Beyler! Vallahi artık can sıkıyorsunuz! Artık millî vicdânı incitiyorsunuz!
Siyâsetten ve hiç bir beşerden hiç bir beklentisi olmayan, ömrünü millî sevdâlarına hasretmiş bir Türk olarak, mütedeyyin Müslüman bir Türk Milliyetçisi ve sağ duyulu bir Türk Milletçisi olarak -sadece Allah rızâsı için- size seslenmek durumundayım!
Beyler! Sistem çökertildi! Türk Milliyetçiliği temeli üzerine kurulmuş Devlet, can çekişiyor! Bölücü haçlı taşeronu alçaklar, bir bölgemizde resmen fink atıyorlar!
Beyler! Devletimizin kurucusu Atatürk'e, Bayrağımıza, Türk kimliğimize, İstiklâl Marşımız'a karşı yapılan saygısızlıkları görmüyor musunuz?
Beyler! Bu dokunulmazlık denilen ve her kullandıklarında Türk Milletini inciten ayrıcalık, sadece bölücü Haçlı taşeronlarına mı tanınmış? Yoksa isteyen, istediği zaman MHP millet vekillerine dokunabiliyor mu? Engin ALAN'ın 21.yy. Maltası'na sürgün edilişinden bu kadar mı korktunuz?
ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice'in; "Büyük Ortadoğu Projesi, içinde Türkiye'nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesidir." diye defalarca açıklamalarına rağmen, BOP Eş Başkanlığı ile övünen biri vasıtasıyla ve Haçlı ile birlikte Müslümanlara karşı savaşa sürükleniyoruz! Ona destek verirken ne yaptığınızın farkında değil misiniz?
Dokunulmazlığınızı kullanarak bu dokunulmazlara, neden dokunmuyorsunuz? Yoksa Gâzi Meclis'in rengini tamamlamak için tokalaşmaları dokunmaktan mı sayıyorsunuz?
İl Kongrelerini stadyumlarda, genel kongresini bir kaç gün önce Ankara'da yaparak tamamlayan Recep tayyip Erdoğan ve ekibi, programlarını uygulamaya başladılar!
İki hafta sonra yapılacak olan MHP Kongresi ile ilgilenmiyorlar, zannediyorsunuz değil mi?
MHP Genel Merkezi; Mevcût Genel Başkan'ın, on yıl sonra kurtarıcı olarak çağırdığı Büyük Reis Şefkat Çetin ve artık alışılan Danışman ünvanlı kalemle, ülkücülere saldırmaya, ötelemeye, tehdîtlere ve camiayı kutuplaştırmaya devâm ederken; TBMM'de de Araştırma Komisyonu güya 12 Eylül'ü sorguluyorken Alparslan Türkeş ve MHP'yi sorguluyor, görmüyor musunuz?
Suçlunun suçu fâş edildiğinde yapacağı ilk iş, şirretleşerek inkâr etmektir! Balgat Cenâhı'nın yaptığı da resmen bu galiba!
Beyler! Adında "millî" sıfatını taşıyan üç kurumdan biri olan MİT'de görev almak asla utanılacak, yüzkarası bir hâl değildir! O kurumda bi-hakkın görev yapan Millî Kahramanlarımızı rahmet ve minnetle yâd ederek hatırlatırım!
Başbuğ Alparslan Türkeş hakkında yazılan kitapları, yapılan belgeselleri inceleyen herkes, Selim Kaptanoğlu'nun Mevki Hastanesi dönemindeki sâdıkane ve cesûr varlığını görürler! Şimdi menfaatinize ters düştüğü için inkâr etmekle Selim Kaptanoğlu ve o dönemin sâdık dâvâ adamlarına mı, yoksa kendinize mi zarar verdiğinizin farkında değil misiniz?
Sizin, size vereceğiniz zarardan, memnûn olmak gerek ama MHP'den başka MHP'nin olmaması ve; "Ben MHP'yim, onlar MHP'li" tavrımız, buna engel! MHP'yi, Milliyetçi Hareketi, Ülkücü Hareketi yani kendimizi size rağmen korumak, her ülkücünün millî görevidir!...
Beyler! Panik insana hatalar yaptırır!
Genel Başkan Adayı Müsâvat DERVİŞOĞLU'nun; " 'Bununla olmuyor' dediğinizi çizin! 'Bunlarla olmaz' dediklerinizi de çizin! Geri kalanın olacak olduğunu görürsünüz." tavsiyesinin ve bu tavsiyeden nasibinize düşenin farkında mısınız?
Yakın geçmişte defalarca, günü geldiğinde Mevcût Genel Başkan'ı tenkit ederken ondan iyi olduğuna inanacağımız bir Ülküdaşımızın olması gerektiğini söylemiştim! Şimdi birden fazla mukayese hakkı tanıyan Ülküdaşımız meydanlardalar şükürler olsun! Bu hal ile iftihâr etmeyip rahatsız olanın, ürkenin, korkanın samîmiyeti, sorgulanmaz mı?
Beyler! Söz dinlemeyenin, sözü dinlenmez!
Siz ve herkes bilmeli ki; Ülkücüler, yeni bir Başbuğ aramıyorlar! Yeni bir lider de aramıyorlar! Türk Milliyetçiliğinin Son Başbuğu ve Tek Lideri Türkeş'in manevî huzûrunda; Kervâna kılavuzluk edecek bir Bozkurt arıyorlar!
Meşrû zaman ve zemînde, o Bozkurtlar da sahadalar farkında mısınız? Yoksa korkunuz, Bozkurtları fark etmenizden mi kaynaklı?
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Salı, Ekim 16, 2012
Pazartesi, Ekim 15, 2012
YA ŞİMDİ KONUŞUN, YA DA SUSUN!...
Allahını seven birileri söylesin; Bize ne oldu?
Dostlarımız, her halde kendi ikbâl ve çıkarlarıyla meşguller! N'olur, bâri hasımlarımız -hâlâ kaldılar ve bizi kaale alıyorlarsa- söylesinler; bize ne oldu?
Genç bile değildik, çocuktuk. Meydânlardaydık, sokaklarda, her yerdeydik! Resmi yerlere makamlara girecek yaşta değildik ama lazım olduğumuz her yerde vardık!...
Karakolda, hücrelerde kahkahalar atardık! Adliyelerde, hukuk önünde utanmazdık. Çünkü utanılacak bir şeyi asla yapmazdık. Allah rızası için Cihâd, millet rızası için kahramanlık yapardık! Yaşımız küçüktü ama hep en büyüklerle uğraşırdık! Vardık!...
Sürgünde hasret çekmezdik! Dünyanın dört yanında da teşkilatlarımız, ülküdaşlarımız vardı ve biz zaten sadece onları özlerdik! Ülküdaşlarımızla bir arada olduktan sonra hasret kimmiş, sürgün neymiş, bilmezdik!...
Mahpuslarda, yüz kişinin içinde üç kişiysek yeterdik! Hapishanelerde hatta hücrelerde bile aklen, fikren sonsuz hürdük!
Firarlarda bile kaçmaz kovalardık! Bize güç yetmezdi! Kelimenin tam anlamıyla vardık!...
Bize gücü yetmeyenler kalleşçe, kahpece pusularla öldürürlerdi! Bizi fikren alt edemeyen siyâsiler, öldürtürlerdi! Ölür çoğalırdık, çoğalır ölürdük! Ve hep vardık!...
Türk'tük, Müslümandık. Allah'ın Süvârileri olduğu Mirâç'ta Cebrâil vasıtasıyla Hz. Peygamber'e söylenen bir ırkın ahfâdıydık! Orta Asya bozkırlarında Mete han'dık, Kürşad'dık, Enver Paşa'ydık, Osman Batur'duk; Anadolu'da Demirci Efe, Yörük Ali, Sütçü İmam, Hasan Tahsin, Nene Hatun, Seyit Onbaşı'ydık; Atatürk'tük, Türkeş'tik, Türk'tük!...
Bütün zûlümlere baş kaldıran, bütün zalimleri geri püskürtendik. Nasibimizde varsa niye öldüğümüzü bilirdik! Hedefimiz işâret edilmişti Başbuğumuz'ca! Yakın hedef; "Yüz milyonluk Milliyetçi Türkiye", uzak ve son hedefimiz, "Tûran"dı. Bu hedefler için ölünürdü, ölünürdü ve de öldük öldük, dirildik!...
Her ülküdaşımız kahraman, her ölenimiz şehit, her kalanımız gâziydi. Ölsek te, kalsak ta vardık! Ne oldu bize?...
Yaşımız büyüdü hamd'olsun. Bugün çocuklarımız, bizim her yere hakim olduğumuz yaştalar. Ve fiilen her sahada da varız! Sanâyiciyiz, esnâfız, memuruz, hakimiz, savcıyız, sanatkârız, sanatçıyız, bürokratız, müsteşarız, siyâsetçiyiz hatta bakanız! Her birimizin de ikişer, üçer çocuğumuz var. Yâni, hiç katılan olmasa bile gençliğimizin en az üç-dört katı sayıdayız! Bu tarifle ülkenin tek hakimi olmalıyken niye YOKUZ?...
Ne oldu bize? Allah aşkına neden yokuz?
Neden hâinler, bölücüler, PKK'lılar bizden korkmazlar? Allah aşkına birileri söylesin; NE OLDU BİZE?!...
Bütçe değerlerimiz dolar-euro ile telâffuz ediliyor! Kazanan devlet kuruluşlarının % 98'i, bankaların % 80'i satıldı, artık millî değil! Çiftçiye ekmediği her dönüm için 10 bin lira veriliyor! Çiftçinin ekip biçmediğini, kabineden birilerinin yakınları ithâl ediyor! Başbakan'ın oğlu, açık denizlerde!... Dış İşleri Bakanıyken; eşinin, kıyafetinden dolayı uğradığı baskıyı, AİHM'ye şikayet eden siyâsetçi, Köşk'te Atatürk'ün halefi!
PKK'lı bölücüler Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde!...
Onlar; devrimciyken de, Devrimci Doğu Kültür Ocakları'yken de, Maocu iken de, Leninciyken de, sosyalistken de, komünisken de, marksistken de biz, hep yok muyduk? Ve hep Ülkücü değil miydik? Biz onların karşılarında ödlerini koparacak şekilde hep yok muyduk? Ne oldu bize?
Dağlarımız, kırsalımız onlara teslim edilirken seyrettik! Mehmetçiklerimizi, çocuklarımızı şehît ederlerken seyrettik! Vesâyetçilikle ithâm edip darbe hazırlığıyla suçlanarak Ordu'ya insafsızca saldırılırken sustuk, seyrettik! Başımıza çuval geçirildi, sessiz kaldık! Bölücüler, miting alanlarına, şehirlere indirildiler seyrettik!
Ülkü Ocakları'na oda hapsi verildi, sustuk!
Ölünecek zamanda ölemedik, öldürülecek zamanda öldüremedik ve Gâzi Meclisteler!...
Güya biz de Meclis'teyiz ama gerginlik istemiyoruz! Devletin başına adaşı geçecek ya! Apo'nun asılmasındansa koalisyonun devâmını isteyecek kadar devletçiyiz ya! Gâzi Meclis'in rengini bölücülerle tamamlamak için tokalaşacak kadar demokratız ya!
Tanrı aşkına, ne oldu bize?
Bizi, kim bu kadar sindirdi? Bizi, kim böyle susturdu? Ülkücünün gücünün yetmediği bu "Güç Yetmez Güç"ün adını bilen var mı Hüdâ aşkına? Memleketin her yerinde, her alanında nasıl böyle yok edildik, yok olduk?
Bu memleket nasıl böyle sahipsizleştirildi? Hani; "Söz konusu vatansa gerisi teferruat"tı?...
Bize ne oldu? Ülkücülere ne oldu Allah aşkına?...
4 Kasım'da, hiç değilse bu soruları da mı sormayalım? Bu kadar mı demokrat diktatörsünüz ve size mecbûr muyuz? Bâri bu sorumuza; "Evet!" deyin de, samîmiyetinize inanıp belki biz de susalım!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Dostlarımız, her halde kendi ikbâl ve çıkarlarıyla meşguller! N'olur, bâri hasımlarımız -hâlâ kaldılar ve bizi kaale alıyorlarsa- söylesinler; bize ne oldu?
Genç bile değildik, çocuktuk. Meydânlardaydık, sokaklarda, her yerdeydik! Resmi yerlere makamlara girecek yaşta değildik ama lazım olduğumuz her yerde vardık!...
Karakolda, hücrelerde kahkahalar atardık! Adliyelerde, hukuk önünde utanmazdık. Çünkü utanılacak bir şeyi asla yapmazdık. Allah rızası için Cihâd, millet rızası için kahramanlık yapardık! Yaşımız küçüktü ama hep en büyüklerle uğraşırdık! Vardık!...
Sürgünde hasret çekmezdik! Dünyanın dört yanında da teşkilatlarımız, ülküdaşlarımız vardı ve biz zaten sadece onları özlerdik! Ülküdaşlarımızla bir arada olduktan sonra hasret kimmiş, sürgün neymiş, bilmezdik!...
Mahpuslarda, yüz kişinin içinde üç kişiysek yeterdik! Hapishanelerde hatta hücrelerde bile aklen, fikren sonsuz hürdük!
Firarlarda bile kaçmaz kovalardık! Bize güç yetmezdi! Kelimenin tam anlamıyla vardık!...
Bize gücü yetmeyenler kalleşçe, kahpece pusularla öldürürlerdi! Bizi fikren alt edemeyen siyâsiler, öldürtürlerdi! Ölür çoğalırdık, çoğalır ölürdük! Ve hep vardık!...
Türk'tük, Müslümandık. Allah'ın Süvârileri olduğu Mirâç'ta Cebrâil vasıtasıyla Hz. Peygamber'e söylenen bir ırkın ahfâdıydık! Orta Asya bozkırlarında Mete han'dık, Kürşad'dık, Enver Paşa'ydık, Osman Batur'duk; Anadolu'da Demirci Efe, Yörük Ali, Sütçü İmam, Hasan Tahsin, Nene Hatun, Seyit Onbaşı'ydık; Atatürk'tük, Türkeş'tik, Türk'tük!...
Bütün zûlümlere baş kaldıran, bütün zalimleri geri püskürtendik. Nasibimizde varsa niye öldüğümüzü bilirdik! Hedefimiz işâret edilmişti Başbuğumuz'ca! Yakın hedef; "Yüz milyonluk Milliyetçi Türkiye", uzak ve son hedefimiz, "Tûran"dı. Bu hedefler için ölünürdü, ölünürdü ve de öldük öldük, dirildik!...
Her ülküdaşımız kahraman, her ölenimiz şehit, her kalanımız gâziydi. Ölsek te, kalsak ta vardık! Ne oldu bize?...
Yaşımız büyüdü hamd'olsun. Bugün çocuklarımız, bizim her yere hakim olduğumuz yaştalar. Ve fiilen her sahada da varız! Sanâyiciyiz, esnâfız, memuruz, hakimiz, savcıyız, sanatkârız, sanatçıyız, bürokratız, müsteşarız, siyâsetçiyiz hatta bakanız! Her birimizin de ikişer, üçer çocuğumuz var. Yâni, hiç katılan olmasa bile gençliğimizin en az üç-dört katı sayıdayız! Bu tarifle ülkenin tek hakimi olmalıyken niye YOKUZ?...
Ne oldu bize? Allah aşkına neden yokuz?
Neden hâinler, bölücüler, PKK'lılar bizden korkmazlar? Allah aşkına birileri söylesin; NE OLDU BİZE?!...
Bütçe değerlerimiz dolar-euro ile telâffuz ediliyor! Kazanan devlet kuruluşlarının % 98'i, bankaların % 80'i satıldı, artık millî değil! Çiftçiye ekmediği her dönüm için 10 bin lira veriliyor! Çiftçinin ekip biçmediğini, kabineden birilerinin yakınları ithâl ediyor! Başbakan'ın oğlu, açık denizlerde!... Dış İşleri Bakanıyken; eşinin, kıyafetinden dolayı uğradığı baskıyı, AİHM'ye şikayet eden siyâsetçi, Köşk'te Atatürk'ün halefi!
PKK'lı bölücüler Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde!...
Onlar; devrimciyken de, Devrimci Doğu Kültür Ocakları'yken de, Maocu iken de, Leninciyken de, sosyalistken de, komünisken de, marksistken de biz, hep yok muyduk? Ve hep Ülkücü değil miydik? Biz onların karşılarında ödlerini koparacak şekilde hep yok muyduk? Ne oldu bize?
Dağlarımız, kırsalımız onlara teslim edilirken seyrettik! Mehmetçiklerimizi, çocuklarımızı şehît ederlerken seyrettik! Vesâyetçilikle ithâm edip darbe hazırlığıyla suçlanarak Ordu'ya insafsızca saldırılırken sustuk, seyrettik! Başımıza çuval geçirildi, sessiz kaldık! Bölücüler, miting alanlarına, şehirlere indirildiler seyrettik!
Ülkü Ocakları'na oda hapsi verildi, sustuk!
Ölünecek zamanda ölemedik, öldürülecek zamanda öldüremedik ve Gâzi Meclisteler!...
Güya biz de Meclis'teyiz ama gerginlik istemiyoruz! Devletin başına adaşı geçecek ya! Apo'nun asılmasındansa koalisyonun devâmını isteyecek kadar devletçiyiz ya! Gâzi Meclis'in rengini bölücülerle tamamlamak için tokalaşacak kadar demokratız ya!
Tanrı aşkına, ne oldu bize?
Bizi, kim bu kadar sindirdi? Bizi, kim böyle susturdu? Ülkücünün gücünün yetmediği bu "Güç Yetmez Güç"ün adını bilen var mı Hüdâ aşkına? Memleketin her yerinde, her alanında nasıl böyle yok edildik, yok olduk?
Bu memleket nasıl böyle sahipsizleştirildi? Hani; "Söz konusu vatansa gerisi teferruat"tı?...
Bize ne oldu? Ülkücülere ne oldu Allah aşkına?...
4 Kasım'da, hiç değilse bu soruları da mı sormayalım? Bu kadar mı demokrat diktatörsünüz ve size mecbûr muyuz? Bâri bu sorumuza; "Evet!" deyin de, samîmiyetinize inanıp belki biz de susalım!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazar, Ekim 14, 2012
BOZKURTLARA TANINAN TARİHİ ŞANS...
"Bizim taraftarlarımız; rûhen
ve fikren genç kalan ihtiyarlarla olgun ve erişkin kalb ve dimağa sahip
delikanlılar, yüce Türk devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk
Milletinin teminâtı ve istikbâli gençliktir." (Alparsan Türkeş-Temel
Görüşler, s.25)
Bizim neslin dedelerimiz, Osmanlı'dır.
Haçlı'nın ablukaya aldığı ve kışkırttığı azınlıkların isyanlarıyla bunaltılmış; Balkanlar'da, Haçlı'nın; Kafkaslar'da Rusların, Mağrip ve Maşrık'ta İngiliz-İtalyan-Fransızlarla işbirliği yapan arsız Arapların ihânetleriyle yara üstüne yara almış, Müslüman Türk olarak dünya ile tek başına savaşmış ve yenilmiş Osmanlı'nın özü olan Türk boyudur!...
