk Milletinden yana tavrımızı açıklamıştık!
Farkındaysanız, "Tavrımız, ...mıştık" şeklinde ifadeler kullandım! Bu çoğul ifâdeden kastım; Türk Milliyetçileri, Türk-İslâm Dâvâsı'nın serdengeçti Ülkücüleri, Ülkü Devleri, Dâvânın Aysbergleri! Havada kartalca, karada kurtça, siyâsal anlamda Türkçe; vatanına, yuvasına ve bölgesine sahiplenme içgüdüsüne sahip Bozkurtlar!
Referandum sürecinde; armudun sapı, üzümün çöpüyle zaman kaybetmemiş, fedâkâr Türk Milliyetçisi tavırlarını sergilemişlerdi! Aday adaylığı sürecinde de bu vakarları devam etti!
Artık seçimden başka işleri, kazanmaktan başka düşünceleri olmamalı! Her biri ehîl avcı ve her birinin yanında ehîl kartallar, doğanlar, şahinler, Bozkurtlar var!
Bu seçim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekası seçimi! Bu seçim; Türk Milliyetçileri ile Küreselcileri temsilen "BOP Eş Başkanı"nın şahsında "F-Tipi" gayr-ı millî kuvvetler arasında...
Bozkurtlar Ordusu seferde vesselâm...
"BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Nisan 10, 2011

GÜÇ HASIMLA DÜZ ORANTILIDIR.

Yıllarca solcu ağızlarda gevelenen; halklar, hakların eşitliği, halklara özgürlük terânesini, "Aptal İvanlar"ımızdan gaspeden Milli Görüş'ün değişen-gelişenleri; "PKK-Kürt Açılımı" adıyla "Daha Fazla Demokratik Anarşi"yi seyrettiriyorlar!
"Dikte yasalar"la sağlanan PKK dokunulmazlığı'na kadar; ABD güdümlü NATO emirleriyle AKP ile güçbirliği yapan Generaller sâyesinde, Devletin ve Genelkurmay'ın mahremine girildi, kozmik odada fink atıldı! Olanları, demokrat sessizlikle seyreden NATO'cu Generaller, neden sonra; "... tutukluluk halinin devamını anlamakta güçlük çekilmektedir." diye tam da seçim arifesinde mağdurluk rolünde Nobel ödüllü AKP'ye, müthiş bir pas daha attı!
163 personelin neden tutuklu olduklarını anlayamıyorlarmış!
Neden olacak? "Hırsız içerden olunca öküz bacadan çıkar" gerçeğini, milletin anladığını da anlayamadıklarından!
Demokratlıkta AKP'yle, diplomatlıkta CHP'yle, ağlamakta Gülen'le yarışan; ABD- NATO ve AB'nin vesâyetine girişimizi seyredip anlayamayanlar, bunu anlayabilirler mi?
İç siyâsetimiz, hariciyemiz, ticâretimiz, ABD-NATO ve AB vesâyetinden kurtulmadan, yeniden istiklâl sağlanmadan millî kurumların AKP vesâyetine direnebilmesi mümkün mü?
"Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar" formülüyle sızılması en zor kuruma bile sirâyet ettiği görünen "F-Tipi" vesâyetten; PKK'lılara servis edilen "Seyyar mahkemeler"i, Yeni HSYK'yı, hukuku kurtarmadan adâlet mümkün mü?
Yıllarca fısıltıyla ve iftiralarla Ordu'nun dinsiz-laik vesâyetinden şikâyet eden 'Millî Görüşçü Mücâhit Akıncı İslâmcılar, Pensilvanya'dan ağlayan Diyalogcu Vaiz'in şahsında Okyanus Ötesi desteğini de almış görünüyorlar! Bu destekle de Haçlı ile berâber Libya'dalar!
Hayatını av köğeği misali tüfeklinin yanında durarak geçirmiş 'dolma kalemler'in yardımcı vatmanlığında, istenen durakta durdurulan "demokrasi tramvayı"nda koltuklar, rezervli!
Kombine biletli 'dolma kalemler'den Nazlı Ilıcak'ın, eski eşlerinden Emin Şirin'in -ısrarla unutturulan- bir basın açıklamasını hatırlatacağım.
1999'un son aylarında Pensilvanya'ya bir seyahat düzenlenir. Kafilede Abdullah Gül de var. Pensilvanya'da Gül, Gülen'le tek ve özel görüşür! Şirinler'in görüşmesinde Şirin-Ilıcak Nazlı, Gülen Vaiz'e; "Hocam! Bu askerlerin sivillere vesâyeti ne zaman bitecek?" diye sorar. Gülen; "Vallahi! Hilmi Özkök Genelkurmay başkanı olursa o zaman rahat ederiz." der! Şirin-Ilıcak Nazlı; "Siz nereden biliyorsunuz? Nasıl bu kadar eminsiniz?" diye hayretle sorunca, Ilımlı İslam-Haçlı Müslüman-Diyalogcu Vaiz'in; "Biz, Özkök'ün albay olmasına bile şaşırmıştık!" cevâbı, tarihe düşer!... Düşmesine düşer de soran-sorgulayandan vazgeçtim hatırlayana, hatırlatana aşk olsun!
Düşünürsek; Hilmi Özkök ve sonrasında, BOP Eş Başkanı ve AKP'sinin her sıkıştığında, NATO Generalleri'nin sert açıklamalarla nasıl imdâda yetiştiğini görürüz! Karargâhın her siyâsi açıklamasıyla Atatürk ve kazanımlarının nasıl merhâmetsizce tahrîp edildiğini hatırlarız!...
368 vekille Meclise giren AKP'nin; siyasî malzemesi olan başörtüsü, Kuran kursları, cemaatler ve laiklik ile "Anayasa engel!" diye nasıl dalga geçtiğini hatırlarız!
Ve açıkça alıştıra-hazmettire, YÖK'ten -türbana değil- kendilerine esas duruş alınarak gelinen durum ortada! Pensilvanyalı-Haçlı- Diyalogcu, "Tevhid'de birliğimiz var Muhammedün Resûlullah denmese de olur"cu Vaiz'e, partilerarası bîat yarışı var!...
Meclis'te bile vesâyeti hissedilen, ağlarken Gülen Vaiz'i, millî tavırla sorgulayan tek oluşum MHP ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli...
Sahnede görülen ise sanki seçim; iktidar ve muhalefet arasında değil, MHP ile Pensilvanyalı Vaiz bîatçıları arasında! Kolay gelsin!
Güç, hasımla düz orantılıdır dersem kime iltifat olur?
KAVGADA GÜÇLÜ VURAN DEĞİL, GÜÇLÜ DARBEYE DAYANAN KAZANIR!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Nisan 09, 2011

EVLÂD-I ŞÜHEDÂ'YA...

Bugün, Yedi Düvel'e karşı, destansı mücâdele erlerinin torunlarına sesleneceğim. Çünkü duruşumdan, yazılarımdan dolayı onlara yönelik tazyikler bana geliyor!
Söylemeyip söylenen millet diyor ki; "Mâdem aslında olan tırnağında gösterir; mâdem Türk'ten Türk, itten it, kurttan kurt doğar; mâdem asâlet terbiyeyi yener; mâdem bu memlekette iyi kötüden, mert nâmertten, sâdık hâinden, dürüst sahtekârdan fazladır;
Mâdem bu ülkede "Aslını inkâr eden haramzâdedir." diye övünen şühedâ evlâdı, gâzi çocukları, Demirci Efe'nin, Çakıcı Efe'nin, Sütçü İmam'ın, Şahin Bey'in, Karayılan'ın, Diyap Ağa'nın, Nene Hatun'un, Kara Fatma'nın, Galip Hoca'nın, Mehmed Akif'in, Akhisarlı Murat Bey'in, Tirelizâde İsmail Bahri Bey'in, Pire Mehmed'in, Laz Tahsin'in, Topal Osman'ın, Süleyman Askeri Bey'in, Kuşçubaşı Eşref Sencer Bey'in, her bölgeden, hatta her ilçeden sayılamayacak kadar toprağı vatanlaştıran sayısız ve isimsiz kahramanın torunları; idam edilen hâinlerin, firârîlerin, işbirlikçi eşkiyaların torunlarından fazladır; sözümüz onlara! Evlâd-ı Şühedâya, Gazi torunlarına iletin." diyorlar!...
"Ey Şehitlerin, Gâzilerin, Kahramanların evlâtları! Toprağı Vatanlaştıran, Peygamber Agûşu ödüllü Mücâhitlerin torunları! Artık hepinizin yerine utandığımızı, hepinizin aymazlığından canımızın ağrımayan yerinin kalmadığını, hepiniz yüzünden uyku uyuyamadığımızı söyleyin." diyorlar!
"Dedelerimiz-ninelerimiz boşa mı can verdiler? Dedelerimizin madalyaları; günü geldiğinde varisin gidip -kaç paraysa- maaş alması ve duvarda asılı kalması için miydi? Hangimiz, tapulu arazimize gecekondu yapılmasına ses çıkarmayız? Hangimiz baba malımıza başkasının el uzatmasına seyirci kalırız? Hangimiz, sülâlemize küfredilirse sessiz kalırız? Ne oldu bize? Sütümüzde mi, kökümüzde mi bir bozukluk var?" diye sorguluyorlar!
"Dedemizin canları-kanları pahasına vatanlaştırdığı toprağı, paylaşmak üzere çekiştiriyorlar görmüyor musunuz? Vatan parçalanırsa, parçalanmaz mıyız? Parçalanmış Vatanı yeniden bütünleştirmek için biz ölmeyecek miyiz?" diye haykırıyorlar!
Duymuyor musunuz? İmralı'dan bebek katili cani, Devleti tehdît ediyor! Seçimlerden sonra; "Demokratik anayasal çözüm gelişmezse kendiliğinden topyekün savaş dönemi başlar. Kızılca kıyamet kopar." mış! tehdidine Millet, Diyarbakır'ın demokratik üslûbuyla;"Has..tirin!" "Has..tir be!" diyorlar!...
Hey! Belediyenin küpeleyip sokağa saldığı, kısırlaştırılmış pire torbaları bakın! Fazla ürüdünüz! Ses kirliliği yapıyorsunuz! Cami duvarına siğdiniz! Bu millet, bu Devleti sokakta bulmadı! Bu millet, bu Devleti sokakta kurmadı! Bu Devlet, sizin gibi nankör, ekmeği dizinde, yediği kaba pisleyen nâmertler saldırsın, biz de seyredelim diye kurulmadı!
Artık biliniyor ki; sizi şımartan dikte yasalar, 'geceyerısı yasalar'ı yüzünden Devlet kurumları size birşey yapamıyor! Siz de bilin ki bu yasalar, size ne hak tanıyorsa Türk Milletine de aynı hakları tanıyor! Tanımazsa, yasa olmaz! Anlatabildik mi?
Ey Şehit Torunları! Gâzi evlâtları! Hadi artık! Hepimiz, bulunduğumuz yerden seslenelim. Haçlı müttefikleri, Haçlı Müslümanları; "Ya itinizi toplayın, ya da biz sizi toplarız!" diye uyaralım! Testi kırılmadan tokat vurup torunlarımıza yüzakıyla bize kalan mirası devredelim!
Aksi halde hepimiz, utançtan ölürüz! Buna râzı olamayız! Gerekirse hepimiz ölmeğe de, kuduz itleri itlâfa da hazırız! Devletimizi tanımayanı, niye tanıyacak mışız? Devleti-Milleti-Vatanı tehdît eden dili, niye çekip kökünden koparmazlar?
Biliyoruz ki susana sıra gelecek! Türk Milleti sıra bekleyemez! Biz, en iyi müdafaanın taarruz olduğunu öğrendik Atamız'dan...
Bendeniz de bilirim ki; kafesten ürütülen it, biletli seyirci toplamak içindir ve o seyirci, paniğe çok müsaittir vesselam!
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Nisan 08, 2011

BU KADAR İSTİKRÂR FAZLA!...