Çanakkale'de 253.000 kere; Yemen, Libya ve Arabistan çöllerinde on binlerce kere gözleri oyulup susuzluktan kavrularak, Medîne Müdafaası'nda çekirge yiyerek binlerce kere; Allahüekber'de 90.000 kere donarak can verip yeryüzünü cehennem eden Haçlı'ya Allah rızâsı için direnip destanlaşan bir neslin çocuklarıydı bizim Dedelerimiz!...
Osmanlı'nın Düvel-i Muazzâma dediği Yedi Düvel adlı Haçlı ile her cephede çarpışan bir neslin torunlarının çocuklarıyız biz!
Dedelerimizle ne kadar övünsek ve onlara layık olamadığımız için ne kadar dövünsek azdır! Her biri başlı başına birer millet olan ve destan yazan Türklerin torunları olarak, çok pahalıya mal olmuş Türk Devleti'ni ve Türkiye adlı Vatan'ı "Babalar gibi" satanlara karşı yeterince koruyamadığımız için ayıplı bir nesiliz!
Teknolojinin hızına ayak uyduramamış, bu hızlı değişimin kucağına doğan çocuklarımızı zararlı fikir akımlarından koruyamamış, Türk ve müslüman ana-babadan doğmalarına rağmen fizîken başka, fikren bambaşka nesillerin, Haçlı işbirlikçisi hâinlerin torunlarının dedelerimizi intikam hissiyle sorgulanmalarına, demokratlık uğruna izin veren, utanması gereken ama utanmayan bir nesiliz!
I. Dünya Harbi'nde lime-lime edilip paylaşılmış, II. Dünya Harbi'ne bitkin olduğu için katılmamış, Haçlı ambargolarıyla korkunç kıtlıklar yaşamış bir neslin çocukları olarak Muhteşem Türk Atatürk'ün; "Ne mutlu Türk'üm diyene" düstûruna sahip çıkamamış, gevşek bir nesiliz!
300 yıl Selçukluların, 600 yıl Osmanlı'nın toplam 900 yıl ümmetçilik sevdasıyla unutturmaya çalıştığı Türk kimliğimizi töresiyle muhafaza etmiş dedelerin torunları olarak biz, 90 yıllık Türk Milliyetçiliği temelli bir devlette Türklüğümüzü koruyamadık!
Müslüman-Türk kimliğimizle yüzlerce yıl kuduruk Haçlı Seferleri sonunda, üç kıtadan sonra sıkıştırıldığımız; "Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ" tarifli Türkiye'ye ve üzerinde kurulmuş Türk Devletine yeterince sahip çıkamamış, ayıplı bir nesiliz!
1970-1980 arası on yılda, Allah'ın Türk Milleti'ne son yüz yılda ikinci ikrâmı olan Başbuğ Türkeş'in başlattığı fikrî mücadelede yer almış olan bir kısmımız; faşizme, komünizme, kapitalizme, siyonizme ve her türlü emperyalizme karşı destansı bir direniş gösterdik! Şehit olduk! Sürgün yaşadık! Hapisler yattık! Darağaçlarından esas duruş alan Yiğitlerimiz oldu ama demek ki yetmemiş!
Yeterince direnememiş, yeterince ölememişiz ki Türk Milleti'ni, Türk Devletini yabancı fikir akımlarından koruyamamışız!
Onlarca yıl, kucağımızda oturup sakalımızı yolanların, "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar..." sinsiliğinin, farkında olamamışız!
Artık bizim nesle de kimileri dinazor diyor, kimileri eski! Yüreklerimiz hâlâ genç, hâlâ dinç ama kocamış bedenlerimize ağır gelmeğe başladı yüreklerimiz ve çocuklarımız tarafından, kendi fikir yuvamızdan, teşkilatlarımızdan sürülüp atılmaya, en kibar söylemle "eski" diye anılan, vakti geleni ebediyyete uğurlayıp ağlayarak erirken Türk Milliyetçiliğinin son kalesi MHP'yi öldürücü salgın virüslerden korumaya uğraşan bir nesiliz!
4 Kasım, Bozkurtlara talihin ve tarihin tanıdığı bir şanstır! Bu yüzden hayâti önem taşıyor!
Ey Oğullarımız-Kızlarımız! Ey Genç Bozkurtlar! Ey Türk Milletinin istikbâli!
Ey Son Başbuğlar'ın Bozkurtları!
Allahınızı severseniz MHP emânetine sahip çıkın! Sahip çıkın ki Türk Milleti ve Devleti'nin varlığı sürsün! Omurgasız kurtçukların millet ve devleti içten çürütmelerine izin vermeyin! 5 Kasım günü, Allah rızâsı için yüzümüze nûrlu bir sabah açılsın, n'olur!...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Bizim neslin dedelerimiz, Osmanlı'dır.
Haçlı'nın ablukaya aldığı ve kışkırttığı azınlıkların isyanlarıyla bunaltılmış; Balkanlar'da, Haçlı'nın; Kafkaslar'da Rusların, Mağrip ve Maşrık'ta İngiliz-İtalyan-Fransızlarla işbirliği yapan arsız Arapların ihânetleriyle yara üstüne yara almış, Müslüman Türk olarak dünya ile tek başına savaşmış ve yenilmiş Osmanlı'nın özü olan Türk boyudur!...
Çanakkale'de 253.000 kere; Yemen, Libya ve Arabistan çöllerinde on binlerce kere gözleri oyulup susuzluktan kavrularak, Medîne Müdafaası'nda çekirge yiyerek binlerce kere; Allahüekber'de 90.000 kere donarak can verip yeryüzünü cehennem eden Haçlı'ya Allah rızâsı için direnip destanlaşan bir neslin çocuklarıydı bizim Dedelerimiz!...
Osmanlı'nın Düvel-i Muazzâma dediği Yedi Düvel adlı Haçlı ile her cephede çarpışan bir neslin torunlarının çocuklarıyız biz!
Dedelerimizle ne kadar övünsek ve onlara layık olamadığımız için ne kadar dövünsek azdır! Her biri başlı başına birer millet olan ve destan yazan Türklerin torunları olarak, çok pahalıya mal olmuş Türk Devleti'ni ve Türkiye adlı Vatan'ı "Babalar gibi" satanlara karşı yeterince koruyamadığımız için ayıplı bir nesiliz!
Teknolojinin hızına ayak uyduramamış, bu hızlı değişimin kucağına doğan çocuklarımızı zararlı fikir akımlarından koruyamamış, Türk ve müslüman ana-babadan doğmalarına rağmen fizîken başka, fikren bambaşka nesillerin, Haçlı işbirlikçisi hâinlerin torunlarının dedelerimizi intikam hissiyle sorgulanmalarına, demokratlık uğruna izin veren, utanması gereken ama utanmayan bir nesiliz!
I. Dünya Harbi'nde lime-lime edilip paylaşılmış, II. Dünya Harbi'ne bitkin olduğu için katılmamış, Haçlı ambargolarıyla korkunç kıtlıklar yaşamış bir neslin çocukları olarak Muhteşem Türk Atatürk'ün; "Ne mutlu Türk'üm diyene" düstûruna sahip çıkamamış, gevşek bir nesiliz!
300 yıl Selçukluların, 600 yıl Osmanlı'nın toplam 900 yıl ümmetçilik sevdasıyla unutturmaya çalıştığı Türk kimliğimizi töresiyle muhafaza etmiş dedelerin torunları olarak biz, 90 yıllık Türk Milliyetçiliği temelli bir devlette Türklüğümüzü koruyamadık!
Müslüman-Türk kimliğimizle yüzlerce yıl kuduruk Haçlı Seferleri sonunda, üç kıtadan sonra sıkıştırıldığımız; "Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ" tarifli Türkiye'ye ve üzerinde kurulmuş Türk Devletine yeterince sahip çıkamamış, ayıplı bir nesiliz!
1970-1980 arası on yılda, Allah'ın Türk Milleti'ne son yüz yılda ikinci ikrâmı olan Başbuğ Türkeş'in başlattığı fikrî mücadelede yer almış olan bir kısmımız; faşizme, komünizme, kapitalizme, siyonizme ve her türlü emperyalizme karşı destansı bir direniş gösterdik! Şehit olduk! Sürgün yaşadık! Hapisler yattık! Darağaçlarından esas duruş alan Yiğitlerimiz oldu ama demek ki yetmemiş!
Yeterince direnememiş, yeterince ölememişiz ki Türk Milleti'ni, Türk Devletini yabancı fikir akımlarından koruyamamışız!
Onlarca yıl, kucağımızda oturup sakalımızı yolanların, "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar..." sinsiliğinin, farkında olamamışız!
Artık bizim nesle de kimileri dinazor diyor, kimileri eski! Yüreklerimiz hâlâ genç, hâlâ dinç ama kocamış bedenlerimize ağır gelmeğe başladı yüreklerimiz ve çocuklarımız tarafından, kendi fikir yuvamızdan, teşkilatlarımızdan sürülüp atılmaya, en kibar söylemle "eski" diye anılan, vakti geleni ebediyyete uğurlayıp ağlayarak erirken Türk Milliyetçiliğinin son kalesi MHP'yi öldürücü salgın virüslerden korumaya uğraşan bir nesiliz!
4 Kasım, Bozkurtlara talihin ve tarihin tanıdığı bir şanstır! Bu yüzden hayâti önem taşıyor!
Ey Oğullarımız-Kızlarımız! Ey Genç Bozkurtlar! Ey Türk Milletinin istikbâli!
Ey Son Başbuğlar'ın Bozkurtları!
Allahınızı severseniz MHP emânetine sahip çıkın! Sahip çıkın ki Türk Milleti ve Devleti'nin varlığı sürsün! Omurgasız kurtçukların millet ve devleti içten çürütmelerine izin vermeyin! 5 Kasım günü, Allah rızâsı için yüzümüze nûrlu bir sabah açılsın, n'olur!...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Cuma, Ekim 12, 2012
BOZKURTLARLA KONGREYE ADIM ADIM...
- Gel! Gel! Sol yap geeel!
- Hoooop! Kirdun! Şişeyi kirduuun hooop!
- Ula! Ne şişesu?
- Cebine şişe var idi, adami ezdun! Şişeyi kirduuun, hooop!
Çok bilinen ve gülünen bir fıkra!
Yanlış yönlendirmenin, iş bilmez liyâkatsiz yardımcıların, nelere sebep olacağını anlatan müthîş bir millî uyarı...
On beş yıldır Türk Milliyetçilerine, Ülkücülere siyâseten yaşatılan da bu!
Mütedeyyin taassûbu, renkli mermerin ayrıştırılamaz renkleri gerçeği, suyu oluşturan oksijen ve hidrojenin varlığını bilip âb-ı hayâta kısaca su demenin sert olduğu düşüncesiyle liyâkatsiz muâvinlerin kaptana; "Farklılıkların farkındalıkla ülke yönetimi" veya; "Toplumsal dayanışmanın siyâsal iz düşümü" şeklinde zorlama tariflerle; "Çiçek bahçesi" gibi sıfat bile olamayacak bir tanımla millet tarif ettirilmesi ile günümüz manzarası oluştu!
BOP Eş Başkanı ve Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı olduğunu kendi söyleyen bir kişinin Başbakanlığına, çifte pasaportlu oldukları söylenen kişilerin bakanlıklarına, Muhteşem Türk Atatürk ve Devlet Kurucusu mesâi arkadaşlarıyla, İstiklâl Harbi Kahramanlarıyla, Cumhuriyetle hesaplaşmayı iş edinen kindâr-dincilerin bakanlıklarına; dağda terörist âdilerle öpüşüp koklaşacak kadar pervâsızlaşan bölücülerin vekil diye dokunulamaz edilişlerine; ömürlerini teröristlerle çatışmalarda geçirmiş, sayısız üstün hizmet madalyalı kahraman millet evlâtları, görevlerinden dolayı "Nemrut Mustafa Divanı"nı andıran mahkemelerde hapsedilirken; Millî sıfatlı bir kurumun başına; "Şeytanla bile" görüşecek kişilerin atanmasına; "Dağda öldürülen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz!" diyenlerin Emniyet Müdürü edilmesine; Avrupa'da yüz yılın sahtekârlığı diye yargılanıp cezalandırılan bir şebeke mensûplarına; "Temiz kardeşimiz" diye sahiplenilmesine; Hazîne'nin yani beyt-ül mal'ın bir trilyonunu iç etmekten sabıkalı NFK deyimiyle "Şerbakan"ın suç ortağının Köşk'e çıkartılmasına, mecbûren seyirci edildik!...
Bir Genelkurmay Başkanı ağzından; "Kötünün iyisine mecbûruz!" denilerek kötüye mecbûriyetin siyâsetleştirilmesine baş sebep; Alparslan Türkeş gibi bir millî dehânın halefine liyâkatsizlerin yönlendirmesiyle yaptırılan yanlışlar oldu! Ülkücüler, bu yanlışlara ve bu yanlışların yaptığı tahrîbata ancak on beş yıl tahammül edebildi!
Şimdi eteği eğri duran gömleği -değişmek değil- düzeltmek için yanlış iliklenmiş bütün düğmeleri çözüp baştan iliklemek üzere harekete geçtiler!
Yapılması yasal mecbûriyet olan kongre komutunu da Mevcût Genel Başkan verdiler! Hatta adaylık düşünenlerden sıkıntısı olanlara; "Kırk delege benden" va'diyle yürek verdiler, sağ olsunlar!
Sonra ne oldu, ne düşünüldü ise; "Fikirde öze dönüş! Yönetimde değişim!" teziyle; "Dört defa denedik olmadı! Beşinciyi de mi deneyelim? Ülkem ve partim söz konusu olduğunda babamı bile tanımam! Allah'a inanıyor, ülküdaşlarıma güveniyorum!" tavrıyla meydanlara inen Ülkücülere, olmadık iftirâ ve "dar alanda kısa paslaşmalar"la engel olunmaya çalışılıyor!
"Şerefsiz, hırsız, vatan hâini" dediği kişiye Meclis'te her sıkıştığında destek vermeyi, "millîlik, milliyetçilik" diye dayatan Sayın Mevcût Genel Başkan ve "yol arkadaşları"; meşrû kongre sürecinde adaylara anlaşılmaz bir hırsla saldırmaya başladılar!
Türkçeden başka dil, Ülkücülükten başka tavır bilmeyen Bozkurt fıtratlı Ülkücü Adaylar ve onlara destek veren Ülkücüler, bu yanlış üslûba mukâbil üslûbu bulamıyorlar! Yapılan tanışma toplantılarında otuz, kırk kişilik Delege Bozkurtlar, açıkça boy gösterirken, karanlık kulislerde, herkese mavi boncuk dağıtmayı mahâret zanneden bazı kurnazlar da çaresizlik içinde sanal-ağ'dan galîz küfürlerle Ülkücüleri tahrîke soyundular! Ülkücüler, bu oyuna düşmez, aksine bu oyunu bozarlar!
Nasreddin Hoca'nın çölde üzerine siğdiği ve; "Görüp göreceğin su, budur!" diye uyardığı kaktüs endîşesiyle hareket ediyorlar ama şeref üzerine sözler veriliyor ki Ülkücü Hareket, intikâm için değil yaraları sarmaya geliyor vesselâm...
YOL BİLMEYEN YABANCI KILAVUZ, KERVÂNA YOLUNU KAYBETTİRİR...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
- Hoooop! Kirdun! Şişeyi kirduuun hooop!
- Ula! Ne şişesu?
- Cebine şişe var idi, adami ezdun! Şişeyi kirduuun, hooop!
Çok bilinen ve gülünen bir fıkra!
Yanlış yönlendirmenin, iş bilmez liyâkatsiz yardımcıların, nelere sebep olacağını anlatan müthîş bir millî uyarı...
On beş yıldır Türk Milliyetçilerine, Ülkücülere siyâseten yaşatılan da bu!
Mütedeyyin taassûbu, renkli mermerin ayrıştırılamaz renkleri gerçeği, suyu oluşturan oksijen ve hidrojenin varlığını bilip âb-ı hayâta kısaca su demenin sert olduğu düşüncesiyle liyâkatsiz muâvinlerin kaptana; "Farklılıkların farkındalıkla ülke yönetimi" veya; "Toplumsal dayanışmanın siyâsal iz düşümü" şeklinde zorlama tariflerle; "Çiçek bahçesi" gibi sıfat bile olamayacak bir tanımla millet tarif ettirilmesi ile günümüz manzarası oluştu!
BOP Eş Başkanı ve Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı olduğunu kendi söyleyen bir kişinin Başbakanlığına, çifte pasaportlu oldukları söylenen kişilerin bakanlıklarına, Muhteşem Türk Atatürk ve Devlet Kurucusu mesâi arkadaşlarıyla, İstiklâl Harbi Kahramanlarıyla, Cumhuriyetle hesaplaşmayı iş edinen kindâr-dincilerin bakanlıklarına; dağda terörist âdilerle öpüşüp koklaşacak kadar pervâsızlaşan bölücülerin vekil diye dokunulamaz edilişlerine; ömürlerini teröristlerle çatışmalarda geçirmiş, sayısız üstün hizmet madalyalı kahraman millet evlâtları, görevlerinden dolayı "Nemrut Mustafa Divanı"nı andıran mahkemelerde hapsedilirken; Millî sıfatlı bir kurumun başına; "Şeytanla bile" görüşecek kişilerin atanmasına; "Dağda öldürülen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz!" diyenlerin Emniyet Müdürü edilmesine; Avrupa'da yüz yılın sahtekârlığı diye yargılanıp cezalandırılan bir şebeke mensûplarına; "Temiz kardeşimiz" diye sahiplenilmesine; Hazîne'nin yani beyt-ül mal'ın bir trilyonunu iç etmekten sabıkalı NFK deyimiyle "Şerbakan"ın suç ortağının Köşk'e çıkartılmasına, mecbûren seyirci edildik!...
Bir Genelkurmay Başkanı ağzından; "Kötünün iyisine mecbûruz!" denilerek kötüye mecbûriyetin siyâsetleştirilmesine baş sebep; Alparslan Türkeş gibi bir millî dehânın halefine liyâkatsizlerin yönlendirmesiyle yaptırılan yanlışlar oldu! Ülkücüler, bu yanlışlara ve bu yanlışların yaptığı tahrîbata ancak on beş yıl tahammül edebildi!
Şimdi eteği eğri duran gömleği -değişmek değil- düzeltmek için yanlış iliklenmiş bütün düğmeleri çözüp baştan iliklemek üzere harekete geçtiler!
Yapılması yasal mecbûriyet olan kongre komutunu da Mevcût Genel Başkan verdiler! Hatta adaylık düşünenlerden sıkıntısı olanlara; "Kırk delege benden" va'diyle yürek verdiler, sağ olsunlar!
Sonra ne oldu, ne düşünüldü ise; "Fikirde öze dönüş! Yönetimde değişim!" teziyle; "Dört defa denedik olmadı! Beşinciyi de mi deneyelim? Ülkem ve partim söz konusu olduğunda babamı bile tanımam! Allah'a inanıyor, ülküdaşlarıma güveniyorum!" tavrıyla meydanlara inen Ülkücülere, olmadık iftirâ ve "dar alanda kısa paslaşmalar"la engel olunmaya çalışılıyor!
"Şerefsiz, hırsız, vatan hâini" dediği kişiye Meclis'te her sıkıştığında destek vermeyi, "millîlik, milliyetçilik" diye dayatan Sayın Mevcût Genel Başkan ve "yol arkadaşları"; meşrû kongre sürecinde adaylara anlaşılmaz bir hırsla saldırmaya başladılar!
Türkçeden başka dil, Ülkücülükten başka tavır bilmeyen Bozkurt fıtratlı Ülkücü Adaylar ve onlara destek veren Ülkücüler, bu yanlış üslûba mukâbil üslûbu bulamıyorlar! Yapılan tanışma toplantılarında otuz, kırk kişilik Delege Bozkurtlar, açıkça boy gösterirken, karanlık kulislerde, herkese mavi boncuk dağıtmayı mahâret zanneden bazı kurnazlar da çaresizlik içinde sanal-ağ'dan galîz küfürlerle Ülkücüleri tahrîke soyundular! Ülkücüler, bu oyuna düşmez, aksine bu oyunu bozarlar!
Nasreddin Hoca'nın çölde üzerine siğdiği ve; "Görüp göreceğin su, budur!" diye uyardığı kaktüs endîşesiyle hareket ediyorlar ama şeref üzerine sözler veriliyor ki Ülkücü Hareket, intikâm için değil yaraları sarmaya geliyor vesselâm...
YOL BİLMEYEN YABANCI KILAVUZ, KERVÂNA YOLUNU KAYBETTİRİR...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
MUKAYESEDE ÜLKÜCÜ FERÂSET...
Günlerdir taraftar kalemlerin, MHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklayan Ülkücüleri güya tenkît ederken, edep
dışı söylemleriyle muhatâbız!...
Oysa biz, Ülkücülerin ve gerçek MHP'lilerin müktesebâtı ve edebiyle övünürdük! Bu tavrımız sevenleri rahatlatır, sevmeyenleri çatlatırdı! Ne oldu bize? "Benim Genel Başkan Adayım, seninkini döver!" meczûp mantığı veya en kibar söylemle haşarı çocuk mantığıyla netice alınabilir mi?
Güya tenkît ederken, ne mâzîye saygı var, ne de Ülküdaşlık hukûkuna! Genel Başkan Adaylarının milletvekilliği veya bakanlıkları döneminde yapmadıkları kalmamışmış! Güler misin, ağlar mısın?
Hani çok bilinen bir fıkra var ya! Delikanlı arkadaşına, "Artık seninle küsüm çünkü annem, anneni genelevde görmüş!" dediğinde; "Annen orada ne arıyormuş?" cevâbi soru var ya!
İmdiii! Bu adaylar milletvekili ve bakanken sizin vazgeçilmeziniz kişi, ne iş yapardı? Bu kişileri millet vekili listesine O yazmadı mı? Bu ülküdaşlarımıza bakanlık görevini O vermedi mi? Hadi milletvekili olduktan sonra O'nu yanıltmış olsunlar ve O da bir sonraki seçimde, bu arkadaşları listeye koymamış olsun ve barajda kalmak gibi müthîş bir seçim başarısı kazanmış olsun! Sonraki seçimde şimdi iftirâlar edilen ve AKP döneminde Yüce Divan'da 11-0 gibi tarihi bir ittifakla aklanan, kendiyle birlikte Ülkücü Hareketi de aklayan Koray Aydın'ı Trabzon'dan liste başı aday eden O değil mi? Demezler mi?
Türk Milleti ve Devleti önünde; anayasa değişikliği, sonra peşpeşe seçimler varken, bölücülük artık Emniyet Müdürleri ağzından telaffuz ediliyorken, Meclis'in "etkisiz elemanı" edilmiş MHP'de, ülkücüler mes'eleye el koymasınlar mı?
Siz; "Hiç kimse ettiklerini aynen yaşamadan can vermez!" Hâdisini hiç duymadınız mı? " Siz, hiç; "Türkeş'siz MHP" kumpasını duymadınız mı? Yılda bir kere 4 Nisan'da ve 2-3 yılda bir kongrelerde hatırlanılan Başbuğ Türkeş'i Genel Başkanlıktan indirmek için, Mevcût Genel Başkan'ın önderliğinde, Şefkat ÇETİN'in yönetiminde çıkarılan Türkeş muhalifi Milliyetçi Çizgi Dergisi'ni, Gazetesi'ni, hiç duymadınız mı?
MHP'de "Türkeşsiz MHP" operasyonlarını, keşke rahmetli Dündar Taşer Ağamız'dan, rahmetli Muzaffer ÖZDAĞ Ağabeyimiz'den, rahmetli Galip ERDEM Ağabeyimiz'den dinlemiş olsaydınız! Aynı dönemi yaşamış ve hamdolsun hayatta olan Aksakallarımızdan dinlemeyi keşke bir deneseniz! Duyduklarınızla hayretten hayrete düşüp utanacağınızdan o kadar eminim ki!
Yağmurlar yağsın, yarıklar kapansın tamam da biraz da edep Yâ Hû! Biz, başladığı günden beri Hareketin içinde olan ve olmaya devamda kararlı Ülkücüler neler-neler yaşadık!... "Kol kırılır yen içinde" mantığıyla işleri zamana bırakarak hatâ mı ettik? Başbuğun cezaevinden yazdığı Tarihî Belge Mektûp'tan da mı haberiniz yok?
MHP'de Kongre Süreci, Genel Başkan'ın buyruğuyla başlatılmış ve kendini lâyık gören Ülküdaşlarımız da bu göreve aday olmuşlardır. Bu bir teşkilât içi bayrak yarışıdır! Bu bir hizmet yarışıdır! Adayları, müktesebâtları ve ülkücü karakterleriyle mukayese etmek, ülkücü aklın gereği değil midir?
Ayıptır, günâhtır, yazıktır yapmayın, yapmayalım!...
Ülkücüler arasına zorla nifâk ekmeyin! Başbuğumuz'un ve Ülkü Şehîtlerimizin kemiklerini sızlatmayın! Hiç utanmadan; "Ne Türkeş çizgisi? Türkeş öldü! Artık Devlet Bahçeli çizgisi var." diyenleri, bilmediğinizi söylemezsiniz değil mi?...
Sayın Mevcût Genel Başkan'ın; Başbuğ'lu son seçimde, Adana 3. sıradan yerini beğenmeyip bir başka aday Ülküdaşımızı arayarak; "Çalışmayalım! Barajda boğup ayakta uyuyan Türkeş'in aklını başına getirelim!" dediğini ve bu olayın tanıklarının hayatta olduğunu, yüzleşmeye hazır olduklarını da hatırlatırız!...
Bu Ülkücü yarışını, kirletmeyin! Kimin daha liyâkatli Ülkücü olduğu, kimin daha faydalı olabileceği karârını Ülkücü İrâde Delegelere bırakın artık! Israrla bel altı saldırılarla yarış isterseniz, Vallahi Mevcût Genel Başkan'a haksızlık olur!...
Bütün ilgililerden Allah rızâsı için, mes'eleye; ülkü taâssûbu, ülkücü edebi ve teşkilâtçı ferâsetiyle bakmalarını, yalvararak istiyoruz!
Bize benzeyen, bizim dilimizi konuşan, bizim gibi sağ yumruğunu kaldırdığında, gökü çadırlaştıran, güneşi bayraklaştıran Ülküdaşlarımızı görün! Yüz kızartıcı kendi ayıpları yüzünden, her seçim sonrası Ülkücülere baraj korkusu yaşatan, ülkücü emekleriyle baraj aştıklarında rahatlayan, eşeklerini gölgeye çeken, tuzu kuru ve Meclis'in "etkisiz elemânları"ndan, size de gınâ gelmedi mi Allah aşkına?
Başarısızlığı teâmül edinmiş bu Genel Başkan ve yardımcılarından hâlâ vazgeçemeyenleri Vallahi anlayamıyoruz! Taraftarlıkla Ülküdaşlık arasındaki farkı, fark eden Ülkücü İrâde'nin mukâyesede ferâsetlerine güveniyoruz vesselâm...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selam, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Oysa biz, Ülkücülerin ve gerçek MHP'lilerin müktesebâtı ve edebiyle övünürdük! Bu tavrımız sevenleri rahatlatır, sevmeyenleri çatlatırdı! Ne oldu bize? "Benim Genel Başkan Adayım, seninkini döver!" meczûp mantığı veya en kibar söylemle haşarı çocuk mantığıyla netice alınabilir mi?
Güya tenkît ederken, ne mâzîye saygı var, ne de Ülküdaşlık hukûkuna! Genel Başkan Adaylarının milletvekilliği veya bakanlıkları döneminde yapmadıkları kalmamışmış! Güler misin, ağlar mısın?
Hani çok bilinen bir fıkra var ya! Delikanlı arkadaşına, "Artık seninle küsüm çünkü annem, anneni genelevde görmüş!" dediğinde; "Annen orada ne arıyormuş?" cevâbi soru var ya!
İmdiii! Bu adaylar milletvekili ve bakanken sizin vazgeçilmeziniz kişi, ne iş yapardı? Bu kişileri millet vekili listesine O yazmadı mı? Bu ülküdaşlarımıza bakanlık görevini O vermedi mi? Hadi milletvekili olduktan sonra O'nu yanıltmış olsunlar ve O da bir sonraki seçimde, bu arkadaşları listeye koymamış olsun ve barajda kalmak gibi müthîş bir seçim başarısı kazanmış olsun! Sonraki seçimde şimdi iftirâlar edilen ve AKP döneminde Yüce Divan'da 11-0 gibi tarihi bir ittifakla aklanan, kendiyle birlikte Ülkücü Hareketi de aklayan Koray Aydın'ı Trabzon'dan liste başı aday eden O değil mi? Demezler mi?
Türk Milleti ve Devleti önünde; anayasa değişikliği, sonra peşpeşe seçimler varken, bölücülük artık Emniyet Müdürleri ağzından telaffuz ediliyorken, Meclis'in "etkisiz elemanı" edilmiş MHP'de, ülkücüler mes'eleye el koymasınlar mı?
Siz; "Hiç kimse ettiklerini aynen yaşamadan can vermez!" Hâdisini hiç duymadınız mı? " Siz, hiç; "Türkeş'siz MHP" kumpasını duymadınız mı? Yılda bir kere 4 Nisan'da ve 2-3 yılda bir kongrelerde hatırlanılan Başbuğ Türkeş'i Genel Başkanlıktan indirmek için, Mevcût Genel Başkan'ın önderliğinde, Şefkat ÇETİN'in yönetiminde çıkarılan Türkeş muhalifi Milliyetçi Çizgi Dergisi'ni, Gazetesi'ni, hiç duymadınız mı?
MHP'de "Türkeşsiz MHP" operasyonlarını, keşke rahmetli Dündar Taşer Ağamız'dan, rahmetli Muzaffer ÖZDAĞ Ağabeyimiz'den, rahmetli Galip ERDEM Ağabeyimiz'den dinlemiş olsaydınız! Aynı dönemi yaşamış ve hamdolsun hayatta olan Aksakallarımızdan dinlemeyi keşke bir deneseniz! Duyduklarınızla hayretten hayrete düşüp utanacağınızdan o kadar eminim ki!
Yağmurlar yağsın, yarıklar kapansın tamam da biraz da edep Yâ Hû! Biz, başladığı günden beri Hareketin içinde olan ve olmaya devamda kararlı Ülkücüler neler-neler yaşadık!... "Kol kırılır yen içinde" mantığıyla işleri zamana bırakarak hatâ mı ettik? Başbuğun cezaevinden yazdığı Tarihî Belge Mektûp'tan da mı haberiniz yok?
MHP'de Kongre Süreci, Genel Başkan'ın buyruğuyla başlatılmış ve kendini lâyık gören Ülküdaşlarımız da bu göreve aday olmuşlardır. Bu bir teşkilât içi bayrak yarışıdır! Bu bir hizmet yarışıdır! Adayları, müktesebâtları ve ülkücü karakterleriyle mukayese etmek, ülkücü aklın gereği değil midir?
Ayıptır, günâhtır, yazıktır yapmayın, yapmayalım!...
Ülkücüler arasına zorla nifâk ekmeyin! Başbuğumuz'un ve Ülkü Şehîtlerimizin kemiklerini sızlatmayın! Hiç utanmadan; "Ne Türkeş çizgisi? Türkeş öldü! Artık Devlet Bahçeli çizgisi var." diyenleri, bilmediğinizi söylemezsiniz değil mi?...
Sayın Mevcût Genel Başkan'ın; Başbuğ'lu son seçimde, Adana 3. sıradan yerini beğenmeyip bir başka aday Ülküdaşımızı arayarak; "Çalışmayalım! Barajda boğup ayakta uyuyan Türkeş'in aklını başına getirelim!" dediğini ve bu olayın tanıklarının hayatta olduğunu, yüzleşmeye hazır olduklarını da hatırlatırız!...
Bu Ülkücü yarışını, kirletmeyin! Kimin daha liyâkatli Ülkücü olduğu, kimin daha faydalı olabileceği karârını Ülkücü İrâde Delegelere bırakın artık! Israrla bel altı saldırılarla yarış isterseniz, Vallahi Mevcût Genel Başkan'a haksızlık olur!...
Bütün ilgililerden Allah rızâsı için, mes'eleye; ülkü taâssûbu, ülkücü edebi ve teşkilâtçı ferâsetiyle bakmalarını, yalvararak istiyoruz!
Bize benzeyen, bizim dilimizi konuşan, bizim gibi sağ yumruğunu kaldırdığında, gökü çadırlaştıran, güneşi bayraklaştıran Ülküdaşlarımızı görün! Yüz kızartıcı kendi ayıpları yüzünden, her seçim sonrası Ülkücülere baraj korkusu yaşatan, ülkücü emekleriyle baraj aştıklarında rahatlayan, eşeklerini gölgeye çeken, tuzu kuru ve Meclis'in "etkisiz elemânları"ndan, size de gınâ gelmedi mi Allah aşkına?
Başarısızlığı teâmül edinmiş bu Genel Başkan ve yardımcılarından hâlâ vazgeçemeyenleri Vallahi anlayamıyoruz! Taraftarlıkla Ülküdaşlık arasındaki farkı, fark eden Ülkücü İrâde'nin mukâyesede ferâsetlerine güveniyoruz vesselâm...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selam, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Ekim 11, 2012
KURTÇUKLARLA KONGRE'YE ADIM ADIM...
* Şu sıralar çatlar ve dağılırsa kaos olur.
** Türkiye'nin siyasal yapısını yeniden düzenleyecek bir takım uygulamalara fırsat ve zemin hazırlayacak bir yaklaşım, (internet aracılığıyla) Türkiye'ye zehir saçıyorsa, sevsen de sevmesen de ... milletin irâdesi ile kurulmuş AKP'yi tutmak bir vatan görevi olur. İşte milliyetçilik budur!
*** Türk devletinin elini güçlü kılmak için hükümete yetki verme taraftarıyız.
**** Bu süreçte, Milliyetçi Hareket Partisi konuya hassasiyetle eğilecek ve Hükümet tarafından alınacak kararların yanında ve destekçisi olacaktır.
***** Buradan inanarak tekrarlıyorum ki; Milliyetçi Hareketin hiç bir mensûbu, azîz milletimizin helâl süt emmiş hiç bir ferdi, bu zihniyetin (AKP'nin) yanında kesinlikle yer almayacaktır!...
Yukarıdaki sözler; aynı şahsın, değişik tarihlerde AKP hakkındaki sözleri ve bu sözlerin sâhibi, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı! Hayret ki hayret değil mi?
Denetleme, tenkît ve uyarıyla görevli bir muhalefetin, bir hükümete verdiği destekler ve Türklük, milliyetçilik düşmanı bu Hükümete destek verenin Türk Milliyetçiliğinin markası ve tek adresi MHP Genel Başkanı'nın olması! Hayret kere hayret değil mi?
Ma'lesef gerçek! Sözler ortada! Onlarca benzer söz bulmak mümkün!
Son Salı Toplantısından, bir söz daha; "43 yılın gururuyla bezenmiş bir mazinin ve millet hizmetine vakfedilmiş hayatların toplamı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne; baston, kuyruk, vagon gibi ucûbe sıfatları layık görenler fitne ve münâfıklıkta rekor üstüne rekor kırdıklarını çok yakında inşallah anlamak zorunda kalacaklardır."
Kimmiş bu, MHP'nin 43 yıllık mâzîsine uygun davranmayanlar? Gayr-ı millî her tavra ve AKP'ye her şartta muhalif olan, asla destek olmadıklarını ve olmayacaklarını her şartta ve ortamda açıklayan Türk Milliyetçileri, yani Ülkücüler!
"baston, kuyruk, vagon gibi ucûbe" sıfatlar, Mevcût Genel Başkanı incittiği gibi bizi de rencîde eder! Ama öfkeye yenik akılla hoş olmayan bu yakıştırmaları yapanlar; "Milliyetçi Hareketin hiç bir mensûbu, Azîz Milletimizin helâl süt emmiş hiç bir ferdi, bu zihniyetin yanında kesinlikle yer almayacaktır." şeklindeki tâlimatvâri sözden hareket etmemişler mi?
İnkârı mümkün olmayan ve çok doğru bu sözlerden; AKP'ye destek verenlerin, Azîz milletimizin helâl süt emmiş fertlerinden ve Milliyetçi Hareketin mensûplarından olamayacağı sonucu çıkmaz mı? Bu hüküm, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın değil mi?
O zaman AKP'ye destek verenler; "baston, kuyruk, vagon" sıfatlarına, hatta AKP'lilere sarf edilen bütün sıfatlara da ortak ve lâyık olmazlar mı?
Hem AKP'lileri ve destekleyenleri helâl süt emmiş ve Milliyetçi Hareket mensûplarından saymayacaksın; hem de, her sıkıştığında AKP'nin imdâdına yetişeceksin! Sonra da buna itirâz eden helâl süt emmiş millet fertlerine, ülkücülere "fitne ve münâfıklıkta rekor kıranlar" diyeceksin! Bu tutarsızlığın adı yok mu?
Şahsen biliyorum da, ülkücü edebime ve yıllardır haykırdığım; "Ben MHP'yim onlar MHP'li" tavrıma yakışmayacağı için söyleyemem! Çünkü bilirim ki kimse, iyisini bize vermez; biz de bizim kötümüzü, başkasının iyisine karşı bile yalnız bırakmadık, bırakmayız! Başımıza menfî anlamda ne gelirse de bu tavrımızdan dolayı geldi, gelsin!
Her seçimde Ülkücülere; "Acaba baraj mı?" korkusu yaşatan, yönetiminin nerdeyse tamamının porno kasetlerine rağmen; oy isteyenleri; "Bu Genel Başkana mı?" sorusuyla muhâtap edenin; Okyanus Ötesi'nin "MHP'siz Meclis" projesini bozmak için ülkücülerin olağanüstü gayretleriyle alınan oyun üstüne oturup ülkücülerin emeklerini inkâr ederek meşrû zaman ve zemînde konuşan muhalifleri "fitne ve münâfıklık" la suçlayanları artık sorgulamayalım mı mı?