Sekiz yıllık AKP istikrarıyla sokaklar yangın yeri! Balkona çıkmak ölüm riski taşıyor! Hırsızı çelik kapılar durduramıyor! Polis ve güvenlik güçlerinin can emniyeti yok! Otobüslerde diri diri genç kızlar yakılıyor! Parklarda bombalar işâret fişeği gibi patlıyor! Çocukların ellerinde kalem yerine molotof, taş, sapan var! Pazar yerlerinde atık kapma kavgaları var! Kurban Bayramı'nda bile et yok artık! Et fiyatı altınla yarışıyor! Yastık altı tarih!...
Maaşla geçinemediği için şirketleri olan Başbakan'ın türbanlı kızının ABD'deki okul masraflarını bir dostu karşılıyor! Oğlunun düğün takılarıyla Başbakan servet sahibi olabiliyor! Bir yıl sonra oğluna gemicik alabiliyor! Bir dönem vekillik yapan "çıplak" lakaplı birinin oğlu, beş yılda yüzlerce daire kazanabiliyor! "Kemal Abi"nin mısır ve tavuktan çıkmayan yumurtadan kazancının hesabını bilen yok! Bu canım istikrarın sloganı; "Durmak yok! Yola devâm!"
Güneydoğu'da PKK sıkıyönetimi var! Sivil İtaatsizlik adıyla komser tokatlanıyor, polis vekillerce taşlanıyor! Bölgeye giriş-çıkış yasak! PKK, kürt AKP'li vekilleri tevkif etmekle tehdît ediyor! Bütün bu istikrar ve huzurun üstüne ekonomik büyüme rekorları kırılan bir ülkede, vatandaşın ölüsü de, dirisi de inadına mağdur!
Göze batan iki istikrar manzarası: "Burdur'un Ağlasun ilçesinde, banka kredisi borcunu ödeyemeyen çiftçinin haczedilen eşeğini kefili satın aldı." (28 Temmuz 2009-Turk Tıme)
"Ankara 18. İcra Müdürlüğü tarafından 10 adet kurulu mezar 10 bin lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Borçtan dolayı hacizli mezarlar için ilk ihâle Adliye Mezat Salonunda 21 Nisan’da yapılacak ..." (07 Nisan 2011-Posta) İstikrar sâyesinde iki yılda icra yoluyla satışlar, rençber eşeğinden "kurulu mezar"a yükselmiş! İstikrâra maşallah!...
Sokakta postacı görüp korkmayan, polis görünce endişeyle birbirinin yüzüne bakmayan, telefonla konuşan arkadaşını "dinlerler!" diye uyarmayan, elinde kitap-kalem olanlara potansiyel Silivri'li gözüyle bakmayan yok! Alkışlar, ıslıklar istikrâra!...
"F-Tipi" Dershanelere öğrenci kaydı için "F-Tipi" torpiller aranıyor! 1.700.000 gencin emek ve hayâlleri "F-Tipi"leştirildi! Nasıl olsa soru-cevaplar veya şifre "F-Tipi" dersanelere veriliyor, mezun olduklarında işleri de hazır! Biraz pahalı ama olsun, kaz gelecek yerden tavuk mu esirgenir? Helal olsun bu istikrâr gemisini yürütenlere!...
Ahlâk yok! Yalan, riya, mürâilik, kurnazlık, takıyye, ilm-i siyâsetten!
Dekolte giyinen kadın, îmanlı erkekleri tahrîk ettiği için tecâvüzde suçlu! Vücutlarının bütün kıvrımlarını sergileyen daracık giysili, başları pahalı kumaşlarla türbanlı, imam nikâhlı erkeklerinin hediyesi ciplerle lüks yerlerde arz-ı endâm eden şuh "F-Tipi" kadınlar, laikçi sosyeteyi çatlatıyor!
Kitap yazmayı düşünen gazeteci tutuklu; kaç kişiyi domuzbağı ve satırla öldürdüğü-öldürttüğü sayılamayan îmanlı(!) hizbullahçı katiller serbest! PKK'lılara, seyyar mahkeme götürmecesine resmî törenler yapılıyor!...
Allah, Peygamber, Dîn, Mezhep ve cemaat adıyla yalan söylemek mübah; yasalara ve hukuka uygun doğruyu söylemek ihsas-ı rey!...
İmralı sakini bebek katilinin onadığı örgüt mensuplarının, AKP ve CHP listelerinden seçime gireceği söyleniyor! Daha fazla demokrasi istikrârı!
Anlı şanlı NATO Generalleri de dahil AKP ve "F-Tipi" istihbarattan korkmayan yok! Herkesin, her an, her yerden bir kaseti çıkabilir!
AKP'liler! Huzûrumuzu bozdunuz! Bekçi babanın asayişini binlerce otomotik silahlı polis ve korumayla sağlayamıyorsunuz!
İstikrârınızı da, büyüyen ekonominizi de, ananızı da alın, gidin artık! Bu kadar istikrar fazla!...
YOL YOLCUSUNDAN, YOLCU YOLUNDAN BELLİDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN


Perşembe, Nisan 07, 2011

ENDİŞELİYİZ AMA KORKUMUZ YOK!

Bursa'da Sivil İtaatsizlik isyânına HEPAR'lı kalabalık bir grup tepki verdi! PKK'lıları öfkeli kalabalıktan kurşunlanan, molotoflanan, taşlanan polis korudu!
Endişelendik mi? Evet, çok! Korktuk mu? Vallahi de, Billahi de yok! Senaryo ve dominonun dizilişi gereği Mağrip'ten başlatılan 'Bombalı Demokratik Yıkım'; petrol açlığıyla, yüz yıl sonra tekrar başlayan Haçlı Seferi'dir dedik! Sayısız Haçlı Seferi'ni İslâm adına göğüsleyen, çelik irâdesiyle püskürten, Allah'ın Süvârileri Türkler sessiz kaldığı için böyle pervâsızlar dedik!
Yüz yıl önce de aynı taktiklerle; batıcılık, halkçılık, halklara özgürlük, geri kalmış ülkelere yardım adıyla; hükümetleri borçlandırıp; "Ya yap, ya paramı ver!" şantajını kullanmışlardı! Haçlı'nın silahlandırdığı gayr-ı müslîm çetelere yaptırılan iğrenç müslüman katliamları neticesinde İmparatorluk parçalanmıştı! Sonunda devletin asıl sahibi Türkün muhteşem direnişiyle hayalleri yarım kalan Haçlı, o öfke ve kinle yeniden saldırıyor dedik!
Bu sefer 'Haçlı Müslümanlar' da onlarla! Özel seçilerek emrine trilyonlarca kara paranın kontrolü verilen, "Kelime-i Tevhîd'de birliğimiz var, Muhammedün Resûlullah denmese de olur!" fetvasıyla ikrârımızı bozmak isteyen, "Onlarla dost olan onlardandır, Acze düşüp elleriyle cizyelerini verinceye kadar savaşın" Allah emirlerine muhalefet ederek "Dinler Arası Diyalog" başlatan, "Allah nezdinde tek din İslam'dır." tarifine baş kaldırarak Haçlı ile "Ilımlı İslâm" diye yeni bir din icadına soyunan Pensilvanyalı Vaiz ve cemaatinin de desteği ile hem içerden, hem dışardan saldırıyorlar!
Osmanlı'yı hristiyanlık adıyla Balkanlar'da Sırpları, Bulgarları, Rumları; Kafkaslarda Ermenileri, Gürcüleri kullanarak parçalamış, güneyde dinlerini paraya satan Filistinliler ve Suûdları kullanmışlardı!
Bugün, aynı metodla yüz yıl önceki İngiliz ajanlarının torunlarını besleyerek; Cumhûriyet yasalarınca idam edilen vatan hainlerinin torunlarını tahrîk ederek; yıllarca "halklar, halkların eşitliği, halklara özgürlük" terâneleriyle ferâset yoksunu en-tellek-tüeller ve dolma kalemlerin de destekleriyle Kürt Kardeşlerimizi kullanmaya çalışıyorlar!
"Olmaz, mümkün değil" dediklerimiz olmaya başladı! Allah, Peygamber, Dîn adıyla mütedeyyin müslümanları kandırıp önce samîmi ilâhiyatçıları tecrît ettirdiler! "Mü'mîn, mü'mînin kardeşidir." öğüdünü yok sayıp Haçlı ile birlikte ûlemaya, 21.yy.'ın mürâi Hasan Sabbahları ile saldırdılar!
'Peygamber Ocağı' sıfatlı Ordumuz'u, NATO'cu Generalleri bahâne ederek linç ettiler! Yargıya saldırdılar, Cumhuriyeti sorguladılar! Türk kimliğine, Atatürk'e, şühedâya saldırdılar! Yıllardır süren hadsizliğin, densizliğin, isyânın adını "Demokratik Kürt Açılımı" koydular!
Veee! Bursa'da milletin öfkesinden; kurşunladıkları, bombaladıkları, molotofladıkları, taşladıkları Polis sâyesinde kurtuldular!
Endişeli miyiz? Evet, çok! Korkuyor muyuz? Vallahi de Billahi de hayır, yok!
Bizden kan, hâinden su mu akacak? Biz ölürken onlar bayılacaklar mı? Ordu ve Güvenlik Güçlerinin, 'geceyerısı yasaları'yla ellerini-kollarını bağlayan işbirlikçilere karşı, Haçlı Müslümanlara karşı Devleti, Vatanı, Bayrağı, Ordu'yu, Dinimizi, Dilimizi sahipsiz mi bırakacağız?
Demokrat maskeli dolma kalemler şimdi beni tahrikçilikle suçlayacaklar! AKP'ye şikâyet edecekler! Etsinler! Onlarla 12 Haziran'da sandıkta hesaplaşırız!
Kürtler! Kardeşlerim, Hısımlarım, Kirvelerim, Komşularım! Sözüm size! Olan size olacak, size yazık olacak! Sizi, tahrîk ettikleri Türk Öfkesi karşısında bırakıp kaçacaklar! İçinizden hainleri, atın! Yoksa Vallahi hayâl edemediğiniz işler olacak!
Millî birliğe, Devlete, Cumhuriyete sadakatinizi göstermenin tam sırası! Malatya'daki terörist cenâzesinde yapılan doğru hareketi, yaygınlaştırın! Söz konusu tehlikedeki can sizin!
Tarihten biliyoruz ki Türk Milleti bir daha başlıya baş eğdirecek, dizliye diz çöktürecek! Haçlı geldiği gibi gidecek ama müthiş Türk öfkesine terk edilen siz olacaksınız!
"TÜRK'E KEFEN BİÇENİN ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

GELİYOR! YENİ KASET GELİYOR!

Bülent Arınç; "Bir genel başkan kasetle gitti. Kasetle gelenin de başında şimdi başka işler var. ... Kasetle gelen kasetle mi gidecek bilmem." demişti biz de; "Arınç'tan Kaset Tehditi mi?" diye işkillenmiştik! Şüphelenmekte haksız değilmişiz!
Yeni Akit'ten Ersoy Dede, "Benim adım Kemal"in İklim sorusunu geçiştirmesi üzerine öfkelenip; "
Sayın Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin en önemli meselesinin İklim meselesi olduğunu biliyor musunuz? Değil Türkiye’nin, dünyanın neresine giderseniz gidin, seçimler öncesi ana muhalefet partisi başkanının ismi bir komplo ya da komplocuyla aynı cümlede anılırsa, bu o ülkenin en önemli meselesi haline gelir. " diye müjdeyi vermiş!
Hızını alamamış, devâm etmiş; "
Yenişafak’tan Abdülkadir Selvi’nin iddiası. 14 Şubat gecesi 23:30’da İklim Bayraktar’a bir telefon gelir. İddiaya göre, arayan ne sevgililer gününü kutlayacaktır, ne de kandilini.. Çünkü arayan Kemal Kılıçdaroğlu’dur..."
Sağlam haber kaynağı Demokrat F-Tipi Telekulaklar'dan oluştuğu anlaşılan Dede; "
Ama sanıyorum İklim Bayraktar’ın, tarafınızdan arandığı iddia edilen telefonu teknik takipte. Siz yanıt vermeseniz bile, biz cevabımızı kısa bir süre sonra alacağız." muştusuyla da bizi zahmetten kurtarmış! Arkadaş, Özel Yetkili Savcı Z-Öz'ün özel kalemi ya! Kimin teknik takipte olduğunu çok emîn olarak biliyorlar ya!
Biz de Türkçe saflığımızla; "Sorgu gizlidir! 21.yy. Mata Harisi'ni dinlerler de Kılıçdaroğlu'nu dinleyebilirler mi?" diye şüphelerdeydik!
Geliyor, geliyor, yeni kaset geliyor! İklim gereği, ilkbaharda hava bulutlu olur! İklim gereği ilkbaharda sağanak yağmur olur!
Geliyor, geliyor, yeni ses-kaset-video sağanağı geliyor! Sanal-ağda şenlik var!
Tövbe, hâşâ! Ne İklim'e, ne iklim gereği seçim üstü gelmesi muhtemel "sızıntı kaset" yağmuruna, ne İklim'i kullandıklarını düşündüğüm kiralık dolma kalemlere, ne onların hedef aldıkları basiretsiz siyâsilere kızmıyorum!
Canımı Sen sıkıyorsun Aziz Milletim! Sevdâmdan dolayı kızamıyorum da sana!
Türk Milleti!
Sahtekârlıklar, din maskeli dolandırıcılıklar, Hac kafilelerini dolandırmalar, dardaki dünya Müslümanlarına iletilmek üzere Allah rızasına toplanıp iç edilen milyarlar-trilyonlar, Avrupa'nın Asrın Dolandırıcılığı adını verdiği çete mensubu olduğu söylenen kişiye; "Temiz Kardeşimiz!" diye sahip çıkmalar, Kayserili ve AKP'li Belediye Başkanı'na kanuna aksetmiş işlerinde bile Köşk'ten sahiplenmeler, 1.700.000 gencin hayâlini gasp edenlere Milli Eğitim Eski Bakanı'nın sahiplenişi, NATO adıyla Haçlı ile birlikte Libya'ya yapılanlar, daha önce Irak katliamcılarına ve tecâvüzcülerine dualar da sana bir şey söylemiyorsa; "Ne yapabilirim?"deyim!
Yakın akrabasının "F-Tipi" olduğunu söylediği Savcı Z-Öz'ün giderayak yaptığı; "
Bu işin arkasında (Operasyonların) emniyet güçlerinin de emekleri var. Askeri makamların da, merkez komutanlığının da. Bu kadar iş yapılıyor, askerler de kanunlara saygı duyarak bu işlerin yapılmasına müsaade ettiler..." açıklaması da sana birşey söylemiyorsa; "Ne diyebilirim?"deyim!
Türk Milleti!
Okyanus Ötesi'nden, Okyanus berisi AB'den, Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nden destek-dua ve icâzetli Haçlı Müslümanlar, gırtlağına yapıştı! Nefesin sıkışıyorsa ondandır! Türklüğünden dolayı yüzlerce yıllık Haçlı kînine muhatapsın ve bu kîni, dîninle kamufle ederek yapıştılar gırtlağına! Allah aşkına "Yeter!" Silkiniver!
Binlerce yıllık hasımlarının, yüzlerce yıllık Haçlı düşmanının güç yetiremediği Türk Milleti'ne birkaç mürâinin Hasan Sabbah'ça dîn ve afyonla uyuşturarak güç yetirmesine, izin verme!
Seni Allah'a şikâyet edemem kıyamam! Seni, senden başka kime şikâyet edeyim Türk Milleti?
Tanrı aşkına bizi, beni duy!
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Nisan 06, 2011

ARINÇ'TAN KASET TEHDÎTİ Mİ?