4 Kasım'a kadar susacaktım!
O gün Divan oluşup yeterli delege imzasıyla adaylık müracaâtları resmen yapılıncaya kadar konuşmayacaktım çünkü daha önceki kongrelerde ve son anda herşeyi yapabileceğine şahit olduğumuz biriyle muhatâbız! Ama böyle insafsız bir saldırıya karşı susulur mu? Küfrün karşısında susmak dilsiz şeytanlık, haksızlık ve zûlüm de küfr değil midir?
Bu davranışları; "Ülkücü İrâde" dediğimiz MHP Üst Kurul Delegeleri'ne şikâyet etmezsek; kim, kimi, kime şikâyet edebilir?
MHP'nin, ülkücülerin ve en önemlisi Türk Milleti ve Türk Devleti'nin istikbâlini oylayacak olan MHP Üst Kurul Delegeleri;
Başbuğun Bozkurtları Ülküdaşlarım; Allah rızâsı için bize kulak verin! Bizi duyun ki târih önünde vebâlli olmayasınız! Çünkü 5 Kasım'dan sonra seçim sath-ı mâili hâricinde bizi aramakla bulamazsınız vesselâm!
Dip not: Pornoculardan üçünün, Şefkat Çetin'le birlikte 9. kat ikna odasında çalışmaya başladıklarını duyunca, neden ihrâç değil istifâ istendiğini de anladım!...
KURTÇUKLAR, MEYVENİN ÖZÜNDE OLUR!...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
** Türkiye'nin siyasal yapısını yeniden düzenleyecek bir takım uygulamalara fırsat ve zemin hazırlayacak bir yaklaşım, (internet aracılığıyla) Türkiye'ye zehir saçıyorsa, sevsen de sevmesen de ... milletin irâdesi ile kurulmuş AKP'yi tutmak bir vatan görevi olur. İşte milliyetçilik budur!
*** Türk devletinin elini güçlü kılmak için hükümete yetki verme taraftarıyız.
**** Bu süreçte, Milliyetçi Hareket Partisi konuya hassasiyetle eğilecek ve Hükümet tarafından alınacak kararların yanında ve destekçisi olacaktır.
***** Buradan inanarak tekrarlıyorum ki; Milliyetçi Hareketin hiç bir mensûbu, azîz milletimizin helâl süt emmiş hiç bir ferdi, bu zihniyetin (AKP'nin) yanında kesinlikle yer almayacaktır!...
Yukarıdaki sözler; aynı şahsın, değişik tarihlerde AKP hakkındaki sözleri ve bu sözlerin sâhibi, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı! Hayret ki hayret değil mi?
Denetleme, tenkît ve uyarıyla görevli bir muhalefetin, bir hükümete verdiği destekler ve Türklük, milliyetçilik düşmanı bu Hükümete destek verenin Türk Milliyetçiliğinin markası ve tek adresi MHP Genel Başkanı'nın olması! Hayret kere hayret değil mi?
Ma'lesef gerçek! Sözler ortada! Onlarca benzer söz bulmak mümkün!
Son Salı Toplantısından, bir söz daha; "43 yılın gururuyla bezenmiş bir mazinin ve millet hizmetine vakfedilmiş hayatların toplamı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne; baston, kuyruk, vagon gibi ucûbe sıfatları layık görenler fitne ve münâfıklıkta rekor üstüne rekor kırdıklarını çok yakında inşallah anlamak zorunda kalacaklardır."
Kimmiş bu, MHP'nin 43 yıllık mâzîsine uygun davranmayanlar? Gayr-ı millî her tavra ve AKP'ye her şartta muhalif olan, asla destek olmadıklarını ve olmayacaklarını her şartta ve ortamda açıklayan Türk Milliyetçileri, yani Ülkücüler!
"baston, kuyruk, vagon gibi ucûbe" sıfatlar, Mevcût Genel Başkanı incittiği gibi bizi de rencîde eder! Ama öfkeye yenik akılla hoş olmayan bu yakıştırmaları yapanlar; "Milliyetçi Hareketin hiç bir mensûbu, Azîz Milletimizin helâl süt emmiş hiç bir ferdi, bu zihniyetin yanında kesinlikle yer almayacaktır." şeklindeki tâlimatvâri sözden hareket etmemişler mi?
İnkârı mümkün olmayan ve çok doğru bu sözlerden; AKP'ye destek verenlerin, Azîz milletimizin helâl süt emmiş fertlerinden ve Milliyetçi Hareketin mensûplarından olamayacağı sonucu çıkmaz mı? Bu hüküm, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın değil mi?
O zaman AKP'ye destek verenler; "baston, kuyruk, vagon" sıfatlarına, hatta AKP'lilere sarf edilen bütün sıfatlara da ortak ve lâyık olmazlar mı?
Hem AKP'lileri ve destekleyenleri helâl süt emmiş ve Milliyetçi Hareket mensûplarından saymayacaksın; hem de, her sıkıştığında AKP'nin imdâdına yetişeceksin! Sonra da buna itirâz eden helâl süt emmiş millet fertlerine, ülkücülere "fitne ve münâfıklıkta rekor kıranlar" diyeceksin! Bu tutarsızlığın adı yok mu?
Şahsen biliyorum da, ülkücü edebime ve yıllardır haykırdığım; "Ben MHP'yim onlar MHP'li" tavrıma yakışmayacağı için söyleyemem! Çünkü bilirim ki kimse, iyisini bize vermez; biz de bizim kötümüzü, başkasının iyisine karşı bile yalnız bırakmadık, bırakmayız! Başımıza menfî anlamda ne gelirse de bu tavrımızdan dolayı geldi, gelsin!
Her seçimde Ülkücülere; "Acaba baraj mı?" korkusu yaşatan, yönetiminin nerdeyse tamamının porno kasetlerine rağmen; oy isteyenleri; "Bu Genel Başkana mı?" sorusuyla muhâtap edenin; Okyanus Ötesi'nin "MHP'siz Meclis" projesini bozmak için ülkücülerin olağanüstü gayretleriyle alınan oyun üstüne oturup ülkücülerin emeklerini inkâr ederek meşrû zaman ve zemînde konuşan muhalifleri "fitne ve münâfıklık" la suçlayanları artık sorgulamayalım mı mı?
4 Kasım'a kadar susacaktım!
O gün Divan oluşup yeterli delege imzasıyla adaylık müracaâtları resmen yapılıncaya kadar konuşmayacaktım çünkü daha önceki kongrelerde ve son anda herşeyi yapabileceğine şahit olduğumuz biriyle muhatâbız! Ama böyle insafsız bir saldırıya karşı susulur mu? Küfrün karşısında susmak dilsiz şeytanlık, haksızlık ve zûlüm de küfr değil midir?
Bu davranışları; "Ülkücü İrâde" dediğimiz MHP Üst Kurul Delegeleri'ne şikâyet etmezsek; kim, kimi, kime şikâyet edebilir?
MHP'nin, ülkücülerin ve en önemlisi Türk Milleti ve Türk Devleti'nin istikbâlini oylayacak olan MHP Üst Kurul Delegeleri;
Başbuğun Bozkurtları Ülküdaşlarım; Allah rızâsı için bize kulak verin! Bizi duyun ki târih önünde vebâlli olmayasınız! Çünkü 5 Kasım'dan sonra seçim sath-ı mâili hâricinde bizi aramakla bulamazsınız vesselâm!
Dip not: Pornoculardan üçünün, Şefkat Çetin'le birlikte 9. kat ikna odasında çalışmaya başladıklarını duyunca, neden ihrâç değil istifâ istendiğini de anladım!...
KURTÇUKLAR, MEYVENİN ÖZÜNDE OLUR!...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Çarşamba, Ekim 10, 2012
ADIM ADIM, MHP KONGRESİ'NE...
Defalarca son seçimleri yorumlamış; gâlibiyet veya mağlûbiyetin sebebini aramıştık!
Okyanus Ötesi'nin; "Küreselcilerle milliyetçiler mücadelesi" dediği ve "MHP'siz Meclis" senaryosunu bozmak için; nasıl ölüp-ölüp dirildiğimizi anlatmıştık!
CKMP'den bugüne kadar Milliyetçi Hareket'in her ânında varolan, işleri bitince sessiz sedâsız sahâdan çekilen Ülkü Devleri'nin tamamıyla kavgalı bir Genel Başkan'la; sunum zorluğu yaşayarak, siyâsî vaatte bulunamayarak sadece Ülkücülerin bölgelerinde şahıslarına duyulan güvenle bir seçim yaşadığımızı anlatmaya çalışmıştık!
Balgat cenâhında ise; Genel Başkan'a rağmen, 'Yol arkadaşları' nın nerdeyse tamamının kasetlerine rağmen, porno kasetçilerin ihraç edilmeyip istifâlarının istenmesi ve birinin istifa ettirilememesine rağmen, gerçek Ülkücülerin teşkilâta dâhil edilmemelerine rağmen; Haçlı'nın "MHP'siz Meclis" oyununu bozmak için ölümüne verilen mücâdeleler, yazık ki yalanmış! "MHP'nin Saygın Meclis'te oluşu, sadece Genel Başkan'ın üstün performansı" sonucuymuş!
Gerçi dîni olmayanın îmanı sorgulanamaz ama insâf dînin yarısıdır Beyler! Etmeyin!
Doğrudur! Haklısınız! Genel Başkan'dan başka hiç kimse üzerine düşeni yapmadı!
Kasetleri piyasaya sürülen Siyâset Devi Yol Arkadaşlarının tamamını, biz bulmuş, çağırmış, görevlendirmiştik! Özür!
Türkiye'de bölücülerden de önce; "Farklılıkların farkında olarak ülke yönetimi"ni, "Çiçek bahçesi"ni biz söylemiştik!
Hiçbir sağcının anlayamadığı, solcunun yorumlayamadığı; "Sosyal dayanışmanın siyasal iz düşümü"nü, biz icât etmiştik!
Uyum Yasaları'na, İkiz Yasalar'a biz imza atmıştık!
Ecevitler'e Bozkurtça dikilen Ali Güngör'ü, Genel Başkanlığa aday Ümit Özdağ'ı biz ihrâç etmiştik!
Porno kaset başrol oyuncularını ihraç etmeyip istifâlarını biz istemiş ve istifa etmeyen bir utanmazın; "Çanakkale'deki mermiler kadar kutsal ve kudretli oylarla" milletvekili olmasını biz sağlamıştık! Haklısınız! Özür!
Bütün olumsuzluklara rağmen, Okyanus ötesinden; "Küreselcilerle milliyetçiler mücadelesi" diye açıklanan seçim adlı senaryoya kafa tutarak, listedeki aday adlarına hiç bakmadan MHP'ye sahip çıkarak yanlış yapmışız! Özür!
"MHP'de tsunami olacak" diyen AKP'lilere, bütün kızgınlığımıza rağmen, "Berberde traş artığı saçının bir teline bin Erdoğan'ı feda ederiz." diye cevap verip Genel Başkan'a sahip çıkarak hatâ yapmışız! Özür!
Önce davet edip sonra basit bahânelerle görüşülmediğini bildiğimiz Ozan Arif'e olmadık hakâret ve iftirâlar eden, sonra Ozan'ca cevâbından küsen şımarıklar da biziz! Özür!
Güya davet edilip sonra seçilemeyecek sıralarda dolgu malzemesi edilerek rencîde edilenler de ülkücü değillermiş ki zaten! Ümit Özdağ'dan, Özcan Yeniçeri'den, Azmi Karamahmutoğlu'ndan ülkücü mü olurmuş? Özür!
Bütün emekler ve Genel Başkan'ın püskevitine, 2009'dan kırk çıkarabilme mahâretine, konaklama yerinde teslîm alınan Kamyoncuyla "şoferlik" yarışıyla gösterilen üstün performansla toplanan oylar içinde; "Bizim de oyumuz var" deyip, ayıp etmişiz! Özür!
MHP Üst Kurul Delegeleri!
Ülkücü İrâde'nin temsîlcileri Ülküdaşlarım!
N'olur artık yeter olsun! Bir kere de beni duyun ve dinleyin Allah aşkına!
Siyaseti sevmiyorum! Asla siyaset düşünmüyorum ve demokrat da değilim! Bu yüzden ve; "Ben MHP'yim, onlar MHP'li" tavrımla partici olabilmem mümkün değil! Ben sadece Ülkücülüğe namzetim! Ülkücü olabilmek için verdiğim 45 yıllık emeğimden, hiç kimsenin genel başkanlığı uğruna vazgeçmem! Bana hâin demek, kimin haddine? Değil diyenin, düşünenin düşüncesini iğfal ederim!
Genel Başkan seçimi; teşkilat dışında, kahvelerde, sanal-ağın sanal mahfîllerinde olmaz haklısınız ama ülkücülerin fikrini söylemesine de kimse engel olamaz!
Artık sizin; Baykal'a Erdoğan'ın yasağını kaldırttıran güçle; daha mazbata almamış, yemîn etmemiş MHP vekillerine, Abdullah Gül'e Köşk yolunu açtıran gücü ve şimdi Meclis'te her sıkıştığında AKP'ye destek verdiren görünmez kudreti, arayıp bulmak mecbûriyetiniz var!
Ülke elden gidiyor! Türk adı, Atatürk ve Cumhuriyet, Türkeş ve Türk Milliyetçiliği, intikam masasına yatırıldı! PKK ülkede sıkıyönetim ilan etmiş! İmralı'daki bebek katili caniyi siyasallaştırmaya çalışıyorlar! Atanmış bir vuvuzela, Diyarbakır'da itlaf edilen teröriste ağlamayanı, insandan saymıyor!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı ise Başbuğ'un Türk Dünyası Birliğine merkez ofis olarak hayâl ettiği muhteşem dev binanın boş koridorlarına çıkamıyor!
'Meclisin saygınlığını korumak' adına Abdullah Gül'e Köşk yolunu açan mantıkla, bölücülerle "Meclis'in rengini tamamlamak" adına "Dikte Bölünme Anayasası" nın önünü açmaya çalışıyorlar!
Gadasını aldığım Üst Kurul Delegeleri Ülküdaşlarım! Size, Müslüman Türk kimliğimle yalvarıyorum! Tarih ve millî vicdâna karşı sorumlusunuz! Ülkü Şehîtleri ve Başbuğ'un emeklerine karşı size yakışanı, yapın Allah aşkına!
DÜŞMANDAN, HÂİN OLMAZ vesselâm...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Okyanus Ötesi'nin; "Küreselcilerle milliyetçiler mücadelesi" dediği ve "MHP'siz Meclis" senaryosunu bozmak için; nasıl ölüp-ölüp dirildiğimizi anlatmıştık!
CKMP'den bugüne kadar Milliyetçi Hareket'in her ânında varolan, işleri bitince sessiz sedâsız sahâdan çekilen Ülkü Devleri'nin tamamıyla kavgalı bir Genel Başkan'la; sunum zorluğu yaşayarak, siyâsî vaatte bulunamayarak sadece Ülkücülerin bölgelerinde şahıslarına duyulan güvenle bir seçim yaşadığımızı anlatmaya çalışmıştık!
Balgat cenâhında ise; Genel Başkan'a rağmen, 'Yol arkadaşları' nın nerdeyse tamamının kasetlerine rağmen, porno kasetçilerin ihraç edilmeyip istifâlarının istenmesi ve birinin istifa ettirilememesine rağmen, gerçek Ülkücülerin teşkilâta dâhil edilmemelerine rağmen; Haçlı'nın "MHP'siz Meclis" oyununu bozmak için ölümüne verilen mücâdeleler, yazık ki yalanmış! "MHP'nin Saygın Meclis'te oluşu, sadece Genel Başkan'ın üstün performansı" sonucuymuş!
Gerçi dîni olmayanın îmanı sorgulanamaz ama insâf dînin yarısıdır Beyler! Etmeyin!
Doğrudur! Haklısınız! Genel Başkan'dan başka hiç kimse üzerine düşeni yapmadı!
Kasetleri piyasaya sürülen Siyâset Devi Yol Arkadaşlarının tamamını, biz bulmuş, çağırmış, görevlendirmiştik! Özür!
Türkiye'de bölücülerden de önce; "Farklılıkların farkında olarak ülke yönetimi"ni, "Çiçek bahçesi"ni biz söylemiştik!
Hiçbir sağcının anlayamadığı, solcunun yorumlayamadığı; "Sosyal dayanışmanın siyasal iz düşümü"nü, biz icât etmiştik!
Uyum Yasaları'na, İkiz Yasalar'a biz imza atmıştık!
Ecevitler'e Bozkurtça dikilen Ali Güngör'ü, Genel Başkanlığa aday Ümit Özdağ'ı biz ihrâç etmiştik!
Porno kaset başrol oyuncularını ihraç etmeyip istifâlarını biz istemiş ve istifa etmeyen bir utanmazın; "Çanakkale'deki mermiler kadar kutsal ve kudretli oylarla" milletvekili olmasını biz sağlamıştık! Haklısınız! Özür!
Bütün olumsuzluklara rağmen, Okyanus ötesinden; "Küreselcilerle milliyetçiler mücadelesi" diye açıklanan seçim adlı senaryoya kafa tutarak, listedeki aday adlarına hiç bakmadan MHP'ye sahip çıkarak yanlış yapmışız! Özür!
"MHP'de tsunami olacak" diyen AKP'lilere, bütün kızgınlığımıza rağmen, "Berberde traş artığı saçının bir teline bin Erdoğan'ı feda ederiz." diye cevap verip Genel Başkan'a sahip çıkarak hatâ yapmışız! Özür!
Önce davet edip sonra basit bahânelerle görüşülmediğini bildiğimiz Ozan Arif'e olmadık hakâret ve iftirâlar eden, sonra Ozan'ca cevâbından küsen şımarıklar da biziz! Özür!
Güya davet edilip sonra seçilemeyecek sıralarda dolgu malzemesi edilerek rencîde edilenler de ülkücü değillermiş ki zaten! Ümit Özdağ'dan, Özcan Yeniçeri'den, Azmi Karamahmutoğlu'ndan ülkücü mü olurmuş? Özür!
Bütün emekler ve Genel Başkan'ın püskevitine, 2009'dan kırk çıkarabilme mahâretine, konaklama yerinde teslîm alınan Kamyoncuyla "şoferlik" yarışıyla gösterilen üstün performansla toplanan oylar içinde; "Bizim de oyumuz var" deyip, ayıp etmişiz! Özür!
MHP Üst Kurul Delegeleri!
Ülkücü İrâde'nin temsîlcileri Ülküdaşlarım!
N'olur artık yeter olsun! Bir kere de beni duyun ve dinleyin Allah aşkına!
Siyaseti sevmiyorum! Asla siyaset düşünmüyorum ve demokrat da değilim! Bu yüzden ve; "Ben MHP'yim, onlar MHP'li" tavrımla partici olabilmem mümkün değil! Ben sadece Ülkücülüğe namzetim! Ülkücü olabilmek için verdiğim 45 yıllık emeğimden, hiç kimsenin genel başkanlığı uğruna vazgeçmem! Bana hâin demek, kimin haddine? Değil diyenin, düşünenin düşüncesini iğfal ederim!
Genel Başkan seçimi; teşkilat dışında, kahvelerde, sanal-ağın sanal mahfîllerinde olmaz haklısınız ama ülkücülerin fikrini söylemesine de kimse engel olamaz!
Artık sizin; Baykal'a Erdoğan'ın yasağını kaldırttıran güçle; daha mazbata almamış, yemîn etmemiş MHP vekillerine, Abdullah Gül'e Köşk yolunu açtıran gücü ve şimdi Meclis'te her sıkıştığında AKP'ye destek verdiren görünmez kudreti, arayıp bulmak mecbûriyetiniz var!
Ülke elden gidiyor! Türk adı, Atatürk ve Cumhuriyet, Türkeş ve Türk Milliyetçiliği, intikam masasına yatırıldı! PKK ülkede sıkıyönetim ilan etmiş! İmralı'daki bebek katili caniyi siyasallaştırmaya çalışıyorlar! Atanmış bir vuvuzela, Diyarbakır'da itlaf edilen teröriste ağlamayanı, insandan saymıyor!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı ise Başbuğ'un Türk Dünyası Birliğine merkez ofis olarak hayâl ettiği muhteşem dev binanın boş koridorlarına çıkamıyor!
'Meclisin saygınlığını korumak' adına Abdullah Gül'e Köşk yolunu açan mantıkla, bölücülerle "Meclis'in rengini tamamlamak" adına "Dikte Bölünme Anayasası" nın önünü açmaya çalışıyorlar!
Gadasını aldığım Üst Kurul Delegeleri Ülküdaşlarım! Size, Müslüman Türk kimliğimle yalvarıyorum! Tarih ve millî vicdâna karşı sorumlusunuz! Ülkü Şehîtleri ve Başbuğ'un emeklerine karşı size yakışanı, yapın Allah aşkına!
DÜŞMANDAN, HÂİN OLMAZ vesselâm...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Salı, Ekim 09, 2012
KARTAL SAVAŞÇISI, NÂRÂLARI...
Kim miyim ben? Aslında saldırıp savaşmam gerekirken -yirmi gün daha- kimseyle kavga etmemeye kararlı; yayımın kirişini yağlamak, sadağıma elime yatkın ok yığmakla oyalanan bir Türk'üm!
Ben, Islık Çalan Ok'un hedefine kilitli Kartal Savaşçıları'ndanım!
Ben, med-cezîrler, gel-gitler mengenesinde hür aklı, vicdânı incitilen Türklerdenim!
Ben; Türk Milleti adına davranan kimliksiz z'alimler cenderesinde inlemeyenlerdenim!
Gözümüz önünde müslümânlar Müttefîk(!) Haçlı ile müslümâna zûlmediyorlar! Ülkücülükten geçinenler, ülkücülere saldırttırılıyorlar! Zûlme boyun eğmeyip El-Müntekîm Çalabıma sığınıp direnen Türklerdenim!
Beşerî güçe teslîmiyeti kader saymayan, "Küfre karşı susmak dilsiz şeytanlıktır" hâdisine uyarak zâlime kafa tutan mütedeyyîn Kantura Oğulları'ndanım!
Mürâi kindâr zâlimlerin, yüz yıllardır yaptıkları işkencelere muhâtap ve fiîlen eliyle veya diliyle veya gönlüyle direnen, dönmeyen-değişmeyen Mefkûre Savaşçıları'ndanım!
"Ölümü öldüren bir ölüşle dirilen", darağaçlarından esas duruş alan, İmam Efendilere îman tazeleten Ülküdaşlarını, tekbîrlerle uğurlayan; istikbâllerini, ömürlerini Allah rızâsı için zekât veren Millî Fedâiler'denim!
Millet için devletin farz olduğunu bilen, devlet adına yapılan insanlık dışı bütün âdiliklere rağmen "Devlet-i Ebed-müddet" diyen; devlet erkini Haçlı organizesi darbelerle elde edip psikopatlaşan kahpeleri, boyunlarına lânet yaftası asarak tarihe emânet eden ve devletden küsmeyenlerdenim!
Sapı kendinden olan baltaları AB Haçlısının AİHM'ne şikâyeti zûl sayanlardanım!
Duyduklarını kendilerine mal edip anlatan yalancıların, kindâr dincilerin, 'Allah İle Aldatan' mürâilerin asla dayanamayacakları işkencehânelerde pişen Millet delisi ülkücüler'denim!...
"Bedr'in arslanları ancak bu kadar şânlı idi" methiyeli bir ırkın ahfâdı, "Ve dirildik ölümü öldüren bir ölüşle" tavırlı destansı bir kuşaktanım!...
Îman gereği, dinsiz dincilerle; vicdân gereği, eyyâmcı takîyyecilerle; asâlet gereği, aslını inkâr eden haramzâdelerle; ülkü gereği, teslîmiyetçi işbirlikçi hâinlerle; kanaatkâr karakter gereği, bedelleri belli olan dolar-eurolarla büyüdüğünü zanneden ucuz satılık 'dolma kalemler'i sözle tokatlamaktan keyif alan fakir zenginlerdenim!...
Hızlı zamân içindeki kısacık ömrümde, 45 yıldır zûlüm mengenesinde, açmazlardayım!
**Bir yanda, AB kapı kullarının sünepeliği; öbür yanda, bütün Haçlı Seferlerini göğüsleyen, Haçlılar ve işbirlikçi Haçlı Müslümanlara rağmen Türk Devleti'ni devâm ettirip halkları milletleştiren Türk'ün vakûr duruşu!...
**Bir yanda, parçalanıp paylaşılmış, yok edilmiş imparatorluk molozlarından bir Millî Devlet çıkaran Millî İrâde; öbür yanda, gûya İmparatorluk ve hilâfeti savunurken Haçlı ile işbirliği yapan Haçlı Müslümanlar'ın, içeride demokrat, dışarıda diplomatlıkları!...
**Bir yanda, Haçlı'ya teslîm; "Milletim nev-i beşer, vatanım rûy-i zemîn" diyen mürâi ümmetçi yalakalığı; öbür yanda, "... hem vatanın müdafaâsı, hem de İslâmın muhafazâsını" beceren asîl soyun, Türk Milliyetçiliği!...
**Bir yanda sınırlarla oynayan, oynadığı sınırları yok sayan Haçlı küreselcilerle elele veren; "Vatan, seccâdemi serdiğim yerdir" diyen ezik- milliyetsiz dinciler; öbür yanda; "Altı da bir, üstü de birdir yerin" diyen Şühedâ Ordusu Süvârileri!...
**Bir yanda, "Bir çift kadın memesine satarım" diyen entellerle "Babalar gibi satarım" diyen din tüccarı siyâsilerin "Ver kurtul" aczîyeti; öbür yanda, "Ne bir çakılını, ne de bir Kürdümün saçının telini vermem" diyen Ülkücülerin şânlı direnişi!...
**Bir yanda, -Ülkücülerin emekleriyle- seçim barajı aşmayı başarı sayan eyyâmcılar; öbür yanda, "Gök çadırımız, Güneş bayrağımız" inancıyla kabına sığmayan Türk Milliyetçisi Ülkü Fedâileri!...
**Bir yanda, eli tüfeklinin yanında duran av köpeği karakterli hedefsiz kalabalık; öbür yanda, yarasını kendisi otayıp yeni akına hazırlanan veya tek başına ölümünü bekleyen bozkurt yaratılışlı Türk Milliyetçileri!...
Ey Ülkücüler; Tanrı aşkına beni dinleyin! Ben Türk'ten, Türklükten yanayım! Beşerî zûlme baş eğmektense Allah rızâsı için can vermeye taliplerdenim!
Millet yaşasın, Bayrak inmesin, Ezân dinmesin diye canını-kanını; milletin birliği bozulmasın diye maddî-mânevî bütün varlığını vermeye hazır millet fedâilerindenim!...
Mete Han'ın yayından fırlayacak Islık Çalan Ok' un hedefine kilitlenmiş Kartal Savaşçıları safında, savaş ta'lîmindeyim! Sesime kulak verin Allah aşkına, vesselâm!...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ekim 08, 2012
MHP'NİN TESKERE DESTEĞİ ÜZERİNE!...
"Dışarda kurt varmış!" derler Hasso'ya! O, gayet sâkin! "Valla Hasso dışarı çıkmaz, kurt içeri girmez!" der!...
Bozkurtların giremediği Muhkem Balgat Kalesi'nden ülkücülerin eline iki ucu necîs bir denge değneği verip kimseye değmeden, dar yollarda kalabalık içinden yürü diyorlar! Mümkün mü Allah aşkına?
Son teskerede MHP Grubu'nun, AKP Hükümeti'ne verdiği destekle ülkücüler; aşağı sakal, yukarı bıyık açmazına mecbûr ediliyorlar! İtirâz etseler; Teşkilâtla, on beş yıldır lider edilemeyen Genel Başkan'la; itirâz etmeseler Millî Vicdânla, şânlı geçmişle, Ülkü Şehîtleri ve Son Başbuğ'un azîz hâtırasıyla, MHP'yi ocak bilen, dergâh sayan MHP tabanıyla ters düşecekler! Türk Milletinin refleksi Ülkücülere bu revâ mıdır? Yapana işkenceci denmezse ne denir Allah aşkına?
Ülkücülerin söylemedikleri ama söylendikleri o kadar çok söz var ki! Bir bakışları, yılların kırgınlığını; susuşları, Türk Milleti'nin ikrâr olmayan öfkeli sükûtunu anlatıyor!...
Bilinen bir fıkra: Evli kadın, yasak ilişkiye girer. Bir gün Kocası bunları basar ve kavga başlar! Kadın, kendisi için dövüşen iki erkeği izlerken oynaşının kocasını alt edeceğini görünce taraftarlığı depreşir; "Herif! Çelme tak! Çelme tak!" diye taktiğe başlar! Kocası, bir ara; "Bre şeyini şey ettiğimin şeyi! Niye çelmesiz işimi çelmeli ettin ki, şimdi de çelme tak diye akıl verirsin?" diye homurdanır!
MHP Mevcût Genel Başkanı ve yöneticilerinin, ömürlerini MHP'ye hîbe etmiş milyonlarca Ülkücüye, bu ıstırâbı yaşatmaya hakkı var mıdır? Sorup sorgulayanlar, Genel Başkan'ın "Çuval ağzı" kalemlerce; Suriyeci, Esatçı, Baasçı, dahası Y-CHP ve BDP'lilerle aynı safta gösteriliyorlar! Böyle bir vicdân olabilir mi?
Aylarca; "AKP kongresi var, gelin önce AKP ile uğraşalım!" diye seslendik; "Bize ne AKP'den?" diyenler; önümüzde MHP Kongresi varken AKP'nin kotarılmış, bitmiş kongresini konuşalım diyorlar! BOP Eş Başkanlığı yetmez gibi bir de Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanlığı'nı açıklayan R.T.Erdoğan'ın karşısına, millî bir karakter çıkarılacak günde, baraj kapaklarının açılmasıyla yıkıp geçip gitmiş bir sûni sel yatağında pikniğe dâvet ediyorlar!
MHP Genel Başkanlığı'na adaylıklarını duyuran, geçmişleri geleceklerinin teminâtı Ülkücüler var. Bunlardan Muhkem Balgat Kalesi'ne girmesi yasaklananlardan Koray AYDIN'a; "Şu mahfîlin, şu odağın, falan cemaâtin, filân tarîkatin adayı" diye iftirâ ediyorlar!
Genel Başkanlığı'nın son on yılında, kendisine dalgakıranlık, gönüllü paratonerlik etmiş; Ülkü Ocakları'nın her kademesinde bi-hakkın görevler yapıp Ülkü Ocağı Genel Başkanlığı'ndan partiye geçip siyâsete atılmış ve "Ocağım, tek yuvam" dediği MHP Genel Merkezi'nde, adaylığını açıklayan Müsâvat DERVİŞOĞLU'na da; Balgat Resmî Gazetesi ve resmî ağızlardan tek kelîme söylenmeden, sanal ağ ve fısıltıyla; "Genel Başkan'ın izniyle çıktı! Genel Başkan lehine çekilecek!" gibi ahlâkla asla bağdaşmayacak türden iftirâ kampanyaları sürdürüyorlar!
MHP Delegeleri; artık görün Allah aşkına! Allah kimseyi utanır yüzden etmesin! Utanma duygusu olmayanın ayıpla ne alâkası olur?
"Fikirde Öze Dönüş, Yönetimde Değişim!" sloganıyla çıkan Koray AYDIN'ın kendilerini perîşan ettiğini fark eden Mevcût Genel Başkan; Ülkücüleri dışlama operasyonu baş operatörü Şefkat ÇETİN'i yıllar sonra çağırarak "iknâ Odası"nın başına oturtmuş! Bu paniğin resmidir!
Sayın Mevcût Genel Başkan; "İki ölüden, bir diri çıkmaz!" duymadınız mı? Gemisini kendisi delen ve yüzme bilmeyen kaptanın, köpüğe sarılması doğaldır ama korkmayın! Dâvânın asıl sahipleri, deldiğiniz Gemiyi de, sizi de kurtarırlar Vallahi korkmayın!...
Sayın Genel Başkan; "Otuz sekiz yıldır aynı rozetle dolaştım." diyen; ne size, ne de diğer adaylara âdâba, edebe ters tek kelime etmeyen ama tok sesi, vücût dili ve sözleriyle dinleyen herkesi 1980 öncesine götürmeyi başaran Müsavat DERVİŞOĞLU'nu, sizin de can kulağıyla dinlemenizi öneririm! Ülkücü yüreklerde; "Çankaya Yokuşunda Asya'nın Bozkurtları" heyecânını depreştiren; "En büyük hayâlim, Köşk'te ve Konut'ta birer Ülkücünün oturduğunu görmektir." iddiâsıyla meydâna inen Dervişoğlu'nun millî hayalleriyle sizin AKP stepneliğinizin bir benzerliği var mıdır? Gören göz ve gönüllerin aranızdaki farkın farkına varamayacağını mı zannediyorsunuz?
Artık biliniyor ki MHP'de; İdealist Ülkücüler'le, eyyâmcı kurnazlar'ın yarışı var!
Biri Parti Gençlik Kolları'nın her kademesinde; diğeri Ülkü Ocakları'nın her kademesinde, yüz akıyla görevler yapıp Türk Milleti ve Devleti'nin istikbâline sahipliye soyunan, Son Türk Başbuğu'nun; "Bozkurtlar! Günü geldiğinde partiye sahip çıkın." vasiyyetine uyan Bozkurtların önünde duramazsınız! Edebinizle çekilin! Bu coşkun sel, yüzme bilmeyen sizi ve taraftarlarınızı deryâya taşımasın ki boğulursunuz!
Genel Başkanlık adayı Ülkü Devleri'nin ferâsetlerine güveniyoruz! Vakti-saati geldiğinde omuz omuza, kafa kafaya istişâreyi başlattıkları ânda, Türk Milleti ve Türk Devleti'nin ma'kûs talihinin değişeceğinden o kadar emîniz ki!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Bozkurtların giremediği Muhkem Balgat Kalesi'nden ülkücülerin eline iki ucu necîs bir denge değneği verip kimseye değmeden, dar yollarda kalabalık içinden yürü diyorlar! Mümkün mü Allah aşkına?
Son teskerede MHP Grubu'nun, AKP Hükümeti'ne verdiği destekle ülkücüler; aşağı sakal, yukarı bıyık açmazına mecbûr ediliyorlar! İtirâz etseler; Teşkilâtla, on beş yıldır lider edilemeyen Genel Başkan'la; itirâz etmeseler Millî Vicdânla, şânlı geçmişle, Ülkü Şehîtleri ve Son Başbuğ'un azîz hâtırasıyla, MHP'yi ocak bilen, dergâh sayan MHP tabanıyla ters düşecekler! Türk Milletinin refleksi Ülkücülere bu revâ mıdır? Yapana işkenceci denmezse ne denir Allah aşkına?
Ülkücülerin söylemedikleri ama söylendikleri o kadar çok söz var ki! Bir bakışları, yılların kırgınlığını; susuşları, Türk Milleti'nin ikrâr olmayan öfkeli sükûtunu anlatıyor!...
Bilinen bir fıkra: Evli kadın, yasak ilişkiye girer. Bir gün Kocası bunları basar ve kavga başlar! Kadın, kendisi için dövüşen iki erkeği izlerken oynaşının kocasını alt edeceğini görünce taraftarlığı depreşir; "Herif! Çelme tak! Çelme tak!" diye taktiğe başlar! Kocası, bir ara; "Bre şeyini şey ettiğimin şeyi! Niye çelmesiz işimi çelmeli ettin ki, şimdi de çelme tak diye akıl verirsin?" diye homurdanır!
MHP Mevcût Genel Başkanı ve yöneticilerinin, ömürlerini MHP'ye hîbe etmiş milyonlarca Ülkücüye, bu ıstırâbı yaşatmaya hakkı var mıdır? Sorup sorgulayanlar, Genel Başkan'ın "Çuval ağzı" kalemlerce; Suriyeci, Esatçı, Baasçı, dahası Y-CHP ve BDP'lilerle aynı safta gösteriliyorlar! Böyle bir vicdân olabilir mi?
Aylarca; "AKP kongresi var, gelin önce AKP ile uğraşalım!" diye seslendik; "Bize ne AKP'den?" diyenler; önümüzde MHP Kongresi varken AKP'nin kotarılmış, bitmiş kongresini konuşalım diyorlar! BOP Eş Başkanlığı yetmez gibi bir de Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanlığı'nı açıklayan R.T.Erdoğan'ın karşısına, millî bir karakter çıkarılacak günde, baraj kapaklarının açılmasıyla yıkıp geçip gitmiş bir sûni sel yatağında pikniğe dâvet ediyorlar!
MHP Genel Başkanlığı'na adaylıklarını duyuran, geçmişleri geleceklerinin teminâtı Ülkücüler var. Bunlardan Muhkem Balgat Kalesi'ne girmesi yasaklananlardan Koray AYDIN'a; "Şu mahfîlin, şu odağın, falan cemaâtin, filân tarîkatin adayı" diye iftirâ ediyorlar!
Genel Başkanlığı'nın son on yılında, kendisine dalgakıranlık, gönüllü paratonerlik etmiş; Ülkü Ocakları'nın her kademesinde bi-hakkın görevler yapıp Ülkü Ocağı Genel Başkanlığı'ndan partiye geçip siyâsete atılmış ve "Ocağım, tek yuvam" dediği MHP Genel Merkezi'nde, adaylığını açıklayan Müsâvat DERVİŞOĞLU'na da; Balgat Resmî Gazetesi ve resmî ağızlardan tek kelîme söylenmeden, sanal ağ ve fısıltıyla; "Genel Başkan'ın izniyle çıktı! Genel Başkan lehine çekilecek!" gibi ahlâkla asla bağdaşmayacak türden iftirâ kampanyaları sürdürüyorlar!
MHP Delegeleri; artık görün Allah aşkına! Allah kimseyi utanır yüzden etmesin! Utanma duygusu olmayanın ayıpla ne alâkası olur?
"Fikirde Öze Dönüş, Yönetimde Değişim!" sloganıyla çıkan Koray AYDIN'ın kendilerini perîşan ettiğini fark eden Mevcût Genel Başkan; Ülkücüleri dışlama operasyonu baş operatörü Şefkat ÇETİN'i yıllar sonra çağırarak "iknâ Odası"nın başına oturtmuş! Bu paniğin resmidir!
Sayın Mevcût Genel Başkan; "İki ölüden, bir diri çıkmaz!" duymadınız mı? Gemisini kendisi delen ve yüzme bilmeyen kaptanın, köpüğe sarılması doğaldır ama korkmayın! Dâvânın asıl sahipleri, deldiğiniz Gemiyi de, sizi de kurtarırlar Vallahi korkmayın!...
Sayın Genel Başkan; "Otuz sekiz yıldır aynı rozetle dolaştım." diyen; ne size, ne de diğer adaylara âdâba, edebe ters tek kelime etmeyen ama tok sesi, vücût dili ve sözleriyle dinleyen herkesi 1980 öncesine götürmeyi başaran Müsavat DERVİŞOĞLU'nu, sizin de can kulağıyla dinlemenizi öneririm! Ülkücü yüreklerde; "Çankaya Yokuşunda Asya'nın Bozkurtları" heyecânını depreştiren; "En büyük hayâlim, Köşk'te ve Konut'ta birer Ülkücünün oturduğunu görmektir." iddiâsıyla meydâna inen Dervişoğlu'nun millî hayalleriyle sizin AKP stepneliğinizin bir benzerliği var mıdır? Gören göz ve gönüllerin aranızdaki farkın farkına varamayacağını mı zannediyorsunuz?
Artık biliniyor ki MHP'de; İdealist Ülkücüler'le, eyyâmcı kurnazlar'ın yarışı var!
Biri Parti Gençlik Kolları'nın her kademesinde; diğeri Ülkü Ocakları'nın her kademesinde, yüz akıyla görevler yapıp Türk Milleti ve Devleti'nin istikbâline sahipliye soyunan, Son Türk Başbuğu'nun; "Bozkurtlar! Günü geldiğinde partiye sahip çıkın." vasiyyetine uyan Bozkurtların önünde duramazsınız! Edebinizle çekilin! Bu coşkun sel, yüzme bilmeyen sizi ve taraftarlarınızı deryâya taşımasın ki boğulursunuz!
Genel Başkanlık adayı Ülkü Devleri'nin ferâsetlerine güveniyoruz! Vakti-saati geldiğinde omuz omuza, kafa kafaya istişâreyi başlattıkları ânda, Türk Milleti ve Türk Devleti'nin ma'kûs talihinin değişeceğinden o kadar emîniz ki!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Cuma, Ekim 05, 2012
BU, BENDEKİ SEN...
Hey Sen! En yakınımdaki veya dünyanın öbür ucunda da olsa kendinden daha yakın birinin olmasına tahammülü olmayan Sen!...
Heey Sen! Beni duyduğunu duyurmayan Sen! Görülmeden, kendini hissettirmeden beni tâkipten vazgeçmeyen vazgeçilmez Sen!...
Heeyy Sen! Sensizliği düşünemediğim; Sen'den başka özellerle aslâ kıyaslama insâfına giremediğim Sen!...
Heeey Sen! Daha az önce görmüşsem de özlediğim Sen!...
Heeeey! Yazarken başka çârem olmadığı için "Hey!" diye hitâbettiğim ama seslenirken asla "Hey!" diyemediğim; "Canım" deyip ucuzlatamadığım; "Ömrüm" deyip kelebeğe benzetmekten korktuğum; "Her şeyim" deyip beni içine katamadığım bendeki!...
Heeeey Sen! "Ömrün uzun olsun!" diye bedduâ edenim! "Güzellikler senin olsun!" diye duâ ederken en güzel Sen'i benden uzak tutmayı mahâret sayan! İnciten azâbı güzelleştirmeyi başaran zâlim Sen!...
Heeyy Sen! Her seferinde, "Ben" niyetine yaktığım sigaramın dumanı!...
Heeey Sen! Yaratılmış bütün güzellerin, güzelliklerin en yamanı!...
Heeeey! Başımın belâsı, belâların en a'lâsı Sen!...
Arayınca bulamadığım, bulunca doyamadığım Sen!...
Sesim nefesim, arzûm hevesim; gölgesi olmaya gönüllü olduğum, hiç bir beşere küsmeğe tenezzül etmeyen kabadayı gönlümü, gadasını alarak süslendiğim Sen!...
HEY SEN!...
Kalabalık ıssızlarda, görmez duymazlar içinde
Sen diyerek seslendiğim; hiç duymasan da Sen'sin Sen!
Benim tek merâkım Sensin, Sen'sin neden de, niçin de!
Güzellerin en güzeli, güzelliğin süsüsün Sen,
Sensizlikte senliliğin, sihri büyüsü Sen'sin Sen!...
Sana dokunmam korkarım, hisset bana dokunursam,
Sensizlik tek cezâm olsun sensizlikten yakınırsam,
Hasretini seviyorsam, sensizliğe doymuyorsam;
Tokluğum Sen, açlığım Sen, arzûlarım hevesim Sen,
Beni Sen ettin sensizken, sesim nefesim Sen'sin Sen!...
Bezm-i elest kâtibince Levh ü mahfûza yazılan,
Adem'in Havva'sı gibi adı böyrümden kazılan,
Ömrümün kervânı olup her nefesimde dizilen
Soluğuma kervânsaray nefesime ciğerim Sen,
Bu yanım Sen, o yanım Sen; senli diyârım Sen'sin Sen!...
Sen bendesin, ben nerdeyim? Yoksa sende miyim ben de?
Zaten geç, işkence bana, sensiz çok geç en erken de!
Kendi kendime söylenip; "Çok seviyorum" derken de,
Muhatâbım özüm Sen'sin, dilimdeki sözlerim Sen,
Her yerde seni arayan, bakan gözlerim Sen'sin sen!...
Heeyy Sen!
Sana daha nasıl seslenirim bilmiyorum ama artık duysan da duy beni, duymasan da duy!
Sana sesimi duyuramadan ölürsem; bana da yazık olur, benden Sen'i duyamayan sana da vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Heey Sen! Beni duyduğunu duyurmayan Sen! Görülmeden, kendini hissettirmeden beni tâkipten vazgeçmeyen vazgeçilmez Sen!...
Heeyy Sen! Sensizliği düşünemediğim; Sen'den başka özellerle aslâ kıyaslama insâfına giremediğim Sen!...
Heeey Sen! Daha az önce görmüşsem de özlediğim Sen!...
Heeeey! Yazarken başka çârem olmadığı için "Hey!" diye hitâbettiğim ama seslenirken asla "Hey!" diyemediğim; "Canım" deyip ucuzlatamadığım; "Ömrüm" deyip kelebeğe benzetmekten korktuğum; "Her şeyim" deyip beni içine katamadığım bendeki!...
Heeeey Sen! "Ömrün uzun olsun!" diye bedduâ edenim! "Güzellikler senin olsun!" diye duâ ederken en güzel Sen'i benden uzak tutmayı mahâret sayan! İnciten azâbı güzelleştirmeyi başaran zâlim Sen!...
Heeyy Sen! Her seferinde, "Ben" niyetine yaktığım sigaramın dumanı!...
Heeey Sen! Yaratılmış bütün güzellerin, güzelliklerin en yamanı!...
Heeeey! Başımın belâsı, belâların en a'lâsı Sen!...
Arayınca bulamadığım, bulunca doyamadığım Sen!...
Sesim nefesim, arzûm hevesim; gölgesi olmaya gönüllü olduğum, hiç bir beşere küsmeğe tenezzül etmeyen kabadayı gönlümü, gadasını alarak süslendiğim Sen!...
HEY SEN!...
Kalabalık ıssızlarda, görmez duymazlar içinde
Sen diyerek seslendiğim; hiç duymasan da Sen'sin Sen!
Benim tek merâkım Sensin, Sen'sin neden de, niçin de!
Güzellerin en güzeli, güzelliğin süsüsün Sen,
Sensizlikte senliliğin, sihri büyüsü Sen'sin Sen!...
Sana dokunmam korkarım, hisset bana dokunursam,
Sensizlik tek cezâm olsun sensizlikten yakınırsam,
Hasretini seviyorsam, sensizliğe doymuyorsam;
Tokluğum Sen, açlığım Sen, arzûlarım hevesim Sen,
Beni Sen ettin sensizken, sesim nefesim Sen'sin Sen!...
Bezm-i elest kâtibince Levh ü mahfûza yazılan,
Adem'in Havva'sı gibi adı böyrümden kazılan,
Ömrümün kervânı olup her nefesimde dizilen
Soluğuma kervânsaray nefesime ciğerim Sen,
Bu yanım Sen, o yanım Sen; senli diyârım Sen'sin Sen!...
Sen bendesin, ben nerdeyim? Yoksa sende miyim ben de?
Zaten geç, işkence bana, sensiz çok geç en erken de!
Kendi kendime söylenip; "Çok seviyorum" derken de,
Muhatâbım özüm Sen'sin, dilimdeki sözlerim Sen,
Her yerde seni arayan, bakan gözlerim Sen'sin sen!...
Heeyy Sen!
Sana daha nasıl seslenirim bilmiyorum ama artık duysan da duy beni, duymasan da duy!
Sana sesimi duyuramadan ölürsem; bana da yazık olur, benden Sen'i duyamayan sana da vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Ekim 04, 2012
LEYLEK ÖMRÜ LAK-LAKLA...
Yanlışa yanlışla mukâbele, iki yanlış eder! "Boynun niye eğri? Nerem doğru?" tekerlemesi ile uğraşıyoruz günlerdir! "Misâfir, ev sahibinin kuzusu"dur tamam da; ev sahibi nerde, misâfir hani?
"Bana arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim." diyen Millî Karakter Ölçümümüzü unuttuk mu? "Hacı hacıyı Mekke'de, derviş dervişi tekkede; bilmem ne, bilmem neyi dakkada bulur." gerçeğini bilmiyor muyuz! Biliyorsak biliyoruz da ne yapıyoruz?
Leylek gibi "Lak-lak"la ömür törpülüyor; yanlış adama, yanlış zamanda, yanlış soru sorup doğru cevap bekliyoruz!
BOP Eş Başkanlığı gibi, Haçlı İşbirliğini tescîlleyen ünvânla övünürken Medeniyetler Arası İttifâk Eş Başkanı olduğunu da öğrendiğimiz kindâr dindârdan; kendilerinin "postal yalayıcı" dedikleri Mehmetçik katili şerefsizi; ABD'nin bir buçuk milyon sivil katlederek, yüz binlerce kadına kıza tecâvüz ederek nesil ıslâhı yapıp demokrasi getirdiği Irak'a atadığı kişiliksiz kişilerin îdama mahkûm ettiği firâriyi, neden kongresine dâvet ettiğini soruyoruz!
Yanlış adama yanlış zamanda yanlış sorular ve elbette cevâbı da yok!
Cevapsız sorular ilk mi? Aynı adamlara; Papa'nın ölümünde yas i'lân edip Bayrağı yarıya indirdiklerinde; "Papa'nın ölümünden bize ne?" diye sormamış mıydık? Meclis'te sorması gerekenler de sorumuzu sahipsiz bırakmamışlar mıydı?
ABD'nin -gizli müslüman(!)- Başkanını, Gâzi Meclis'te konuştururlarken; "Ne oluyor?" diye yırtınıp, Meclis'te Türk Milletini temsîlen bulunanların, alkışlamalarını anlayamayıp; "Siz, ne yapıyorsunuz?" diye sormamış mıydık ve sorumuz muhatapsız kalmamış mıydı!
Berâber yürüyüp aynı yağmurda ıslandıkları, "Abdullah Gül Kardeş" i Köşk'e çıkaranlarla birlikte; "Bağımsızlık karakterimdir." diyen Devlet Kurucumuzun makamını temsîlen; "Bazı şeyleri biz düzeltmezsek, birilerine gelip düzeltme hakkı tanırız!" diyen teslimiyetçinin sözlerini, Gâzi Meclis'te alkışlamamışlar mıydı? "Ne yapıyorsunuz?" diye kendimizi parçalamamış mıydık? Sorumuz boşlukta asılmamış mıydı?
Haçlı; bölüp parçaladığı ve küçücük derebeyliklere dönüştürdüğü Balkanlar'da ve Avrupa'da Türk Medeniyeti tamgaları camileri, köprüleri, kervansarayları yıkıp yok ederken; bizim Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı'mız; "Ya Allah! Bismillâh!" zikirleriyle onardığı kiliselerin açılış kurdelâlarını kesmiyor muydu?
Haçlı Avrupa'da, Hz. Peygamberimiz'e, Dînimize hakâretler edilirken; bizim Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı aynı zamanda BOP Eş Başkanı Başbakanımız; Müslüman katliâmlarına karargâhlık etmiş Van-Akdamar Kilisesi'nin eksik kalan Altın Haç'ını törenle takmıyor muydu?
Haç'a sıçtığı için papaz tarafından sorgulanan sarhoş kargadan, bülbülce şakımasını istemenin mantığı var mı Allah aşkına?
"Babalar gibi satarım!" veya, "Bir çift kadın memesine satarım!" veya, "Türkiye sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir." diyen kargalardan, veya; "Vatanım rûy-i zemîn, milletim nev-i beşer" diyen sarhoş kargalardan vatanseverlik, milliyetperverlik beklemenin, akılla bir alâkası olabilir mi?
Haa! Asıl beni çok üzen; yanlış zamanda, yanlış kişiye soruyormuş gibi yaparken bir zaman ziyânımız var ki akla zarâr! AKP Kongresi öncesi, MHP Kongresiyle yatıp kalkanlara; "Zamanı değil! Şimdi AKP kongresine bakalım!" dediğimde; "AKP'den bize ne?" diye itirâz edenler, şimdi bitirilmiş, kotarılmış AKP Kongresi üzerine lak-lak ediyorlar!
Oysa artık, AKP tahribâtını tamir için Türk Milliyetçiliğini, MHP'yi iktidâra taşıyacak bir Genel Başkan bulmanın zamanı değil mi? Kelin dermânı olsa önce başına sürmez mi?
YOL BİLMEZ GARÎP KILAVUZ, KERVANI KAYBETMEZ Mİ? Vesselâm!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
"Bana arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim." diyen Millî Karakter Ölçümümüzü unuttuk mu? "Hacı hacıyı Mekke'de, derviş dervişi tekkede; bilmem ne, bilmem neyi dakkada bulur." gerçeğini bilmiyor muyuz! Biliyorsak biliyoruz da ne yapıyoruz?
Leylek gibi "Lak-lak"la ömür törpülüyor; yanlış adama, yanlış zamanda, yanlış soru sorup doğru cevap bekliyoruz!
BOP Eş Başkanlığı gibi, Haçlı İşbirliğini tescîlleyen ünvânla övünürken Medeniyetler Arası İttifâk Eş Başkanı olduğunu da öğrendiğimiz kindâr dindârdan; kendilerinin "postal yalayıcı" dedikleri Mehmetçik katili şerefsizi; ABD'nin bir buçuk milyon sivil katlederek, yüz binlerce kadına kıza tecâvüz ederek nesil ıslâhı yapıp demokrasi getirdiği Irak'a atadığı kişiliksiz kişilerin îdama mahkûm ettiği firâriyi, neden kongresine dâvet ettiğini soruyoruz!
Yanlış adama yanlış zamanda yanlış sorular ve elbette cevâbı da yok!
Cevapsız sorular ilk mi? Aynı adamlara; Papa'nın ölümünde yas i'lân edip Bayrağı yarıya indirdiklerinde; "Papa'nın ölümünden bize ne?" diye sormamış mıydık? Meclis'te sorması gerekenler de sorumuzu sahipsiz bırakmamışlar mıydı?
ABD'nin -gizli müslüman(!)- Başkanını, Gâzi Meclis'te konuştururlarken; "Ne oluyor?" diye yırtınıp, Meclis'te Türk Milletini temsîlen bulunanların, alkışlamalarını anlayamayıp; "Siz, ne yapıyorsunuz?" diye sormamış mıydık ve sorumuz muhatapsız kalmamış mıydı!
Berâber yürüyüp aynı yağmurda ıslandıkları, "Abdullah Gül Kardeş" i Köşk'e çıkaranlarla birlikte; "Bağımsızlık karakterimdir." diyen Devlet Kurucumuzun makamını temsîlen; "Bazı şeyleri biz düzeltmezsek, birilerine gelip düzeltme hakkı tanırız!" diyen teslimiyetçinin sözlerini, Gâzi Meclis'te alkışlamamışlar mıydı? "Ne yapıyorsunuz?" diye kendimizi parçalamamış mıydık? Sorumuz boşlukta asılmamış mıydı?
Haçlı; bölüp parçaladığı ve küçücük derebeyliklere dönüştürdüğü Balkanlar'da ve Avrupa'da Türk Medeniyeti tamgaları camileri, köprüleri, kervansarayları yıkıp yok ederken; bizim Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı'mız; "Ya Allah! Bismillâh!" zikirleriyle onardığı kiliselerin açılış kurdelâlarını kesmiyor muydu?
Haçlı Avrupa'da, Hz. Peygamberimiz'e, Dînimize hakâretler edilirken; bizim Medeniyetler Arası İttifak Eş Başkanı aynı zamanda BOP Eş Başkanı Başbakanımız; Müslüman katliâmlarına karargâhlık etmiş Van-Akdamar Kilisesi'nin eksik kalan Altın Haç'ını törenle takmıyor muydu?
Haç'a sıçtığı için papaz tarafından sorgulanan sarhoş kargadan, bülbülce şakımasını istemenin mantığı var mı Allah aşkına?
"Babalar gibi satarım!" veya, "Bir çift kadın memesine satarım!" veya, "Türkiye sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir." diyen kargalardan, veya; "Vatanım rûy-i zemîn, milletim nev-i beşer" diyen sarhoş kargalardan vatanseverlik, milliyetperverlik beklemenin, akılla bir alâkası olabilir mi?
Haa! Asıl beni çok üzen; yanlış zamanda, yanlış kişiye soruyormuş gibi yaparken bir zaman ziyânımız var ki akla zarâr! AKP Kongresi öncesi, MHP Kongresiyle yatıp kalkanlara; "Zamanı değil! Şimdi AKP kongresine bakalım!" dediğimde; "AKP'den bize ne?" diye itirâz edenler, şimdi bitirilmiş, kotarılmış AKP Kongresi üzerine lak-lak ediyorlar!
Oysa artık, AKP tahribâtını tamir için Türk Milliyetçiliğini, MHP'yi iktidâra taşıyacak bir Genel Başkan bulmanın zamanı değil mi? Kelin dermânı olsa önce başına sürmez mi?
YOL BİLMEZ GARÎP KILAVUZ, KERVANI KAYBETMEZ Mİ? Vesselâm!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Çarşamba, Ekim 03, 2012
KÖTÜLÜK YAPMAKTAN KAÇMAK...
"Zor olan, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır, çünkü o, ölümden daha hızlı koşar!" (Sokrates)
Sanal-ağ'da gördüm! Sokrates'ın ölüme mahkûm edildiği mahkemede yaptığı, son savunması'ndan alınmış...
Bir kaç kere, cümle cümle sorgulayarak, özümseyerek okumak lâzım!
Hele son iki cümle, -şahsen- beynimde, cinlerimle şeytanlarımı çarpıştırıyor! Yarıştırıyor mu, çarpıştırıyor mu, yoksa ittifâk ederek aklıma saldırmaları için özel zemîn mi hazırlıyor? Tarihden seslenen biri, aklıma; "Cambaza bak!" mı diyor? Bilemiyorum!
"Hiç kimse, başa gelebilecek en büyük kötülük zannedilen ölümün, belki de en büyük iyilik olduğunu bilemez!…
Savaşta olduğu gibi, hukukta da ne ben, ne de başkası ölümden kurtulmak için her yolu kullanmamalıdır! Çarpışma sırasında çoğu zaman görülür; adam silahlarını bırakır da düşmanının önünde diz çökerse ölümden kurtulacağı kesin gibidir ve eğer bir adam her şeyi söyleyecek ve yapacak kadar güçsüzse her tehlike karşısında ölümden kaçmak için sayısız yol bulabilir!
Zor olan, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır, çünkü o, ölümden daha hızlı koşar."
Son cümle; "... çünkü o, ölümden daha hızlı koşar." ı tekrâr tekrâr okumalı galiba!
Kötülük yapmaktan kaçmak! Söylerken kolay!...
Yalandan, bir solukta sayılabilecek elli sâikle toplatılmış binlerce kişiyi; yarım yamalak anladıkları veya hiç bir şey anlamadan; "Üff! Müthîşti! Neler söylemedi ki?" şeklinde, mazrûftan hiç bir şey nakl'edemeden sadece zarfı ile yakınlarını kandırmasına sebeplikten, kaçmak!...
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir." öğretisini; "Ya Allah! Bismillah!" girizgâhıyla; "Lâzım olan, benden başkasına harâmdır!" şeklinde, kendine inananlara dayatmaktan, kaçmak!
Yerini korumak için, kaç kişi olduklarına bakmadan ölümlere sebebiyetten kaçmak!
Yıllarca, ucuz "Dolma kalemler"e sipârişle yazdırılan, salaklıkları tescîlli NATO Generalleri'ne poh-pohlarla bedâva söyletilen; "Muhtar bile olamaz!" ın intikâmından, kaçmak!
Bitmeyen öfke, doymayan intikâm hissiyle ocaklar söndürmekten, mâzileri yoketmekten, millet vicdânının Paşa'larına hakaretle yetinmeyip hâlâ Devlet'e-Millet'e sâdık âilelerini de tâciz ve tahrîkten kaçmak!
Makamın gücüyle kibirle ve kibirlinin hasmının, "Kibriyâ" sıfatlı Allah olduğunu unutarak, "Kendine zulmedenlerden" olmaktan kaçmak!
Cihâd'ın en büyüğü, Cihâd-ı Ekber diye tarif edilen, nefsiyle her insanın kendisinde vâr olan şeytanlarıyla savaşa girip günahtan kaçmak! Kolay söyleniyor ama kolay değil değil mi? Kolay olsa, Châd-ı Ekber denir miydi?
Korkakların, güç ellerine geçtiğinde psikopatça zûlümkârlığını; taraftarlara, yandaşlara, şahsî çıkar için saf tutan yol arkadaşlarına anlatmanın yolunu, bulmak zorundayız! Aksi halde haklının haksız zâlim karşısında ezilişini, küfr'ederek seyirden başka yapacağımız, kalmaz!
Araplar; "Zâlime gücün yetmiyorsa zûlmüne râzı ol ..." derler! Ve; "Mühîm olan takvâ..." maskesiyle ümmetçilik diye Arapçılık edenlerle mücâdele; hakkâniyeti, adâleti te'sis etmek, Ülkücülerin ahlâki, vicdâni, millî görevleridir vesselâm...
GARÎBİN KILAVUZLUĞUNDA, KERVÂN KAYBOLUR!...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Sanal-ağ'da gördüm! Sokrates'ın ölüme mahkûm edildiği mahkemede yaptığı, son savunması'ndan alınmış...
Bir kaç kere, cümle cümle sorgulayarak, özümseyerek okumak lâzım!
Hele son iki cümle, -şahsen- beynimde, cinlerimle şeytanlarımı çarpıştırıyor! Yarıştırıyor mu, çarpıştırıyor mu, yoksa ittifâk ederek aklıma saldırmaları için özel zemîn mi hazırlıyor? Tarihden seslenen biri, aklıma; "Cambaza bak!" mı diyor? Bilemiyorum!
"Hiç kimse, başa gelebilecek en büyük kötülük zannedilen ölümün, belki de en büyük iyilik olduğunu bilemez!…
Savaşta olduğu gibi, hukukta da ne ben, ne de başkası ölümden kurtulmak için her yolu kullanmamalıdır! Çarpışma sırasında çoğu zaman görülür; adam silahlarını bırakır da düşmanının önünde diz çökerse ölümden kurtulacağı kesin gibidir ve eğer bir adam her şeyi söyleyecek ve yapacak kadar güçsüzse her tehlike karşısında ölümden kaçmak için sayısız yol bulabilir!
Zor olan, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır, çünkü o, ölümden daha hızlı koşar."
Son cümle; "... çünkü o, ölümden daha hızlı koşar." ı tekrâr tekrâr okumalı galiba!
Kötülük yapmaktan kaçmak! Söylerken kolay!...
Yalandan, bir solukta sayılabilecek elli sâikle toplatılmış binlerce kişiyi; yarım yamalak anladıkları veya hiç bir şey anlamadan; "Üff! Müthîşti! Neler söylemedi ki?" şeklinde, mazrûftan hiç bir şey nakl'edemeden sadece zarfı ile yakınlarını kandırmasına sebeplikten, kaçmak!...
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir." öğretisini; "Ya Allah! Bismillah!" girizgâhıyla; "Lâzım olan, benden başkasına harâmdır!" şeklinde, kendine inananlara dayatmaktan, kaçmak!
Yerini korumak için, kaç kişi olduklarına bakmadan ölümlere sebebiyetten kaçmak!
Yıllarca, ucuz "Dolma kalemler"e sipârişle yazdırılan, salaklıkları tescîlli NATO Generalleri'ne poh-pohlarla bedâva söyletilen; "Muhtar bile olamaz!" ın intikâmından, kaçmak!
Bitmeyen öfke, doymayan intikâm hissiyle ocaklar söndürmekten, mâzileri yoketmekten, millet vicdânının Paşa'larına hakaretle yetinmeyip hâlâ Devlet'e-Millet'e sâdık âilelerini de tâciz ve tahrîkten kaçmak!
Makamın gücüyle kibirle ve kibirlinin hasmının, "Kibriyâ" sıfatlı Allah olduğunu unutarak, "Kendine zulmedenlerden" olmaktan kaçmak!
Cihâd'ın en büyüğü, Cihâd-ı Ekber diye tarif edilen, nefsiyle her insanın kendisinde vâr olan şeytanlarıyla savaşa girip günahtan kaçmak! Kolay söyleniyor ama kolay değil değil mi? Kolay olsa, Châd-ı Ekber denir miydi?
Korkakların, güç ellerine geçtiğinde psikopatça zûlümkârlığını; taraftarlara, yandaşlara, şahsî çıkar için saf tutan yol arkadaşlarına anlatmanın yolunu, bulmak zorundayız! Aksi halde haklının haksız zâlim karşısında ezilişini, küfr'ederek seyirden başka yapacağımız, kalmaz!
Araplar; "Zâlime gücün yetmiyorsa zûlmüne râzı ol ..." derler! Ve; "Mühîm olan takvâ..." maskesiyle ümmetçilik diye Arapçılık edenlerle mücâdele; hakkâniyeti, adâleti te'sis etmek, Ülkücülerin ahlâki, vicdâni, millî görevleridir vesselâm...
GARÎBİN KILAVUZLUĞUNDA, KERVÂN KAYBOLUR!...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Salı, Ekim 02, 2012
9 IŞIKÇI ERLER, MİLLİYETÇİLER...
Zamânın ömrümüzün yazıldığı diliminde, geldik gidiyoruz!
Düştük, kalktık. Kaçtık kovaladık. Sevdik, sevildik. Büyüdük, kocadık. Zamân durmadı, felek yorulmadı, gönül uslanmadı!...
Sadece, hemen her sene, birkaç emsâlimizi ebediyyete uğurlar olduk! Ölüm adlı melek, artık samîmi yoldaşımız! Bizden her aldığı emsâlimizle sıraya bizi aldığını fısıldayıp duruyor!
Ecele eyvallah! Emr-i Hak'ka teslîmiz. Ömrü verene hamd olsun. Yaşadık, göreceğimizi gördük el'hamd-ü-lillâh. Muhtıralar, ihtilalller, darbeler yaşadık!
Firâvun öfkesini andıran, zulümlere muhatap olduk! Hârun'laşmak va'diyle gelip Karunlaşanlar, Nemrûtlaşan, Firâvunlaşanlar gördük!
Okyanus Ötesi'nin "Bizim Çocuklar" sıfatıyla millete zulmedenlerin, Okyanus Ötesi'nin Eş Başkanları'nca falakaya yatırılışlarını izledik!
Düşene vurmayı âcizlik, zâlimlik sayan Türk Gönlümüzle; sırf denge olsun diye; "Asmayıp besleyecek miydik?" diyen Nemrût Netekim'in, Firâvunlaşan BOP Eş Başkanı'nca falakaya yatırılmasına bile üzüldük!
Çünkü biz; öfkesinin de, merhâmetinin de sınırı olmayan bir milletin ahfâdıydık!
Çünkü biz, Türk Yüreğimizle, Ülkücü vicdânımızla tarih boyu cezâlandırmıştık Netekim ve avânesini! Ne, Netekim'den; ne Okyanus Ötesi'ndeki patronundan yılmamıştık!
Dokuz kere asılmış, dokuz kere destanlaşmıştık!
Dokuz kere utandırmıştık darağacını, cellâtları, görevli imam efendileri! Dokuz kere; darağaçlarını, urganları, cellâtları, görevli hoca efendileri, infaz savcılarını ve görevlileri şâhit tutarak, nöbete dikmiştik ömürlerince her bahsedildiğinde Yiğitlerimizi dokuzar kere anlatsınlar diye!...
Çünkü biz, 9 Işık'çıydık! 9 Tuğlu bir Başbuğ'un 9 Yiğitle tarihe tamgasını vuran Dokuzarlı Obalar'dan oluşan Dokuz Işıkçı Erler'dik!
Binlerce kere kahpece kurşunlanmış; binlerce kere "ölümü öldürerek" biner biner dirilmiştik! Çünkü biz; İslâm'ın Son Ordusu'nun, Mirâç'ta Cebrâil'in Hz. Peygamber'e; "Onların adını Allah koydu. Onlar, Allah'ın süvârileri Türklerdir." diye tarif ettiği kutlu bir soyun evlâdıydık! Türkçe düşünüp, Türkçe konuşup yazdık. Türk'çe durduk, Türk'çe vurduk, Türk'çe vurulduk!
Biz, onlarca yıl her türlü emperyalizme; komünizme, kapitalizme, faşizme, siyonizme Türkçe direnirken farz cihâdın yerine sünnet Hicret'i taklît ettiklerini söyleyerek meydanlardan kaçıp camilere saklanan sünepe mürâiler, dinci takîyyeciler, gizli gizli semirdiler, büyüdüler!
Hem milletin, hem de bizim başımıza kaos oldular!
Canhırâş kavgalardan onlara zaman ayıramamıştık! Kaçıp camilere saklandıkları için bize de duâ ederler sanmıştık! Yanılmışız!
Yanıldığımızı anladık ve yanılıp yanılttığımız Türk Milletine, bu mürâileri anlatmak ta bizim işimiz! Milletin başına belâ ettiğimiz bu kaostan, milleti kurtarmak ta bizim işimiz!
4 Kasım, bu yüzden tarihi bir gün! 4 Kasım'da Allah'ın izniyle bu kerre gerçekten; Bir şey değişecek ve her şey değişecek!
Bizi biz de biliriz, en az bizim kadar onlar da!...
Okyanus Ötesi'nden korkan Eş Başkanlar ve Eş Başkan'dan korkanlar; Allah'tan gayrı hiç bir şeyden, beşerî hiç bir güçten, ne Okyanus Ötesi, ne de Eş Başkanlardan korkmayan Ülkücülerden, iki kere korkmalıdırlar!
Akıl da bunu gerektirir, kurnazlık ta vesselâm...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Düştük, kalktık. Kaçtık kovaladık. Sevdik, sevildik. Büyüdük, kocadık. Zamân durmadı, felek yorulmadı, gönül uslanmadı!...
Sadece, hemen her sene, birkaç emsâlimizi ebediyyete uğurlar olduk! Ölüm adlı melek, artık samîmi yoldaşımız! Bizden her aldığı emsâlimizle sıraya bizi aldığını fısıldayıp duruyor!
Ecele eyvallah! Emr-i Hak'ka teslîmiz. Ömrü verene hamd olsun. Yaşadık, göreceğimizi gördük el'hamd-ü-lillâh. Muhtıralar, ihtilalller, darbeler yaşadık!
Firâvun öfkesini andıran, zulümlere muhatap olduk! Hârun'laşmak va'diyle gelip Karunlaşanlar, Nemrûtlaşan, Firâvunlaşanlar gördük!
Okyanus Ötesi'nin "Bizim Çocuklar" sıfatıyla millete zulmedenlerin, Okyanus Ötesi'nin Eş Başkanları'nca falakaya yatırılışlarını izledik!
Düşene vurmayı âcizlik, zâlimlik sayan Türk Gönlümüzle; sırf denge olsun diye; "Asmayıp besleyecek miydik?" diyen Nemrût Netekim'in, Firâvunlaşan BOP Eş Başkanı'nca falakaya yatırılmasına bile üzüldük!
Çünkü biz; öfkesinin de, merhâmetinin de sınırı olmayan bir milletin ahfâdıydık!
Çünkü biz, Türk Yüreğimizle, Ülkücü vicdânımızla tarih boyu cezâlandırmıştık Netekim ve avânesini! Ne, Netekim'den; ne Okyanus Ötesi'ndeki patronundan yılmamıştık!
Dokuz kere asılmış, dokuz kere destanlaşmıştık!
Dokuz kere utandırmıştık darağacını, cellâtları, görevli imam efendileri! Dokuz kere; darağaçlarını, urganları, cellâtları, görevli hoca efendileri, infaz savcılarını ve görevlileri şâhit tutarak, nöbete dikmiştik ömürlerince her bahsedildiğinde Yiğitlerimizi dokuzar kere anlatsınlar diye!...
Çünkü biz, 9 Işık'çıydık! 9 Tuğlu bir Başbuğ'un 9 Yiğitle tarihe tamgasını vuran Dokuzarlı Obalar'dan oluşan Dokuz Işıkçı Erler'dik!
Binlerce kere kahpece kurşunlanmış; binlerce kere "ölümü öldürerek" biner biner dirilmiştik! Çünkü biz; İslâm'ın Son Ordusu'nun, Mirâç'ta Cebrâil'in Hz. Peygamber'e; "Onların adını Allah koydu. Onlar, Allah'ın süvârileri Türklerdir." diye tarif ettiği kutlu bir soyun evlâdıydık! Türkçe düşünüp, Türkçe konuşup yazdık. Türk'çe durduk, Türk'çe vurduk, Türk'çe vurulduk!
Biz, onlarca yıl her türlü emperyalizme; komünizme, kapitalizme, faşizme, siyonizme Türkçe direnirken farz cihâdın yerine sünnet Hicret'i taklît ettiklerini söyleyerek meydanlardan kaçıp camilere saklanan sünepe mürâiler, dinci takîyyeciler, gizli gizli semirdiler, büyüdüler!
Hem milletin, hem de bizim başımıza kaos oldular!
Canhırâş kavgalardan onlara zaman ayıramamıştık! Kaçıp camilere saklandıkları için bize de duâ ederler sanmıştık! Yanılmışız!
Yanıldığımızı anladık ve yanılıp yanılttığımız Türk Milletine, bu mürâileri anlatmak ta bizim işimiz! Milletin başına belâ ettiğimiz bu kaostan, milleti kurtarmak ta bizim işimiz!
4 Kasım, bu yüzden tarihi bir gün! 4 Kasım'da Allah'ın izniyle bu kerre gerçekten; Bir şey değişecek ve her şey değişecek!
Bizi biz de biliriz, en az bizim kadar onlar da!...
Okyanus Ötesi'nden korkan Eş Başkanlar ve Eş Başkan'dan korkanlar; Allah'tan gayrı hiç bir şeyden, beşerî hiç bir güçten, ne Okyanus Ötesi, ne de Eş Başkanlardan korkmayan Ülkücülerden, iki kere korkmalıdırlar!
Akıl da bunu gerektirir, kurnazlık ta vesselâm...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
SESLENEN, SESLİ YORUM!...
Söylediler, duymadık! Söyledik duymadılar!
Enâniyyet mahkûmu benciller olarak biz, teker teker kibirle salınırken; ağlayıp sızlayarak mazlûma yatanlar birleştiler; "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar" saklandılar! Yer altında geliştiler! Hücre hücre memleketi üleştiler, Köşk'e ve Konut'a çıkıp yerleştiler!
Biz; altı kere gidip yedi kere gelenlerle, dört eğilimi birleştirenlerle, kendi eliyle gözünü çıkarıp "Köroğlu"luğa heveslenen harîs eyyâmcılarla avunurken; "Tarlamızı sürdü"ler! Zamansız şiirlerle makamla külhânlaşan salakları tahrîk ettiler! Dört ay cezaevine girip "Muhtar bile olamaz!" dedirttikleri dolma kalemlerce süslendiler! Örümcek ağı ördüler! Tuzaklar kurdular! Kozmik Oda'ya girdiler! Anlamadıkları siyâsetle uğraştığını zanneden salak NATO Generallerini, ABD sopasıyla falakaya yatırdılar!
Görevdeyken bu generallere; "Yapmayın!" dedik, duymadılar! Kaale almadılar! Ordu Evlerinde terfî edip emekli olduktan sonra vatan kurtarmaya soyundular! "Vatan kurtarmaya soyunan emeklilerden kurtulamadığımız müddetçe kurtulamayız!" diye feryâd ettik! "Siz sınırları koruyun. Ölürseniz şehîdimiz, kalırsanız gâzimiz olun! Deneme yanılma yoluyla doğruyu buluncaya kadar siyâseti, millete bırakın. Size ne siyâsetten?" dedik, duymadılar!
"Camileri, dergâhları, tekkeleri, cemaat ve tarîkat evlerini karargâh ettiler! Kur'ân'la kapı kapı yalvarıp yemîn ettiriyorlar! Geliyorlar! " dedik, bize değil; "Muhtar bile olamaz." dedirtilen transferci "Dolma kalemler"e itibâr ettiler!
Sevdiğimiz-saydığımız büyüklerimiz aracılığıyla dâvet ettiler! Anlı-şânlı Generallerle buluşturulduk! "Siz görevdeyken de biz aynı sîkletimizle, Türk'çe söylüyor söyleniyorduk ama siz makamdan aldığınız güçle bize tenezzül etmiyordunuz! Şimdi de millet olarak biz tenezzül etmiyoruz! Size ihtiyâcımız yok!" dedik! Sözümüzün muhâtapları değil onları alkışla uçuruma itenler incindiler!
Onları alkışlarla uçuruma yuvarlayan yalakalar, yandaş oldular! Haçlı Müslümanlar'a katılıp İleri Demokrat oldular!
Şimdi onlar, cezaevlerindeler! Bir kaç -Gerçek Kahraman- evlâd-ı millet hâricinde, bize küsüyorlar! Yirmi yaşında Kınalı Kuzularımız'ın; Vatan bölünmesin, Devlet-i Ebed Müddet diye şehâdetleriyle övünen Türk Milletine, Generallerin cezâlandırılışına dövün diyorlar!...
Görevlerini kahramanca yapan, Üstün Hizmet Madalyası rekorları kıran, PKK'lı alçakları bile cephede selâm durdurarak destanlaşan Arslanlarımızı da kendileriyle berâber ABD sopasıyla Sivil İşbirlikçilere dövdürdüler ve sızlanıyorlar!...
İntikamcı II. Cumhûriyetçileri, Yeni Osmanlıcıları, Atatürk ve Türk Milleti düşmânlarını, ABD'nin "Bizim çocuklar" ı sâyesinde, adım adım Hükümete taşıdılar, muktedîr ettiler ve Türk Milleti'ni, Meşrûtiyet'in Meclis-i Mebûsan'lı tek kişi istibdâtına soktular!
PKK'lı kuduzların Mehmetçiği kurşunladıktan sonra kaçıp sığındıkları, dün "Postal Yalayıcı" dedikleri, "Türkiye'ye bir Kürt kedisini bile vermem!" diye diklenen Haçlı Taşeronu'nu, Başkent'e getirip kürsü verdiler! Astsubayımıza Türkçe yalvaran "kahverengi burunlu" karakter fukarâsını, Kürtçe hırlatıp tercüme ettirdiler! İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı kaçakları, dünya'nın terörist dediği Baasçıları, resmî davetle büyüttüler!...
Etsinler, edebilirler ki ettiler!
Bir şeyi unuttular! Türk Milleti, "Şahsî menfaâtlerini müstevlîlerin siyâsi emelleriyle tevhîd eden dâhili ve hârici bedhâhlar"ı ilk defa görmüyor! Türk Milleti'nin, bu bedhâhlara, "gaflet, dalâlet ve hatta hiyânet içinde" olanlara karşı şerbetli olduğunu, unuttular! "Allah'ın süvârileri Türkler"i, "İslâm'ın son ordusu" nu, unuttular!
Seferberlikte; kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyâr demeden top yekûn ordulaşan; Haçlı Seferleri'ne karşı "Îman dolu göğsünü serhâdd" eden Müslümân Türk'ü, unuttular!
Israrla, şiddetle, Türkçe haykırarak: Türk Milleti henüz sözünü söylemedi! Söylenen, homurdanan, öfkeyle soluyan, dişini gıcırdatan Türk Milletini duyun! Diye uyarmak durumundayız...
Magosa Zindanları'ndan; "Felek her türlü esbâb- cefâsın toplasın gelsin/ Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten" diye attığımız nârâmızı, tekrarlayarak...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Enâniyyet mahkûmu benciller olarak biz, teker teker kibirle salınırken; ağlayıp sızlayarak mazlûma yatanlar birleştiler; "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar" saklandılar! Yer altında geliştiler! Hücre hücre memleketi üleştiler, Köşk'e ve Konut'a çıkıp yerleştiler!
Biz; altı kere gidip yedi kere gelenlerle, dört eğilimi birleştirenlerle, kendi eliyle gözünü çıkarıp "Köroğlu"luğa heveslenen harîs eyyâmcılarla avunurken; "Tarlamızı sürdü"ler! Zamansız şiirlerle makamla külhânlaşan salakları tahrîk ettiler! Dört ay cezaevine girip "Muhtar bile olamaz!" dedirttikleri dolma kalemlerce süslendiler! Örümcek ağı ördüler! Tuzaklar kurdular! Kozmik Oda'ya girdiler! Anlamadıkları siyâsetle uğraştığını zanneden salak NATO Generallerini, ABD sopasıyla falakaya yatırdılar!
Görevdeyken bu generallere; "Yapmayın!" dedik, duymadılar! Kaale almadılar! Ordu Evlerinde terfî edip emekli olduktan sonra vatan kurtarmaya soyundular! "Vatan kurtarmaya soyunan emeklilerden kurtulamadığımız müddetçe kurtulamayız!" diye feryâd ettik! "Siz sınırları koruyun. Ölürseniz şehîdimiz, kalırsanız gâzimiz olun! Deneme yanılma yoluyla doğruyu buluncaya kadar siyâseti, millete bırakın. Size ne siyâsetten?" dedik, duymadılar!
"Camileri, dergâhları, tekkeleri, cemaat ve tarîkat evlerini karargâh ettiler! Kur'ân'la kapı kapı yalvarıp yemîn ettiriyorlar! Geliyorlar! " dedik, bize değil; "Muhtar bile olamaz." dedirtilen transferci "Dolma kalemler"e itibâr ettiler!
Sevdiğimiz-saydığımız büyüklerimiz aracılığıyla dâvet ettiler! Anlı-şânlı Generallerle buluşturulduk! "Siz görevdeyken de biz aynı sîkletimizle, Türk'çe söylüyor söyleniyorduk ama siz makamdan aldığınız güçle bize tenezzül etmiyordunuz! Şimdi de millet olarak biz tenezzül etmiyoruz! Size ihtiyâcımız yok!" dedik! Sözümüzün muhâtapları değil onları alkışla uçuruma itenler incindiler!
Onları alkışlarla uçuruma yuvarlayan yalakalar, yandaş oldular! Haçlı Müslümanlar'a katılıp İleri Demokrat oldular!
Şimdi onlar, cezaevlerindeler! Bir kaç -Gerçek Kahraman- evlâd-ı millet hâricinde, bize küsüyorlar! Yirmi yaşında Kınalı Kuzularımız'ın; Vatan bölünmesin, Devlet-i Ebed Müddet diye şehâdetleriyle övünen Türk Milletine, Generallerin cezâlandırılışına dövün diyorlar!...
Görevlerini kahramanca yapan, Üstün Hizmet Madalyası rekorları kıran, PKK'lı alçakları bile cephede selâm durdurarak destanlaşan Arslanlarımızı da kendileriyle berâber ABD sopasıyla Sivil İşbirlikçilere dövdürdüler ve sızlanıyorlar!...
İntikamcı II. Cumhûriyetçileri, Yeni Osmanlıcıları, Atatürk ve Türk Milleti düşmânlarını, ABD'nin "Bizim çocuklar" ı sâyesinde, adım adım Hükümete taşıdılar, muktedîr ettiler ve Türk Milleti'ni, Meşrûtiyet'in Meclis-i Mebûsan'lı tek kişi istibdâtına soktular!
PKK'lı kuduzların Mehmetçiği kurşunladıktan sonra kaçıp sığındıkları, dün "Postal Yalayıcı" dedikleri, "Türkiye'ye bir Kürt kedisini bile vermem!" diye diklenen Haçlı Taşeronu'nu, Başkent'e getirip kürsü verdiler! Astsubayımıza Türkçe yalvaran "kahverengi burunlu" karakter fukarâsını, Kürtçe hırlatıp tercüme ettirdiler! İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı kaçakları, dünya'nın terörist dediği Baasçıları, resmî davetle büyüttüler!...
Etsinler, edebilirler ki ettiler!
Bir şeyi unuttular! Türk Milleti, "Şahsî menfaâtlerini müstevlîlerin siyâsi emelleriyle tevhîd eden dâhili ve hârici bedhâhlar"ı ilk defa görmüyor! Türk Milleti'nin, bu bedhâhlara, "gaflet, dalâlet ve hatta hiyânet içinde" olanlara karşı şerbetli olduğunu, unuttular! "Allah'ın süvârileri Türkler"i, "İslâm'ın son ordusu" nu, unuttular!
Seferberlikte; kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyâr demeden top yekûn ordulaşan; Haçlı Seferleri'ne karşı "Îman dolu göğsünü serhâdd" eden Müslümân Türk'ü, unuttular!
Israrla, şiddetle, Türkçe haykırarak: Türk Milleti henüz sözünü söylemedi! Söylenen, homurdanan, öfkeyle soluyan, dişini gıcırdatan Türk Milletini duyun! Diye uyarmak durumundayız...
Magosa Zindanları'ndan; "Felek her türlü esbâb- cefâsın toplasın gelsin/ Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten" diye attığımız nârâmızı, tekrarlayarak...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ekim 01, 2012
AKP KONGREDE DÜŞÜK YAPTI!...
Doktor, veteriner ve çiftçiler bilirler; insan düşük yapar, hayvanlar yavru atarlar. İleri Demokrasi, yavru attı ma'lesef! Sizi gidi "şeyini şey ettiğimin şeyleri" sizi!...
Ben bu kongreden dolayı, Haçlı diktesi ve geceyarıları yasalarına göre suç işlemezsem ve bu tepkimden dolayı madalya olarak taşıyacağım cezayı almazsam ve bu cezâyı madalya olarak taşıyamazsam; millî vicdânı beklemeden kendi kendimi cezalandırır ve ömür boyu affetmem!
Milletlerarası illegalite i'lan edildi, seyrettik! Sadece seyretmekle de yetinmeyip vatandaşın (dikkatinizi çekerim Milletin değil) % 50'sini temsîlen yalakalarca, işbirlikçilerce alkışlattık!
Bire; "şeyini şey ettiğimin şeyleri" siziii!...
Daha dün "Postal yalayıcı" dedikleri, bir astsubayımızla görüşmek için saatlerce sünepece bekleyen, şimdi Devlet Töreni ile devlet adamı sıfatı verilen; "Türkiye'ye tek Kürt kedisini bile teslîm etmem!" diye kanlı katil PKK'lılara sahiplik eden, "siyaset fahişesi", AKP Kongresine davetli ve konuşmacı!
Dünün "postal yalayıcı" yalaka, siyâset fahişesi, astsubayımızla, kaymakamımızla Kürtçe mi konuşuyordu ki bugün AKP Kongresinde kürtçe konuşup tercümanına tercüme ettirdiniz!
Gidinin; "şeyin şey ettiğimin şeyleri" sizi!...
Irak'ın idama mahkûm ettiği, İnterpol'ün yakalanması için kırmızı bülten yayımladığı bir firâri de AKP Kongresine davetli!...
Ey vaaah sana, uluslararası yasadışılığın meşrûlaştırılarak bir suçlu cennetine dönüşmüş Şühedâ emâneti memleketim, vaaah sana!...
Bu nasıl bir iştir? Bu Türk Devleti ve Türk Milletine nasıl bir kafa tutuştur?
BOP Eş Başkanlığını kanıksadığımız ve bugün "Medeniyetler arası İttifakın Eş Başkanı" olduğunu da kendileri söyleyince öğrendiğimiz, Dünya Lideri Başbakan; ABD'nin bir milyondan fazla sivili katlederek, yüz binlerce kadınına kızına tecâvüz ederek demokrasi getirdiği ve yönetime atadığı Iraklı kişilerin, idama mahkûm ettiği bir firâriyi, kongresine davet ediyor!
Bir de Hamas Lideri Halid Meşal'i davetini de gözönüne alırsak; Dünya Lideri, Bop Eş Başkanı ve Medeniyetler arası İttifakın da Eş Başkanı, Başbakanımız, ABD'ye kafa mı tutuyor? Barakların Hüseyin Obama'sına da; "One minute!" diyor da biz mi anlamıyoruz!
Hay "şeyini şey ettiğimin şeyi" aklım hay!...
Artık tevilsiz olarak anladım ki; otuz yıldır olmadık senaryo ve oyunlarla tahrîk edilen Kürtler, Türklere saldırmayınca; buna karşılık PKK'nın ve siyasallaştırılmış uzantılarının bütün tahrîklerine rağmen Türkler, hiç bir Kürt komşusuna surat asmayınca; Türk Milletini tahrik işini, bizzat AKP üstlendi!
Bre şeyini şey ettiğimin şeyleri; oraya kaçan PKK'lı katilleri istediğimizde; "Türkiye'ye tek Kürt kedisi bile teslîm etmem!" diye kafa tutan siyâset fahişesinin hangi işbirliğinden dolayı, ülkemize davet edip kürsüye çıkarıyorsunuz?
"Dere ıs'sız kalınca tilki beylik i'lân eder"miş tamam da siz kongrenizi Türkiye'nin Başkentinde yapmıyor musunuz? Belki; "İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşma"yı tercîh edip derelerin ıs'sız görülmesine itiraz etmeyen Türk Milleti'nin Başkentini de sahipsiz mi zannettiniz?
Haddinizi aştınız, farkında mısınız?
Sizin önemli hatip ve kurmaylarınızdan biri olan Bülent Arınç'tan öğrendiğimiz ve o kime karşı, hangi anlamda kullanmış idiyse aynı anlam ile size iâde etmekten keyif aldığım; şeyini şey ettiğimin şeyleri sizi!
-Nefsimden kötüsü yok- Türk Milliyetçisinin en kötüsünün gadasını alayım! Dünün, kendi deyimleriyle "postal yalayıcı" sı, siyâset kahpesinin davet edildiğini öğrenince AKP Kongresi'ne katılacak heyeti göndermekten vazgeçen MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nı bütün yüreğimle tebrîk ettiğimi de ifâde etmeden geçemem!
Dünya Lideri Bop Eş Başkanı ve Medeniyetler arası İttifakın da Eş Başkanı Başbakanı alkışlayanlara bir şey demem ama dünün "postal yalayıcı"sını utanmadan alkışlayan ellerin tamamını da, "şeyini şey ettiğimin şeyleri" ne dâhil ettiğimi de bildiririm vesselâm...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Ben bu kongreden dolayı, Haçlı diktesi ve geceyarıları yasalarına göre suç işlemezsem ve bu tepkimden dolayı madalya olarak taşıyacağım cezayı almazsam ve bu cezâyı madalya olarak taşıyamazsam; millî vicdânı beklemeden kendi kendimi cezalandırır ve ömür boyu affetmem!
Milletlerarası illegalite i'lan edildi, seyrettik! Sadece seyretmekle de yetinmeyip vatandaşın (dikkatinizi çekerim Milletin değil) % 50'sini temsîlen yalakalarca, işbirlikçilerce alkışlattık!
Bire; "şeyini şey ettiğimin şeyleri" siziii!...
Daha dün "Postal yalayıcı" dedikleri, bir astsubayımızla görüşmek için saatlerce sünepece bekleyen, şimdi Devlet Töreni ile devlet adamı sıfatı verilen; "Türkiye'ye tek Kürt kedisini bile teslîm etmem!" diye kanlı katil PKK'lılara sahiplik eden, "siyaset fahişesi", AKP Kongresine davetli ve konuşmacı!
Dünün "postal yalayıcı" yalaka, siyâset fahişesi, astsubayımızla, kaymakamımızla Kürtçe mi konuşuyordu ki bugün AKP Kongresinde kürtçe konuşup tercümanına tercüme ettirdiniz!
Gidinin; "şeyin şey ettiğimin şeyleri" sizi!...
Irak'ın idama mahkûm ettiği, İnterpol'ün yakalanması için kırmızı bülten yayımladığı bir firâri de AKP Kongresine davetli!...
Ey vaaah sana, uluslararası yasadışılığın meşrûlaştırılarak bir suçlu cennetine dönüşmüş Şühedâ emâneti memleketim, vaaah sana!...
Bu nasıl bir iştir? Bu Türk Devleti ve Türk Milletine nasıl bir kafa tutuştur?
BOP Eş Başkanlığını kanıksadığımız ve bugün "Medeniyetler arası İttifakın Eş Başkanı" olduğunu da kendileri söyleyince öğrendiğimiz, Dünya Lideri Başbakan; ABD'nin bir milyondan fazla sivili katlederek, yüz binlerce kadınına kızına tecâvüz ederek demokrasi getirdiği ve yönetime atadığı Iraklı kişilerin, idama mahkûm ettiği bir firâriyi, kongresine davet ediyor!
Bir de Hamas Lideri Halid Meşal'i davetini de gözönüne alırsak; Dünya Lideri, Bop Eş Başkanı ve Medeniyetler arası İttifakın da Eş Başkanı, Başbakanımız, ABD'ye kafa mı tutuyor? Barakların Hüseyin Obama'sına da; "One minute!" diyor da biz mi anlamıyoruz!
Hay "şeyini şey ettiğimin şeyi" aklım hay!...
Artık tevilsiz olarak anladım ki; otuz yıldır olmadık senaryo ve oyunlarla tahrîk edilen Kürtler, Türklere saldırmayınca; buna karşılık PKK'nın ve siyasallaştırılmış uzantılarının bütün tahrîklerine rağmen Türkler, hiç bir Kürt komşusuna surat asmayınca; Türk Milletini tahrik işini, bizzat AKP üstlendi!
Bre şeyini şey ettiğimin şeyleri; oraya kaçan PKK'lı katilleri istediğimizde; "Türkiye'ye tek Kürt kedisi bile teslîm etmem!" diye kafa tutan siyâset fahişesinin hangi işbirliğinden dolayı, ülkemize davet edip kürsüye çıkarıyorsunuz?
"Dere ıs'sız kalınca tilki beylik i'lân eder"miş tamam da siz kongrenizi Türkiye'nin Başkentinde yapmıyor musunuz? Belki; "İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşma"yı tercîh edip derelerin ıs'sız görülmesine itiraz etmeyen Türk Milleti'nin Başkentini de sahipsiz mi zannettiniz?
Haddinizi aştınız, farkında mısınız?
Sizin önemli hatip ve kurmaylarınızdan biri olan Bülent Arınç'tan öğrendiğimiz ve o kime karşı, hangi anlamda kullanmış idiyse aynı anlam ile size iâde etmekten keyif aldığım; şeyini şey ettiğimin şeyleri sizi!
-Nefsimden kötüsü yok- Türk Milliyetçisinin en kötüsünün gadasını alayım! Dünün, kendi deyimleriyle "postal yalayıcı" sı, siyâset kahpesinin davet edildiğini öğrenince AKP Kongresi'ne katılacak heyeti göndermekten vazgeçen MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nı bütün yüreğimle tebrîk ettiğimi de ifâde etmeden geçemem!
Dünya Lideri Bop Eş Başkanı ve Medeniyetler arası İttifakın da Eş Başkanı Başbakanı alkışlayanlara bir şey demem ama dünün "postal yalayıcı"sını utanmadan alkışlayan ellerin tamamını da, "şeyini şey ettiğimin şeyleri" ne dâhil ettiğimi de bildiririm vesselâm...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)