Türk Milleti!
Allahını seversen "Yeter" de artık! Duy bizi!
1.700.000 gencin ve yaklaşık sekiz milyon nüfûsun sınav haklarını, heyecanlarını, heveslerini, ideallerini; sınav kitapçıklarında yaptıkları şifreleme ile çalarlar, gasp ederler, görmezden gelirsin!
Tekrarlanarak yapılan bu sahtekârlıklarla dersanelerinin reklâmını yaparak seni ve çocuklarını da bu harâm kolaycılığa ortak olmaya dâvet ederler, anlamazdan gelirsin!
Müstevlîlerin işgâlinden pay-i tahtı ve vatanı kurtaran; at çektirilen, paryalara dansöz oynattırılan camileri ibâdete açan, hür Al-Bayrağ'ın gölgesinde Ezân-ı Muhammedi'yi yeniden minarelerden inleten Millî Kahramanlarının ve gerçek Mücahitlerinin, şühedânın emeği, emânetleri inkâr edilir, duymazdan gelirsin!
Bugün Cumhurbaşkanlığı Makamı'nda oturan ve O'nu o makama oturtan "Dinci Siyâsetçiler"in; Irak'ta bir milyon Müslümanı katleden, yüz binlerce Müslüman kadına-kıza tecâvüz eden Haçlı askerlerine dua edenler, takdîr edenler olduğu gibi; dün de müstevlîlere dua eden, Haçlı işgalcilerle çarpışan Kuva-y-ı Millîye hakkında kâfir fetvâları veren Şeyh-ül İslâm vardı! Aptallıklar tekrarlanıyor söyleriz, hatırlatırız, anlamazdan gelirsin!
Milyonlarca kişinin telefonları dinlenir, gizli çekimler yapılır yapılamazsa montajla kasetler hazırlanır, iftirânın bini bir para, yalandan-riyadan göz gözü görmez, asrın dolandırıcılığı diye Avrupa'nın yargılayıp cezalandırdığı kişilere; "Temiz Kardeşimiz" diye sahip çıkılır, görmezden gelirsin!
28 Şubat'ın 'Bir' numarası NATO Generali'ne danışmanlık verilir, millet evlâdı madalyalı kahramanlar, Paşalar süresiz tutuklanır, görmezden gelirsin!
Dindâr Gazeteci Mehmet Şevket Eygi; buğz eder, lanetler okur, dünyalık için yaptıklarını anlatarak ilenir, duymazdan gelirsin!
Senin Türk kimliğine, çiftçiye, memura, işçiye, hamile kadına, Şehit Aileleri'ne, emeklilere hakaret ederler, kış günü tazyikli suyla yerlerde sürükler, coplarlar, tekmelerler, biber gazı ve sis bombalarıyla zehirlerler; polis tokatlayanları, kendilerine "Has...rin!" çekenleri, askeri-polisi taşlayanları, dağdan inen eşkiya şerefsizleri, şehirlerde sokakları yangın yerine çevirenleri görmezden gelirler; sen de onları görmezden gelirsin!
Ağlamada Pensilvanya'da Haçlı himayesindeki Diyalogcu'yla yarışan Arınç; "Bir genel başkan kasetle gitti. Kasetle gelenin de başında şimdi başka işler var. Hani, 'haydan gelen huya gider' diye bir söz vardır. Kasetle gelen kasetle mi gidecek bilmem." diyerek tehdit ve itiraf içeren sözler söyler, duymazdan gelirsin!
Bre Müslüman Türk Milleti! "Hay'dan gelen, Hû'ya gider." derken Esma ül Hüsnâ'dan sıfatlarıyla; "Allah'tan gelen Allah'a gider." demiyor musun? Bu Siyâsal İslâmcı, kendilerinden başkasına îman bırakmayan zât; "Hay ve Hû" sıfatlarını bile komedi malzemesi eder, yeni kasetlere işâret eder, görmezden gelirsin!
Hz. Peygamber(s.a.v.)'in Kabrini yıkmak isteyen Suûdilere; "Bir taşına el sürerseniz orduyu güneye gönderirim!" telgrafıyla mani olan, ölü bir imparatorluk molozlarından devlet çıkarıp Cumhuriyet eden Atatürk'ün emek ve emânetlerini sen de mi inkâr edersin?
Türk Milleti! Bu aymaz sen misin? Bu kadar haksızlığa ses çıkarmayan sen misin?
"Dikkat edin o kandırıcı sizi Allah ile aldatmasın." İlâhî ikâzına rağmen seni Allah'la, Peygamber'le, Din'le, mezheple, cemaatle kandıranlara dur demeyecek misin?
Uğrunda ölüme râzı sevdâlılarını, emânete sâdıkları; Allah rızası için, Vatan bütünlüğü, Üniter Devlet, Millet birliği, Bayrak ve Ezan-ı Muhammedi uğruna ölesiye mücâdeleyi göze almış ülkücüleri, hâlâ görmeyecek misin?
Türk Milleti! Allah aşkına yeter! Duy bizi! Ve duyduğunu hissettir ki buna çok ihtiyâç var!
TÜRK; DEVLETLİ MİLLETTİR, MİLLETLİ DEVLET DEĞİL.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Nisan 05, 2011

TÜRK MİLLETİ, DUY ARTIK SESİMİZİ!...

Allah aşkına sesimiz geliyor muuuu?
Bu haykırışımızı, bu can yakan feryâdımızı duyan yok mu?
Haykırışımız, partilere ve genel başkanlarına değil!
Zaten onlar için bağırmaya gerek yok! Duyduğunu doğru taşımayı bile beceremeyen laf taşıyıcı, dedikoduculardan birinin yanındaki fısıltıyı, sanki yanlarında megafonla bağırılmışçasına duyarlar! Ama doğru duyamazlar! Çok hassas ve canlı antenleri sayesinde üç adımlık mesâfede üçyüz kere yankılattırılan fısıltı, sadece duyulur! Sesin oluşturduğu söz, fısıltıya sebep olan öz yankılanmalarda dökülür, kaybolur!
Siz; "İşbirlikçilere karşı güçbirliği" dersiniz, onlar gider PKK'lıların, hatta bölücübaşı bebek katilinin bölücü avukatını, genel başkan yardımcılığına getirirler!
Siz; ABD ve Haçlı'nın siyâsal desteğindeki "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eşbaşkanı"nın şımarttığı bölücü taşeron oluşumların oyununu bozmak için Ulusal Birlik dersiniz; onlar gider BDP-PKK'nın projesinden daha bölücü "Kürt Dosyası"nı arşivlerinden çıkarır, piyasaya sürerler! Yeni Genel başkan bu hızla gider genel af vaadinde bulunur!
Siz; bölünmez vatan için, üniter devlet için, hür dalgalanan bayrak için, Dîn-i Mübîn için, Allah rızâsı için Millî Birlik dersiniz; onlar gider Vatikan işbirlikçisi Diyalogculara, Haçlı Müslümanlar'a biyat ederler!
Siz Türklük için, Türk Milliyetçiliği için, Devlet-i Ebed-Müddetin olmazsa olmazı milletliği korumak için, Yeniden Türk Milliyetçiliği, Yeniden milli birlik, yeniden Kuva-y-ı Millîye dersiniz; onlar, yıllardır kavlamasına izin vermedikleri şahsî yaralarını kaşır-kanatır, bitmez kinlerini depreştirir, kendi icat ettikleri hain listesine yenilerini ilâve ederler!
Benzer daha bir sürü sebepten dolayı seslenişimiz, onlara deği!
Seslenişimiz, haykırışımız, feryâdımız sana Türk Milleti!
Ya sesimizi duyup tedbîr alacak, ya da aymazlığın yüzünden ölmekten başka çâre bırakmadığın fedâilerine ağlayacaksın!
Biz ölünce, ordun bozulmaz biliriz!
Bizim ölüşümüzle neferin eksilmez biliriz ama bizden sonra, bizimle berâber millî heyecanını kaybedersin diye korkarız!
Kendini dünya nizamından sorumlu tutmayan, i'lâ-y-ı Kelimetullah'a fedai hissedemeyen, kendini Haçlı Seferleri karşısında Geçilmez Çanakkale hissetmeyen bir kalabalığa, Türk Milleti denilir mi? İstiklâl Harbimizde Demirci Efe'nin martinisine, mermisine denk kudretteki oyunu 12 Haziran'da bağımsızlığı için kullanamayan halklar(!)a Türk Milleti denir mi?
Yoksa sen, yüz yıl önce:
"Ey dipdiri meyyit! İki ele bir baş içindir,
Davransana... Eller de senin, baş ta senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin!...
Karşında ziyâ yoksa sağından ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa halk'etmelisin, halk,
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam kalk!
Sahipsiz memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır." diye feryâd eden Âkif'i de mi duymamıştın yoksa? Akan kan senin, verilen can senin, bölünmek istenen vatan senin, indirilmek istenen bayrak senin, dört yandan saldırılan bütün değerler senin!... 12 Haziran; varoluş veya yokoluşunun kendi ellerinle oylanması olacak!
Allah aşkına duy artık sesimizi Türk Milleti! Duy bizi!...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Nisan 04, 2011

"F TİPİ" HOLDİNG Mİ, CEMAAT Mİ?...

Seçime günler kaldı! AKP, giderayak kendini garantiye alacak işleri düzenlemek için -içerde ve dışarda- devlet imkânlarını, insafsızca kullanıyor! "Postal Yalayıcı" Barzani'nin arabuluculuğu ile bölücülerle seçim ittifakı anlaşmasının yapıldığı söyleniyor!
İmralı referanslı PKK'lıların AKP ve CHP listelerinden aday edileceği, pilot bir-kaç bölgede de tahrik ve anarşi amaçlı göstermelik bağımsız adaylarla listelerin perdeleneceği dillendirilyor!
Seçim arifesi, basılmamış bir kitabın izi sürülürken misyonerliğe karşı mücâdeleleriyle tanınan ilâhiyatçı hocaların evleri basılıyor! Kaset ve cd'lerle şantaj ve tehdît dedikoduları ayyuka çıkmış! Bu yasadışı ses ve görüntü kayıtlarının; emniyette kadrolaşan "F Tipi" unsurlar vasıtasıyla yapıldığı haykırılıyor!
Bütün bunlar olurken Pensilvanya'lı Gülen; korsan İsrail, Türk Gemisine saldırıp silahsız sivilleri katlettiğinde; "İsrail haklıdır!" diyebiliyor!
Bölünmeyi hızlandıracak bütün oluşumları destekleyen Referandum'da; "Mezardakileri bile kaldırın!" diye açıkça taraf olup siyasi beyanda bulunabiliyor! Referandum sürecinde ve öncesinde, Rahmetli Türkeş ve ülkücüler hakkında olmadık sözler, bühtânlar edebiliyor! Hukuk dışı her meselenin altından "F Tipi" örgütlenme çıkıyor! Hükümet, Anamuhalefet ve diğer particilik oynayan şahısların tamamı Pensilvanya'ya biyat ve yağcılık açıklamaları yarışındayken Devlet Bahçeli'nin diplomatik bir üslupla kaleme alınan açıklaması yapılıyor ve olağanüstü bir infial koparılıyor!
Yazılı açıklamalarında Sayın Bahçeli; cemaat ve mensuplarına atfedilen suçlamalara, bunların cemaat liderine vereceği zararlara dolayısıyla devlet ve devlet kurumlarının uğrayacağı tahribata dikkat çektikten sonra; "bu tespitlere ve görüşlere katılıyorlarsa durum bütün unsurlarıyla aydınlanana kadar Hocaefendi'nin, Gülen cemaati mensuplarının bu konularla hiçbir şekilde ilgisi olmadığını göstermek bakımından cemaatin faaliyetlerini durdurduğunu veya askıya aldığını açıklamasının yerinde ve yararlı olabileceği akla gelmektedir. ... Takdir kendilerinindir." diyorlar ve cemaat yayın organlarında kıyametler koparılıyor! AKP'nin bütün silahşörleri cemaat şövalyeliğine soyunuyorlar! Anamuhalefet diğer parti hatiplerinin taassupları depreşiyor!
Bahçeli'nin açıklamasında enfes ve müthiş bir diplomatik üslûp var.
Mesela; "... durum bütün unsurlarıyla aydınlanana kadar" tanımındaki unsurlara dikkat çekelim; söz könusu durum bütün yönleriyle değil "bütün unsurlarıyla" yani elemanlarıyla denilerek söz konusu şaibelerin muhatabı cemaat mensubu kişilere vurgu yapılıyor!
Yine aynı akılcı ve diplomatik üslupla; "cemaatin faaliyetlerini durdurduğunu veya askıya aldığını açıklaması" ifâdesinde de dîni bir cemaatin yapmaması gereken ticâri, siyâsi, istihbâri faaliyetlere müthiş bir vurgu yapılıyor! Dikkat edilirse yayın organlarında cemaat şövalyeleri ve Gülen'in avukatları, bu işâretten çok rahatsızlar!
Devlet Bahçeli bu açıklama ile cemaat maskesiyle nasıl bir ticâri dev holdingin, nasıl siyasallaşmış bir örgütün, nasıl gayr-ı meşru bir istihbarat ve şantaj ekibinin oluşturulduğunu bildiğini ve bütün ülkücülerin de bu gerçeği bildiklerine işâret ediyorlar!
Cemaat ve mensuplarının panikleri de bu deşifre edilişten kaynaklanıyor!
"Paranın dini olmaz" diyecekler, "Gerekirse hakimler, savcılar satın alın. On bin lira harcayın bir lira kazanın!" diyecekler, "kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar" rüşveti meşrûlaştıracaklar, gıybeti yasaklayan dine rağmen şantajı meşrûlaştıracaklar, katrilyonlarla ifade edilen dev bir kayıt dışı kara sermayeyi kontrol edecekler ve piyasada dindâr diye, dîni cemaat diye dolaşacaklar! Hiçbir Müslüman Türk siyâsetçi de bunu açıklamayacak öyle mi?
Hay ceminizin aklına turp suyu!
Bilseniz ki sizin korkarak teslîm olduğunuz Haçlı'nın tek korkusu Türk Milleti'dir, milletin millî refleksi ülkücülerden iki kere korkarsınız! Korkunuzla düz orantılı baş eğer ve Müslüman Türk Milleti'nin gazâbından korkmanın, akıl gereği olduğunu bilirsiniz vesselâm...
"BİR TÜRK, BAŞLI BAŞINA BİR MİLLETTİR." (El Câhiz)
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Nisan 03, 2011

BAŞBUĞUM'A...

Başbuğum! Yokluğunu; "İnna lillâhi ve inna ileyhi raciûn." emriyle kabullenmeme rağmen ya aczimden, ya da söz dinletemediğim hissiyâtımla yarışan nefsim yüzünden, sensizliğe alışamıyorum! Alışamayacağım!
Bir kara 4 Nisan'da bizi, Başbuğsuz bırakıp Hak dünyaya terfî ettiğinde; "Alparslan Türkeş öldü!" haberini, haberciler hayretler içinde verdiğinde, gök kubbe üstümüze çöktüğünde, acımızla feryâd ü figân ettik! Çünkü artık hem Başbuğsuz, hem de başsızdık!
Milyonlarca Ülkücü, son dîni görev için karla abdest alırken, "Türkeş'siz MHP"cilerin, -hemen orada- mîras ve görev paylaşımına başladıklarını fark edemedik!
İmamın; "Hakkınızı helâl ediyor musunuz?" sorusuna milyonların "Helâl olsun!" nidalarıyla da iyice alevlendi yürek yangınım! Kim, kime hakkını helâl edecekti? Anlayamamıştım! Anlayamıyorum! Anlayamayacağım!
Ömrünü hasr'ettiğin milletinin hiçbir ferdiyle bir mes'elen olmamıştı ki! Ama yakınında durup uzaklarla cilveleşenlere, sana ülkücüyüm deyip başkalarına başka şeyler söyleyenlere hakkını helâl eder miydin Başbuğum?
Aynı anda, milyonların arasında biz, içimize ağlayarak; Sen'siz boş, loş, laşkalaşmış, yabanlaşmış Ankara'yı, tavsiyelerinle güzelleştirebilmek için ne yapabiliriz arayışındaydık!
Sensizliğin başladığı yıllarda, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk'ün Ülkü Devleri'nden Emin Alper Hoca'ya; "Sizce Türkeş'in yaptığı en önemli iş nedir?" sorusuna; "Başıboşluğa, sergerdeliğe terk edilmiş gençliği sokaktan topladı ve ülkücüleştirdi!" cevâbı, bizi sana iyice bağlıyordu Başbuğum!...
Yola çıktığın ilk yılların, çocuk irisi bizi, ülkücüleştirerek içimizden bürokrat, sanatkâr, teknokrat, millet vekili, bakanlar çıkarmayı başaran size, kimin helâl edecek ne hakkı olabilirdi? Gizli gizli sevinenler de; "Helâl olsuuun!" diye bağırdılar utanmadan! İtirâzımızı yüreğimize hapsedip içimize-içimize ağlamıştık! İçimize ağlayışımız sürüyor Başbuğum!
Hâlâ sensizliğin oluşturduğu dağılmışlığımıza son vermedik! Verdirmiyorlar! Hâlâ sensiz yapılan insafsız ikbâl yarışları yüzünden toparlanamadık! İzin vermiyorlar!
Oysa sen, klasik İsmet Paşacı CHP'li kimleri kendine râm ederek nerelere çıkarmıştın! İtirâz, aklımıza bile gelmemişti! Elbette her ülkücü, herkes MHP'li olsun ister! Başka türlü seçim kazanılır mı? Türk Milleti'nin CHP'li, SP'li, AKP'li mensubundan, devrimcisinden vaz geçen biri, Türk Milletini seviyor olabilir mi?
Başbuğum!
Sizinle de sizden sonra da MHP'ye her katılımda keyiflendik. Asla katılımlardan rahatsız olmadık! Hatta; "Ülkücüler elde bir. Ülkücü olmayanları ikna ederek safa katmak gerek." dedik. Teşkilat sorumlularından; "Herkesi hatta diğer parti genel başkanlarını bile MHP'li edelim ama transferleri, teşkilatın başına koymayın! Türk Milletinin millî refleksi ülkücüleri, ülkücüden başkasının emrine girmeğe zorlamayın, girmezler!" diye yalvardık! Bizi duymadılar! Birbirimize incindik, birbirimizi incittik Başbuğum!
Her MHP'li, ülkücü olmayabilir ama "Her ülkücü otomatikman MHP'lidir." öğüdünü, "Ülkü-metre" olarak kullandık! Şimdi ettiklerimiz yüzünden târ ü mârız Başbuğum! Kimle dertleşsek öküz altında buzağı arıyor! Ülkücü, ülküdaşına hâin diyor!
Muhaliflerin, oy verdiğine inanmadılar! "Biz de sizdeniz!" naralarını, duymadılar! Üç göbek ülkücüleri teşkilattan uzaklaştırdılar! Ve Türkiye Cumhuriyeti, seksen yıllık kinle intikama soyunanlarla zor günler yaşıyor! Siyâsiler seyrediyor! Biz de onları seyrediyoruz! Biz de seyrediyoruz Başbuğum!
Artık her 4 Nisan'da mu'tâd kabîr ziyâretleriyle, gönlümüzün Türkeşçi tarafını avutuyorlar! Bütün şer güçlerin inadına, bizi dışladıklarını zannedenlerin inadına, mânevî huzûrunda bir daha haykırıyorum: Türk'üm! Türk milliyetçisiyim! Ben de sizdenim! İnâdına MHP'yim, MHP'liyim! Ben, Başbuğ'un ülkücüleştirdiği Türkeşçilerdenim. Küsenlere küsmeğe tenezzül etmeyecek kadar Türk gönüllüyüm. Duyun beni!
Hakkını helâl et Başbuğum bize!
"BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Nisan 02, 2011

BEN MİLLETİM, DÎNİM-CİNSİM ULUDUR..

Emri sorgulayan asker, âsîdir! Divan-ı Harp'liktir!
Savaşta komutanın gösterdiği ve emrettiği yere düşünmeden saldırılır! Emre uymamak isyândır, bozgunculuktur, ihânettir ve ağır ceza gerektirir!
Türkiye'yi izliyorum, dinliyorum! NATO Generalleri'nin, Millet evlâdı Paşalar'ın, Üstün Hizmet madalyalı Kahraman Komutanlar'ın, Milliyetçi Yazarların, Ulusalcı Gazeteciler'in, itirafçı iftirâcıların, bacısını pazarlayan muhabbet tellallarının; Allahçı-Dinci-Cemaatçi mankurtların iftira ihbarlarıyla derdest edildiği, sorgulandığı, yargılanmadığı günlerde, bir de gördük ki Devlet'le Pensilvanya Vaizinin mücâdelesi varmış! Asıl savaş, bu Vaiz ile Atatürk Cumhuriyeti arasındaymış! "Dokunan yanar"mış!...
Dikkat çekilen, işâret edilen yerlere bakan aklımla vicdânım, haklı-haksız seçiminde! Giriş, birilerine çok ağır gelebilir, gelsin!
Kendilerini akıllı zannederek, başkalarının kendileri yerine de düşünmesini bekleyen fikir tembellerine vicdân, elbette çok ağır bir yüktür! Birileri bir şey yapacak, onlar; doğru-yanlış diyenleri dinleyecekler; hangi taraf çok ve sesi gürse, kimin petrolü-bombası-doları çoksa o safta yer alacaklar ve bu, akıllılık olacak! Hadi ordan! Tüfeklinin yanında duran karakterliler sizi!...
Onlara göre; Yedi Düvel'e karşı sadece îman ve Tekbîr'le karşı durmanın, bile-bile ölüme atılmanın adı, "Emre itaat"tir! "Deccal"ın emriyle ölmek te şehitlik değildir! Irak'ta; Haçlı bombalarıyla petrol üzerine yazılan, bir milyondan fazla sivilin canı, yüz binlerce müslüman kadının-kızın ırzına tecâvüz bedelli demokrasi ile; ekmek Haçlı Hristiyandan, su siyonist Yahûdiden yaşamak, akıllılıktır! Milliyetçilik te neymiş? Neymiş vatan? Devletçilik, hürriyet te neyin nesiymiş?
"Vatan sevgisi, îmandandır." öyle mi? Bize göre Domino Etkisi, onlara göre; "Biz düzeltmezsek birilerine gelip düzeltme hakkı doğar!" diye sıranın beklenmesi veya bombalı demokrasi havarisi Haçlı'ya katılmak akıllılık!...
ABD buyruğu, AB dikteleriyle "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı" ve AKP eliyle başlatılan "PKK-Kürt Açılımı"nın önündeki engelleri kaldırmak için kurulan referandum tuzağına; "Mezardan ölüleri bile çıkarın!" fetvâsıyla destek veren Pensilvanyalı Vaiz'in yaptığı da bu aklın gereğiymiş! Bunu ağlayarak açıklayan Vaiz, daha önce;"Allah'tan başkasına ibadet yapmayalım. Allah'a kul olan başkasına kul olmaktan kurtulur. İşte gelin, sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim. Kur'an devamla; 'Allah'ı bırakıp da bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin.'diyor. Dikkat edin, bu mesajda Muhammedün Rasûlüllah yok! (Hoşgörü Ve Diyalog İklimi-s.241)" fetvâsıyla Allah'ın ikmâl ederek adını İslâm koyduğu dîne saldıran adam!
Mütedeyyin Müslüman Türk'ü; Allah ve Peygamber ile aldatmak ve uyutmak görevi verilmiş olan biri ve taraftarlarının Haçlı'nın emriyle hedefleri, Türk Milliyetçiliği! Allah şahidimdir ki tek başıma da kalsam Türk'üm, Türk Milliyetçisiyim...
Sevgili Şükrü Alnıaçık'ın; "Ben Devlete Devlet demem!..." cümlesini; " Devlet benim olmayınca!"diye tamamlamıştık. Şimdi cümlede geçen "Ben"i, iyice tarif edelim: Ailelerin sülâle, sülâlelerin kaynaşarak aşiret, aşiretlerin kabile, kabilelerin bir araya gelerek Halk olmasından sonra; hâkim bir ulusun halkları birleştirmesiyle ortaya çıkan ve adına Türk Milleti denilen olgudur "Ben"...
Milletin, örgütlemiş hâli Devlet'tir. Milletiyle benzeşmeyen devlet, millî değildir! Millî olmayan Devlet'in adı despottur, zâlimdir, faşisttir, komunisttir velhâsıl millî olmayan, milletten olmayan başka ve zorba bir şeydir!
Devlet olmanın olmazsa olmazı, millettir. Millet olmadan, milletliği koruyamadan, "alt-üst kimlik" vehimleriyle yönetimde olmanın adı, -en hafif tarifle- Irak'ta işgâlci ABD'nin atadığına eş işbirlikçidir!...
Halkçılık diye diye başımıza getirilen terör belâsını bitirmek için ABD ile değil de Irak'taki kuklalarla görüşmek; çavuşun onbaşıyla sohbetidir, körle yatıp şaşı kalkmaktır!
Adâletin ve hukukçuların, Haçlı işbirlikçisi bir cemaat Vaizinin emrine girmesine -üç beş oy uğruna- göz yummak ise işbirlikçilik değilse korkaklıktır ve cephede korkaklık ta suçtur!
Son söz; Türk Milleti devletli millettir, milletli devlet değil vesselâm...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Nisan 01, 2011

KAYBEDECEK ZAMAN MI VAR?

Ne işimiz iş, ne elimiz boş!
Dostlar alışverişte görsün diye akıntıya kürek çekerek, attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeden oyalanmanın sıkıntısındayız!
Yoksa başka bir ülkede miyiz? Gözlerimizde bir bozukluk mu var? Sayı saymak bilmiyor muyuz?
"Geniş Ortadoğu ve Afrika'nın Kuzeyi Projesi"nin Eş Başkanı başkanlığındaki AKP, iktidarda ve üçüncü kere hükümete talip!
CHP; yaptırdığı anketlere göre iktidar olmuş bile!
MHP; üç dönem olmak kaydıyla iktidara talip ve seçimi kazandığını söylüyor!
DP; en eski partilerden olmak ve bütün partilerdeki emanet oylarını geri alarak iktidarın en yakın adayı olduğunu söylüyor!
BBP; her an milletin yapacağı sandık sürprizine inanarak bekliyor!
SP; gömlek değişenlere, dönenlere verilen emânet oylarını geri alarak iktidar olacağını söylüyor!
TP; Abdullatif Şener'in siyasi geçmişi ve donanımıyla iktidara talip!
HEPAR; ciddi manada Atatürk'e sadık milliyetçi gençliğin verdiği sinerji ile iktidarım diyor! Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar biliriz ama bu aslan bir tane ve talip gönüller çok!
Parmak hesabı ile abartmadan bir göz atalım mı?
CHP'nin, "Benim adım Kemal"li Gandi'li çıkış ile yakaladığı ivme; İmralı cansinin avukatının genel başkan yardımcılığı, AKP'den daha ileri ayrıştırıcı Kürt Dosyası, Mesut Yılmaz'dan daha fazla AB sadakati ile sekteye uğradı! Alabileceği zirve oy: %20
MHP'nin mevcut halini koruyacağı, belki bir-iki puan artıracağı hesaplarıyla ve anketlere göre alabileceği beklenen zirve oy: % 20
HEPAR'ın, SP'nin, DP'nin birbirine çok yakın oylarının toplamı: % 15
Bağımsız sayılan siyasallaşmış PKK'lı BDP'nin oyu: % 4
Diğer partilerin toplam oyları: % 6
Kararsız ve sandığa gitmeyeceğini söyleyen seçmen, en aza indirgesek bile % 10
Toplayınca % 75 ediyor ve AKP'ye kalan oy: % 25
Net fotoğraf bu olunca; korkması, paniklemesi gereken AKP olmalı değil mi? Ama öyle değil!
Blok duruşu, bütün görüntüsü ve hükümet olmanın avantajlarıyla, güneşi arkasına alan AKP'nin gölgesinin boyundan panikleyen, kırk parçalı bir muhalefet var! Kırk parçalı olunca kırk çeşit ve birbirini etkileyen panikler var!
Okurlarımız iletilerle, gittiğimiz veya gelen dostlar sohbetlerimizde bizzat ve yalvararak; "Hocam! Lütfen iletin! Birlik sağlansın! İttifak, güçbirliği adına ne denirse densin ama sağlansın ve bu AKP işgalinden memleket kurtulsun." diyorlar.
Abdulhak Hamid'in; "Türk Milleti söylemez, söylenir." tesbitinden hareketle biz de söylentileri söyleme çevirerek iletmek görevimizi yapıyoruz!
İktidar ve anamuhalefet aynı değirmene su taşıyorlar! BDP'nin asıl adaylarını AKP ve CHP'den gösterip göstermelik birkaç bağımsız adayla sadece ortam germek için olmadık yerlerde anarşi çıkarmaya hazırlandığı söyleniyor! Bu zararlı oyunları bozmak, bütünlüğümüzü herşeye rağmen koruyacağımızı göstermek için birlik olmak, millî akıl gereği değil midir?
Uygun adımla yerinde saymak; harekettir doğru ama bir adım ileri götürmüyorsa boşa emek, boşa gayret değil midir? Kaybedecek zamanımız, AKP'ye bir dönem daha tahammül şansımız kalmış mıdır?
Meseleyi küçümseyen veya aymazlık eden herkesin veballi olacağı hiç mi düşünülmemektedir? Şartsız ittifak tekliflerinin reddediliş sebebini bilmek, milletin hakkı değil midir?
Dilimize geleni söylememek için yutkuna yutkuna ödümüz şişti farkında mısınız?
EL TUTMAYANIN ELİNDEN TUTULMAZ...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Mart 31, 2011

ÜLKÜMETRE...

Söz ortanın, kim alır veya alınırsa ona kalır.
Ortaya söyleyeceğim! Kim alınırsa ona kalacak, kimse almaz veya alınmazsa kendimle dertleşmiş olacağım, sözüm bana kalacak!
Her MHP'li ülkücü olmak zorunda değil ama "Her ülkücü otomatikman MHP'lidir." diye öğrendik ve "ülkümetre" olarak bildik! Çünkü sözün sahibi; Türk Milliyetçilerinin, Türkçülerin, Tûrancıların, Türkeşçilerin nerdeyse tamâmını ülkücüleştiren, ülkücülüğü siyâsi markalaştıran Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'tir. Töresel bir yasadır artık bu.
İdealisti ülkücü eden elbette Muhteşem Türk Atatürk'tü ama Cumhuriyetin son kırk beş yılında, siyâseten Ülkücülüğü markalaştıran, ülkücü denince akla MHP'nin, MHP denince akla ülkücünün gelmesini sağlayan bir tarihi şahsiyettir Başbuğ Türkeş!
Bu "ülkümetre"ye çoğunluk uydu. Tek tük, uymayan, kendine "eski" önsıfatıyla ülkücü diyenler de çıktı! Onlara da başka partide "Ülkücüyüm" demek "Siyâsi Fahişelik"tir denildi! Yetmedi, hal ve tavırlarıyla ülkücüleri incitenlere; "Hücrede, cezaevinde veya firarda şeytan aldatmasıyla ülkücü ifrâzatları" denildi!
Yani, MHP'de olmayan, başka partililere ülkücüyüm demenin inandırıcılığı ve mantığı yok! Bu ilkeye çoğunluk uydu! Elbette yok denecek kadar az sayıda uymayan da var ve karakterleriyle düz orantılı itibar görüyorlar! İşimiz onlarla değil!
Herkesin milliyetçilik yapmaya hakkı vardır ve doğrudur. Her vatandaşın vatanseverlik hakkıdır ve doğrudur. Her mütedeyyin müslümanın dindarlık, vatanseverlik, milliyetçilik hakkıdır ve yaparsa doğrudur! Yapmamak ta haklarıdır doğruluk veya yanlışlığını, muhatabıyla münakaşa etmek gerekir! Ama her Ülkücünün; milliyetçi, vatanperver, dindar, Atatürk ve şühedânın, Başbuğ ve Ülkücü Şehitlerin emânetlerine sadâkat, saygı mecbûriyeti vardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetim şekli, yönetici seçme ve değiştirme şekli yasalarla bellidir! Beğenilen seçilir, beğenilmeyen sandığa gömülür.
Sandıktan çıkan oyun üzerinde kimlik yazmaz! Fikir belli değildir çünkü gizli oy, açık tasnifle yapılır seçimler! Yani seçmenin gönlünü ve sevgisini kazanmaktan başka yolu yoktur yönetimi seçme veya değiştirmenin.
Defalarca sekteye uğratılmış demokrasi, defalarca değiştirilmiş Anayasa ve yasalardan memnun olan veya olmayan vatandaşı temsîlen, siyâsi partiler vardır. Bu partilerden statikocu, süregelen uygulamadan rahatsız olan ve millet irâdesiyle değiştirmek isteyenler vardır. Demokrasi gereğidir ve doğrudur.
Atatürk'ün, şühedâ ve gazilerin emâneti demokrasiyi "amaç değil araç" gören birileri; dini, Allah'ı, Âyetleri, etnik şövenizmi malzeme ederek, Peygamber(s.a.v.)'e bile tanınmayan bir hakla iman sorgulayıp yargılayarak iş başındalar!
Muhalefet beceriksizliğinden seçim üstüne seçim kazandılar! Her seçimde Anayasa değişikliği, vesâyet, Ordu tehdîdi, tesettür, türban, Kur'an kursları, din dersleri, imam hatipler, "kanlı mı kansız mı?" değişim v.s. fısıltılarıyla Cumhuriyetle hesaplaşmaya oturdular!
Millî bütünlük, bölünmez vatan, Türk kimliği sorgulanmaya yargılanmaya başlandı! Üçüncü kere -Allah korusun- kazanırlarsa ne Milli bütünlük, ne vatan bütünlüğü, ne Türk kimliği, ne de Atatürk kazanımları kalmayacak!
Bu demokrat maskelilerin oyları % 30'larda, belki daha az ama blok halinde! Muhalefettekilere % 70'lik oy kalıyor ama yetmiş parçalar! Paramparça olmaları yetmiyormuş gibi, güçbirliğinden de kaçıyorlar! AKP; hepsine ayrı ayrı vuruyor, onlar da AKP'ye değil birbirlerine saldırıyorlar! Vallahi, Billahi, Tallahi akıl işi değil!
Netice; ülkücü sadece MHP'de olmalı, olsun! Milliyetçiliği herkes istediği yerde yapabilir, yapsın! Vatanseverliğin, dindarlığın partisi olmaz, olmasın ama bir Milli Güç Birliği; şart, vâcip, farz-ı ayn, sünnet-i kifâye artık vesselâm...
BİRLİK OLUNMADAN DİRLİK SAĞLANAMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Mart 30, 2011

BİR "ÜLKÜ DEVİ"Nİ ZİYÂRET...

Arayan kayıtlı bir Dost numarası... Daha önce tarif ve tanıtmaya çalıştığım, Aydın'da ikamet eden Ülkü Devi Gültekin Öztürk görünüyor arayan...
Dostlar arasında kendiliğinden oluşmuş hitaplar vardır ya, bu Dostumla da aynı keyifli ortam...
"Efendim Türk Beyim?" diye açtım telefonu hevesle, hasretle...
Karşıda içini çekerek ağlayan bir hanım sesi! "Mustafa Amca! Ben Asena!"
Ağlayarak, Türk Beyi Gültekin'in telefonundan arayan kızı! "Ey vaaah!" dedim sessiz feryadım yüreğimi patlatırcasına!
"Amca! Babam ağırlaştı! Sana haber vermemi istedi! Şu an koroner yoğun bakımda!"
Teselliye ve metânet desteğine ihtiyacım olan paniklemiş halimle, Asena Kızımız'a ne dedim, nasıl dedim bilmiyorum!
"Kızım! Babanın göreceği şekilde sakın ağlama!" Diyerek fırladım Aydın'a doğru! Aslında Aydın'a değil, varlığıyla Aydın'ı güzelleştiren güzel yürekli, Türk karakterli, yılmaz Ülküdaşım'a doğru!...
İlkbaharını yaşayan, ağaçların çiçeklendiği, yeşilinin yeniden canlandığı bir dönemde, çok güzel manzaralarla süslü ve en fazla bir saatlik İzmir-Aydın yolu, bu kadar mı uzunmuş? Veya bir saat, bu kadar mı uzun-bitmez bir zamanmış?
İçimden bildiğim bütün âyetleri, kendi îmanî gayretlerimle yakalabildiğim samîmiyetimle kelime dağarcığımın, lisanımın izin verdiği kapasitede dualarla, yakarışlarla; yüz kilometrelik, bir saatlik bitmez yola koyuldum!...
Dualarıma aklıma gelen müşterek dostları da haberdar etmek için telefonlarla ara verdim sık sık... Çok önemsediğim fikri mücâdeleye, telâfisi zor zararlar veren ama sadece Gültekin'le tanışmamıza vesîle olduğu için asla kızmayı düşünmediğim -küsmeye tenezzül etmediğim bir kişi hâriç- müşterek Dostlara durumu ilettim. Bu uğraş, dua, yolla kavgalarım sonunda vardık Aydın Devlet Hastanesi'ne... Dâvâ Aysbergleri'nden Cemal Şafak Hoca ve Aydın'dan dostlar, MHP İzmir Millet vekili Aday Adayı Mehmet Üste ve isimlerini bilmediğim ülküdaşlar, ailesiyle birlikte sevgi sarmalına almışlardı Türk Beyim'i...
Ömrünü, ülkü uğruna çile ve uğraşlarla geçirmiş Türk Beyim, Gültekin Öztürk; yoğun bakım ünitesinde! Yanına yaklaşmak, tıbben yasak! Yanında, yemek yediremek için sadece eşi Hanfendi var!
Uzaktan gözgöze kurtça bakıştık! Türkçe-dostça söyleştik sessiz kelimelerle!
Çakmak çakmak açılan gözleriyle gülümseyerek; "Hoş geldin Beyim!" dediğini dudaklarından okudum hatta duydum bile. "Hoş buldum Beyim!" diye yüksek sesle cevapladım Dostumu...
19 Kasım 2010'da; "Bu Ülkü Devi; daha önce vekil ve bakan olmadığı için, daha önce kuruculuktan başka teşkilat yöneticiliği yapmadığı için, gençliğini dernekçi değil şartlar gereği militanca yaşadığı için pek popüleritesi yoktur! Yâni çok tanınmaz, hatta meşhûrluk anlamında hiç tanınmaz ama bilinir! Bunlar Ülkücü Hareket’in aysbergleridirler. Bunların olduğu yerde dip dalgalanması ya anında fırtınaya döner, ya da -tehlikeliyse- bu dalgakıran sinelerde anında söner!..." diye tanıtmaya çalıştığım bu Ülkü Devi; şimdi ülküdaşlarının dua ve ilgisini bekliyor. Arayan soran her Dostunu, başarılı bir Avukat olan Kızı Asena'dan öğrendikçe, -telefonları babası adına Asena karşılıyor çünkü- güç alacak biliyorum.
Bana, bütün gücüyle yataktan bağırarak dediği; "12 Haziran'dan önce asla! Savaş meydanında ülküdaşlarımı bırakmam! Safta yerimi boşaltmam Allah'ın izniyle!" irâdesiyle ve hevesiyle toparlanacak inşallah...
Ülkü Devi Gültekin Öztürk'ü; teşkilatının, partisinin, ülküdaşlarının ve dostlarının ilgi ve bilgilerine sunuyorum ve "Türk Beyim! Kandaşım! Seni, sevenlerini ve sevdiklerini çok seviyorum. Allah'a emânet ediyorum." vesselam...
"Altmışında anlamayan ne anlar/ Tövbe toktan, yüz-göz yoktan yaranar
Ey Azaplı! Kırgını var, kahrı var/ Felâketten, musîbetten korkarım."
(Azaplı Mikâil)
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Mart 29, 2011

KÖPRÜDE BİR ATLI VAR!...

Yine kuranlar, köprünün tam ortasında kaldılar! Gelenlere "Hoş geldin.", gidenlere "Güle güle." demek, köprü kuranlara düştü! Köprü kurarken, köprülüğe niyetlenirken "köprübaşı'cı"lığı hiç düşünmedikleri için köprünün iki başıyla da yabancı kaldılar!
Tarihin tekerrürü gerçeğine; "Tarih değil aptallıklar tekerrür eder." diye itiraz eden Sultan Abdulhamîd'e ve "İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi?" diye katkı veren Mehmed Âkif'e rahmetler olsun.
Mehmed Âkif'in tarihe tanık ve müthîş anlatımıyla 13 Haziran 1913'ün Türkiyesi'ne dikkatle bakalım:
".................
Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan...
Hey sıkılmaz! Ağlamazsın, bâri gülmekten utan!
.................
Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lâkin aşk olsun ki aldırmaz da otlarmış eşek
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı
Hasmı, derken çullanırmış yutmadan son lokmayı!...
Bir hakikattir bu şaşmaz, bildiğin üslûba sok;
Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok!
Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız;
Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtirâs ardındayız!" (Safahat-Beşinci Kitap-sh.312)
Allah rızâsı için yüz sene öncesi ile günümüz Türkiyesini ve yüz yıl önceki ile günümüz işbirlikçilerini, en insafsız haliyle mukayese edin!
Tarih; ibret alınsa tekerrür mü etmez, yoksa tarih değil aptallıklar mı tekerrür eder?
"Din de kürkün aynı olmuş; ters çevirmiş giymişiz!" diyen Âkif gibi; biz de kendini, dününü, kimliğini reddederek Allah İle Aldatanlar'la cebelleşmiyor muyuz?
Çok itiraz ettiğim, kabul edemediğim; "Her doğru, her yerde söylenmez!" ilm-i siyâset(!)ine, akıllılığın bir şubesi olan kurnazlığa, "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek" mürailiğine bu kadar mecbur olunacağını rüyamda görseydim ya karabasan sayar, ya da kıçım açık kalmış diye yorumlardım!
Satılan malın yerine yenisi alınarak koyulmazsa ticâret devam eder mi? Siyâsette, gidenin yerine mutlaka bir gelen olmaz mı? Gelen olmasa mutlaka biri davet edilmez mi? Tabiatın, siyâsetin, ticâretin boşluğa izin vermeyeceğini öğrenmek için illa tsunami mi gerek!
Okyanus Ötesi'nde yazılmış senaryonun; AB-D destek ve dekorlu sahnesinde oyunculara suflörlük yapan Haçlı Müslümanlar'dan birinin; "MHP'de tsunami olacak!" sözünü ne çabuk unuttuk? Gününden önce tedbîr alınmazsa, med-cezirden önce dalgakıranlar kurulmazsa bırakın tsunamiyi kuvvetli bir dalgalanmaya karşı neyle korunacak kıyılarımız?
Duyanlar, duymayanlara Allah rızası için söylesinler; kendimize işkence ederek lisan-ı münâsiple sormaya gayret ettiğimiz soruları, en çıplak haliyle sormak üzere kendimizi tahrîke başladık ve çıplak soracağımız soruların cevabını muhatabı değil millet verecek! Bu uyarımız da dikkate alınmazsa başka çâre var mı?
Karanlıkta kaybettiğimizi ışıkta ararsak elin oğlu karartma uygulayacak haberiniz olsun!
"ÇAKALIN KURT TAKLÎDİ, LEŞ GÖRÜNCEYE KADARDIR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Mart 28, 2011

ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜ...

"Ülkücü=MHP, MHP=Ülkücü" formülüne inanan, "Her Ülkücü otomatikman MHP'lidir." Ülkümetresine sâdık bütün Ülkücülere sesleneceyim.
Ülküdaşlarım, Kandaşlarım!
Sözle öz bir olmazsa, fikirle zikir bir olmazsa inandırıcılık zayıflar! Herşeye, her şarta, herkese rağmen; bütün zorlamalara, tehditlere, vaatlere rağmen net ve dik duruşlarından taviz vermemiş ülkücülere milletin itibâr ettiğini; ülkücüler de, millet te, takîyyeci dönekler de görüyor, biliyorlar!
Hal böyleyse:
Ülkücü; millî menfaatlerin, bölünmez bütünlüğün, Vatanın-Milletin-Devletin-Bayrağın-Cumhuriyetin gönüllü fedaisi ise;
Ülkücü; gerektiğinde ölmezse milletin yaşayamayacağını biliyor, millet olmadan devletin olmayacağını görüyor ve gülerek ölüme saldırıyorsa;
Ülkücü; "Emâneti ehline" tercîhini îman aklı ve millî aklıyla yapıyorsa;
Ülkücü; Allah(c.c.)'ın nasibi çilelerini, olma yolunda merhâleler olarak algılayıp şükr'ediyorsa;
Ülkücü; "Hepimiz birimiz için"den önce "Birimiz hepimiz için" tercihiyle önce kendini ülküsüne, milletine, devletine, mukaddeslerine fedâ edebiliyorsa;
Ülkücü; kimseyi küstürmeyip kendi de küsmeğe tenezzül etmiyorsa;
Ülkücü; Îman aklı veya aklının îmanı ile "Cihâd-ı Ekber"e başlayıp nefsine saldırıyor, enâniyyet yapmadan ticârette de, siyasette de tavrını doğrudan yana sergileyebiliyorsa;
Ülkücü; millî menfaatler uğruna canı da dahil kendinin olan herşeyden fedakârlık bile demeden vazgeçebiliyor ama Misâk-ı Millî'den bir çakıl için gözü kapalı ölüme atılabiliyorsa;
Ülkücü; Allah yolunda ölerek ölümü öldürüp ölümsüzleşmenin cesâretiyle; "Ve dirildik ölümü öldüren bir ölüşle" diye tarif edilenler kervânına katılmaya gönüllüyse;
Ülkücü; millet olmadan devlet, devlet olmadan vatan, vatan olmadan bayrak, bayrak olmadan istiklâl ve istiklâl-hürriyet olmadan Türk Milletinden olunamayacağını biliyorsa;
Ülkücü; sadâkatin, ahde vefânın, dostluğun kardeşlikten önde gelen millî bir haslet olduğunu biliyorsa;
Ülkücü; "Ve tevekkel a'lallah- Vekîl olarak Allah yeter-Ahzâb-3" Emr-i İlâhi'ye uyarak tevekkülle sabrediyorsa, kurt sabrıyla zamanı bayıltıyorsa;
Ülkücü; "Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" tarifinde kendini görüyorsa;
Ülkücü; "Ülkücü olamadım ama olmak için önce nefsimle mücâdeledeyim." diyerek tevazuyu yaşıyor, yaşatıyorsa;
Ülkücü; "Önce ülkem, sonra partim, sonra ben" inancına uygun davranıyorsa;
Ülkücü; kendilerini, dünyayı boynuzları üzerinde taşıdığını zanneden megaloman büyükbaşları, "Sürünün selâmeti için alaca dananın katli vâciptir." fetvası gereği, elleri titremeden kurban edebiliyorsa;
Ülkücü; hiç kimsenin alternatifsiz olmadığını bilerek sürekli müteyakkız ve Allah rızası için sürekli gayret içindeyse;
Ülkücü; doğru zamanda, doğru zemînde, doğru safta, dosdoğru yer alabiliyorsa ve bunun için kimseden davet te beklemiyorsa;
Ülkücü; dünyanın neresinde olursa olsun bir mazlûma zulmedildiğini duyduğunda en azından buğzediyorsa;
Ülkücü; kuvvetli haksızdan zayıf haklının hakkını alarak teslîm ediyorsa veya bu uğurda mücahede ediyorsa;
Ülkücü; kendinin Allah'tan razılığını bilip Allah'ın da rızasını kazanabilmek için, pişip olmak için, dikenli zor yollarda şikâyetlenmeden yürüyorsa;
Ülkücü; rehberini Kur'an, hedefini Allah(c.c.)'ın izniyle Tûran olarak koymuşsa Ülkücülüğe adaydır!
Ülkücülük; söylerken çok keyifli ve kolay, uygularken her babayiğidin tahammül edemeyeceği meşakkatlerin toplamının adıdır.
Ülkücülük; milletin huzûru, devletin bekası, Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet inlemesi, Al-Bayrağın Ezan-ı Muhammedî üflemesiyle kıyâmete kadar dalgalanması hayali ve hevesiyle ölümü korkutmaktır.
Selâmlar olsun ülkücülerden oluşan Ülkü Ordusu'na...
TÜRK'ÜN HERŞEYİ GÜZELDİR VE HERŞEYDEN GÜZELDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

AKLIN İTTİFÂKI VEYA İTTİFÂKIN AKLI...

08.30'da gelen bir telefonla başladım Pazar günüme. Arayan Dost; "Hocam! Namık Kemal Bey'den haberin var mı?" sorusuyla girdi söze! Çok heyecanlıydı! Uykulu uykulu; "Hayr'ola?" diye sordum! Namık Kemal Zeybek MHP çatısı altında şartsız ittifak teklif etmiş dedi! İlk tepkim sevinmek oldu!
Haberi, defalarca okudum! Yakından tanıdığım Sayın Namık Kemal Zeybek'in diplomatik üslûbu da çok ustaca kullandığını bildiğim için satır aralarına da dikkat ederek bir daha, bir daha okudum.
Millî akıl bu olsa gerek! Bir gün önce; "... bu seçimdeki her oyun Çanakkale'deki mermilerden daha kudretli ve mukaddes olduğunu hatırlatarak 'Küreselcilerle milliyetçiler arasında mücadele' olduğu Okyanus Ötesinden ilan edilen bu seçimde herkesi, millî akla; İşbirlikçi-Haçlı Müslüman- Allah ile Aldatanlar'dan, cemaat vesâyetinden ve AKP'den kurtulmak için güçbirliğine davet ederim..." seslenişimi hatırlayıp "Abdala ayân olurmuş!" diye bir daha sevindim!
Demokrat Parti teşkilatları, bir saatte on binlerce SMS ile haberi yaymışlardı! Ne kadar önemsediklerinin ve heyecanlarının göstergesi olarak yorumladım. Bu millî heyecan değerlendirilmeli, kullanılmalı diye düşündüm.
Öğlene kadar otuza yakın telefon aldım. Arayanlar hevesli heyecanlıydı! Haberin asılsız olmasından korkuyorlardı çünkü bir iki gün önce sanal ağda benzer bir haber çıkmış ama yalanlanmıştı!
Sürekli meşgul çalan telefonundan, zor da olsa ulaştım Sayın Zeybek'e! Kendine has üslûp ve davudî sesi ile "Sen de mi duydun?" sorusuyla başladık! AKP'nin behemahal önünün kesilmesi, milletin ve devletin AKP'den kurtarılması gereğini net ifâdelerle vurguladılar. Hiçbir şartının olmadığını, gerekirse kendinin aday bile olmayacağını, bana da tekrâren söylediler.
Yıllardır, Mehmed Âkif'in; "Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir/ Davransana! Eller de senin, baş ta senindir." feryâdıyla seslendiğimi, millete-devlete dîni söylem ve mesnetsiz vaatlerle musallat olup, yetersiz muhalefet yüzünden kendilerinde kerâmet vehmederek her geçen gün tamîri zorlaşan tahrîbat ve hatalar yapan AKP'den kurtulmanın yollarını aradığımızı da hatırlayıp tebrîk ettim tabi ki!...
Sağcılığı-solculuğu erteleyerek ulusalcı vatanseverler ve milliyetçi devletseverler, mütedeyyîn müslüman vatanperverler arasındaki çekişmeyi mutlaka ertlemek gereğine inancımla bu ittifâk için ne lâzımsa yapılmalı! Bu ittifak, MHP Çatısı'na itibarı artırır ve katılımları hızlandırır.
Birin sıfırdan her zaman büyük olduğu gerçeğini unutmadan, atlamadan; bu ittifakın sağlayacağı sinerjiyi, en etkili yalan metodu olan anketlerin gösterdiği oy yüzdeleriyle ölçmeye kalkmadan, neresinden bakılırsa bakılsın akıllı bir teklif olan bu atak, akamete uğramamalı!
Sayın Zeybek Bey'le yaptığım telefon görüşmesindeki net ifâdeler dolayısıyla sorgulayacak bir şey bulamadığımdan tekrar habere döndüm. Bir daha okudum! "Tek isteğimiz listeler hazırlanırken isâbetli isimler..." cümlesi altında bir şeyler aramaya niyetlenmişken hemen peşine; "Benim adaylığım şart değil!" cümlesi, bu niyetimin de önünü kesti!
Heyecanla arayan ve ciddi bir kanaat önderi bir Dostumun; "Ağabey! İşe bak Allahını seversen! Bir elimizde Başbuğ'un Dokuz Işığı, dilimizde; "Ne mozaiği ulan!" narası, bir elimizde Hace Ahmet Yesevi'nin sekiz yüz elli yıllık kepçesi, ufkumuzda Atatürk ülküleri ve Devlet Bahçeli komutasında bir seçim! Ağabey bu seçim, lezzetinden yiyilmez!" yorumunu da paylaşmak istedim!
"Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika'nın Kuzeyi projesi"nin Eş Başkanı Başbakan'ın şımarttığı PKK'nın siyasallaştırılmışlarının başlattığı, "Sivil İtaatsizlik" adlı başkaldırı provasının gölgesinde kalan, "Haçlı Müslümanlar"ın da dahil olduğu NATO Birliklerinin Lübya'ya yağdırdığı demokrasi bombalarının gürültüsü içinde kaybolan bu haberi, bütün duyarlı Türk yüreklerin dikkatlerine sunuyorum.
Sayın Bahçeli'nin 31 Ekim'de yaptığı "Millet ve Devlet Bekası İçin Güçbirliği" çağrısına icâbet ve "Millete hizmet; şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir." sözlerine riâyet gibi algılanması şart olan bu atak, zannederim layıkıyla önemsenecektir. Bu ittifak, çok hayırlı neticelere gebedir vesselam!
TÜRK YUSUFLAR KUYUDAN ÇIKARILSINLAR ARTIK!...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Mart 27, 2011

KIYASLAMAYI MİLLET YAPACAK...

İstiklâl Harbimiz'in ve Millî Mücâdelemiz'in yeniden millî vicdan ve akla sunulması gereken, meşhûr olmayan kahramanları var. Özbekler Dergâhı Şeyhi Ataullah Efendi ve Şeyh Sunûsi bu kahramanlardan sadece ikisi...
Dünya gündemi Libya olunca biz de önce Şeyh Sunûsi'yi kısaca hatırlatalım istedik. Şey Sunûsi; Afrika'da özellikle Sahra ve Sudan'da geniş bir etki alanı olan Sunûsilerin önderidir. İstiklâl Harbi sırasında Anadolu'ya gelip bir çok yeri yayan dolaşarak vaazlarıyla Kuva-y-ı Millîye'ye destek vermiştir. Sunûsî Efendi; ırkı, rengi ve dili farklı olmasına rağmen hayatında hiç görmediği Anadolu'ya gelip Türklere destek vermesinin sebebini; "Bugün İslâm milletleri arasında en kuvvetlisi ve haşmetlisi ve dîn-i vahdet ve idâre yönünden en ümit vericisi Türk Milletidir. Binaenaleyh bütün İslâmi hareket ve dayanışmanın kuvvet merkezi, Türkiye olmalıdır. Kahraman Türk Milletini bu yakın alâka ve yardıma, dayanışmaya ve bu çok mühîm vazifeye ehîl kılan birçok tarihî ve sıtratejik imtiyâzları vardır. İslâm Âlemini, Türkler kurtarır." diye açıklar.
Şeyh Sunûsi; hiç bilmediği yerlerde Allah rızâsı için Millî Mücâdeleye canı pahasına katkı verirken Mustafa Kemal'e "Burjuva Kemal" diyen, "Ben Sovyetlerin çocuğuyum. Beni Stalin yarattı." diyen solcu en-tellek-tüellerin kahramanı Nâzım, Moskova'ya kaçmış; dinci dolma kalemlerin Bediüzzamanı Said-i Kürdî ise Boğaz'da Çamlıca'da oturuyormuş! (Sinan Meydan- "Hür Adam Hürriyet Savaşı'nda neredeydi?" yazısı)
Şeyh Sunûsi hakkında Tarih Profesörü Cahit Tanyol'un anlattıkları ise millî akılla dîni vicdânı herc ü merc edecek nitelikte! Tanık olduğu bir olayı, şöyle anlatır; "Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı. Titrek ve fakat heyecanlı bir sesle: 'Din kardeşlerim, sizi Şeyh Sunûsi Hazretlerinin bir müjdesi için buraya topladım.' dedi ve şu olayı anlattı. 'Şeyh Sunûsi Hazretleri bir gece Peygamberimizi rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istemiş. Peygamber(s.a.v.) kendisine sol elini uzatmış, buna şaşıran ve mahzûn olan Şeyh; 'Ya Resulullah niçin sağ elinizi vermediniz?' diye sual edince şu cevabı almış: 'Sağ elimi Ankara’da Mustafa Kemal’e uzattım.' Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendi’nin elleri, çenesi ve dili titriyordu. Gözleri dolu doluydu, konuşması kalabalığı elektriklemişti. Birden gür ve imanlı bir sesle: 'Ey ahali! Mustafa Kemal muzaffer olacak, Peygamber Efendimizin sağ eli onun elindedir. Buna iman edin.' diye haykırdı ve kürsüden indi." (Cezmi Eraslan-Yakın Dönem Halkçılık ve Atatürk- s. 161)
Dostlar; günlerdir akılla zekânın, akıllı ile delinin ve aptalın farkını irdeliyorum! Kimsenin îmanını sorgulamak gibi bir dindışılığım hâşâ olamaz ama onlarca yıldır; "Bize ihânet ettiler!" diye fısıltıyla zerk edilen yanlış bilgilerle Filistin ve Suûdilerin haricinde diğer Arapların Türk zabitlerle, kanlarının son damlasına kadar savaştıklarını unutturmaya çalıştılar!
İstiklâl Harbimiz'de din adamlarının etkisini, İngiliz ajan Harron Amstrong, Şeyh Sunûsi ve diğer şeyhleri; "Karşılaştığımız hakikatler bizleri hayrete düşürdü! Bu din adamları münhasıran telkînlerle ve maneviyâtı yükseltmekle iktifâ etmemişler, fiîli olarak ta mukavemet teşkilâtı içinde vazife almışlardı." diye anlatır. Mağrib'de Sunûsîlerle başa çıkmakta zorlanan İngilizler, Şeyh Sunûsî'ye tarafsız kalırsa Libya'nın yönetimini ayrıca Mısır'ın Batı Çölü'ndeki bazı vahaları teklif ederler. Bu cazip teklifler, el tersiyle itilir ve sonuna kadar savaş tercîh edilir.
Dînin, din adamlarının Türk Milleti üzerindeki etkisini, İstiklâl Harbimiz'de öğrenen İngiliz akıllı Haçlı, şimdi benzer bir metodla Türk milletini din silahı ve din adamı maskeli "Haçlı Müslümanlar"la bölüp parçalayarak, yutmaya çalışıyor!
"NATO'nun Libyada ne işi ver? Böyle saçmalık olabilir mi?" diye kükreyip sonra Haçlı ile birlikte; "Libya'nın Libyalıların olduğunu tesbît ve tescîl"e gidenleri; Şeyh Sunûsi Efendi ve Şeyh Ataullah Efendi ile mi yoksa Said-i Kürdî ve Nazım'la mı kıyaslayacağız?
Çünkü ahvâl ve şerâit, yüz yıl öncesiyle harfiyyen aynı!...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

" APTALLIK TEKERRÜR EDER!"

Günümüzden hemen hemen yüz sene önce Mehmed Âkif'in feryâdını dinleyelim:

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz;
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin,
Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin.
Yarmışız edvâr-ı fetretten kalan yeldâları;
Fikr-i ferdâ doğmadan yağdırmışız ferdâları!
...........
Bir neyiz? Seyreyle artık; bir kere de fikr'et neymişiz?
Din de kürkün aynı olmuş; ters çevirmiş giymişiz!
Nehy-i ma'ruf emr-i münkerdir gezen meydanda bak
En metîn ahlâkımız, yahut, görüp aldırmamak!
Yıktı bin mel'un kalem nâmûsu, bizler uymadık,
"Susmak evlâdır" deyip sustuk... Sanırsın duymadık!
Kustu, bin murdar ağız şer'in bütün ahkâmına;
Ah! Bir ses bâri yükselseydi nefret nâmına!
Altı yüz bin can gider, milyonla îman eksilir;
Kimseler görmez! Gören sersem de Allah'tan bilir!
Sonra, şâyet şahsının incinse hatta bir tüyü,
Yer yıkılmış zanneder seyr'eyleyen gümbürtüyü!
Kırkın aylıktan biraz, yahut geciksin vermeyin,
Fodla çiy kalsın, "Pilav bitmiş" deyin, göstermeyin;
Fes, külâh, kalpak, sarık vermiş bakarsın el ele,
Mi'delerden fışkırır tâ Arş'a aç bir velvele!
Ortalık altüst olurken ses çıkarmazdım hani,
Öyle bir dernekte seyret gel de sen beni!
Göster Allahım, bu millet kurtulur, tek mu'cîze,
Bir "utanmak hissi" ver gâib hazinenden bize! ( 16 Mayıs 1913-Safahat'tan-sayfa: 221)
kelimeler:
âfâk: ufuklar, zulmet: karanlık// edvâr-ı fetret: fetret devirleri, fetret: insanların anarşi içinde, öndersiz, ıstırap içinde yaşadığı devir// yeldâ: en uzun gece// ferdâ: yarın// Nehy-i ma'ruf: iyiyi nehyetmek, yasak etmek// emr-i münker: fenayı, kötüyü emretmek// âyet, hâdis//şer: ahkâm: hükümler, kararlar
Biz uymasak ta, bin mel'un kalemin nâmûsu yıkışını, duymamış gibi ilgisiz kalışımızı; bin murdar ağızın şer'in (ayetin-hadisin-dînin) hükümlerine ters işleri dîn adına yapmalarına bir îman ehli kişinin bile itirâz etmeyişi, itiraz edenlerin hemen toplumdan tecrît edilişi, kâfir Korsan İsrail'e tedbirsizce öldürttürülen canları cahillerin Allah'tan bilmesi, hiç bir şeyle ilgilenmeyenlerin menfaatlerine dokunulduğunda kıyametler koparması; size de tanıdık, bildik gelmedi mi?
Mehmed Âkif'ten yüz sene sonra biz de; "Allah'ım! Bir mûcize göster! Bize hiç değilse utanma hissi ver ki belki hem kendimizi hem de milleti kurtaralım." diye yalvararak dua etmiyor muyuz?"
Sultan Abdulhamid'in; "Tarih değil aptallıklar tekerrür eder." tesbitine itiraz mümkün mü?
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Mart 26, 2011

MİLLÎ MHP İLE TAKÎYYECİ AKP SEÇİMİ...

Basılmamış bir kitabın izinin sürüldüğü, "YetmeZ ama Evet!" destekli, demokratik günler yaşıyoruz!
Özal'la başlayan, muhabirle muharririn yer değiştirmesiyle tarafsızlığı söz konusu olmayan muharrirler; amigo taraftar, kiralık dolma kalem, kiralık koruma konumuna sokuldular!
Yapılanlar, bugünlere hazırlıkmış! Haykırdık ama dolma kalemler, bulundukları torpilli ve bol dolarlı konumlarından dolayı ya duymazdan geldiler ya da duyup duyurmadılar!
Oysa mahkemenin kadıya mülk olmadığını biliyorduk! Kadı gidince kâtiplerin esâmisi okunmazdı biliyorduk! Birkaç yıllık aralarla 1983'ten beri bu devri daimi seyrediyoruz!
Araştırmacı yazarlığın, çok zahmetli olduğunu, çok emek gerektirdiğini bilenlerdeniz ama bir haftada, çok güncel konular hakkında, gizli belgelerle 300-400 sayfalık dökümanter kitaplar yazılabilmesini de bir türlü anlayamayanlardanım!
Bu mantıkla; kısa devirlerin "Dolma Kalemler"i o kadar aşikâr ki! Bir önceki devre dolma kalemlik edenlerin, bir sonraki devir dolma kalemlerince ihbâr edilmelerini, tenkît edilmelerini hatta tehdît edilmelerini de midem bulanarak anlayanlardanım!
Çok açık ifâdelerle, üç-dört kere "Devlet Yanlısı Çetedenim! Çete Başkanım Muhteşem Atatürk! Çete Başkanım, Komutanım öldü ama ben hayattayım ve kendimi ihbâr ediyorum!"diye yazdım ve beni almadılar! Beni AKP muhalifiyim diye tutuklamadılar! Aklım karıştı tabi!...
Çok sulandırılmasına, hukuka, adalete zarar verecek boyuta gelmesine, açıkça siyasallaşmış görünmesine rağmen, süren soruşturma hakkındaki kanaatim; bazı ipuçlarının bulunduğu şeklinde! Gerisi çorap söküğü gibi getirilmiyor ve aklım karışıyor tabi!
Demek ki yapılmak istenen, tam da bu!
Kurtla kuzuyu, üstün hizmet madalyalı kahraman millet evlatlarıyla teröristi, ayrıştırıcı Dolma Kalemlerle Türk Birliğini savunan Kürt Kızı Müyesser Yıldız'ı; Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz, M.Levent Göktaş, Mehmet Ali Çelebi ve benzeri kahraman millet evlatları ile kız kardeşini pazarlamaktan sabıkalı pezevenkleri ve mafya bozuntusu psikopatları; birbirine kurşun sıkan tarafları aynı çeteden göstermenin mantığı olmamasına rağmen bu soruşturmanın tamamen mesnetsiz olmadığını, bazı belge-bilgilere ulaşılmış olabileceğini düşünüyorum!
21.yy. Malta'sı Silivri Sürgünleri'nden ve oraya ilintilenmeye çalışılan önemli kamu görevlileri ve yandaş dolma kalemlerden, siyasete niyetlilerle bir programa takıldım! Başsavcı İlhan Cihaner, Hakim Osman Kaçmaz ve dolma kalemler M. Türköne ve F. Akyüz'ün niye siyâset yapmak istediklerini ve parti tercih sebeplerini sorgulayan bir programdı güya! Yandaş-yalaka dolma kalemler sayesinde program; Gizli Hayâli Örgütle AKP'nin, Atatürk Cumhuriyeti ile (Hasta Adam) Osmanlı'nın mukayesesine dönüştü! Dolma Kalemler, stüdyo deneyimleriyle bir şey söylemedikleri gibi yılların hakim ve savcısının bir şeyler söylemelerine de mani oldular!
Bütün demogojik sabotelere rağmen Hakim Kaçmaz; 12 haziran Seçimlerinin MHP ile AKP arasında geçeceğini, inandırıcı örneklerle söyledi!
MHP'den aday olmaktan vazgeçiş sebebini de çok Türkçe, samîmi ve vakûr buldum!
Eyyamcılığı, takıyyeyi başarı zannederek oy alabilmek uğruna AKP'nin yalan ve mürailiğini taklidi bile ilm-i siyâset zanneden ve tam seçim sath-ı mailinde olmadık tenkitlerle güya demokratlık sergileyen bazı hâris MHP'lilerle mukayese edince; şahsına yapılan tenkitlerin MHP'ye zarar verebileceğini düşünerek adaylığını geri çeken Hakim Osman Kaçmaz'ın tavrını alkışladım ve yüreğimin gizliden kanayan yaralarına biri daha eklendi!
Bu seçimin, Çanakkale Savunması kadar önemli olduğunu, bu seçimde her oyun Çanakkale'deki mermilerden daha kudretli ve mukaddes olduğunu hatırlatarak "Küreselcilerle milliyetçiler arasında mücadele" olduğu Okyanus Ötesinden ilan edilen bu seçimde herkesi millî akla; İşbirlikçi-Haçlı Müslüman- Allah ile Aldatanlar'dan, cemaat vesâyetinden ve AKP'den kurtulmak için güçbirliğine davet ederim...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

"MÜSLÜMAN HAÇLI" SEFERİ!...

Geçtiğimiz yıllarda defalarca yazarak ve sohbetlerimde hep sordum, sorguladım: Avrupa Birliği, Türkiye'yi alır mı? Veya almazsa niye almaz? Yüzlerce yıl "Haçlı Birliği" adıyla kendilerinin Türk dedikleri Müslümanlara saldırmış ve her seferinde Müslüman Türk'ün kırılmaz ve aşılmaz irâdesi karşısında getirdiklerinin çoğunu cansız bırakarak dönmüşler! Biz, Türk'ün muhteşem nezâketiyle "Geldikleri gibi" giderler, gitmişler demiş!

Her geldiklerinde görmüşler ki; Vatanlaştırdığımız toprakların üzerinde bir tek keferenin dolaşmasına izin vermeyiz ama aynı toprağın altında yüzbinlerce kefereye her zaman yer var! Her geldiklerinde düşünemedikleri kadar kefereyi, vatan toprağı altına gübre niyetine sokmuşuz!

Son olarak Osmanlı'nın "Hasta Adam"lığında Yedi Düvel adıyla gelmiş, bitik dedikleri Türk Milletinin îmanlı-sarsılmaz irâdesiyle karşılaşarak "Çanakkale geçilmez!" gerçeğini yedi yüz binden fazla can bırakarak öğrenmiş ve gitmişler!

Sonra yüzlerce yıl süren misyoner ajanlık, soğuk savaş dönemi yaşanmış. Türk'ün savaşla alt edilemeyeceğini; millî bütünlüğünü, dil bütünlüğünü ve dînini parçalamadan alt edilemeyeceğini yazan ajan papazların, misyonerlerin raporlarıyla, millî bütünlüğü tahribat çalışmalarına başlamışlar! Bu da kolay olmamış ve yüz yıllardır Batı'nın-Haçlı'nın "böl, parçala, yut" hayâli ve bizim birliğimizi muhafaza için mücâdelemiz sürüyor! Bu heves ve mücâdele hâlâ devam ediyor! "En iyi müdafaa taarruzdur!" teamülümüzle saldırarak savunmaya geçeceğimiz güne kadar da bu mücâdele sürer!...

Bunları hatırlattıktan sonra tekrar soralım: Avrupa Birliği adını alan Haçlı Birliği, yüzlerce yıllık kinine rağmen Türkiye'yi niye alsın? Dünyada Türk mü bitti veya dünyada müslüman kalmadı mı ki Haçlı'nın birliğine girmeye çok hevesli "Haçlı Müslümanlar" var ve bu Haçlı Müslümanlarla birlikte, ma'lesef aciz Arap Müslümanlara saldırı var!

Çok samimi iki arkadaş karşılaşır ve selamlaşmazlar! Merak eden gider ve kendine soğuk ve öfkeli davranan arkadaşına sebep sorar. Çok ısrar edince de; "Ben onun-bunun çocuğu ile konuşmam!" cevabıyla iyice şaşırır! Tekrar ısrarla bu sözün anlamını sorar. "Annem senin anneni dün, kerhânede görmüş!" cevabına; "Senin annen, kerhânede ne arıyormuş?" sorusu, iki sessiz suçlu meydana çıkarmış!

21.yy. Haçlısının tamahkâr saldırılarına muhatap, aciz Müslüman Arap ülkelerinden seçim propogandası yapan "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi" Eş Başkanı Başbakan, 28 Şubat 2011'de; "NATO, Libya'ya müdahele etmeli midir? Böyle saçmalık olabilir mi ya? NATO'nun ne işi var Libya'da?" diye Kılıç Arslan'ca kükremişti! Ve tam üç hafta sonra 21 Mart 2011'de "NATO; Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tesbît ve tescîl için oraya girmelidir!" diye Damat Ferit'çe diplomatik bir nutuk buyurdular!

NATO; yayılmacı Sovyet tehdidinden korunmak amacıyla kurulmuş bir birlik değil miydi? NATO'da oluşumuz, Sovyetler dağıldıktan sonra da kalışımız, yıllarca sorgulandı sorgulanmasına da hâlâ NATO'dayız ve Libya'ya girmesi istenen Haçlı ile birlikteyiz!

21 gün önce ve sonra söylediğinden hareketle; "Müslümansan Haçlı ile birlikte Libya'da ne işiniz var? Müslüman değilseniz, milleti Allah ile aldattığınız yetmedi mi?" sorusuna cevap var mıdır?

Haçlı ile birlikte Libya'ya demokrasi götürürken kendi sınırlarımız içindeki "Sivil İtaatsizlik" adıyla başlatılan demokratik kalkışmaya ne yapacaklar? Libya harekatının karargahı İzmir'de bulunan Haçlı ile birlikte, Güneydoğu'nun da demokratik bomba istihkakı var mı acaba?

Kelin dermanı varsa neden kendi başına sürmez? Demezler mi adama?

TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ!

Selâm, sevgi, dua...

Mustafa ASLAN

Cuma, Mart 25, 2011

ŞEFFAF SEÇİM SANDIĞI BOMBASI!...

"Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi"nin Eş Başkanı Bush önderliğindeki "Yeni Haçlı"nın, 21.yy. daki işi: petrol ve altın gibi zenginliği olan özellikle müslüman ülkelere demokrasi götürmek!
Yüzlerce yıl din-mezhep adına, para ve mülk gaspı adına, petrol uğruna, altın uğruna birbirini boğazladıklarını klasiklerinden öğrendiğimiz insanlık tarihinin yüzkaraları; müslüman ülkelere demokrasi götürmeyi iş edinmişler!
Yüzlerce yıl "Haçlı Birliği" adıyla, defalarca saldırdıkları müslümanlara "Evrensel İnsan Hakları"na uygun soykırımlarla demokrasiyi götürmeyi görev edinmişler!
ABD'nin kendi icadı Usame Bin Ladin'i bitirmek için, "İkiz Kule"lerini kendileri patlatıp terörizmden Afganlıları kurtarmak uğruna onbir yıldır siviller çoluk-çocuk demeden demokratik bombalarla eğitiliyor!
Sekiz yıldır yine ABD'nin icadı Saddam'dan Iraklıları kurtarmak için yapılan fedakârlık(!)lar ortada! Öldürülen bir milyon insan bir yana, yüzbinlerce müslüman kadına-kıza tecâvüz edilerek demokrat bebekler üretildi! Bu insani başarılarından dolayı Türkiye'nin dinci siyasileri ve Haçlı Müslümanlar'ından dua aldılar!
"Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika"nın korumalığını vermek üzere kurdurulan Korsan Devlet İsrail'le birlikte, onlarca yıldır Filistinlilere revâ görülen demokratik-insanî işkenceler ortada!
Haçlı Avrupalı'nın işgalinden yeni kurtulmuş Kuzey Afrika ülkelerine demokrasi götürmek için organize demokratik halk hareketleri ve muhaliflere destek için yağdırılan demokratik bombaları, naklen izliyoruz!
Bizde de yıllardır "Dolma Kalemler"ce koro halinde tekrarlarla şuuraltına kazınan "halklar, halkların eşitliği, halkların kardeşliği, halklara özgürlük" zırvalarıyla demokratik denemeler yapıldı, yapılıyor, yapılacak!
Onar yıl aralarla müdahele ve darbelerle; milletlikten halklara ayrıştırılan ülkemizde "evrensel insan hakları"na uygun kardeş kavgaları yaşadık!
Ne hikmetse kardeş boğazlamadan bir türlü gelemeyen demokrasi ve demokratik haklar uğruna; ülkücü-devrimci diye birbirimizi boğazladık; yarıştaki ABD ve SSCB taraftarı partiler, sağcı-solcu maskesiyle kardeş kanlarından oy çıkardılar!
Milletlikten halklara ayrıştırılan ahali arasında sünnî-alevî çatışmaları izledik! Kardeş kardeşi boğazlarken de yine sağcı-solcu partiler, bu kardeş kanlarını da oya tahvil ettiler!
Otuz yıldır da milletlikten halklara ayrıştırılan ülke sakinleri arasında Türk-Kürt çatışması çıkarılmak isteniyor! Önümüzde de seçim var!
Haçlı patentli dayatma-dikte "geceyarısı yasaları"yla zemini hazırlanan, sipariş demokrasi uğruna seçim sandıklarına gidilecek!
Ülkenin bir bölgesinde "PKK Sıkıyönetimi" var! Daha fazla demokrasi için "Sivil İtaatsizlik" başlatıldı! Seçim sisteminin boşluğundan faydalanarak Meclis'te grup kuran PKK'lı vekil sıfatlı dokunulmazlar, polis tokatlıyor-taşlıyorlar! Sırada "demokrasi şövalyelerinin" başına çuval geçirerek rencîde ettiği ordu mensupları var!
PKK'lılıktan tutukluyken dokunulmazlaşan demokratik katil temsilcileri, PKK Sıkıyönetimi'ndeki yerlerde, demokratik direnişe başladılar! Dokunan da yanıyor!
Devleti temsîlen tokat yiyip önünü ilikleyen Güvenlik Görevlisi, İçişleri Bakanı tarafından tebrîk ediliyor ve 21.yy. Haçlı Şövalyeleri de adım adım direniş bölgesine yaklaşıyorlar!
12 Haziran'a kadar daha ne demokratik direniş(!)ler göreceğimiz belli değil! Seçime mi yoksa demokratik savaşa mı gidiyoruz belli değil!
"Geniş Ortadoğu ve Afrika'nın Kuzeyi Projesi"nin Eş Başkanı, Başbakan da Arap ülkelerinden seçim propogandası yapıyor!
Sandık değil uzaktan kumandalı bomba mübârek! İthal Haçlı Demokrasisine de çok yakışıyor haspam! Bir de şeffaf yapılacak ki her yanı, her yandan görülsün diye!...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN