Son zamanlarda yorumlamakta sıkıntı çektiğim birşeyler oluyor!...
HADEP'liler, DEHAP'lılar, solun çakaralmazları, AKP'nin Demirkazıkları, aklınıza kim gelirse bir MHP ve Devlet Bahçeli'yi methetme yarışına girdiler!...
Ya Devlet Bahçeli'nin genel başkanlığındaki MHP'ye yeni roller yüklenmek isteniyor, ya da MHP'nin milli olaylardaki tavrını pohpohlayarak yumuşatmayı deniyorlar!...
En son Şakir Süter; köşesinde Devlet Bahçeli'ye methiyeler dizmedi ama kendilerini rüyalarında MHP Genel Başkanı olarak görenlerden bahsetti!...
Aklıma hemen "Sana ne MHP'den Şakir Süter? " sorusu geldi ama sormayacağım!...
Bu memlekette "İnadına Tayyip!" sloganıyla oyların %40'ına yakını alınabildi!...
Şimdi de "İnadına Tayyip'ten başka biri!" şeklinde bir slogan hazırlanıyor sanki!...
Şakir Süter'de Türk siyasetinde MHP'nin atıl kalmasının nelere mal olduğunu anlamış olmalı ki;kendi kafasından veya telefonla aradığı ülkücülerden MHP'ye altarnatif genel başkan adayları lanse etmeye çalışıyor!...
Ben hiç bir siyasi ve ikbal beklentisi olmayan bir Ülkücü olarak, bütün Ülküdaşlarımın bir daha dikkatlerini bir yere çekmeye çalışacağım...
Eşyanın tabiatına uygun olarak elbette her yiğidin gönlünde bir aslan yatacaktır.
Elbette her Ülkücünün gönlünde bir genel başkan adayı olacaktır. Bu duyarlı her insanın olduğu gibi samimi her ülkücünün de en tabii hakkıdır...
Ama genel başkan adaylığının söz konusu olabilmesi için; olağan veya olağanüstü bir kongrenin olması lazımdır...
Şu anda da MHP'de böyle bir şey söz konusu değil...
O zaman bu genel başkan adayı rolü yapanlara ne demek lazım?
Kardeşim; ülkücüsünüz biliyoruz!
MHP'nin başarılı olmasını istiyorsunuz biliyoruz!
Ama MHP'nin son baraja takıldığı seçimlerde; "Çalışmayalım! MHP'ye oy vermeyelim! Barajda boğulsun da aklı başına gelsin!" diyenleri de biliyoruz!...
MHP'nin son erken genel seçimde aldığı %8,5 oy; kaç kişiye tekabül ediyorsa, bilinmelidir ki okadar kalifiye ülkücü vardır ve bu oylar, kalifiye ülkücülerin oylarıdır...
Son genel seçimlerde MHP'ye oy verenlerin tamamı, samimi Ülkücülerdir...
Onların asla bir hesapları yoktur..
Onlar; kongrede Devlet Bahçeli taraftarı olmamalarına rağmen, Ülkücü İradenin tayin ettiği, seçtiği Genel Başkanı, Genel Başkanları olarak kabullenmiş Ülkücülerdir...
Bu samimi ülkücülerin, genel başkan adayı rolü yapanlardan hiç birine karşıda bu rollerinde ve rüyalarında taraftarlıkları söz konusu değildir...
Yaygın Basın'ın pompalamalarıyla, Karen Fogg Çocuklarının tenkitleriyle de bu samimi Ülkücülerin hiç biri, seçilmiş Genel başkan hakkında ileri geri laf söylemezler...
Şakir Süter'ler istedikleri kadar yeni genel başkan rolcüleri belirleyebilirler!...
MHP; Türk Siyaset sahnesinde Türk Milliyetçiliğinin temsilciliğini yürütmektedir...
Devlet Bahçeli'ye ve MHP'ye saldırarak vatan kurtarma operasyonlarını, ne millet ne de Ülkücüler asla tasvip etmezler...
Bu gün aldıkları talimatlar gereği Devlet Bahçeli'ye methiye dizen yalakaların, yarın seçim sathı mahallinde nasıl birer Devlet Bahçeli düşmanı kesileceklerini hep beraber göreceğiz...
Şakir Süter'in satır aralarına başkalarının görüşüymüş gibi sakladığı; "Ülkücüler Devlet Bahçeliyi sevmiyor." tesbiti ise sadece ve sadece paranoyadır...
MHP'li olduğunu söyleyen MHP düşmanlarına, her türlü aleyhteki kampanyalara rağmen son seçimlerde MHP'ye %8,5 oy verenlerin tamamı; hem Ülkücüdür hem de MHP'lidir...
Bunların tamamı seçim sath-ı mahallinde birer MHP propogandisti olarak görev alacaklardır...
Bu gerçek, bütün MHP düşmanlarının ve kendilerini MHP genel başkanı olarak hayal edenlerin tek korkularıdır...
Ve Ülkücüler olarak bizler; bu zatı muhteremleri, korkuları ve paranoyak senaryolarıyla başbaşa bırakmış durumdayız...
Biz; işaret aldık mı Başbuğumuzdan, yürürüz Türklük te yürür arkamızdan....
Geriye bakmayız..
Hep ileri, hep ileri yürürüz! Sancak düşerse kapar ve yine ileri yürürüz...
Döneni, maşeri vicdanımızda affetmemek üzere cezalandırırız!...
Ülkücüyüm diyen her kesin MHP saflarında olmak gibi bir mecburiyeti vardır....
Ülkücü Hareketin doğal Lideri Başbuğ Alparslan Türkeş rahmetli; "Her ülkücü, otomatikman MHP'lidir." diye bize bir Ülkümetre bırakmıştır...
MHP'de olmayan hiç kimsenin, ama hiç kimsenin "Ülkücüyüm" demeğe hakkı yoktur...
İsteyen istediği yerde milliyetçilik, vatanperverlik yapabilir...
Ama Ülkücünün olmazsa olmaz siyasi adresi MHP'dir...
Ülkücüler, günü geldiğinde iç hesaplaşmalarını da meşru zeminlerde yaparlar!...
Bu iç hesaplaşma da kimsenin meselesi değildir...
Bu gün MHP ve Devlet Bahçeli'ye methiyeler dizenleri, tek tek hafızamıza kaydediyoruz...
Günü geldiğinde onlardan MHP'ye açık oy isteyeceğiz..
Bakalım ne yapacaklar?...
Ama bir şeye de galiba sevinmemiz lazım; şükürler olsun bütün Türkiye; sağcısı-solcusu, eski tüfeği- AKP'lisi, dinlisi-dinsizi MHP'li olmuş ta bizim haberimiz olmamış!..
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Perşembe, Nisan 28, 2005
Pazartesi, Nisan 25, 2005
HAİNE UYARI OLUR MU OLUR!...
Kimlerin ilgisini ne kadar çekebilirim bilemem ama; yetkililerin, etkililerin, duyarlı birilerinin gelişen olaylara ilgilerini çekmeye çalışacağım...
Bölücü terör örgütünün siyasal uzantıları olduklarını saklayamayan birileri; yıllardır ülkemizde terörist başı alçağı alkışlayarak, kutsallarımıza saygısızlık yaparak, milletin damarına basıp tahrik ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorlar...
Yapmak istedikleri de sadece huzuru bozmaya yönelik!...
Kongre yapıyoruz diyerek Ankara'nın göbeğinde, kongre(!) salonuna asılı dev Türk bayrağını, yerlere attılar!...
Hiç bir toplantılarında değil söylemek, İstiklal Marşını çalmadılar bile!...
Adana'da bir futbol müsabakasında çalınan İstiklal Marşına saygısızlık edeni uyaran polise saldırarak kargaşa çıkardılar!...
Yarından itibaren; polise saldırarak kendilerini coplatan mazlum(!)ların, insan hakları havarilerini izlemeye başlayacağız!...
Yıllardır Apo alçağının resimleri ve paçavralarıyla salonları ve sokaklarımızı kirlettiler!...
20-30 kişilik başı boş serserilerin ceplerine üç-beş kuruş koyarak ellerine kartonlara yazdıkları sloganları tutuşturup sokaklarda ses ve görüntü kirliliği yaptılar!...
Kadına benzemeyen 30-40 ucubeyi sokaklarda "Kimsenin namusu olmayacağız1" diye bağırttılar!...
Dünya Kadınlar Günü'nden iki gün evvel yine kadına benzemeyen ucubeleri sokağa döküp polisi tahrik ederek kendilerini coplattılar!...Asıl kadınlar gününde Apo alçağı lehine korsan miting yaparak polisten intikam aldılar!...
Güvenlik Güçlerimizle girdikleri çatışmalarda geberen terörist leşlerini, resmi belediye araçlarımızla taşıdılar!...
Gözümüzün içine bakarak Şehit Törenlerimize inat olarak geberen teröristlere cenaze merasimi düzenlediler!...
Diyarbakırımız'ı başka bir memleketmiş gibi göstermeye çalıştılar, çalışıyorlar!...
Barolarımızda avukat sıfatıyla değerlerimize ve Muhteşem Türk Atatürkümüz'e saldırdılar!...
Devletimizin adını; -bilerek deforme ettikleri- kargacık burgacık lisanlarıyla "Te-Ce" olarak ısrarla söylediler!...
Tarihimize, devletimize,kahramanlarımıza,mukaddeslerimize yıllarca hakaretler ettiler!...
Mersin'de yaptıkları korsan mitingde Bayrağımız'ı yerlerde sürüklettiler!...
Yıllarca Türk Milleti'ni tahrik adına kullanmadıkları argüman kalmadı!...
Ne miting alanlarında, ne siyaset kulvarlarında, ne iş yerlerinde, ne de eğlence mekanlarında huzur bırakmadılar!...
Sonunda eğlence mekanında silahlar da patladı!...
İki Kürt grup arasında şarkı isteme yüzünden çıkan çatışmada; ikiside Kürt olan gruplardan sağ kalan olmadı!...
Dikkatlerinizi çekerim; ölenler de öldürenler de Kürt ve kavga istenilen "Türkiyem" parçasının çalınıp çalınmaması yüzünden çıkıyor!...
Kendilerine kürt aydını adını koyan bölücü mayınlar, artık bir yerlere çarpıp patlamaya başladılar...
Genel Kurmayımız'ın geçtiğimiz günlerdeki Türkçe bildirisi ile bir kaç gündür susmuş gibi görünüyorlarsa da herzelerine devam ettiklerini biliyoruz...
Bildirinin akabinde ülke çapında Bayrağa sahiplenilince, Edirne'den van'a kadar ülke kırmızı beyazlaşınca kuyruklarını paçaları arasına sakladılar!...
Şimdilerde de TAYAD adıyla arzı endam ediyorlar!..
Bu hainlere göre halkı genel Kurmay organize ve tahrik ediyormuş!...
Ülke genelinde bayrağa sahiplenilmesi, birilerini tahrik ediyormuş!...
Yeminler olsun ki yeter artık!...
Elbette millet ordusuna, ordu da milletine güvenecektir...Bütün devletlerde ordu kurmanın mantığı ve doğrusu budur...
Tarih yapan Türk Milleti'nin; olağanüstü hallerde Türk'ü-Kürt'ü, sağcısı-solcusu, sünnisi-alevisi kalmaz...Türk Milleti bu gibi hallerde tek yürek, tek bilek olur ve hainin, bölücünün başına balyozca iner!...
Millet gerili yaycasına beklamaya başladı!...
Allah korusun ufacık bir kıvılcımla başlaması muhtemel olayların kontrolü de imkansızlaşır...
Türkiye ne, İran'a ne Suriye'ye, ne de Irak'a benzemez...Anılan yerlerde etnik gruplar belli bölgelerdedir. Ama Türkiye'nin her yerinde Türk-Kürt içiçedir...
Çıkacak kaostan, kargaşadan bir çıkar uman hainler bilmeliler ki; olası bir kargaşada sığınacak yer bıulamazlar...
Apo alçağının patronlarınca görevi bitince, dünyanın başına dar edilişini unutmamalılar!...
Türk Milleti tarih boyunca sayısız ihanet göyüslemiştir, bunu da göyüsler...
Bu millet ne badireler alatmıştır, bunu da atlatır...
Hainlerin, bölücülerin, Karen Fogg çocuklarının; Türk tarihini ve tarihteki hainlerin sonunu, dikkatle incelemelerini ve ona göre davranmalarını öneririm...
Türk Milleti korktuğu, çekindiği için sessiz değildir.Sadece fırtına öncesinin sessizliğinde kurt sabrıyla beklemektedir...
Türk Milleti'nin tevazusu ve sabrı kadar öfkesi de muhteşemdir...
Milletin öfkesini taşırmaya çalışanları, birilerinin mutlaka uyarması gerekir...
Artık yabeni duyarak vaktinde akıllarını başlarına toplarlar ya da duymakta ve tedbirde geç kalarak kaçacak delik bulamazlar!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Bölücü terör örgütünün siyasal uzantıları olduklarını saklayamayan birileri; yıllardır ülkemizde terörist başı alçağı alkışlayarak, kutsallarımıza saygısızlık yaparak, milletin damarına basıp tahrik ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorlar...
Yapmak istedikleri de sadece huzuru bozmaya yönelik!...
Kongre yapıyoruz diyerek Ankara'nın göbeğinde, kongre(!) salonuna asılı dev Türk bayrağını, yerlere attılar!...
Hiç bir toplantılarında değil söylemek, İstiklal Marşını çalmadılar bile!...
Adana'da bir futbol müsabakasında çalınan İstiklal Marşına saygısızlık edeni uyaran polise saldırarak kargaşa çıkardılar!...
Yarından itibaren; polise saldırarak kendilerini coplatan mazlum(!)ların, insan hakları havarilerini izlemeye başlayacağız!...
Yıllardır Apo alçağının resimleri ve paçavralarıyla salonları ve sokaklarımızı kirlettiler!...
20-30 kişilik başı boş serserilerin ceplerine üç-beş kuruş koyarak ellerine kartonlara yazdıkları sloganları tutuşturup sokaklarda ses ve görüntü kirliliği yaptılar!...
Kadına benzemeyen 30-40 ucubeyi sokaklarda "Kimsenin namusu olmayacağız1" diye bağırttılar!...
Dünya Kadınlar Günü'nden iki gün evvel yine kadına benzemeyen ucubeleri sokağa döküp polisi tahrik ederek kendilerini coplattılar!...Asıl kadınlar gününde Apo alçağı lehine korsan miting yaparak polisten intikam aldılar!...
Güvenlik Güçlerimizle girdikleri çatışmalarda geberen terörist leşlerini, resmi belediye araçlarımızla taşıdılar!...
Gözümüzün içine bakarak Şehit Törenlerimize inat olarak geberen teröristlere cenaze merasimi düzenlediler!...
Diyarbakırımız'ı başka bir memleketmiş gibi göstermeye çalıştılar, çalışıyorlar!...
Barolarımızda avukat sıfatıyla değerlerimize ve Muhteşem Türk Atatürkümüz'e saldırdılar!...
Devletimizin adını; -bilerek deforme ettikleri- kargacık burgacık lisanlarıyla "Te-Ce" olarak ısrarla söylediler!...
Tarihimize, devletimize,kahramanlarımıza,mukaddeslerimize yıllarca hakaretler ettiler!...
Mersin'de yaptıkları korsan mitingde Bayrağımız'ı yerlerde sürüklettiler!...
Yıllarca Türk Milleti'ni tahrik adına kullanmadıkları argüman kalmadı!...
Ne miting alanlarında, ne siyaset kulvarlarında, ne iş yerlerinde, ne de eğlence mekanlarında huzur bırakmadılar!...
Sonunda eğlence mekanında silahlar da patladı!...
İki Kürt grup arasında şarkı isteme yüzünden çıkan çatışmada; ikiside Kürt olan gruplardan sağ kalan olmadı!...
Dikkatlerinizi çekerim; ölenler de öldürenler de Kürt ve kavga istenilen "Türkiyem" parçasının çalınıp çalınmaması yüzünden çıkıyor!...
Kendilerine kürt aydını adını koyan bölücü mayınlar, artık bir yerlere çarpıp patlamaya başladılar...
Genel Kurmayımız'ın geçtiğimiz günlerdeki Türkçe bildirisi ile bir kaç gündür susmuş gibi görünüyorlarsa da herzelerine devam ettiklerini biliyoruz...
Bildirinin akabinde ülke çapında Bayrağa sahiplenilince, Edirne'den van'a kadar ülke kırmızı beyazlaşınca kuyruklarını paçaları arasına sakladılar!...
Şimdilerde de TAYAD adıyla arzı endam ediyorlar!..
Bu hainlere göre halkı genel Kurmay organize ve tahrik ediyormuş!...
Ülke genelinde bayrağa sahiplenilmesi, birilerini tahrik ediyormuş!...
Yeminler olsun ki yeter artık!...
Elbette millet ordusuna, ordu da milletine güvenecektir...Bütün devletlerde ordu kurmanın mantığı ve doğrusu budur...
Tarih yapan Türk Milleti'nin; olağanüstü hallerde Türk'ü-Kürt'ü, sağcısı-solcusu, sünnisi-alevisi kalmaz...Türk Milleti bu gibi hallerde tek yürek, tek bilek olur ve hainin, bölücünün başına balyozca iner!...
Millet gerili yaycasına beklamaya başladı!...
Allah korusun ufacık bir kıvılcımla başlaması muhtemel olayların kontrolü de imkansızlaşır...
Türkiye ne, İran'a ne Suriye'ye, ne de Irak'a benzemez...Anılan yerlerde etnik gruplar belli bölgelerdedir. Ama Türkiye'nin her yerinde Türk-Kürt içiçedir...
Çıkacak kaostan, kargaşadan bir çıkar uman hainler bilmeliler ki; olası bir kargaşada sığınacak yer bıulamazlar...
Apo alçağının patronlarınca görevi bitince, dünyanın başına dar edilişini unutmamalılar!...
Türk Milleti tarih boyunca sayısız ihanet göyüslemiştir, bunu da göyüsler...
Bu millet ne badireler alatmıştır, bunu da atlatır...
Hainlerin, bölücülerin, Karen Fogg çocuklarının; Türk tarihini ve tarihteki hainlerin sonunu, dikkatle incelemelerini ve ona göre davranmalarını öneririm...
Türk Milleti korktuğu, çekindiği için sessiz değildir.Sadece fırtına öncesinin sessizliğinde kurt sabrıyla beklemektedir...
Türk Milleti'nin tevazusu ve sabrı kadar öfkesi de muhteşemdir...
Milletin öfkesini taşırmaya çalışanları, birilerinin mutlaka uyarması gerekir...
Artık yabeni duyarak vaktinde akıllarını başlarına toplarlar ya da duymakta ve tedbirde geç kalarak kaçacak delik bulamazlar!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Pazar, Nisan 24, 2005
SENARYO SAHNEDE...
Perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi!...
Ama konu mankenliğine gönüllülerin, veya senaristlere yardımcı olan işbirlikçilerin pek umurunda olmadı!...
Hatta, iş birlikçilerin istedikleri buydu!...
Türkiye'nin başkenti Ankara'nın en nezih semtlerinden birindeki bir eğlence merkezinde silahlar patladı!...
3 ölü, 2 yaralı var!...
Kavga nedeni; kargaların bile gülebileceği kadar basit!...
İki Kürt vatandaşımız, sahnedeki sanatçıdan kürtçe türkü istiyor. Buna bir başka masa "Türkiyem" adlı parçayı isteyerek cevap veriyor...
Kürtçe parçaya da, türkçe parçaya da itiraz edenler bu memleketin insanları ve her iki grup ta bu memleketin vergi mükellefi iş adamları!...
Bu komik nedenden dolayı silahlar patlıyor!...
Kavga eden iki grup ta şu anda yok!..
Kavga eden üç kişinin üçü de ölü!...Arada suçsuz günahsız iki gazino çalışanının yaralanmaları da cabası!...
Her iki tarafa da Allah rahmet etsin diyerek başlamalıyım.
Her iki tarafın ailesine de baş sağlığı, sabır ve metanet diliyorum...
Öfkemden başım ağrıyor dersem yeridir!
İki gündür vücudumun bütün dengeleri, alt-üst!...
Bu memleket; çok gereksiz bahanelerle, çok acemice kavgalara şahitlik etti!...
Yetmedi mi artık?!...
Türkle Kürtün paylaşamadığı bir şey varsa; ve bu bölünecek şeyin adını bilen varsa Allah rızası için beri gelsin...
Karen Fogg çocuklarının, uzaktan kumandalıların, dolma kalemlerin, işbirlikçilerin oyunlarına gelmekten ne zaman bıkacağız?...
Kaç gündür ağız birliği ile; bir yerlere methiyeler dizerken, bir yerleri de ısrarla tahrik edenlerin neden farkında olan yok?
Ülkücü ile PKK yandaşını aynı panelde buluşturarak; araya demir kazık denen bir ucubenin provakatörlüğünü de katarak milleti tahrik edenlere kim, ne zaman dur diyecek?...
Şehit güvenlik güçlerimizle, geberen PKK'lıları aynı gözde görme cüretini gösteren tahrikçiyi, kim ne zaman susturacak?...
Daha ne kadar kan akması lazım?
Yetkililer!
Etkililer!
Hükümet edenler!..
Heyyyy Ankara'dakiler!... Kulaklarınız sağır mı?
Gözlerinizde ilahi perde mi var?
Yürekleriniz mühürlü mü?
Ankara'nın göbeğinde patlayan bu silahların; işin başlangıcı olduğunun farkında değil misiniz?
Birbirini öldürenlerden ikisinin PKK yandaşı olduğu söyleniyor...
Diğeri ise sadece onlara karşı tavır koyarak türkçe bir türkü isteyen bir iş adamı...
Yani hiç birisi Pkk'lı da değil, Ülkücü de!...
Bu memleketin yumuşak karnı kaşınıyor!...
Bu memlekette silahların patlaması, hiç bir yere benzemez!...
Kimse sakın azdan az, çoktan çok ölür demek gibi bir gaflete, dalalete, hıyanete düşmesin!...
Her aklı selim kişi, her kanaat önderi kişi; en yakınından olmak üzere telkinlere başlamak zorunda...
Yarın -Allah (c.c.) korusun- içimizden kimin gencine ağlayacağını da Allah (c.c.) bilir!...
Allah aşkına, Peygamber aşkına, mukaddesler, Pirler aşkına her kes aklını süratle başına toplamalı...
Bu toprakları; Türk-Kürt demeden beraber vatanlaştırdık...
Bayrağa renk olan kanda da ortaklığımız var...
Aynı Kıbleye döneriz...
Aynı Kitaba inanırız...
Aynı Peygamberin ümmetiyiz....
Vallahi, Billahi bizim birbirimizden farkımız yok...
Ben bir Ülkücüyüm...Beraber büyüdüğüm, bırakın arkadaşlığı Ülküdaşlık denen gönül bağı ile bağlı olduğum sayısız Kürt kardeşim var....
Ve ben onların varlığıyla hep iftihar etmişimdir....
Bizim aramıza kimselerin girmesine izin de vermeyiz; buna kimselerin gücü de yetmez...Neden bizi örnek alma tenezzülünde bulunan bir yetkili çıkmaz?!
İçkiyi ağızlarıyla içmesini bilmeyenlerin, alkolün tesiriyle de ucuz kahramanlıklarına seyirci kalmayalım...
Bu memleket hepimizin ve Türkiye'den başka Türkiye de yok!...
Rabb'im etkili yetkililerimize feraset; bizlere de aklı selim ve sükunet ihsan etsin...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Ama konu mankenliğine gönüllülerin, veya senaristlere yardımcı olan işbirlikçilerin pek umurunda olmadı!...
Hatta, iş birlikçilerin istedikleri buydu!...
Türkiye'nin başkenti Ankara'nın en nezih semtlerinden birindeki bir eğlence merkezinde silahlar patladı!...
3 ölü, 2 yaralı var!...
Kavga nedeni; kargaların bile gülebileceği kadar basit!...
İki Kürt vatandaşımız, sahnedeki sanatçıdan kürtçe türkü istiyor. Buna bir başka masa "Türkiyem" adlı parçayı isteyerek cevap veriyor...
Kürtçe parçaya da, türkçe parçaya da itiraz edenler bu memleketin insanları ve her iki grup ta bu memleketin vergi mükellefi iş adamları!...
Bu komik nedenden dolayı silahlar patlıyor!...
Kavga eden iki grup ta şu anda yok!..
Kavga eden üç kişinin üçü de ölü!...Arada suçsuz günahsız iki gazino çalışanının yaralanmaları da cabası!...
Her iki tarafa da Allah rahmet etsin diyerek başlamalıyım.
Her iki tarafın ailesine de baş sağlığı, sabır ve metanet diliyorum...
Öfkemden başım ağrıyor dersem yeridir!
İki gündür vücudumun bütün dengeleri, alt-üst!...
Bu memleket; çok gereksiz bahanelerle, çok acemice kavgalara şahitlik etti!...
Yetmedi mi artık?!...
Türkle Kürtün paylaşamadığı bir şey varsa; ve bu bölünecek şeyin adını bilen varsa Allah rızası için beri gelsin...
Karen Fogg çocuklarının, uzaktan kumandalıların, dolma kalemlerin, işbirlikçilerin oyunlarına gelmekten ne zaman bıkacağız?...
Kaç gündür ağız birliği ile; bir yerlere methiyeler dizerken, bir yerleri de ısrarla tahrik edenlerin neden farkında olan yok?
Ülkücü ile PKK yandaşını aynı panelde buluşturarak; araya demir kazık denen bir ucubenin provakatörlüğünü de katarak milleti tahrik edenlere kim, ne zaman dur diyecek?...
Şehit güvenlik güçlerimizle, geberen PKK'lıları aynı gözde görme cüretini gösteren tahrikçiyi, kim ne zaman susturacak?...
Daha ne kadar kan akması lazım?
Yetkililer!
Etkililer!
Hükümet edenler!..
Heyyyy Ankara'dakiler!... Kulaklarınız sağır mı?
Gözlerinizde ilahi perde mi var?
Yürekleriniz mühürlü mü?
Ankara'nın göbeğinde patlayan bu silahların; işin başlangıcı olduğunun farkında değil misiniz?
Birbirini öldürenlerden ikisinin PKK yandaşı olduğu söyleniyor...
Diğeri ise sadece onlara karşı tavır koyarak türkçe bir türkü isteyen bir iş adamı...
Yani hiç birisi Pkk'lı da değil, Ülkücü de!...
Bu memleketin yumuşak karnı kaşınıyor!...
Bu memlekette silahların patlaması, hiç bir yere benzemez!...
Kimse sakın azdan az, çoktan çok ölür demek gibi bir gaflete, dalalete, hıyanete düşmesin!...
Her aklı selim kişi, her kanaat önderi kişi; en yakınından olmak üzere telkinlere başlamak zorunda...
Yarın -Allah (c.c.) korusun- içimizden kimin gencine ağlayacağını da Allah (c.c.) bilir!...
Allah aşkına, Peygamber aşkına, mukaddesler, Pirler aşkına her kes aklını süratle başına toplamalı...
Bu toprakları; Türk-Kürt demeden beraber vatanlaştırdık...
Bayrağa renk olan kanda da ortaklığımız var...
Aynı Kıbleye döneriz...
Aynı Kitaba inanırız...
Aynı Peygamberin ümmetiyiz....
Vallahi, Billahi bizim birbirimizden farkımız yok...
Ben bir Ülkücüyüm...Beraber büyüdüğüm, bırakın arkadaşlığı Ülküdaşlık denen gönül bağı ile bağlı olduğum sayısız Kürt kardeşim var....
Ve ben onların varlığıyla hep iftihar etmişimdir....
Bizim aramıza kimselerin girmesine izin de vermeyiz; buna kimselerin gücü de yetmez...Neden bizi örnek alma tenezzülünde bulunan bir yetkili çıkmaz?!
İçkiyi ağızlarıyla içmesini bilmeyenlerin, alkolün tesiriyle de ucuz kahramanlıklarına seyirci kalmayalım...
Bu memleket hepimizin ve Türkiye'den başka Türkiye de yok!...
Rabb'im etkili yetkililerimize feraset; bizlere de aklı selim ve sükunet ihsan etsin...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Perşembe, Nisan 21, 2005
EVET YENİ SENARYO!...
Birilerinin bir şeylerin düğmesine bastığı, artık çok açık...
Elbette ampulün düğmesine basılmadan yanmaz!
Elbette kaset çaların düğmesine basmadan çalışmaz!...
Elbette TV'nin düğmesine basmadan çalışmaz ve kapanmaz!...
Bu basılan düğme, başka bir düğme!...
Bu basılan düğme; yeni bir senaryonun başlatılma düğmesi!...
Son zamanlarda izlenmeye başlanan bir TV kanalında, beni çok rahatsız eden sanırım milleti de rahatsız eden bir şeyler yapılmaya başlandı!...
MHP ile DEHAP'ı ; Ülkücülerle PKK yandaşlarını aynı kulvarlarda buluşturma(!), konuşturma adıyla canlı yayında döğüştürme sahneleri, hazırlanmaya başlandı!...
Adı sanı bilinmeyen; asla Kürt kardeşlerimizden iltifat görmeyen ama milletin gözünün içine baka baka "Kürtlerin temsilcisiyim!" diyerek yalan söyleyen ve PKK savunuculuğu yapan birileri; bu son zamanlarda izlenen TV kanalında afişe edilmeye başlandı!...
Bunu Karen Fogg çocukları da yapıyorlar...
Karen Fogg Çocuklarının başı; Ülkücülerle Zana'nın zağarlarından birini aynı platformda göstermek için çok gayretler sarfetti...
Zana'nın zağarlarından biri; bu Karen Fogg Çocuğu'nun "Manşet"inde Dr.Devlet Bahçeli'ye methiyeler dizerek teşekkürler etti!...
Dr.Devlet Bahçeli'nin devletçilik anlayışından kaynaklanan tavrı ile; bu Zana zağarının tavrını mukayese emek, kesinlikle akıl işi olmadığı gibi arkasında ihanet odaklarının olduğu bir satılmışlık olur...
PKK'nın şehirlerdeki uzantılarıyla Ülkücüleri mukayese; Bozkurtla sokak köpeğini mukayese kadar akıl dışı bir davranış olur!...
Bu akılsızları, bu satılık uşakları, bu PKK uzantılarını TV'lere çıkararak onlara hükmi şahsiyet kazandıranları, Milletimin huzurunda tel'in ediyorum...
Zana'nın zağarlarından biri; yine Karen Fogg Çocuğu'nun "Manşet"inde Bahçeli'ye methiyeler dizdikten sonra; " İmralı ne bir ad olmalıdır ne de bir ret. İmralının doğrularından faydalanabilmeli, yanlışlarını reddedebilmeliyiz. Biz Türkiye'nin üniter bütünlüğünden yanayız." şeklinde hezeyanlarda bulundu!...
Onun zağarlığını yapması, fıtratı gereğidir!... Onu "Manşet"ine taşıyan Karen Fogg Çocuğu'nun yaptığını ise artık hala milletin anladığını, anlayamıyorlarsa; Vallahi karen Fogg Çocukları da panikledi!...
Ne AB, ne ABD ne de karen Fogg bile artık bunların paniğini önleyemez!...
Bu panikle yeni senaryonun da sahneye koyulması elbette zora girdi...
Birileri AB bayraktarlığı adına, birileri din ve İslam adına, birileri mozaikçilik veya türkiyelilik adına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama panikledikleri, her hallerinden belli olarak...
Artık Yüce Türk Milleti'nin yeni oyunlara konu mankenliği yapmaya niyeti yok!...
Ne Millet Genel Kurmayını, ne de Genel Kurmayımız'ın Milletini sahipsiz bırakmak gibi bir niyetleri yok!...
Karen Fogg Çocukları; Ordu ile Milletin arasına buzdan duvarlar örmeğe çalıştıkça Ordu ile Millet fıtratları gereği -inadına- kenetlendiler...
Bu kenetlenmeden dolayı da ucuz kahramanlar, dolma kalemler, rüzgar gülleri ve siyasi topaçlar şaşırdılar!...
Daha çoooook şaşıracaklar!...
Taşların bağlanarak köpeklerin salıverilmesiyle, bu milletin derdest edileceğini sananlar, yanıldıklarını ve çok büyük hatalarının Milletçe anlaşıldığını yakında görecekler!...
Ama bu; onların istediği gibi bir iç kargaşayla falan değil; meşru zeminlerde Muhteşem Türk Atatürk'ün bize emanet bıraktığı sistemle ve sandıkla olacaktır...
"İhanet yolcularının mukadder akıbetleri" artık çok yaklaşmıştır... Bu sondan kaçmanın imkanı da kalmamıştır...
Biz yine de Millet olmanın verdiği edep ve adapla onları bir kez daha uyarma nezaketini gösterelim:
Son zamanlarda izlenmeye başlanan TV Kanalı; bu hainleri ve hainlerin uzantılarını ekrana çıkararak onlara hükmi şahsiyet kazandırma çabalarından vaz geçin!...
Bozkurtlarla sokak köpeklerini, aynı kulvarlara taşıma gayretlerinden vaz geçin!
TAYAD denen DEHAP'ın yan kuruluşu olan dolayısıyla PKK'nın uzantısı olan başıboşları savunuyoruz derken Ordumuz'a dil uzatmalarına izin vermeyin!
Sonunda kabak sizin de başınızda patlayacaktır!...
Eğer TV'nizin izlenmesi gayretindeyseniz magazin basınına konu olmuş şeylerle de bunu başarabilirsiniz, bimem anlatabildim mi?
Yoksa Milletle beraber ben de sizin hakkınızda hiç iyi düşünmeyeceğim ve düşündüklerimi haykırmaya başlayacağım!...
Ya aklınızı başınıza toplayın ya da aklınızı başınıza toplayın!...
Milletin sabrıyla çok fazla oynadığınızın farkında olun artık...
"Gaflet, dalalet" içinde olabilirsiniz ama asla "hatta hıyanet" edenler arasında olmayın!...
Olan sadece size olur, ona göre!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
http://maslan.blogspot.com
Elbette ampulün düğmesine basılmadan yanmaz!
Elbette kaset çaların düğmesine basmadan çalışmaz!...
Elbette TV'nin düğmesine basmadan çalışmaz ve kapanmaz!...
Bu basılan düğme, başka bir düğme!...
Bu basılan düğme; yeni bir senaryonun başlatılma düğmesi!...
Son zamanlarda izlenmeye başlanan bir TV kanalında, beni çok rahatsız eden sanırım milleti de rahatsız eden bir şeyler yapılmaya başlandı!...
MHP ile DEHAP'ı ; Ülkücülerle PKK yandaşlarını aynı kulvarlarda buluşturma(!), konuşturma adıyla canlı yayında döğüştürme sahneleri, hazırlanmaya başlandı!...
Adı sanı bilinmeyen; asla Kürt kardeşlerimizden iltifat görmeyen ama milletin gözünün içine baka baka "Kürtlerin temsilcisiyim!" diyerek yalan söyleyen ve PKK savunuculuğu yapan birileri; bu son zamanlarda izlenen TV kanalında afişe edilmeye başlandı!...
Bunu Karen Fogg çocukları da yapıyorlar...
Karen Fogg Çocuklarının başı; Ülkücülerle Zana'nın zağarlarından birini aynı platformda göstermek için çok gayretler sarfetti...
Zana'nın zağarlarından biri; bu Karen Fogg Çocuğu'nun "Manşet"inde Dr.Devlet Bahçeli'ye methiyeler dizerek teşekkürler etti!...
Dr.Devlet Bahçeli'nin devletçilik anlayışından kaynaklanan tavrı ile; bu Zana zağarının tavrını mukayese emek, kesinlikle akıl işi olmadığı gibi arkasında ihanet odaklarının olduğu bir satılmışlık olur...
PKK'nın şehirlerdeki uzantılarıyla Ülkücüleri mukayese; Bozkurtla sokak köpeğini mukayese kadar akıl dışı bir davranış olur!...
Bu akılsızları, bu satılık uşakları, bu PKK uzantılarını TV'lere çıkararak onlara hükmi şahsiyet kazandıranları, Milletimin huzurunda tel'in ediyorum...
Zana'nın zağarlarından biri; yine Karen Fogg Çocuğu'nun "Manşet"inde Bahçeli'ye methiyeler dizdikten sonra; " İmralı ne bir ad olmalıdır ne de bir ret. İmralının doğrularından faydalanabilmeli, yanlışlarını reddedebilmeliyiz. Biz Türkiye'nin üniter bütünlüğünden yanayız." şeklinde hezeyanlarda bulundu!...
Onun zağarlığını yapması, fıtratı gereğidir!... Onu "Manşet"ine taşıyan Karen Fogg Çocuğu'nun yaptığını ise artık hala milletin anladığını, anlayamıyorlarsa; Vallahi karen Fogg Çocukları da panikledi!...
Ne AB, ne ABD ne de karen Fogg bile artık bunların paniğini önleyemez!...
Bu panikle yeni senaryonun da sahneye koyulması elbette zora girdi...
Birileri AB bayraktarlığı adına, birileri din ve İslam adına, birileri mozaikçilik veya türkiyelilik adına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama panikledikleri, her hallerinden belli olarak...
Artık Yüce Türk Milleti'nin yeni oyunlara konu mankenliği yapmaya niyeti yok!...
Ne Millet Genel Kurmayını, ne de Genel Kurmayımız'ın Milletini sahipsiz bırakmak gibi bir niyetleri yok!...
Karen Fogg Çocukları; Ordu ile Milletin arasına buzdan duvarlar örmeğe çalıştıkça Ordu ile Millet fıtratları gereği -inadına- kenetlendiler...
Bu kenetlenmeden dolayı da ucuz kahramanlar, dolma kalemler, rüzgar gülleri ve siyasi topaçlar şaşırdılar!...
Daha çoooook şaşıracaklar!...
Taşların bağlanarak köpeklerin salıverilmesiyle, bu milletin derdest edileceğini sananlar, yanıldıklarını ve çok büyük hatalarının Milletçe anlaşıldığını yakında görecekler!...
Ama bu; onların istediği gibi bir iç kargaşayla falan değil; meşru zeminlerde Muhteşem Türk Atatürk'ün bize emanet bıraktığı sistemle ve sandıkla olacaktır...
"İhanet yolcularının mukadder akıbetleri" artık çok yaklaşmıştır... Bu sondan kaçmanın imkanı da kalmamıştır...
Biz yine de Millet olmanın verdiği edep ve adapla onları bir kez daha uyarma nezaketini gösterelim:
Son zamanlarda izlenmeye başlanan TV Kanalı; bu hainleri ve hainlerin uzantılarını ekrana çıkararak onlara hükmi şahsiyet kazandırma çabalarından vaz geçin!...
Bozkurtlarla sokak köpeklerini, aynı kulvarlara taşıma gayretlerinden vaz geçin!
TAYAD denen DEHAP'ın yan kuruluşu olan dolayısıyla PKK'nın uzantısı olan başıboşları savunuyoruz derken Ordumuz'a dil uzatmalarına izin vermeyin!
Sonunda kabak sizin de başınızda patlayacaktır!...
Eğer TV'nizin izlenmesi gayretindeyseniz magazin basınına konu olmuş şeylerle de bunu başarabilirsiniz, bimem anlatabildim mi?
Yoksa Milletle beraber ben de sizin hakkınızda hiç iyi düşünmeyeceğim ve düşündüklerimi haykırmaya başlayacağım!...
Ya aklınızı başınıza toplayın ya da aklınızı başınıza toplayın!...
Milletin sabrıyla çok fazla oynadığınızın farkında olun artık...
"Gaflet, dalalet" içinde olabilirsiniz ama asla "hatta hıyanet" edenler arasında olmayın!...
Olan sadece size olur, ona göre!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
http://maslan.blogspot.com
Pazartesi, Nisan 18, 2005
YENİ SENERYO MU?...
Yine birşeyler oluyor!
Yine yeni bir şeyler tezgahlanıyor!...
Programlı yaşamanın unutturulduğu Millete; sanki yeni bir seneryoda yeni roller hazırlanıyor!...
Ülkücüler olarak sütten ağzımız yandığı için yoğurda üflememizin arkasında bir şeyler arayanlar; bana yeni seneryonun senaristleri gibi gelmeye başladı!...
Yaygın basın, iki-üç gündür MHP Genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli'yi gündeme taşıdı!..
Hatta "Manşet"e taşıyanlar var!...
Belli odaklarda toplanmış "Ülkücülükten geçinenler" dışında, herkeste; bir Devlet Bahçeli'yi methetme yarışı başladı!...
Oysa daha iki gün önce Mersindeki olaylarla ilgili "Neden 8 gün sustu?" diye ağız birliği ile saldırıyorlardı!...
AKP'liler, HADEP'liler, Sağcılar, Solun Çakaralmazları, ağız birliği ile ağız değiştirerek Devlet Bahçeli'nin devlet adamlığını ve sağ duyusunu methetmeye başladılar!...
Neredeyse yarın seçim olsa -MHP'ye değil- Devlet bahçeli'ye oy vereceklerine yemin ederek söz verecekler!...
"Manşet"lere konu edilen Devlet Bahçeli'ye Zana'nın zağarlarından da methiyeler geldi!...
Hoşuma gitmiyorsa namertim...
Keşke bir kere de "İnadına Bahçeli" rüzgarının esmesini sağlayabilseler!...
İstemezsem kör olayım...
Ama inanmıyorum, inanamıyorum!..
Bunlar; gül bahçesinde ayrık otu istemeyen Devlet Bahçeli'nin karşısına "Türkiyeli!" ve "Mozaik" tarifiyle çıkan siyaset grekoromencileri değiller mi?
Bunlar; kapatılma davası devam eden DEHAP'la ilgili hazırlanan iddianamede DEHAP'ın yan kuruluşu olarak zikredilen TAYAD'ın hakkını savunacağız derken; Genel Kurmayımız'a saldıran ağızlar değiller mi?
Bunlar; MHP'lileri ve Ülkücüleri Genel Kurmayın organize ettiği provakatörler olarak ilan eden insan hakları savunucuları(!) değiller mi?
Bunlar; Karen Fogg çocukları!
Bunlar; Rüzgar Gülleri!
Bunlar; Siyasi Topaçlar!...
Bunlar; kendilerine görev veren patronlarının çıkarları haricinde bir şey söylemeleri, mümkün olmayan Dolma kalemler!...
Bunların ve patronlarının, asla para kazanmaktan başka bir gaileleri ve meşgaleleri olamaz!
Geçtiğimiz günlerde yaygın basının en yüksek tirajlılarından birinin yöneticisiyle, MHP Genel Başkan Yardımcılarından birinin, bir sohbetlerini, anlatılırken dinlemiştim:
MHP Genel başkan Yardımcısı Dostumuz, bu zevata "Neden MHP ve Genel Başkanımızın yaptıklarından gazetenizde bahsetmiyorsunuz?" diye sitem eder. Anılan zevatın cevabı, enteresandır; "Bizim patronun siyasi görüşü ve tuttuğu parti yoktur! Bizim patron bir sörfçüye benzer. Gücü biten dalgayı hemen terk ederek yeni ve güçlü dalgada sörfünü yapmaya devam eder!."
Bana, çok inandırıcı ve samimi gelen bu tarif ve itiraftan sonra; Yaygın Basının Dr.Devlet Bahçeli hakkındaki methiyelerinden huylanmayalım mı?
Yoksa hala bunların duymak istediğimiz yalanlarını, gerçeklere tercih etmek gibi bir aymazlığa mı düşelim?!...
Bu siyasi topaçların; kaç kez, kaç kişinin ipleriyle döndürüldüklerini unutalım mı?!...
Dönenlerin, Değişen(!)lerin, Gelişen(!)lerin methiyecileri, hep bu siyasi topaçlar olmamış mıdır?!...
Bunların "ak" dedikleri, hep "kara" çıkmamış mıdır?
Bunların "Müslüman" diye tarif ettiklerinin haçları, koyunlarından çıkmamış mıdır?!...
İki gün önce provakatörlükle suçladıkları Ülkücülere hala aynı üslupla saldırırlarken;Genel Kurmayımız'ın 'sözde vatandaşlar' sözünü üzerlerine alınarak, İmralı sakinini savunup Genel Kurmayımız'a saldırmaya devam ettiklerini, atlayalım mı?!..
MHP Genel Başkanı; Ülkücü İradenin apak oylarıyla seçilmiş ve Ülkücü Hareketin de Ülkücü Genel Başkanıdır...
MHP'liyim diyen her Ülkücünün de Genel Başkanıdır..
MHP Genel Merkezi'ni; son pohpohlamar konusunda müteyakkız davranmaya davet etmek te benim görevimdir...
Karen Fogg çocuklarının,Siyasi Topaçların, Rüzgar Güllerinin, Dolma Kalemlerin methiyeleri altındaki saklanan gerçeği; herkesten önce MHP Genel merkezi'nin tesbitle görevli olduğunu hatırlatmayı da görev sayarım...
Hikmet Çetin ve onun ayarındaki elit ve seçilmiş vatandaşlarımızın yapacağı bir iltifatı bile çok ciddiye alacağımızın bilinmesinde fayda vardır...
Elit ve birinci sınıf vatandaşlar olduklarını; bu zevatın anlatmasını temin de duyarlı vatan evlatlarının görevidir...
Kamran İnan beyfendi haricinde bu memleketin sadık ve samimi Kürt kökenli evladı yok mudur? Varlarsa -ki var olduklarını herkeste bilir- neden susarlar?...
Elit ve birinci sınıf vatandaşlar olduklarını anlatmamakta ısrar eden Hikmet Çetin ve onun gibi kardeşlerimize gönül koyduğumuzun da bilinmesinde yarar var...
Bizler; ne "Türkiyeli" ne de "Mozaik" falan değiliz.
Bizler; Türk'ü-Kürt'ü, Sünnisi-Alevisi, Doğulusu-Batılısı, Kuzeylisi-Güneylisi ile bu vatanın evlatları olarak olsak-olsak "Renkli bir mermerin, ancak farklı rekleri.." oluruz...
Ayrık otlarını, sevmeyiz.
Mozaikçileri, sevmeyiz.
"Türkiyeli" diyenleri, sevmeyiz...
"Ne mutlu Türk'üm diyene..."diyenleri ise gözümüzün bebeği sayar ve sakınırız...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Yine yeni bir şeyler tezgahlanıyor!...
Programlı yaşamanın unutturulduğu Millete; sanki yeni bir seneryoda yeni roller hazırlanıyor!...
Ülkücüler olarak sütten ağzımız yandığı için yoğurda üflememizin arkasında bir şeyler arayanlar; bana yeni seneryonun senaristleri gibi gelmeye başladı!...
Yaygın basın, iki-üç gündür MHP Genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli'yi gündeme taşıdı!..
Hatta "Manşet"e taşıyanlar var!...
Belli odaklarda toplanmış "Ülkücülükten geçinenler" dışında, herkeste; bir Devlet Bahçeli'yi methetme yarışı başladı!...
Oysa daha iki gün önce Mersindeki olaylarla ilgili "Neden 8 gün sustu?" diye ağız birliği ile saldırıyorlardı!...
AKP'liler, HADEP'liler, Sağcılar, Solun Çakaralmazları, ağız birliği ile ağız değiştirerek Devlet Bahçeli'nin devlet adamlığını ve sağ duyusunu methetmeye başladılar!...
Neredeyse yarın seçim olsa -MHP'ye değil- Devlet bahçeli'ye oy vereceklerine yemin ederek söz verecekler!...
"Manşet"lere konu edilen Devlet Bahçeli'ye Zana'nın zağarlarından da methiyeler geldi!...
Hoşuma gitmiyorsa namertim...
Keşke bir kere de "İnadına Bahçeli" rüzgarının esmesini sağlayabilseler!...
İstemezsem kör olayım...
Ama inanmıyorum, inanamıyorum!..
Bunlar; gül bahçesinde ayrık otu istemeyen Devlet Bahçeli'nin karşısına "Türkiyeli!" ve "Mozaik" tarifiyle çıkan siyaset grekoromencileri değiller mi?
Bunlar; kapatılma davası devam eden DEHAP'la ilgili hazırlanan iddianamede DEHAP'ın yan kuruluşu olarak zikredilen TAYAD'ın hakkını savunacağız derken; Genel Kurmayımız'a saldıran ağızlar değiller mi?
Bunlar; MHP'lileri ve Ülkücüleri Genel Kurmayın organize ettiği provakatörler olarak ilan eden insan hakları savunucuları(!) değiller mi?
Bunlar; Karen Fogg çocukları!
Bunlar; Rüzgar Gülleri!
Bunlar; Siyasi Topaçlar!...
Bunlar; kendilerine görev veren patronlarının çıkarları haricinde bir şey söylemeleri, mümkün olmayan Dolma kalemler!...
Bunların ve patronlarının, asla para kazanmaktan başka bir gaileleri ve meşgaleleri olamaz!
Geçtiğimiz günlerde yaygın basının en yüksek tirajlılarından birinin yöneticisiyle, MHP Genel Başkan Yardımcılarından birinin, bir sohbetlerini, anlatılırken dinlemiştim:
MHP Genel başkan Yardımcısı Dostumuz, bu zevata "Neden MHP ve Genel Başkanımızın yaptıklarından gazetenizde bahsetmiyorsunuz?" diye sitem eder. Anılan zevatın cevabı, enteresandır; "Bizim patronun siyasi görüşü ve tuttuğu parti yoktur! Bizim patron bir sörfçüye benzer. Gücü biten dalgayı hemen terk ederek yeni ve güçlü dalgada sörfünü yapmaya devam eder!."
Bana, çok inandırıcı ve samimi gelen bu tarif ve itiraftan sonra; Yaygın Basının Dr.Devlet Bahçeli hakkındaki methiyelerinden huylanmayalım mı?
Yoksa hala bunların duymak istediğimiz yalanlarını, gerçeklere tercih etmek gibi bir aymazlığa mı düşelim?!...
Bu siyasi topaçların; kaç kez, kaç kişinin ipleriyle döndürüldüklerini unutalım mı?!...
Dönenlerin, Değişen(!)lerin, Gelişen(!)lerin methiyecileri, hep bu siyasi topaçlar olmamış mıdır?!...
Bunların "ak" dedikleri, hep "kara" çıkmamış mıdır?
Bunların "Müslüman" diye tarif ettiklerinin haçları, koyunlarından çıkmamış mıdır?!...
İki gün önce provakatörlükle suçladıkları Ülkücülere hala aynı üslupla saldırırlarken;Genel Kurmayımız'ın 'sözde vatandaşlar' sözünü üzerlerine alınarak, İmralı sakinini savunup Genel Kurmayımız'a saldırmaya devam ettiklerini, atlayalım mı?!..
MHP Genel Başkanı; Ülkücü İradenin apak oylarıyla seçilmiş ve Ülkücü Hareketin de Ülkücü Genel Başkanıdır...
MHP'liyim diyen her Ülkücünün de Genel Başkanıdır..
MHP Genel Merkezi'ni; son pohpohlamar konusunda müteyakkız davranmaya davet etmek te benim görevimdir...
Karen Fogg çocuklarının,Siyasi Topaçların, Rüzgar Güllerinin, Dolma Kalemlerin methiyeleri altındaki saklanan gerçeği; herkesten önce MHP Genel merkezi'nin tesbitle görevli olduğunu hatırlatmayı da görev sayarım...
Hikmet Çetin ve onun ayarındaki elit ve seçilmiş vatandaşlarımızın yapacağı bir iltifatı bile çok ciddiye alacağımızın bilinmesinde fayda vardır...
Elit ve birinci sınıf vatandaşlar olduklarını; bu zevatın anlatmasını temin de duyarlı vatan evlatlarının görevidir...
Kamran İnan beyfendi haricinde bu memleketin sadık ve samimi Kürt kökenli evladı yok mudur? Varlarsa -ki var olduklarını herkeste bilir- neden susarlar?...
Elit ve birinci sınıf vatandaşlar olduklarını anlatmamakta ısrar eden Hikmet Çetin ve onun gibi kardeşlerimize gönül koyduğumuzun da bilinmesinde yarar var...
Bizler; ne "Türkiyeli" ne de "Mozaik" falan değiliz.
Bizler; Türk'ü-Kürt'ü, Sünnisi-Alevisi, Doğulusu-Batılısı, Kuzeylisi-Güneylisi ile bu vatanın evlatları olarak olsak-olsak "Renkli bir mermerin, ancak farklı rekleri.." oluruz...
Ayrık otlarını, sevmeyiz.
Mozaikçileri, sevmeyiz.
"Türkiyeli" diyenleri, sevmeyiz...
"Ne mutlu Türk'üm diyene..."diyenleri ise gözümüzün bebeği sayar ve sakınırız...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Salı, Nisan 12, 2005
ÜLKÜCÜLER'E...
Ülkücüler hakkında herkes bir şeyler yazdı, herkes birşeyler söyledi...
Ülkücülerden herkes kafasına göre bir şeyler bekledi, bir şeyler istedi...
Ben de; Türk Milliyetçiliğini, siyasi hayata kazandıran ve sancağı altına topladığı Türk Milliyetçilerini -kimseye fark ettirmeden ve kimseyi incitmeden- Ülkücüleştiren otoritenin, Son Başbuğ'un ağzından nakledeceğim özdeyişlerle Ülkücülere seslenmeye niyetlendim...
"Ülkücü kimdir?
'Ben'i aşarak 'Biz'i hisseden, 'Biz' diyerek nefsini kör kuyulara çıkmamak üzere atandır.
Dağlarıyla, taşlarıyla, ırmaklarıyla, yollarıyla bir kara parçasını vatan yapandır.
Haksızlık karşısında susmayan, davasından taviz vermeyen; korkaklığı, pısırıklığı, nemelazımcılığı lügatinden atıp çıkarandır.
Hürriyet kavgasında kırk yiğitin başında Kürşad; il derleyip vatan kuran İlteriş; bilgelikte Tonyukuk, Akşemseddin; Malazgirt Ovası'nda ak kefen içinde Alparslan'dır.
Bir Bozkurt silkinişiyle esaret zincirini kırandır.
Ülkücü budur,
Ülkücü budur,
Bunun dışındakiler külli yalandır." Alparslan Türkeş
Bu tarifi, tarık Tavadoğlu'nun Son Başbuğ'la ilgili yazı dizisinden aldım.
Ülküdaşlarımla, Gönüldaşlarımla, Dostlarımla paylaşmak istedim...
Yine Son Başbuğ'un tarifiyle Ülkücünün Bayrak olarak görüldüğünü, hatırladım...
Son Başbuğ'un "Ülkücü bir bayraktır.Bayrağı yere düşürmeyin. Lekelemeyin.."şeklindeki tarif ve öğüdünü hatırladım...
Başbuğumuzun; " Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı-aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan; insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse evvela kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeğe, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur.
Ülkü, insanın kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler içinde milli ülkü; milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir." şeklindeki ve daha nice yıllara hitapedecek tariflerini de hatırladım...
"Taklitçilik bir nevi hırsızlıktır. Biz ne başkalarına uşaklık etmek, ne de başkalarını uşak olarak kullanmak istemeyiz."
"Türk milletine Bizanstan geçme bir hastalık vardır. Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek.
Bu hastalığı tedavi etmemiz lazımdır. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız.
Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz, her şeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz."
"Milliyetçilik; reaksiyon değil aksiyondur.Dinamiktir."
"Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder." Öğütleri de Son Başbuğ'dan mirastır...
Bunları hatırlayıp hatırlattıktan sonra daha ne söylenebilir bilemiyorum!...
Devlet olarak darda; millet olarak zorda olduğumuz talihsiz bir süreç yaşıyoruz...
Bu talihsizliğin müsebbibi de biz'iz!...
Seçilenlerin tamamını biz seçtik ve beğenmeyen de biziz!...
Sevgimizi paylaşamıyoruz!...
'Lailaheillallah.' diyoruz ve Allah(c.c.)'a öylesine sahipleniyoruz ki; -haşa- sanki kimseye Allah
bırakmıyoruz!...
Kur'an'ı da, Peygamberimiz (s.a.v.)'i de öylesine sahipleniyoruz ki; bizden başkalarına kalması mümkün değil!...
Yanlış yapıyoruz! İmanımızdan başka kendimizin olan hiç bir şeyimiz yok!...
Diğer ne varsa hepsi Allah(c.c.)'ın lütfü inayetiyle eşref'ül mahlukat olarak yaratılmış olan Biz'im. Hepimizin...
İnanç ta;
Bayrak ta;
Vatan da;
Devlet te;
Cumhuriyet te Biz'im!...
Trabzon'da ki, Samsun'da ki olaylar da tabiki hepimizin, bizim!...
Eğer süratle aklımızı başımıza toplamazsak; yaşayacağımız belalar da bizim!...
Bu şekilde konu mankenliğine gönüllü olmaya devam edersek korkarım çok kötü günler de bizi bekliyor!...
Van'da yüz bin kişi olarak Bayrağımız'a sahiplenen Kürt kardeşlerimizi; hainlerden, bölücülerden, Zana ve zağarlarından ayrı görmezsek, canımız yanar!...
Canımızı yakan da yine biz oluruz!...
Müslüman Türk olduğumuzu; Ne mutlu Türk'üm diyene dediğimizi ve köpek bizi ısırdığında onu ısırmayacağımızı, veterinere götürüp aşısını-tedavisini yaptırdıktan sonra yalını-yemini vermemiz gerektiğini, asla unutmamamız gerek...
Isıran köpeğimiz, kuduzsa da hiç düşünmeden ve elimiz titremeden elbette itlaf edeceğimizi de birilerine hatrlatmamız gerek!...
Bu dün de böyleydi, bu gün de böyle ve yarın da böyle olacak!...
"Ülkücüyüm." diyenlerin, öncelikle bir boy aynası karşısında kendi kendilerini muhakeme etmeleri gerek!...
Milletin sevgisini, yeniden kazanmaları gerek!..
Milletin inandığı, güvendiği, varlıklarıyla kendini eminhissettiği erk olduğunu, hissettirmeleri gerek!...
Çünkü Vallahi de Billahi de bu memlekete, bu devlete, bu millete "ülkücü gibi ülkücü" çok ama çok lazım!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Ülkücülerden herkes kafasına göre bir şeyler bekledi, bir şeyler istedi...
Ben de; Türk Milliyetçiliğini, siyasi hayata kazandıran ve sancağı altına topladığı Türk Milliyetçilerini -kimseye fark ettirmeden ve kimseyi incitmeden- Ülkücüleştiren otoritenin, Son Başbuğ'un ağzından nakledeceğim özdeyişlerle Ülkücülere seslenmeye niyetlendim...
"Ülkücü kimdir?
'Ben'i aşarak 'Biz'i hisseden, 'Biz' diyerek nefsini kör kuyulara çıkmamak üzere atandır.
Dağlarıyla, taşlarıyla, ırmaklarıyla, yollarıyla bir kara parçasını vatan yapandır.
Haksızlık karşısında susmayan, davasından taviz vermeyen; korkaklığı, pısırıklığı, nemelazımcılığı lügatinden atıp çıkarandır.
Hürriyet kavgasında kırk yiğitin başında Kürşad; il derleyip vatan kuran İlteriş; bilgelikte Tonyukuk, Akşemseddin; Malazgirt Ovası'nda ak kefen içinde Alparslan'dır.
Bir Bozkurt silkinişiyle esaret zincirini kırandır.
Ülkücü budur,
Ülkücü budur,
Bunun dışındakiler külli yalandır." Alparslan Türkeş
Bu tarifi, tarık Tavadoğlu'nun Son Başbuğ'la ilgili yazı dizisinden aldım.
Ülküdaşlarımla, Gönüldaşlarımla, Dostlarımla paylaşmak istedim...
Yine Son Başbuğ'un tarifiyle Ülkücünün Bayrak olarak görüldüğünü, hatırladım...
Son Başbuğ'un "Ülkücü bir bayraktır.Bayrağı yere düşürmeyin. Lekelemeyin.."şeklindeki tarif ve öğüdünü hatırladım...
Başbuğumuzun; " Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı-aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan; insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse evvela kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeğe, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur.
Ülkü, insanın kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler içinde milli ülkü; milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir." şeklindeki ve daha nice yıllara hitapedecek tariflerini de hatırladım...
"Taklitçilik bir nevi hırsızlıktır. Biz ne başkalarına uşaklık etmek, ne de başkalarını uşak olarak kullanmak istemeyiz."
"Türk milletine Bizanstan geçme bir hastalık vardır. Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek.
Bu hastalığı tedavi etmemiz lazımdır. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız.
Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz, her şeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz."
"Milliyetçilik; reaksiyon değil aksiyondur.Dinamiktir."
"Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder." Öğütleri de Son Başbuğ'dan mirastır...
Bunları hatırlayıp hatırlattıktan sonra daha ne söylenebilir bilemiyorum!...
Devlet olarak darda; millet olarak zorda olduğumuz talihsiz bir süreç yaşıyoruz...
Bu talihsizliğin müsebbibi de biz'iz!...
Seçilenlerin tamamını biz seçtik ve beğenmeyen de biziz!...
Sevgimizi paylaşamıyoruz!...
'Lailaheillallah.' diyoruz ve Allah(c.c.)'a öylesine sahipleniyoruz ki; -haşa- sanki kimseye Allah
bırakmıyoruz!...
Kur'an'ı da, Peygamberimiz (s.a.v.)'i de öylesine sahipleniyoruz ki; bizden başkalarına kalması mümkün değil!...
Yanlış yapıyoruz! İmanımızdan başka kendimizin olan hiç bir şeyimiz yok!...
Diğer ne varsa hepsi Allah(c.c.)'ın lütfü inayetiyle eşref'ül mahlukat olarak yaratılmış olan Biz'im. Hepimizin...
İnanç ta;
Bayrak ta;
Vatan da;
Devlet te;
Cumhuriyet te Biz'im!...
Trabzon'da ki, Samsun'da ki olaylar da tabiki hepimizin, bizim!...
Eğer süratle aklımızı başımıza toplamazsak; yaşayacağımız belalar da bizim!...
Bu şekilde konu mankenliğine gönüllü olmaya devam edersek korkarım çok kötü günler de bizi bekliyor!...
Van'da yüz bin kişi olarak Bayrağımız'a sahiplenen Kürt kardeşlerimizi; hainlerden, bölücülerden, Zana ve zağarlarından ayrı görmezsek, canımız yanar!...
Canımızı yakan da yine biz oluruz!...
Müslüman Türk olduğumuzu; Ne mutlu Türk'üm diyene dediğimizi ve köpek bizi ısırdığında onu ısırmayacağımızı, veterinere götürüp aşısını-tedavisini yaptırdıktan sonra yalını-yemini vermemiz gerektiğini, asla unutmamamız gerek...
Isıran köpeğimiz, kuduzsa da hiç düşünmeden ve elimiz titremeden elbette itlaf edeceğimizi de birilerine hatrlatmamız gerek!...
Bu dün de böyleydi, bu gün de böyle ve yarın da böyle olacak!...
"Ülkücüyüm." diyenlerin, öncelikle bir boy aynası karşısında kendi kendilerini muhakeme etmeleri gerek!...
Milletin sevgisini, yeniden kazanmaları gerek!..
Milletin inandığı, güvendiği, varlıklarıyla kendini eminhissettiği erk olduğunu, hissettirmeleri gerek!...
Çünkü Vallahi de Billahi de bu memlekete, bu devlete, bu millete "ülkücü gibi ülkücü" çok ama çok lazım!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Cumartesi, Nisan 09, 2005
PAPA'YA YAS!...
Papa 2.Jean Paul öldü...
Dünya hristiyanları, cenaze merasimi için Vatikan'dalar...
Basından 4 milyon hristiyanın cenaze törenine kaltıldığını okuduk...
Hristiyan dünyasının devlet başkanları ve siyaset adamları da elbette Vatikan'da olacaktı...
Türkiye'yi temsilen de Başbakanımız, cenaze tötenine katıldı.
Buraya kadar normal.
Hristiyan ülkelerde; ruhani liderlerinin ölümü nedeniyle bayraklar, yarıya indirildi.
Fransa'nın aydınları; laik bir ülkede ruhani lider için bayrağın yarıya indirilmesini laikliğe aykırı olarak yorumlayarak itiraz ettiler!...
Buraya kadarı da normal!...
Nüfusunun %98.8'i Müslüman olan, aynı zamanda da laikliğe çok kıymet veren Türkiye'de de yas için bayraklar yarıya indirildi!...
Niye?
Papa ölmüş diye!
Bana ne kardeşim?!..
Papa'nın ölümünden bana neee?!..
Türkiye gibi laik bir ülkede; Diyanet İşleri başkanımız -Allah korusun- vefat ederse veya dini bir lider vefat ederse Bayrağı yarıya indirir miyiz?
Bayrağı yarıya indirmeğe kalksak "Laiklik elden gitti! İrtica hortladı!" diye kıyametler koparmaz mıyız?
Dinimiz olan İslamiyetten en az 500 yıl daha eski ve çağ dışı olan bir dinin ruhani lideri öldü diye bayrağımızı neden ve kim yarıya indirdi?...
Dinimin Kur'an'ı Kerim'de tarif edilen düşmanının yasını tutmaya, kim beni mecbur edebilir?
Ölümle intikam alınmaz, ölüme sevinmek olmaz, buna inancımız da izin vermez ama 1500 yıllık din düşmanımızın ölümü için yas tutmamızı da kimse bekleyemez ve isteyemez!...
Tarihteki onlarca Haçlı Seferinin organizatörleri, papalar değil midir?
Mesela Papa Urban'ın talimatlarıyla Keşiş Piyer lermit'in eşeği ile yıllarca dolaşarak hristiyan dünyasını, ceddimin üzerine kışkırtışını hangi güç bana unutturabilir?
Kılıç Arslanların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, şühedanın ruhlarını incitmez miyiz?
Ceddimizin üzerine Haçlı Seferleri organize etmeyi şiar edinmiş bir kurumun ruhani liderine yas tutmamızı, bizden kim isteyebilir?
Ve zorla, dayatmayla kim kime yas tutar?
Hristiyan tebaamızın, vatandaşlarımızın acılarına saygı duyarız. Bu kardeşlerimizin yas tutmasına itiraz edenlere de biz itiraz ederiz...
Ama onlarca kez Haçlı seferlerine sinelerini kalkan ederek karşı koymuş ceddin ahfadı olarak papa'ya yas ta tutmayız!..
Papa öldü diye Bayrağımın yarıya indirilmesine itirazım var!...
Bayrağımızın böylesi bir nedenle yarıya indirilmesine itiraz etmeyen kurumlarımıza da itirazım var!...
Bu uygulamayla kendimizi çok aşağılanmış ve rencide olmuş hissediyorum!...
Bu memleketin Dincileri, nereye saklandılar?
Bu memleketin bağımsızlık havarileri, Çakaralmazlar nereye gittiler?
Siyasetteki tek malzemeleri Avrupa ve hrstiyanlık düşmanlığı olan; Allah(c.c.)'ı, Peygamberimiz (s.a.v.)'i, Kur'an'ı Kerim'i kimselerle paylaşmayan; kendilerinden olmayanları ve laikleri "Patates Dinli" diye adlandıran Mücahit(!)ler nereye kayboldular?
Mücahit'in dizi dibinde en az 30 yıl tedris alan Milli Görüşçüler, neredeler?...
Benim Ulu Milletime bu aczi yakıştırmaya kimin hakkı var?...
10 kasım'larda Muhteşem Türk Atatürk'ü anmamıza, yas tutmamıza itiraz edenler; bu yas tutmaya neden itiraz etmezler?...
" Ey iman edenler! kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkarcılığa sevk ederler."Al-i İmran 100
" Dinlerine uymadıkça yahudiler de hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan andolsun ki Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." Bakara 120
" Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten kin ve düşmanlıkları ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." Al-i İmran 118
" İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz bütün kitaplara inanırsınız; onlar sizinle karşılaştıklarında 'inandık' derler. Kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını sırırlar. De ki: Kininizden ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." Al-i İmran 119
" Size bir iyilik dokunsa bu onları tasalandırır. Başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır." Al-i İmran 120
" Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez." Maide 51
" Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın." Tevbe 29
Yukarıya yaklaşık bir saatlik bir araştırmayla aldığım Ayetlerin sayısını artırabiliriz...
Hem Müslüman olacağım, hem Allah(c.c.)'ın buyruklarına uyduğumu ikrar edeceğim, hem de onlarla savaşmam emredilenlerin papası için yas tutacağım...
Böyle bir dayatma adil değildir!...
Zulümdür ve ben bu zulme başkaldırıyorum!...
Papa için asla ve asla yas tutmuyorum ve tutmayacağım!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Dünya hristiyanları, cenaze merasimi için Vatikan'dalar...
Basından 4 milyon hristiyanın cenaze törenine kaltıldığını okuduk...
Hristiyan dünyasının devlet başkanları ve siyaset adamları da elbette Vatikan'da olacaktı...
Türkiye'yi temsilen de Başbakanımız, cenaze tötenine katıldı.
Buraya kadar normal.
Hristiyan ülkelerde; ruhani liderlerinin ölümü nedeniyle bayraklar, yarıya indirildi.
Fransa'nın aydınları; laik bir ülkede ruhani lider için bayrağın yarıya indirilmesini laikliğe aykırı olarak yorumlayarak itiraz ettiler!...
Buraya kadarı da normal!...
Nüfusunun %98.8'i Müslüman olan, aynı zamanda da laikliğe çok kıymet veren Türkiye'de de yas için bayraklar yarıya indirildi!...
Niye?
Papa ölmüş diye!
Bana ne kardeşim?!..
Papa'nın ölümünden bana neee?!..
Türkiye gibi laik bir ülkede; Diyanet İşleri başkanımız -Allah korusun- vefat ederse veya dini bir lider vefat ederse Bayrağı yarıya indirir miyiz?
Bayrağı yarıya indirmeğe kalksak "Laiklik elden gitti! İrtica hortladı!" diye kıyametler koparmaz mıyız?
Dinimiz olan İslamiyetten en az 500 yıl daha eski ve çağ dışı olan bir dinin ruhani lideri öldü diye bayrağımızı neden ve kim yarıya indirdi?...
Dinimin Kur'an'ı Kerim'de tarif edilen düşmanının yasını tutmaya, kim beni mecbur edebilir?
Ölümle intikam alınmaz, ölüme sevinmek olmaz, buna inancımız da izin vermez ama 1500 yıllık din düşmanımızın ölümü için yas tutmamızı da kimse bekleyemez ve isteyemez!...
Tarihteki onlarca Haçlı Seferinin organizatörleri, papalar değil midir?
Mesela Papa Urban'ın talimatlarıyla Keşiş Piyer lermit'in eşeği ile yıllarca dolaşarak hristiyan dünyasını, ceddimin üzerine kışkırtışını hangi güç bana unutturabilir?
Kılıç Arslanların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, şühedanın ruhlarını incitmez miyiz?
Ceddimizin üzerine Haçlı Seferleri organize etmeyi şiar edinmiş bir kurumun ruhani liderine yas tutmamızı, bizden kim isteyebilir?
Ve zorla, dayatmayla kim kime yas tutar?
Hristiyan tebaamızın, vatandaşlarımızın acılarına saygı duyarız. Bu kardeşlerimizin yas tutmasına itiraz edenlere de biz itiraz ederiz...
Ama onlarca kez Haçlı seferlerine sinelerini kalkan ederek karşı koymuş ceddin ahfadı olarak papa'ya yas ta tutmayız!..
Papa öldü diye Bayrağımın yarıya indirilmesine itirazım var!...
Bayrağımızın böylesi bir nedenle yarıya indirilmesine itiraz etmeyen kurumlarımıza da itirazım var!...
Bu uygulamayla kendimizi çok aşağılanmış ve rencide olmuş hissediyorum!...
Bu memleketin Dincileri, nereye saklandılar?
Bu memleketin bağımsızlık havarileri, Çakaralmazlar nereye gittiler?
Siyasetteki tek malzemeleri Avrupa ve hrstiyanlık düşmanlığı olan; Allah(c.c.)'ı, Peygamberimiz (s.a.v.)'i, Kur'an'ı Kerim'i kimselerle paylaşmayan; kendilerinden olmayanları ve laikleri "Patates Dinli" diye adlandıran Mücahit(!)ler nereye kayboldular?
Mücahit'in dizi dibinde en az 30 yıl tedris alan Milli Görüşçüler, neredeler?...
Benim Ulu Milletime bu aczi yakıştırmaya kimin hakkı var?...
10 kasım'larda Muhteşem Türk Atatürk'ü anmamıza, yas tutmamıza itiraz edenler; bu yas tutmaya neden itiraz etmezler?...
" Ey iman edenler! kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkarcılığa sevk ederler."Al-i İmran 100
" Dinlerine uymadıkça yahudiler de hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan andolsun ki Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." Bakara 120
" Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten kin ve düşmanlıkları ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." Al-i İmran 118
" İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz bütün kitaplara inanırsınız; onlar sizinle karşılaştıklarında 'inandık' derler. Kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını sırırlar. De ki: Kininizden ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." Al-i İmran 119
" Size bir iyilik dokunsa bu onları tasalandırır. Başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır." Al-i İmran 120
" Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez." Maide 51
" Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın." Tevbe 29
Yukarıya yaklaşık bir saatlik bir araştırmayla aldığım Ayetlerin sayısını artırabiliriz...
Hem Müslüman olacağım, hem Allah(c.c.)'ın buyruklarına uyduğumu ikrar edeceğim, hem de onlarla savaşmam emredilenlerin papası için yas tutacağım...
Böyle bir dayatma adil değildir!...
Zulümdür ve ben bu zulme başkaldırıyorum!...
Papa için asla ve asla yas tutmuyorum ve tutmayacağım!...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Salı, Nisan 05, 2005
HUZUR...
Aklımı, 'Huzur'a taktım!...
Önce kendimce huzurun tarifini yapmaya çalıştım. Beceremedim!...
Çok kolay gibi görünse de; iş tarif etmeye gelince, huzurum kaçtı dersem yeridir!..
Kimsenin kimseden çekinmediği; çekinenin sığınabileceği güçler üstü bir gücün var olduğu ortam mıdır huzur?...
Yoksa herkesin üzerine düşeni en iyi şekilde yaptığı, yaptığı işin bedelini, en iyi şekilde aldığı yerde midir?
Yoksa huzur, kimsenin kimseyle ilgilenmediği; tokun açtan,sağlıklının hastadan, zenginin yoksuldan, kuvvetlinin zayıftan haberinin olmadığı; gün battımı herkesin evine kapandığı ve kapı üstüne kapıların kilitlendiği yerlerde midir?
Yoksa 54 yıllık hayatımda, bu cennet ülkede bir kez bile yakalayamadığım erişilmez bir hayal midir huzur?...
1970-1980 yılları arasını hatırlıyorum.
Her gün beşer-onar üniversiteli, ana-baba evladı ya ülkücülükten ya da solculuktan dolayı, birbirleri tarafından suçlu görülerek öldürülürdü!...
Ana-babalar yaslı-yaralı; sağcısıyla solcusuyla gençlik öfkeli ve ülke huzursuzdu!...
11 Eylül 1980 akşamına kadar sokak sokak paylaşılmış, mahalle mahalle paylaşılarak kurtarılmış bölgelere ayrılmış ülkede, her gün oluk oluk akan kan, birden bire kesildi!...
12 Eylül 'Koruma-Kollama' ihtilali yapılmıştı.
Ordu, Koruma-Kollama adıyla ülke yönetimine el koydu...
Huzurun geleceğini düşünerek sevindi millet!...
Bu sefer de dengeleme politikasıyla sağcılardan da solculardan da gencecik fidanlar, darağacını boyladılar!...
Yine ana-babaların gözleri yaşlı, gönülleri yaslı, yürekleri öfkeliydi!...
Huzur; yine yoktu!...
Yasaklar ve yasaklılar dönemi başladı.
Gelenler, gidenleri arattı!...
Kan durmuştu.
Mahalle ve sokakların paylaşımı bitmşiti.
Ama millet ürkekti, millet korkuluydu ve huzur, yine yoktu!...
İzinli, icazetli siyaset dönemi başladı.
Dört eğilimin karıştırıldığı, güya barıştırıldığı bir Özal Dönemini hatırlıyorum.
İşçiye, memura, üreticiye, çiftçiye, sanayiciye bol bol Devlet desteklerinin verildiği; eğlence yerlerinde su gibi paraların harcandığı bir dönem hatırlıyorum.
Borç yiyenin kesesinden yediği gerçeğinin 5-6 yıl gibi kısa bir sürede öğrenildiği bir safahat dönemi hatırlıyorum.
Liramızın sağ yanına koyulan sıfırların hızına kimsenin yetişemediği; IMF ve Dünya bankası denilen beynelminel tefecilerin, Devletimize-Milletimize musallat edildiği günleri hatırlıyorum.
5-6 yıl tatlı-tatlı yemenin, acı-acı çıkarılma günlerini hatırlıyorum!
Bu arada yasakların kalktığı, yasaklıların yeniden siyaset sahnesine döndüğü; fanatizmi yaşam şekli olarak bellemiş milletin, fanatik desteğiyle oluşturulan koalisyonlar dönemini; millet vekili transferlerinin çok rağbette olduğu yılları, hatırlıyorum!..
Yine bu dönemde kanın, kırsal bölgelerde ve güneydoğu dağlarımızda akmaya başladığını, hatırlıyorum!..
Dış güçlerin, iç güçlerin, derin güçlerin kıyasıya savaşlarını ve bu savaşlarda, arada ziyan edilen 30.000 ana-baba evladını, beşbinden fazla devlet görevlisi Şehidi hatırlıyorum!...
Huzur; yine Hakk getire!...
Olağanüstü hal Uygulamalarını; korucuları, teröristleri, yargılı-yargısız infazları hatırlıyorum!..
Devlet Yanlısı Kanunsuzlar(!)la, devlet karşıtı kanunsuzların, kanunsuzca çarpışmalarını hatırlıyorum!...
Susurluk kazalarını, aydınlık için bir dakikalık karanlıkları, yok edilen, katledilen pırıl pırıl Türk aydınlarını hatırlıyorum!...
Bir çalma, hortumlama yarışını; çalanın, hortumlayanın yaptığının yanına kar kaldığı; aile fotoğraflarını, papatyaları, prensleri hatırlıyorum!...
Sonra birden bire aile fotoğrafındakilerin, papatyaların, prenslerin mafya silahşörleri vasıtasıyla kıyasıya savaşlarını hatırlıyorum!...
Yüce Divan'da yargılanan bakanları, Başbakanı hatırlıyorum!..
Hep kısa süreli sevinçlerimizin kursağımızda kaldığını; huzur denen tarifsiz ama güzel olgunun,getirilmeye niyetlenenlerce yasaklanarak huzursuz edildiğimizi hatırlıyorum!...
Bütün kızgınların, bütün küskünlerin bir araya gelerek partilerin tamamını, sandığa gömdüğünü; huzursuzluk sebeplerinin sandıkta huzursuzluğa mahkum edildiklerini hatırlıyorum!...
Son hatırladığım, daha dün!!!...
Bütün yapılanlar, bütün bu hatırladıklarım sadece huzuru yakalamak için ama ne mümkün!!!
Tarif edemediğimiz, tarif edemediğimiz için de tanıyamadığımız Huzur bize, biz huzura yabancıyız!..
Şirazlı Sadi'nin buyurduğu gibi; "İnsan; bir damla kan, bin bir endişe..." tarifinde de huzur yok!...
Galiba bizler; insanlar olarak ve ülke olarak huzura yasaklıyız...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Önce kendimce huzurun tarifini yapmaya çalıştım. Beceremedim!...
Çok kolay gibi görünse de; iş tarif etmeye gelince, huzurum kaçtı dersem yeridir!..
Kimsenin kimseden çekinmediği; çekinenin sığınabileceği güçler üstü bir gücün var olduğu ortam mıdır huzur?...
Yoksa herkesin üzerine düşeni en iyi şekilde yaptığı, yaptığı işin bedelini, en iyi şekilde aldığı yerde midir?
Yoksa huzur, kimsenin kimseyle ilgilenmediği; tokun açtan,sağlıklının hastadan, zenginin yoksuldan, kuvvetlinin zayıftan haberinin olmadığı; gün battımı herkesin evine kapandığı ve kapı üstüne kapıların kilitlendiği yerlerde midir?
Yoksa 54 yıllık hayatımda, bu cennet ülkede bir kez bile yakalayamadığım erişilmez bir hayal midir huzur?...
1970-1980 yılları arasını hatırlıyorum.
Her gün beşer-onar üniversiteli, ana-baba evladı ya ülkücülükten ya da solculuktan dolayı, birbirleri tarafından suçlu görülerek öldürülürdü!...
Ana-babalar yaslı-yaralı; sağcısıyla solcusuyla gençlik öfkeli ve ülke huzursuzdu!...
11 Eylül 1980 akşamına kadar sokak sokak paylaşılmış, mahalle mahalle paylaşılarak kurtarılmış bölgelere ayrılmış ülkede, her gün oluk oluk akan kan, birden bire kesildi!...
12 Eylül 'Koruma-Kollama' ihtilali yapılmıştı.
Ordu, Koruma-Kollama adıyla ülke yönetimine el koydu...
Huzurun geleceğini düşünerek sevindi millet!...
Bu sefer de dengeleme politikasıyla sağcılardan da solculardan da gencecik fidanlar, darağacını boyladılar!...
Yine ana-babaların gözleri yaşlı, gönülleri yaslı, yürekleri öfkeliydi!...
Huzur; yine yoktu!...
Yasaklar ve yasaklılar dönemi başladı.
Gelenler, gidenleri arattı!...
Kan durmuştu.
Mahalle ve sokakların paylaşımı bitmşiti.
Ama millet ürkekti, millet korkuluydu ve huzur, yine yoktu!...
İzinli, icazetli siyaset dönemi başladı.
Dört eğilimin karıştırıldığı, güya barıştırıldığı bir Özal Dönemini hatırlıyorum.
İşçiye, memura, üreticiye, çiftçiye, sanayiciye bol bol Devlet desteklerinin verildiği; eğlence yerlerinde su gibi paraların harcandığı bir dönem hatırlıyorum.
Borç yiyenin kesesinden yediği gerçeğinin 5-6 yıl gibi kısa bir sürede öğrenildiği bir safahat dönemi hatırlıyorum.
Liramızın sağ yanına koyulan sıfırların hızına kimsenin yetişemediği; IMF ve Dünya bankası denilen beynelminel tefecilerin, Devletimize-Milletimize musallat edildiği günleri hatırlıyorum.
5-6 yıl tatlı-tatlı yemenin, acı-acı çıkarılma günlerini hatırlıyorum!
Bu arada yasakların kalktığı, yasaklıların yeniden siyaset sahnesine döndüğü; fanatizmi yaşam şekli olarak bellemiş milletin, fanatik desteğiyle oluşturulan koalisyonlar dönemini; millet vekili transferlerinin çok rağbette olduğu yılları, hatırlıyorum!..
Yine bu dönemde kanın, kırsal bölgelerde ve güneydoğu dağlarımızda akmaya başladığını, hatırlıyorum!..
Dış güçlerin, iç güçlerin, derin güçlerin kıyasıya savaşlarını ve bu savaşlarda, arada ziyan edilen 30.000 ana-baba evladını, beşbinden fazla devlet görevlisi Şehidi hatırlıyorum!...
Huzur; yine Hakk getire!...
Olağanüstü hal Uygulamalarını; korucuları, teröristleri, yargılı-yargısız infazları hatırlıyorum!..
Devlet Yanlısı Kanunsuzlar(!)la, devlet karşıtı kanunsuzların, kanunsuzca çarpışmalarını hatırlıyorum!...
Susurluk kazalarını, aydınlık için bir dakikalık karanlıkları, yok edilen, katledilen pırıl pırıl Türk aydınlarını hatırlıyorum!...
Bir çalma, hortumlama yarışını; çalanın, hortumlayanın yaptığının yanına kar kaldığı; aile fotoğraflarını, papatyaları, prensleri hatırlıyorum!...
Sonra birden bire aile fotoğrafındakilerin, papatyaların, prenslerin mafya silahşörleri vasıtasıyla kıyasıya savaşlarını hatırlıyorum!...
Yüce Divan'da yargılanan bakanları, Başbakanı hatırlıyorum!..
Hep kısa süreli sevinçlerimizin kursağımızda kaldığını; huzur denen tarifsiz ama güzel olgunun,getirilmeye niyetlenenlerce yasaklanarak huzursuz edildiğimizi hatırlıyorum!...
Bütün kızgınların, bütün küskünlerin bir araya gelerek partilerin tamamını, sandığa gömdüğünü; huzursuzluk sebeplerinin sandıkta huzursuzluğa mahkum edildiklerini hatırlıyorum!...
Son hatırladığım, daha dün!!!...
Bütün yapılanlar, bütün bu hatırladıklarım sadece huzuru yakalamak için ama ne mümkün!!!
Tarif edemediğimiz, tarif edemediğimiz için de tanıyamadığımız Huzur bize, biz huzura yabancıyız!..
Şirazlı Sadi'nin buyurduğu gibi; "İnsan; bir damla kan, bin bir endişe..." tarifinde de huzur yok!...
Galiba bizler; insanlar olarak ve ülke olarak huzura yasaklıyız...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Pazartesi, Nisan 04, 2005
ÇADIRA KUŞ BAKIŞI...
Deprem çadırında deprem başladı ya; artık herkes bir şeyler söyleyecek!...
Bu olacakları, gününden önce söylediğimiz için bizimki sadece tekrar olacak...
Ve bu yüzden de AKP'deki son istifalara ve olası istifalara biraz da 'kuş bakışı' bakmayı deneyeceğiz...
AKP'den son istifa üzerinde, kısa da olsa durmak isterim; dünkü AKP'li, bu günkü DYP'li Erzurum vekilinin istifa beyannamesini okuyunca adamın fazla sabrettiğini düşünerek sabrından dolayı önce tebrik etmek istiyorum!...
Beni ne istifanın sebebi, ne istifanın şekli şaşırtmadı. Beni istifa eden ve istifa edeni engellemeye çalışanlar şaşırttı!...
Deprem çadırı AKP malum...
Çadırın direği de belli, direği bağlayacak halatlar da hatta halatları tutturan kazıklar bile belli...
Yani; Mücahid Erbakan'ı "değiştim, geliştim" diyerek terk eden, 30 seneden fazla "Milli Görüş"çü olarak bilinen ve sonra birden bire 'Milli Görüş Gömleği'ni soyunan Recep tayyip Erdoğan ve kurmayları biliniyor...
Siyasetin ekip işi olduğunu, kabul edenlerdenim.
Recep Tayyip Erdoğan'da terk ederken bir ekiple yola çıktı...
Uzaktan kumandalı yaygın basının ve dolmakalemlerin pompalamasıyla esen "İnadına tayyip!" rüzgarıyla; bu terk eden ekip, iyice kenetledi.
Bu kenetlenmeyle de kendilerinde keramet vehmetmeğe başladılar!...
Pek haksız da sayılmazlardı!
Hükümet ortağı partiler; seçim meydanlarına 1500-2000 kişiyle zor inerlerken, Recep Tayyip Erdoğan'ı her meydanda en az onbinler karşılıyordu. Adam geğirip "Estağfurullah!" dese ortalık alkıştan yıkılıyordu!..
Bir kez "İnadına Tayyip!" balonu havalandırlmıştı!...
Millet; depremden paniklemiş ve hazır buldukları Deprem çadırını doldurmuştu...
Deprem çadırında her kesimden, her partiden ve her yaştan insan bulmak mümkündü!..
Demirkazıklı Nil'ler de vardı, Mumcu Erkan'lar da...
Kürşat Tüzmenler de vardı, Köksal Toptan'lar da...
Deprem çadırında "İkinci ANAP", "İkinci özal hareketi" başlatılıyordu!...
AKP Deprem Çadırı; bir anda kurucularından başlayarak terk edenlerin, değişenlerin, gelişenlerin toplandığı bir panayır yerine döndü!...
Eski Milli Görüşçüler(!);
Eski ülkücüler(!);
Eski solcular(!);
Eski Doğru Yolcular(!);
Eski ANAP'lılar(!);
Eski hacıcılar, bacıcılar(!); daha ne kadar eskimiş siyasetçi varsa; eski kafalarıyla bir araya gelerek adını hala koyamadıkları "Yeni Bir Hareket (!)" başlattılar!...
Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye Başkanlığı dönemindeki yakın mesai arkadaşlarının haricinde yeni yoktu aslında!...
Bu yeni siyaset kahramanlarının da acilen dokunulmazlık zırhına ihtiyaçları vardı!...
Yargı önünde aklanmadan ak oldular!..
Aklanmamış akların bir araya gelmesiyle de Deprem Çadırında; "Bizimkiler ve diğerleri" diye iki grup oluştu!..
"Bizimkiler", işin zirvesindeydi...Diğerlerinin asla halat kazıklığından başka bir görevleri hatta konuşma hakları bile yoktu!...
Başbakan'la aylardır beklemesine rağmen görüşemeyen vekiller, günlerce beklemesine rağmen görüştürülmeyen gazeteciler vardı!..
"Bizimkiler" tarafından kaale alınmayan ve dışlanan ve tamamı biryerlerden gelmiş olan "Eski yeniler" le gazeteciler, önce homurdanmaya ve söylenmeğe başladılar...
Söylenmelerinden bir sonuç alamayınca da -alışkanlık yaptıkları biçimde- tek tek terk etmeğe başladılar...
Elbette terk edenler, terk edilecekti...
Elbette 'Boşadıkları kadına hafifmeşrep..' diyebilenler, terk eden hiç kimse tarafından beğenilmeyeceklerdi!...
Bir anlık öfkeyle terk etmeyi, kaçmayı işin en kolayı olarak belleyenler; bu kez iki katlı öfkeliydiler!.. Hem ilk ter ettikleri yuvalarından olmuş hem de terk edenlerin başları tarafından yalnızlığa terk edilmişlerdi!...
Deprem Çadırı'nda deprem başlamıştı velhasıl...
Çadır yıkılsa bile sakinleri, çaputların altında kalacaklardı en fazla!...
Bu da ölümcül bir tehlike değildi!.. Deprem çadırı, her bakımdan emniyetli görünüyordu...
Çadırda kalmakla dışarı çıkmak arasında en fazla soğuk-sıcak fark ederdi ama yaz gelmişti nasılsa!...
Ne çadırın direği, ne halatlar ne de kazıklar gelmekte ola tsunamiyi fark edemediler!...
Kazıklar, tsunamiye dayanamayarak yerlerinden fırladılar!...Halatlar gevşedi..
Kurmaylar, çadırın oynadığını fark edemeyince Deprem Çadırı delindi!... Artık çadır, dikiş te tutmaz...
Allah'tan çadırın kurulduğu zemin; fay hattına yakın ama fay hattında değil...
Bu fay hattına uzak arsada, yeni deprem çadırı kurulmasına da imkan yok!...
Çünkü Millet, arsasına sahip çıkarak yeni çadır kurulmasına izin vermemekte kararlı...
Çadırda oluşturulmaya çalışılan mozaik te dağılmaya başladı!...Çünkü mozaik; farklı malzemelerin bir başka yapıştırcı malzemeyle tutturulmasıyla oluşur. Ömrü de yapıştırıcının ömrü kadardır.
Deprem Çadırındaki mozaik ve mozaikçilerin yapıştırıcıları, artık tutmuyor! Ve mozaik, boncuk boncuk dağılıyor!...
Ama mozaiklere zeminlik eden "renkli mermerin farklı renkleri olan" Türk Milleti; Türk'ü ve Kürtü ile, alevisi ve sünnisiyle, ülkücüsü ve devrimcisiyle daha nice mozaiklere zeminlik etmek üzere tarihle yaşıt olarak, tarih gibi ayakta duruyor...
Deprem Çadırındaki deprem; çadırın direği Recep Tayyip Erdoğan'da ki zafer sarhoşluğu yalpalamaları devam ettiği sürece devam eder...
Recep tayyip Erdoğan'daki sarhoş yalpalama ise; ilk gelecek seçim sandığıyla tsunamiye sebeplik eder...
Çünkü doğrudur! "Düğmelere basıldı!"
İşçi, köylü, memur, esnaf, emekli, sivil toplum örgütleri hep birlikte düğmelere bastılar ve ampullerde voltaj düşüklüğündenkaynaklı patlamalar başladı!..Bu ampul patlamaları, devam edecek gibi...
Deprem çadırında hala haddinden fazla ampul var ama; çoğu yanmadığı için çadır KARANLIK!..
Yukardan, Kuş Bakışı bakınca çadırın görüntüsü bu...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH..
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Bu olacakları, gününden önce söylediğimiz için bizimki sadece tekrar olacak...
Ve bu yüzden de AKP'deki son istifalara ve olası istifalara biraz da 'kuş bakışı' bakmayı deneyeceğiz...
AKP'den son istifa üzerinde, kısa da olsa durmak isterim; dünkü AKP'li, bu günkü DYP'li Erzurum vekilinin istifa beyannamesini okuyunca adamın fazla sabrettiğini düşünerek sabrından dolayı önce tebrik etmek istiyorum!...
Beni ne istifanın sebebi, ne istifanın şekli şaşırtmadı. Beni istifa eden ve istifa edeni engellemeye çalışanlar şaşırttı!...
Deprem çadırı AKP malum...
Çadırın direği de belli, direği bağlayacak halatlar da hatta halatları tutturan kazıklar bile belli...
Yani; Mücahid Erbakan'ı "değiştim, geliştim" diyerek terk eden, 30 seneden fazla "Milli Görüş"çü olarak bilinen ve sonra birden bire 'Milli Görüş Gömleği'ni soyunan Recep tayyip Erdoğan ve kurmayları biliniyor...
Siyasetin ekip işi olduğunu, kabul edenlerdenim.
Recep Tayyip Erdoğan'da terk ederken bir ekiple yola çıktı...
Uzaktan kumandalı yaygın basının ve dolmakalemlerin pompalamasıyla esen "İnadına tayyip!" rüzgarıyla; bu terk eden ekip, iyice kenetledi.
Bu kenetlenmeyle de kendilerinde keramet vehmetmeğe başladılar!...
Pek haksız da sayılmazlardı!
Hükümet ortağı partiler; seçim meydanlarına 1500-2000 kişiyle zor inerlerken, Recep Tayyip Erdoğan'ı her meydanda en az onbinler karşılıyordu. Adam geğirip "Estağfurullah!" dese ortalık alkıştan yıkılıyordu!..
Bir kez "İnadına Tayyip!" balonu havalandırlmıştı!...
Millet; depremden paniklemiş ve hazır buldukları Deprem çadırını doldurmuştu...
Deprem çadırında her kesimden, her partiden ve her yaştan insan bulmak mümkündü!..
Demirkazıklı Nil'ler de vardı, Mumcu Erkan'lar da...
Kürşat Tüzmenler de vardı, Köksal Toptan'lar da...
Deprem çadırında "İkinci ANAP", "İkinci özal hareketi" başlatılıyordu!...
AKP Deprem Çadırı; bir anda kurucularından başlayarak terk edenlerin, değişenlerin, gelişenlerin toplandığı bir panayır yerine döndü!...
Eski Milli Görüşçüler(!);
Eski ülkücüler(!);
Eski solcular(!);
Eski Doğru Yolcular(!);
Eski ANAP'lılar(!);
Eski hacıcılar, bacıcılar(!); daha ne kadar eskimiş siyasetçi varsa; eski kafalarıyla bir araya gelerek adını hala koyamadıkları "Yeni Bir Hareket (!)" başlattılar!...
Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye Başkanlığı dönemindeki yakın mesai arkadaşlarının haricinde yeni yoktu aslında!...
Bu yeni siyaset kahramanlarının da acilen dokunulmazlık zırhına ihtiyaçları vardı!...
Yargı önünde aklanmadan ak oldular!..
Aklanmamış akların bir araya gelmesiyle de Deprem Çadırında; "Bizimkiler ve diğerleri" diye iki grup oluştu!..
"Bizimkiler", işin zirvesindeydi...Diğerlerinin asla halat kazıklığından başka bir görevleri hatta konuşma hakları bile yoktu!...
Başbakan'la aylardır beklemesine rağmen görüşemeyen vekiller, günlerce beklemesine rağmen görüştürülmeyen gazeteciler vardı!..
"Bizimkiler" tarafından kaale alınmayan ve dışlanan ve tamamı biryerlerden gelmiş olan "Eski yeniler" le gazeteciler, önce homurdanmaya ve söylenmeğe başladılar...
Söylenmelerinden bir sonuç alamayınca da -alışkanlık yaptıkları biçimde- tek tek terk etmeğe başladılar...
Elbette terk edenler, terk edilecekti...
Elbette 'Boşadıkları kadına hafifmeşrep..' diyebilenler, terk eden hiç kimse tarafından beğenilmeyeceklerdi!...
Bir anlık öfkeyle terk etmeyi, kaçmayı işin en kolayı olarak belleyenler; bu kez iki katlı öfkeliydiler!.. Hem ilk ter ettikleri yuvalarından olmuş hem de terk edenlerin başları tarafından yalnızlığa terk edilmişlerdi!...
Deprem Çadırı'nda deprem başlamıştı velhasıl...
Çadır yıkılsa bile sakinleri, çaputların altında kalacaklardı en fazla!...
Bu da ölümcül bir tehlike değildi!.. Deprem çadırı, her bakımdan emniyetli görünüyordu...
Çadırda kalmakla dışarı çıkmak arasında en fazla soğuk-sıcak fark ederdi ama yaz gelmişti nasılsa!...
Ne çadırın direği, ne halatlar ne de kazıklar gelmekte ola tsunamiyi fark edemediler!...
Kazıklar, tsunamiye dayanamayarak yerlerinden fırladılar!...Halatlar gevşedi..
Kurmaylar, çadırın oynadığını fark edemeyince Deprem Çadırı delindi!... Artık çadır, dikiş te tutmaz...
Allah'tan çadırın kurulduğu zemin; fay hattına yakın ama fay hattında değil...
Bu fay hattına uzak arsada, yeni deprem çadırı kurulmasına da imkan yok!...
Çünkü Millet, arsasına sahip çıkarak yeni çadır kurulmasına izin vermemekte kararlı...
Çadırda oluşturulmaya çalışılan mozaik te dağılmaya başladı!...Çünkü mozaik; farklı malzemelerin bir başka yapıştırcı malzemeyle tutturulmasıyla oluşur. Ömrü de yapıştırıcının ömrü kadardır.
Deprem Çadırındaki mozaik ve mozaikçilerin yapıştırıcıları, artık tutmuyor! Ve mozaik, boncuk boncuk dağılıyor!...
Ama mozaiklere zeminlik eden "renkli mermerin farklı renkleri olan" Türk Milleti; Türk'ü ve Kürtü ile, alevisi ve sünnisiyle, ülkücüsü ve devrimcisiyle daha nice mozaiklere zeminlik etmek üzere tarihle yaşıt olarak, tarih gibi ayakta duruyor...
Deprem Çadırındaki deprem; çadırın direği Recep Tayyip Erdoğan'da ki zafer sarhoşluğu yalpalamaları devam ettiği sürece devam eder...
Recep tayyip Erdoğan'daki sarhoş yalpalama ise; ilk gelecek seçim sandığıyla tsunamiye sebeplik eder...
Çünkü doğrudur! "Düğmelere basıldı!"
İşçi, köylü, memur, esnaf, emekli, sivil toplum örgütleri hep birlikte düğmelere bastılar ve ampullerde voltaj düşüklüğündenkaynaklı patlamalar başladı!..Bu ampul patlamaları, devam edecek gibi...
Deprem çadırında hala haddinden fazla ampul var ama; çoğu yanmadığı için çadır KARANLIK!..
Yukardan, Kuş Bakışı bakınca çadırın görüntüsü bu...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH..
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Pazar, Nisan 03, 2005
BAŞBUĞUM'A...
Yine 4 Nisan geldi!...
Yıllar öncesinden; "Bir erkeğin erkekliği, babasının ölümünden sonra başlar." diye okuduğum bir cümle kalmış aklımda...Nereden okudum, ne zaman okudum hatırlayamıyorum ama; cümle, olduğu gibi aklımda...
Babam Rahmetli'nin ölümüyle, sözün ne kadar gerçek olduğunu yaşayarak öğrenmiştim...
Babam; ailevi bir kayıptı. Zor olmasına rağmen bu ölümü, kabullendik!...
Ama kabullenemediğimiz, alışamadığımız bir ölüm daha var!...
4 Nisan geldi!..
8 yıl öncesi gibi karlı, tipili...
Ölümünün sekizinci yılında hala Başbuğsuzluğa alışamayan Ülkücüler; bir daha ağlayacak, bir daha canlarının her zerresi acıyarak özleyecekler...
Yitik, her zaman zordur..
Yitiğin değeriyle düz orantılı olarak verdiği acı da büyür, taşınmazlaşır...
8 yıldır Türk Dünyasının Son Başbuğu yok!...
" Semerkantlar Kerkükler
Yaslı yaralı Türkler
Artık Alparslan kükrer
Selam sana Başbuğum..." diye marşlar söyleyerek, varlığıyla huzur duyduğumuz otuz küsur yıllar, daha dün gibi...
" Sende bütün umutlar
Göğe yükselsin tuğun
Haykırıyor Bozkurtlar
Selam sana Başbuğum..." diye umutlaştırdığımız; Mecliste olması veya olmaması hiç bir önem taşımadan, varlığıyla cesaretlendiğimiz yıllar ise, sanki bir kaç saat öncesi...
Meselenin boyutu ne olursa olsun, memlekete hangi sıkıntı musallat edilmeğe çalışılırsa çalışılsın, çok ta önemli değildi!...
İster Mecliste, ister parti genel merkezinde, ister evinde, ister cezaevinde olsun; Başbuğ'un hissedilen varlığıyla meseleler hafiflerdi...
İşaret verecek, komut verecek merci; nerede olursa olsun vardı ve komut verirdi...
Alınan komutlar,eksiksiz uygulanır ve mesele mutlaka çözülürdü...
Çünkü vardı ve Başbuğdu...
Başbuğdu, genel başkandı, reisti, diplomattı, siyaset deviydi, herşeyden önemlisi itirazsız liderdi...
Bazan devlet adına konuşur, bazan konuşması gereken devleti konuştururdu...
Başbuğu sevmeyenler; sağlığında onu suçlayabilecek her şeyi söylediler!...
Milletin; -partili,partisiz- O'na olan inancını, güvenini sarsmak için ne lazımsa yaptılar!..
Ama O, başbuğca bütün bunları göyüsler ve de aşardı!...
Ölümüne ; ülkücülerden daha fazla, hasımları şaşırdı!...
Devlet adına, millet adına, mukaddesler adına; yapılan her saldırıyı karşılayacak ve karşı atağa hemen geçecek Alparslan Türkeş, artık yoktu!...
Yasalar, devlete saldırıyı cezalandırıyordu ama; devlet adına saldırılan Alparslan Türkeş'i koruyan yasa yoktu!...
Yasalar; bayrağı,cumhuriyeti, Atatürk'ü koruyordu ama bu değerlerin siyaseten nerdeyse tek koruyucusu Başbuğ'u koruyacak yasa yoktu!...
Türk'e, Atatürk'e, Cumhuriyet,vatana, millete, bayrağa, bölünmez bütünlüğe yapılan her saldırının karşısında hemen tavrını alır; "Çizmeyi aşıyorsun!..." " Ne mozaiği ulan!" diye kükrer ve saldırıları püskürtürdü...
8 yıldır bu muhteşem devlet-millet kalkanı, yok!...
8 yıldır devlet, balanssız!...
8 yıldır millet, kalkansız!...
8 yıldır Türk Dünyası, şemsiyesiz!...
Ve 8 yıldır Ülkücüler, başsız-Başbuğsuz!...
8 yıldır hazmedilemeyen, 8 yıldır alışılamayan ve asla yeri doldurulamayacak olan bir kaybımız var!...
Ülkücüler; Başbuğu, babalarından fazla dinlerdi!
Ülkücüler; Başbuğu, yasalardan fazla sayardı!
Ülkücüler; Başbuğlarını, kendi çocuklarından kat-kat fazla severlerdi ve sadece severlerdi!..
Bu yüzden 4 Nisan 1997; bir kabus oldu ülkücülerin başına!..
Bu yüzden 4 Nisan; asla bahardan sayılmayacak!..
Bu yüzden 4 Nisan; tarih boyu yeşeremeyecek!..
4 Nisan'a da alışmak kolay da; peşinden Başbuğsuz 5 Nisanlar gelmese!..
Herkes, herşeyi kendine göre yorumlar.
Ben de kendimden yorumlayarak bilirim; Başbuğsuz ülkücülüğüm, milliyetçiliğim, devletçiliğim devam ediyor ama eksik!...
Ülkücünün bu eksiğini anlayarak ve tamamlamak maksadıyla yola çıkan -kim olursa olsun- yalnız bırakılmaz!...
Ülkü Ocağımız; var hamdolsun...
Üç hilalli parti bayrağımız, gönderde şükürler olsun..
Genel başkanım da var, teşkilatlarım da...
Ama Başbuğum yok başsızım, Başbuğum yok amaçsızım!...
TBMM'ne girmektense, Türk Milleti'nin gönlündeki yerimizi özledim...
Sokaktaydım, firardaydım,sürgündeydim, hücredeydim ama Milletimin gönlündeydim...
Şimdi yersizim, yurtsuzum, SEVGİSİZİM!...
Başbuğsuz ülkücüyüm ama ÖKSÜZÜM!...
Başbuğum, seni seviyorum...
Başbuğum seni tarifsiz özlüyorum...
Başbuğum, bu 4 Nisan'da da sana bir daha höykürerek ağlıyorum....
Nur içinde yat Başbuğum.
Seni sevdiğimizi bildiğini biliyorum ve sadece bu bilmeyle birazcık teselli oluyorum...
Açtığın yolda, başlattığın seferde milyonlar var ama; hala acımızın sersemliğinden kurtulamıyoruz başbuğum...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Yıllar öncesinden; "Bir erkeğin erkekliği, babasının ölümünden sonra başlar." diye okuduğum bir cümle kalmış aklımda...Nereden okudum, ne zaman okudum hatırlayamıyorum ama; cümle, olduğu gibi aklımda...
Babam Rahmetli'nin ölümüyle, sözün ne kadar gerçek olduğunu yaşayarak öğrenmiştim...
Babam; ailevi bir kayıptı. Zor olmasına rağmen bu ölümü, kabullendik!...
Ama kabullenemediğimiz, alışamadığımız bir ölüm daha var!...
4 Nisan geldi!..
8 yıl öncesi gibi karlı, tipili...
Ölümünün sekizinci yılında hala Başbuğsuzluğa alışamayan Ülkücüler; bir daha ağlayacak, bir daha canlarının her zerresi acıyarak özleyecekler...
Yitik, her zaman zordur..
Yitiğin değeriyle düz orantılı olarak verdiği acı da büyür, taşınmazlaşır...
8 yıldır Türk Dünyasının Son Başbuğu yok!...
" Semerkantlar Kerkükler
Yaslı yaralı Türkler
Artık Alparslan kükrer
Selam sana Başbuğum..." diye marşlar söyleyerek, varlığıyla huzur duyduğumuz otuz küsur yıllar, daha dün gibi...
" Sende bütün umutlar
Göğe yükselsin tuğun
Haykırıyor Bozkurtlar
Selam sana Başbuğum..." diye umutlaştırdığımız; Mecliste olması veya olmaması hiç bir önem taşımadan, varlığıyla cesaretlendiğimiz yıllar ise, sanki bir kaç saat öncesi...
Meselenin boyutu ne olursa olsun, memlekete hangi sıkıntı musallat edilmeğe çalışılırsa çalışılsın, çok ta önemli değildi!...
İster Mecliste, ister parti genel merkezinde, ister evinde, ister cezaevinde olsun; Başbuğ'un hissedilen varlığıyla meseleler hafiflerdi...
İşaret verecek, komut verecek merci; nerede olursa olsun vardı ve komut verirdi...
Alınan komutlar,eksiksiz uygulanır ve mesele mutlaka çözülürdü...
Çünkü vardı ve Başbuğdu...
Başbuğdu, genel başkandı, reisti, diplomattı, siyaset deviydi, herşeyden önemlisi itirazsız liderdi...
Bazan devlet adına konuşur, bazan konuşması gereken devleti konuştururdu...
Başbuğu sevmeyenler; sağlığında onu suçlayabilecek her şeyi söylediler!...
Milletin; -partili,partisiz- O'na olan inancını, güvenini sarsmak için ne lazımsa yaptılar!..
Ama O, başbuğca bütün bunları göyüsler ve de aşardı!...
Ölümüne ; ülkücülerden daha fazla, hasımları şaşırdı!...
Devlet adına, millet adına, mukaddesler adına; yapılan her saldırıyı karşılayacak ve karşı atağa hemen geçecek Alparslan Türkeş, artık yoktu!...
Yasalar, devlete saldırıyı cezalandırıyordu ama; devlet adına saldırılan Alparslan Türkeş'i koruyan yasa yoktu!...
Yasalar; bayrağı,cumhuriyeti, Atatürk'ü koruyordu ama bu değerlerin siyaseten nerdeyse tek koruyucusu Başbuğ'u koruyacak yasa yoktu!...
Türk'e, Atatürk'e, Cumhuriyet,vatana, millete, bayrağa, bölünmez bütünlüğe yapılan her saldırının karşısında hemen tavrını alır; "Çizmeyi aşıyorsun!..." " Ne mozaiği ulan!" diye kükrer ve saldırıları püskürtürdü...
8 yıldır bu muhteşem devlet-millet kalkanı, yok!...
8 yıldır devlet, balanssız!...
8 yıldır millet, kalkansız!...
8 yıldır Türk Dünyası, şemsiyesiz!...
Ve 8 yıldır Ülkücüler, başsız-Başbuğsuz!...
8 yıldır hazmedilemeyen, 8 yıldır alışılamayan ve asla yeri doldurulamayacak olan bir kaybımız var!...
Ülkücüler; Başbuğu, babalarından fazla dinlerdi!
Ülkücüler; Başbuğu, yasalardan fazla sayardı!
Ülkücüler; Başbuğlarını, kendi çocuklarından kat-kat fazla severlerdi ve sadece severlerdi!..
Bu yüzden 4 Nisan 1997; bir kabus oldu ülkücülerin başına!..
Bu yüzden 4 Nisan; asla bahardan sayılmayacak!..
Bu yüzden 4 Nisan; tarih boyu yeşeremeyecek!..
4 Nisan'a da alışmak kolay da; peşinden Başbuğsuz 5 Nisanlar gelmese!..
Herkes, herşeyi kendine göre yorumlar.
Ben de kendimden yorumlayarak bilirim; Başbuğsuz ülkücülüğüm, milliyetçiliğim, devletçiliğim devam ediyor ama eksik!...
Ülkücünün bu eksiğini anlayarak ve tamamlamak maksadıyla yola çıkan -kim olursa olsun- yalnız bırakılmaz!...
Ülkü Ocağımız; var hamdolsun...
Üç hilalli parti bayrağımız, gönderde şükürler olsun..
Genel başkanım da var, teşkilatlarım da...
Ama Başbuğum yok başsızım, Başbuğum yok amaçsızım!...
TBMM'ne girmektense, Türk Milleti'nin gönlündeki yerimizi özledim...
Sokaktaydım, firardaydım,sürgündeydim, hücredeydim ama Milletimin gönlündeydim...
Şimdi yersizim, yurtsuzum, SEVGİSİZİM!...
Başbuğsuz ülkücüyüm ama ÖKSÜZÜM!...
Başbuğum, seni seviyorum...
Başbuğum seni tarifsiz özlüyorum...
Başbuğum, bu 4 Nisan'da da sana bir daha höykürerek ağlıyorum....
Nur içinde yat Başbuğum.
Seni sevdiğimizi bildiğini biliyorum ve sadece bu bilmeyle birazcık teselli oluyorum...
Açtığın yolda, başlattığın seferde milyonlar var ama; hala acımızın sersemliğinden kurtulamıyoruz başbuğum...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Perşembe, Mart 31, 2005
DEPREM ÇADIRINDA, DEPREM!
AKP, daha kuruluş aşamasında iken kaymaya başlamıştı.
AKP'nin kuruluş günlerini ve o günlerin kurucularının gizli-saklı çabalarını hatırlıyorum..
AKP Erzurum kurucu İl Başkanı İbrahim Özdoğan'la - o günlerdeki- gazete binasında ve kendi ofisimdeki yaptığımız sohpetleri, hatırlıyorum...
Sonra alınan 3 Kasım erken seçimlerini ve AKP'nin aday listesinin hazırlanışını hatırlıyorum...
O günlerde Erzurumda siyaset ve AKP ile ilgilenen her kesin elinde ayrı bir AKP aday adayı listesi vardı. Ama Erzurumda hiç kimse; aday yapılan yedi kişinin adlarının olduğu listeyi, tahmin bile edememişti!...
Teşkilat, temayül yoklamaları yapılmış ama o yoklamalarda yer alanlar; Recep Tayyip Erdoğan'ın listesinde yer alamamıştı.
İl teşkilatının belirlediği aday listesiyle, Recep Tayyip Erdoğan'ın listesinin hiç bir benzerliği yoktu...
Ama bir kasırgaya dönüştürülen "İnadına Tayyip" rüzgarının uğultusu arasında bu itirazlar, bu baş kaldırılar, kaybolup gitti...
Daha o günlerde AKP genel merkezinde "bizimkiler ve onlar" ayrımı yapılmaya başlamıştı. Gariptir o günlerde İbrahim Özdoğan "bizimkiler" kategorisinde görülenlerdendi..
AKP'ye 'deprem çadırı' benzetmemi, o günlerde yapmıştım. Bu çadırın uzun ömürlü olamayacağı, daha o günlerden belliydi.
Ama çadır yıkıldığında başa düşecek olan malzemenin çaput olacağını bilmelerinden olsa gerek, deprem çadırı sakinlerinin bir korkuları yoktu!..
İbrahim özdoğanla bu minvaldeki sohbetlerimizi de hatırlıyorum..
Seçim sonuçlandı. Erzurum'da AKP, tulum çıkardı. Seçim kazandığına en zor inananın ise İbrahim Özdoğan olduğu söyleniyordu...
O günlerden bu güne 2,5 yıl geçti.Söylerken zor olmasına rağmen bu 2,5 yıl çok çabuk geçti...
İbrahim Özdoğan'ın istifasını TV'lerden izlerken şaşırdım. Ama beni şaşırtan ne istifa, ne de istifanın nedeniydi!.. Beni istifa edenin kimliği ve istifasını engellemeye çalışan vekiller şaşırtmıştı!...
Ben istifa edecekler olarak başkalarını bekliyordum...Daha önce SP'den de millet vekilliği yapmış olan birisi olsaydı veya Devlet Eski bakanlarından Lütfü Esengün'ün yakın mesai arkadaşlarından olan vekil istifa etseydi, şaşırmayacaktım. Ve onların istifa nedenlerini belirtmelerine de gerek kalmazdı!..
Hafızalarımızı zorlarsak İbrahim Özdoğan'ın; il başkanlığı döneminden de, 2,5 yıllık vekilliği döneminden de hatırlanacak en belirgin özelliği, suskunluğu olacaktır.
Demekki yumuşak atın tepmesi pek oluyormuş!
İbrahim Özdoğan; yalansızlığı,dürüstlüğü, siyaseti kişisel çıkarlarına araç edememesi yüzünden; fırtına öncesinin sessizliğini yaşıyormuş...
İstifa kararını açıklamaya giderken gösterdiği kararlılığını, şahsen alkışlıyorum...
Özdoğan, doğru zamanda doğru bir tavırla istifa etmiştir.
Hayırlı olsun...
Ve artık Özdoğan'ı Vekilim olarak görüyor ve kendine yapacağı muhalefette başarılar diliyorum...
Artık yorum; "İnadına Tayyip" diyerek bütün partileri silip atan Erzurum ve ülke seçmenlerinin olmalıdır...
İbrahim Özdoğan'ın 'Basın Toplantısı Metni'nden seçtiğim bazı cümlelerini; hiç bir yorum katmadan aynen sizlere aktarıyorum...
Sadece böyle cesur yüreklere gereken desteği vermek lazım diye bir fikir beyan edeceğim...
Daha sonra mesela yarın; deprem çadırı AKP'deki depremi, yorumlamaya çalışırız.
Milletin; depremden korkarak, tepki olsun diye sığındığı çadırda deprem olunca akılları karıştı!..
Akılları karıştıran bu olayları, doğru yorumlamak ve ikinci bir deprem çadırına girilmesini engellemek lazım diye düşünüyorum...
İşte Özdoğan'ın basın bildirisinden seçtiğim cümleleri:
"AK Partinin Erzurum kurucu il başkanı olarak il teşkilatındaki çalışmalarımız neticesinde Erzurum AK Partiyi 3 kasım 2002 seçimlerinde en çok oy alan ikinci il yaptım."
" AK Parti bir kaç kişinin elinde ve kimseye güvenmeyen bir şüphecilikle yönetilen bir parti durumundadır."
"Siyaset-bürokrasi ve iş adamı üçgeni oluşsun diye mi seçti beni Erzurumlu?
Genel merkezin derdi ise, kendine yakın bir iki isimle durumu idare etmeye çalışmak."
"Ülkeyi bir avuç insanla ve haftanın beş günü yurt dışında gezerek yönetebileceğini sanan bir hükümetle karşı karşıyayız."
"6 ila 18 yaş arasısında aklaşık 15 milyon eğitim çağında çocuğu lan bu ülkede Milli Eğitim bakanının adını basında, en çok usulsüz ihaleler konusunda duymak nasip oldu bizlere.Hal böyleyken, kamu ihale kurumunun, Kasım 2004'te Başbakanlığa Milli Eğitim Bakanının ihalelerinde tesbit edilen usulsüzlükler hakkında yollamış olduğu yazıyla ilgili bir neticelendirme bile henüz yapılmamıştır.
Bu nasıl bir ülke yönetmektirki, hakkında usulsüz ihale iddiaları olan bir bakanla ilgili 4 aydır bir netlik sağlanamamıştır.
'Benim olanın yaptığı usulsüzlük,usulsüzlük değildir.'mi demektir bu?"
"Kıbrıs konusunda verilecek tavizlerin ne olduğu, kapalı kapılar ardında neler konuşulduğu bize ayan değildir."
"Irak'taki gelişmeler konusunda hükümet sefilleri oynamaktadır."
"Başbakan sorunların kaynağı olarak birileri düğmeye bastı demektedir.Mesele ise Başbakanın sorunları çözecek düğmelere basamamasında yatmaktadır.Düğmeye basan Büyük Türk Milleti'dir. halk kitlelelridir.Esnaftır,köylüdür,işçidir,memurdur,emeklidir ve işsiz aç insanlardır."
Seçtiğim cümlelerin tamamının bilhassa son cümlenin altına gözü kapalı imzamı atarım...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
AKP'nin kuruluş günlerini ve o günlerin kurucularının gizli-saklı çabalarını hatırlıyorum..
AKP Erzurum kurucu İl Başkanı İbrahim Özdoğan'la - o günlerdeki- gazete binasında ve kendi ofisimdeki yaptığımız sohpetleri, hatırlıyorum...
Sonra alınan 3 Kasım erken seçimlerini ve AKP'nin aday listesinin hazırlanışını hatırlıyorum...
O günlerde Erzurumda siyaset ve AKP ile ilgilenen her kesin elinde ayrı bir AKP aday adayı listesi vardı. Ama Erzurumda hiç kimse; aday yapılan yedi kişinin adlarının olduğu listeyi, tahmin bile edememişti!...
Teşkilat, temayül yoklamaları yapılmış ama o yoklamalarda yer alanlar; Recep Tayyip Erdoğan'ın listesinde yer alamamıştı.
İl teşkilatının belirlediği aday listesiyle, Recep Tayyip Erdoğan'ın listesinin hiç bir benzerliği yoktu...
Ama bir kasırgaya dönüştürülen "İnadına Tayyip" rüzgarının uğultusu arasında bu itirazlar, bu baş kaldırılar, kaybolup gitti...
Daha o günlerde AKP genel merkezinde "bizimkiler ve onlar" ayrımı yapılmaya başlamıştı. Gariptir o günlerde İbrahim Özdoğan "bizimkiler" kategorisinde görülenlerdendi..
AKP'ye 'deprem çadırı' benzetmemi, o günlerde yapmıştım. Bu çadırın uzun ömürlü olamayacağı, daha o günlerden belliydi.
Ama çadır yıkıldığında başa düşecek olan malzemenin çaput olacağını bilmelerinden olsa gerek, deprem çadırı sakinlerinin bir korkuları yoktu!..
İbrahim özdoğanla bu minvaldeki sohbetlerimizi de hatırlıyorum..
Seçim sonuçlandı. Erzurum'da AKP, tulum çıkardı. Seçim kazandığına en zor inananın ise İbrahim Özdoğan olduğu söyleniyordu...
O günlerden bu güne 2,5 yıl geçti.Söylerken zor olmasına rağmen bu 2,5 yıl çok çabuk geçti...
İbrahim Özdoğan'ın istifasını TV'lerden izlerken şaşırdım. Ama beni şaşırtan ne istifa, ne de istifanın nedeniydi!.. Beni istifa edenin kimliği ve istifasını engellemeye çalışan vekiller şaşırtmıştı!...
Ben istifa edecekler olarak başkalarını bekliyordum...Daha önce SP'den de millet vekilliği yapmış olan birisi olsaydı veya Devlet Eski bakanlarından Lütfü Esengün'ün yakın mesai arkadaşlarından olan vekil istifa etseydi, şaşırmayacaktım. Ve onların istifa nedenlerini belirtmelerine de gerek kalmazdı!..
Hafızalarımızı zorlarsak İbrahim Özdoğan'ın; il başkanlığı döneminden de, 2,5 yıllık vekilliği döneminden de hatırlanacak en belirgin özelliği, suskunluğu olacaktır.
Demekki yumuşak atın tepmesi pek oluyormuş!
İbrahim Özdoğan; yalansızlığı,dürüstlüğü, siyaseti kişisel çıkarlarına araç edememesi yüzünden; fırtına öncesinin sessizliğini yaşıyormuş...
İstifa kararını açıklamaya giderken gösterdiği kararlılığını, şahsen alkışlıyorum...
Özdoğan, doğru zamanda doğru bir tavırla istifa etmiştir.
Hayırlı olsun...
Ve artık Özdoğan'ı Vekilim olarak görüyor ve kendine yapacağı muhalefette başarılar diliyorum...
Artık yorum; "İnadına Tayyip" diyerek bütün partileri silip atan Erzurum ve ülke seçmenlerinin olmalıdır...
İbrahim Özdoğan'ın 'Basın Toplantısı Metni'nden seçtiğim bazı cümlelerini; hiç bir yorum katmadan aynen sizlere aktarıyorum...
Sadece böyle cesur yüreklere gereken desteği vermek lazım diye bir fikir beyan edeceğim...
Daha sonra mesela yarın; deprem çadırı AKP'deki depremi, yorumlamaya çalışırız.
Milletin; depremden korkarak, tepki olsun diye sığındığı çadırda deprem olunca akılları karıştı!..
Akılları karıştıran bu olayları, doğru yorumlamak ve ikinci bir deprem çadırına girilmesini engellemek lazım diye düşünüyorum...
İşte Özdoğan'ın basın bildirisinden seçtiğim cümleleri:
"AK Partinin Erzurum kurucu il başkanı olarak il teşkilatındaki çalışmalarımız neticesinde Erzurum AK Partiyi 3 kasım 2002 seçimlerinde en çok oy alan ikinci il yaptım."
" AK Parti bir kaç kişinin elinde ve kimseye güvenmeyen bir şüphecilikle yönetilen bir parti durumundadır."
"Siyaset-bürokrasi ve iş adamı üçgeni oluşsun diye mi seçti beni Erzurumlu?
Genel merkezin derdi ise, kendine yakın bir iki isimle durumu idare etmeye çalışmak."
"Ülkeyi bir avuç insanla ve haftanın beş günü yurt dışında gezerek yönetebileceğini sanan bir hükümetle karşı karşıyayız."
"6 ila 18 yaş arasısında aklaşık 15 milyon eğitim çağında çocuğu lan bu ülkede Milli Eğitim bakanının adını basında, en çok usulsüz ihaleler konusunda duymak nasip oldu bizlere.Hal böyleyken, kamu ihale kurumunun, Kasım 2004'te Başbakanlığa Milli Eğitim Bakanının ihalelerinde tesbit edilen usulsüzlükler hakkında yollamış olduğu yazıyla ilgili bir neticelendirme bile henüz yapılmamıştır.
Bu nasıl bir ülke yönetmektirki, hakkında usulsüz ihale iddiaları olan bir bakanla ilgili 4 aydır bir netlik sağlanamamıştır.
'Benim olanın yaptığı usulsüzlük,usulsüzlük değildir.'mi demektir bu?"
"Kıbrıs konusunda verilecek tavizlerin ne olduğu, kapalı kapılar ardında neler konuşulduğu bize ayan değildir."
"Irak'taki gelişmeler konusunda hükümet sefilleri oynamaktadır."
"Başbakan sorunların kaynağı olarak birileri düğmeye bastı demektedir.Mesele ise Başbakanın sorunları çözecek düğmelere basamamasında yatmaktadır.Düğmeye basan Büyük Türk Milleti'dir. halk kitlelelridir.Esnaftır,köylüdür,işçidir,memurdur,emeklidir ve işsiz aç insanlardır."
Seçtiğim cümlelerin tamamının bilhassa son cümlenin altına gözü kapalı imzamı atarım...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Salı, Mart 29, 2005
TAHRİK EDİYORUM!...
Adamlar, tahrik oluyorlarmış!..
Yıllarca haraca bağladıkları, 15-16 yaşlarındaki ana sabisi kızları dağa kaldırarak Sayın Başkan'(!)a haremler kurdukları, çoluk-çocuk, yaşlı-kadın hatta bebek demeden 30.000 insanımızı öldürdükleri, Sayın Başkan(!)larının talimatıyla yaptıkları bütün toplantılarında Bayrağımızı yerlere attıkları, yaptığımız köprüleri yaktıkları, yaptığımız hastaneleri yıktıkları, öğretmek için gönderdiğimiz öğretmenlerimizi şehit ettikleri, doktorlarımızı, hemşirelerimizi, güvenlik güçlerimizi, Mehmetçiklerimizi şehit etikleri zaman değil; son bayrak yakma olayından sonra memleketin; doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, sünnisinden alevisine, Türk'ünden Kürt'üne kadar her kesimi tarafından AlBayrakla dalga-dalga süslenmesinden "birileri" tahrik oluyormuş!...
Hadinin oradan şerefsizler!
Hadinin oradan vatansızlar!
Hadinin oradan 'sözde vatandaşlar' !...
Başkaları ne der bilemem ama; 1 Nisan'dan önce siz değerli okuyucularımdan özür dileyerek ilk ve son kez ağzımı bozmak ve bu namertleri tahrik etmek istiyorum!...
Tahrik olanlar kim ulan?!...
İmralıda tatil yapan şerefsiz bebek katili mi?
Şerefsiz bebek katilinin ablalarının elini öpmek için kuyruğa giren Zana ve zağarları mı?!..
Tahrik olsalar ne yaparlar?
İmralı tatil köyünü mü patlatırlar?
Yoksa İmralı sayfiyehanesinden alacakları talimatlarla yeniden dağa mı çıkarlar?
Tahrik olsalar ne yazar?
Cürümleri kadar yer yakamayacaklarını artık onlar da bilirken;
Heyyyyy;uzaktan kumandalı dolmakalemler!..
Kimin tahrik olacağını, tahrik olduklarında ne yapacaklarını hemen ama hemen söyleyin!...
Van'daki yüzbin vatan evladından korktuğunuzu neden yazmazsınız, söylemezsiniz?
Genel Kurmayın 'çok üst perdeden kaleme aldığı' bildirisinden sonra yüzbinlerce Kürt Kardeşimiz'in AlBayrağa sahiplenmesinden ürktüğünüzü neden yazmazsınız?..
Doğruyu, ilk kez yapıyorsunuz!
Bu milletin öfkesinden korkacaksınız!
Bu milletin sabrının taşmasından ürkeceksiniz!
Korkarak, ürkerek süratle aklınızı başınıza toplayacaksınız!
Ya da, ya da tahrik olacaksınız ulan!..
Tahrik olup ne yapabilirseniz onu yapacaksınız ki;
Bu millet sonsuz sabrının taşmasıyla sizi tükürükleriyle itlaf etsin!...
Vay efendim bu işler, provokeymiş!
Vay efendim bu işler, birilerinin tahrikiyle Türk-Kürt çatışması çıkarırmış!..
Defolun oradan!
Van'da, Diyarbakır'da, Batman'da, Muşta yüzbinlerce Bayrağa sahiplenen ve size karşı öfkelerini belirten insanlar; o sizin tahrik olurlar diye birilerini orkutmaya çalıştığınız insanlarımız!...
Ve bizler "Onlar ne kadar Kürt'se o kadar Kürt'üz.."
Ve biliyoruz ki "Biz ne kadar Türk'sek onlar da o kadar Türk'ler.."
Ve yine biliyoruz ki "Ne mozaiği ulan!.." Bizlar ancak ve ancak renkli bir mermerin farklı renkleriyiz.
Farklı renkleriz ama günü geldiğinde hepimiz Al Bayrakça allaşırız, kızıllaşırız...
Ve sizler;
Siz hainler;
Siz satılmışlar;
Siz provokatörler, ancak ve ancak bu kızıllaşmadan, bu allaşmadan sadece korkarsınız...
Ve vallahi doğru yaparsınız!
Ya sesinizi keserek, kuyruğunuzu paçalarınız arasına saklayarak boş boş ürümekten vaz geçersiniz, ya da kuruğunuzu, kulağınızı keserek sizleri finolaştırır sirklerde taklalar attırırız..
Başkan(!)ınıza tahsis ettiğimiz adayı, tamamınızın istirahatgahı ve bizim sirkimiz yaparız!..
Aklınızı başınıza toplayın!
Tahrik olan ve tahrik edilmek istenen Büyük Türk Milleti'dir ve kolay kolay tahrik olmayacağını da siz bizden iyi bilirsiniz!..
Hadi tahrik olun bakalım!
Hadi tahrik olsunlar bakalım!...
Tahrik olsunlar ki bu nifak bir daha dirilmemek üzere gebertilsin...
tercih sizlerin ve sizleri ağız yapanların...
Hodri meydan!...Hadi o hainleri tahrik ediyorum ve üç bayrak daha alarak sokağıma asacağım...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Yıllarca haraca bağladıkları, 15-16 yaşlarındaki ana sabisi kızları dağa kaldırarak Sayın Başkan'(!)a haremler kurdukları, çoluk-çocuk, yaşlı-kadın hatta bebek demeden 30.000 insanımızı öldürdükleri, Sayın Başkan(!)larının talimatıyla yaptıkları bütün toplantılarında Bayrağımızı yerlere attıkları, yaptığımız köprüleri yaktıkları, yaptığımız hastaneleri yıktıkları, öğretmek için gönderdiğimiz öğretmenlerimizi şehit ettikleri, doktorlarımızı, hemşirelerimizi, güvenlik güçlerimizi, Mehmetçiklerimizi şehit etikleri zaman değil; son bayrak yakma olayından sonra memleketin; doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, sünnisinden alevisine, Türk'ünden Kürt'üne kadar her kesimi tarafından AlBayrakla dalga-dalga süslenmesinden "birileri" tahrik oluyormuş!...
Hadinin oradan şerefsizler!
Hadinin oradan vatansızlar!
Hadinin oradan 'sözde vatandaşlar' !...
Başkaları ne der bilemem ama; 1 Nisan'dan önce siz değerli okuyucularımdan özür dileyerek ilk ve son kez ağzımı bozmak ve bu namertleri tahrik etmek istiyorum!...
Tahrik olanlar kim ulan?!...
İmralıda tatil yapan şerefsiz bebek katili mi?
Şerefsiz bebek katilinin ablalarının elini öpmek için kuyruğa giren Zana ve zağarları mı?!..
Tahrik olsalar ne yaparlar?
İmralı tatil köyünü mü patlatırlar?
Yoksa İmralı sayfiyehanesinden alacakları talimatlarla yeniden dağa mı çıkarlar?
Tahrik olsalar ne yazar?
Cürümleri kadar yer yakamayacaklarını artık onlar da bilirken;
Heyyyyy;uzaktan kumandalı dolmakalemler!..
Kimin tahrik olacağını, tahrik olduklarında ne yapacaklarını hemen ama hemen söyleyin!...
Van'daki yüzbin vatan evladından korktuğunuzu neden yazmazsınız, söylemezsiniz?
Genel Kurmayın 'çok üst perdeden kaleme aldığı' bildirisinden sonra yüzbinlerce Kürt Kardeşimiz'in AlBayrağa sahiplenmesinden ürktüğünüzü neden yazmazsınız?..
Doğruyu, ilk kez yapıyorsunuz!
Bu milletin öfkesinden korkacaksınız!
Bu milletin sabrının taşmasından ürkeceksiniz!
Korkarak, ürkerek süratle aklınızı başınıza toplayacaksınız!
Ya da, ya da tahrik olacaksınız ulan!..
Tahrik olup ne yapabilirseniz onu yapacaksınız ki;
Bu millet sonsuz sabrının taşmasıyla sizi tükürükleriyle itlaf etsin!...
Vay efendim bu işler, provokeymiş!
Vay efendim bu işler, birilerinin tahrikiyle Türk-Kürt çatışması çıkarırmış!..
Defolun oradan!
Van'da, Diyarbakır'da, Batman'da, Muşta yüzbinlerce Bayrağa sahiplenen ve size karşı öfkelerini belirten insanlar; o sizin tahrik olurlar diye birilerini orkutmaya çalıştığınız insanlarımız!...
Ve bizler "Onlar ne kadar Kürt'se o kadar Kürt'üz.."
Ve biliyoruz ki "Biz ne kadar Türk'sek onlar da o kadar Türk'ler.."
Ve yine biliyoruz ki "Ne mozaiği ulan!.." Bizlar ancak ve ancak renkli bir mermerin farklı renkleriyiz.
Farklı renkleriz ama günü geldiğinde hepimiz Al Bayrakça allaşırız, kızıllaşırız...
Ve sizler;
Siz hainler;
Siz satılmışlar;
Siz provokatörler, ancak ve ancak bu kızıllaşmadan, bu allaşmadan sadece korkarsınız...
Ve vallahi doğru yaparsınız!
Ya sesinizi keserek, kuyruğunuzu paçalarınız arasına saklayarak boş boş ürümekten vaz geçersiniz, ya da kuruğunuzu, kulağınızı keserek sizleri finolaştırır sirklerde taklalar attırırız..
Başkan(!)ınıza tahsis ettiğimiz adayı, tamamınızın istirahatgahı ve bizim sirkimiz yaparız!..
Aklınızı başınıza toplayın!
Tahrik olan ve tahrik edilmek istenen Büyük Türk Milleti'dir ve kolay kolay tahrik olmayacağını da siz bizden iyi bilirsiniz!..
Hadi tahrik olun bakalım!
Hadi tahrik olsunlar bakalım!...
Tahrik olsunlar ki bu nifak bir daha dirilmemek üzere gebertilsin...
tercih sizlerin ve sizleri ağız yapanların...
Hodri meydan!...Hadi o hainleri tahrik ediyorum ve üç bayrak daha alarak sokağıma asacağım...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Pazar, Mart 27, 2005
İŞTE TÜRK, BU !...
İşte beklenen buydu!
Sonunda bütün Türkiye tek vücut...
"Ne mutlu Türk'üm diyene..." inancındaki Türkler, tek yumruk...
'Sözde vatandaşlar'ın pilot bölge seçtikleri, terörle korkutarak sindirdiklerini zannettikleri vatandaşlarımız, tek yürek...
Erzurum'da 15.000 kişinin iki saatte, eksi otuz derecelerdeki soğuğa rağmen sokaklarını Al Bayraklarla donatmasıyla, Türkiye ayağa kalktı...
Bir kaç kez; "İş Kürt kanaat önderlerine düşer.Hikmet Çetin ve onun gibi siyasetin, ticaretin zirvesine gelmiş elit Kürt vatandaşlarımızın; bölücü hainlere cevap vermeleri gerekir." demiştim...
Türkiye'nin yetiştirdiği, seçkin millet evladı, donanımlı ve kalifiye insan Kamran İnan Beyfendi haricinde kimseden ses çıkmayınca; "Ne mutlu Türk'üm diyene.." diyen yüz binler, Van'da 'sözde vatandaş'lara gereken cevabı, anlayacakları dille verdiler...
Bu vatanın sevdalıları olan bizler; işte bu, bayrağımızı yakanları lanetleyen yüzbinlere "Onlar ne kadar Kürtse biz de o kadar Kürdüz.." diyoruz...
Çünkü biliyoruz ki biz ne kadar Türksek Onlar da o kadar Türktürler...
Bayrağa Saygı adıyla bu başkaldırıyı; 'sözde vatandaşlar'ın ödleri koparak izlediklerini de biliyoruz...
Güneydoğu'da 30.000 Kürt Kardeşimizi, çoluk-çocuk, bebek-ihtiyar demeden katleden Apo köpeğine oradaki Kardeşlerimiz, asla 'Sayın Başkan' demezler!...
Apo alçağının Zana ve zağarları gibi,o alçağın ablalarının elini öpmek için kuyruğa girmezler!...
Bu yüzbinlerce Kürt Kardeşimiz; Apo'yu, Zanasını, zağarlarını lanetlemek için sokakları doldurdular...
Kimler, ne derse desin!
Dolma Kalemler, ne yazarsa yazsın!
Uzaktan kumandalı siyasiler, ne yaparlarsa yapsınlar!
Bizler; "Türkiye Cumhuriyetini kuran vatandaşlar Türk'tür.Ne mutlu Türk'üm diyene..." diyen millet olarak;
"Sağolasınız, varolasınız Genel Kurmayımız.." diye haykırıyoruz...
Şimdi Dilipak ve onun gibi 'Dolma Kalemler'; istedikleri kadar "Bildiri çok üst perdeden yazılmış.Tarihe bakacak ne var?" diye yazabilirler!...
Van'da yüz bin kişi olarak; bayrağa, vatana sahip çıkarak ordusu'nun yaptığı çıkışa destek veren Kürt kardeşlerimiz, bu 'sözde vatandaş'ları tükürükleriyle boğabileceklerinin işaretini verdiler...
Artık HADEP, toplantılarında Al Bayrağımızı taşımak zorunda kalacaktır!.
Bunların korkaklıkları gereği, yapacakları başka bir davranış yoktur!.
Bu korkakların kahraman(!) başkanları da uçakta gözü açılır açılmaz, Türkiyenin emrinde olduğunu ve Atatürkçü olduğunu söylememiş miydi?!...
Milletin bu şahlanışının önünü, ne PKK, ne HADEP ne de AKP kesebilir!...
Sabrı taşmak üzere olan millet; Genel Kurmay'dan aldığı işareti, çok güzel değerlendirmiştir...
Bu olaylar, Genel Kurmay'ın 'üst perdeden' yazılan bildirisiyle kuyruklarını paçaları arasına saklamak zorunda kalan Zana ve zağarlarının da akıllarını başlarına getirmiştir.
Financial Times Gazetesinde Vincent Boland; "Protesto gösterilerinin görüntüleri, 11 Eylül saldırıları ardından ABD'de yaşanan sahneleri anımsatıyor.Türk halkının en saygın kurum olarak gördüğü Ordu, olaya sert tepki gösterirken İnsan hakları Derneği ve Kürt liderlerin, olayın abartılmaması yönündeki çağrıları, milliyetçilik uğultusu arasında kaybolup gitti." diye yazıyor!...
V.Boland, gördüklerini yazıyor!. Ama yorumundaki iki hatasuı dikkatimi çekti:
Birincisi; 11 Eylül'de ABD Devlet başkanı Bush, korkusundan helikopteriyle havada sakalanarak yere inemezken, bizim Devlet Başkanımız, milletiyle aynı tepkiyi veriyordu ve ayakları yerdeydi...
İkincisi ise Boland, 'Kürt liderler' diye bir terim kullanmış. Türkiyede Kürt lider yoktur. Ancak 'sözde vatandaşlar' tanımlı, uzaktan kumandalı, satranç piyonu, bölücü hainler, kendi aralarında kendi kendilerini lider diye tanımlarlar!...
Geçtiğimiz Cuma günü Türkiye de 41 il ve 119 ilçede yaşlı-genç, kadın-erkek, çoluk-çocuk milyonlarca vatan evladı; kendi aralarında lidercilik oynayan bu hainlere, tokat gibi bir cevap vermiştir...
Türk mehmet Çavuş, cephade; Kürt mehmet Çavuş, nöbettedir..
Renkli bir mermerin farklı renkleri olan Türk-Kürt; el ele, gönül gönüle, omuz omuza 'sözde vatandaşlar'a hadlerini bildirmiştir...
" Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalgalanan
Barışın güvercini,savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim,
Senin altında doğdum
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim,şerefim,şiirim her şeyim
Yeryüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim.." diye yüzlerce yıldır seslendiğimizi;
" Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Sana selam vermeden uçan kuşun
Yuvasını bozacağım." diye yüzlerce yıldır Bayrağımıza verdiğimiz sözümüzü unutanların, umarımki tarihe bakmaya gerek kalmadan akılları, başlarına gelmiştir..
Aksi halde; "Allah'a, Kur'an'a, Bayrak'a and olsunki; akıllarını bir daha gelmemek üzere alırız.."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam,sevgi,dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blospot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Sonunda bütün Türkiye tek vücut...
"Ne mutlu Türk'üm diyene..." inancındaki Türkler, tek yumruk...
'Sözde vatandaşlar'ın pilot bölge seçtikleri, terörle korkutarak sindirdiklerini zannettikleri vatandaşlarımız, tek yürek...
Erzurum'da 15.000 kişinin iki saatte, eksi otuz derecelerdeki soğuğa rağmen sokaklarını Al Bayraklarla donatmasıyla, Türkiye ayağa kalktı...
Bir kaç kez; "İş Kürt kanaat önderlerine düşer.Hikmet Çetin ve onun gibi siyasetin, ticaretin zirvesine gelmiş elit Kürt vatandaşlarımızın; bölücü hainlere cevap vermeleri gerekir." demiştim...
Türkiye'nin yetiştirdiği, seçkin millet evladı, donanımlı ve kalifiye insan Kamran İnan Beyfendi haricinde kimseden ses çıkmayınca; "Ne mutlu Türk'üm diyene.." diyen yüz binler, Van'da 'sözde vatandaş'lara gereken cevabı, anlayacakları dille verdiler...
Bu vatanın sevdalıları olan bizler; işte bu, bayrağımızı yakanları lanetleyen yüzbinlere "Onlar ne kadar Kürtse biz de o kadar Kürdüz.." diyoruz...
Çünkü biliyoruz ki biz ne kadar Türksek Onlar da o kadar Türktürler...
Bayrağa Saygı adıyla bu başkaldırıyı; 'sözde vatandaşlar'ın ödleri koparak izlediklerini de biliyoruz...
Güneydoğu'da 30.000 Kürt Kardeşimizi, çoluk-çocuk, bebek-ihtiyar demeden katleden Apo köpeğine oradaki Kardeşlerimiz, asla 'Sayın Başkan' demezler!...
Apo alçağının Zana ve zağarları gibi,o alçağın ablalarının elini öpmek için kuyruğa girmezler!...
Bu yüzbinlerce Kürt Kardeşimiz; Apo'yu, Zanasını, zağarlarını lanetlemek için sokakları doldurdular...
Kimler, ne derse desin!
Dolma Kalemler, ne yazarsa yazsın!
Uzaktan kumandalı siyasiler, ne yaparlarsa yapsınlar!
Bizler; "Türkiye Cumhuriyetini kuran vatandaşlar Türk'tür.Ne mutlu Türk'üm diyene..." diyen millet olarak;
"Sağolasınız, varolasınız Genel Kurmayımız.." diye haykırıyoruz...
Şimdi Dilipak ve onun gibi 'Dolma Kalemler'; istedikleri kadar "Bildiri çok üst perdeden yazılmış.Tarihe bakacak ne var?" diye yazabilirler!...
Van'da yüz bin kişi olarak; bayrağa, vatana sahip çıkarak ordusu'nun yaptığı çıkışa destek veren Kürt kardeşlerimiz, bu 'sözde vatandaş'ları tükürükleriyle boğabileceklerinin işaretini verdiler...
Artık HADEP, toplantılarında Al Bayrağımızı taşımak zorunda kalacaktır!.
Bunların korkaklıkları gereği, yapacakları başka bir davranış yoktur!.
Bu korkakların kahraman(!) başkanları da uçakta gözü açılır açılmaz, Türkiyenin emrinde olduğunu ve Atatürkçü olduğunu söylememiş miydi?!...
Milletin bu şahlanışının önünü, ne PKK, ne HADEP ne de AKP kesebilir!...
Sabrı taşmak üzere olan millet; Genel Kurmay'dan aldığı işareti, çok güzel değerlendirmiştir...
Bu olaylar, Genel Kurmay'ın 'üst perdeden' yazılan bildirisiyle kuyruklarını paçaları arasına saklamak zorunda kalan Zana ve zağarlarının da akıllarını başlarına getirmiştir.
Financial Times Gazetesinde Vincent Boland; "Protesto gösterilerinin görüntüleri, 11 Eylül saldırıları ardından ABD'de yaşanan sahneleri anımsatıyor.Türk halkının en saygın kurum olarak gördüğü Ordu, olaya sert tepki gösterirken İnsan hakları Derneği ve Kürt liderlerin, olayın abartılmaması yönündeki çağrıları, milliyetçilik uğultusu arasında kaybolup gitti." diye yazıyor!...
V.Boland, gördüklerini yazıyor!. Ama yorumundaki iki hatasuı dikkatimi çekti:
Birincisi; 11 Eylül'de ABD Devlet başkanı Bush, korkusundan helikopteriyle havada sakalanarak yere inemezken, bizim Devlet Başkanımız, milletiyle aynı tepkiyi veriyordu ve ayakları yerdeydi...
İkincisi ise Boland, 'Kürt liderler' diye bir terim kullanmış. Türkiyede Kürt lider yoktur. Ancak 'sözde vatandaşlar' tanımlı, uzaktan kumandalı, satranç piyonu, bölücü hainler, kendi aralarında kendi kendilerini lider diye tanımlarlar!...
Geçtiğimiz Cuma günü Türkiye de 41 il ve 119 ilçede yaşlı-genç, kadın-erkek, çoluk-çocuk milyonlarca vatan evladı; kendi aralarında lidercilik oynayan bu hainlere, tokat gibi bir cevap vermiştir...
Türk mehmet Çavuş, cephade; Kürt mehmet Çavuş, nöbettedir..
Renkli bir mermerin farklı renkleri olan Türk-Kürt; el ele, gönül gönüle, omuz omuza 'sözde vatandaşlar'a hadlerini bildirmiştir...
" Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalgalanan
Barışın güvercini,savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim,
Senin altında doğdum
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim,şerefim,şiirim her şeyim
Yeryüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim.." diye yüzlerce yıldır seslendiğimizi;
" Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Sana selam vermeden uçan kuşun
Yuvasını bozacağım." diye yüzlerce yıldır Bayrağımıza verdiğimiz sözümüzü unutanların, umarımki tarihe bakmaya gerek kalmadan akılları, başlarına gelmiştir..
Aksi halde; "Allah'a, Kur'an'a, Bayrak'a and olsunki; akıllarını bir daha gelmemek üzere alırız.."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam,sevgi,dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blospot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Cumartesi, Mart 26, 2005
KORKAKLARI KORKUTANLAR!...
Elbette çocuklar, mazurdur!..
Elbette çocuklara bir iş yaptırılmışsa, o işin mesulü işi yaptıran olmalıdır...
AB'nin, ABD'nin, bölücülerin, hainlerin pilot bölge seçtikleri Mersin'de bir çocuğa yaptırılan hareket, milletin damarına bastı...
Millet; Erzurum'dan başlayarak bayrağına, mukaddeslerine sahip çıktığında neler yapabileceğini dosta düşmana gösterdi...
Mersin'deki Bayrağa Saygı mitinginden hemen sonra; endişelerimizi dile getirerek milletimizi sağduyuya davet etmiştik...
Genel Kurmay'ın tokattan öte "Türk'ün muhteşem silme tokatı" gibi bildirisinden sonra, yağcılar çarşısından "Vatan-Millet-Sakarya" teraneleri yükseldi...
Peşine uzaktan kumandalı "Dolma Kalemler"; komplo teorilerini sergilemeye başladılar. Nerdeyse bu işi Türkler, hatta bizzat Devlet yaptırdı diyecekler!...
Komplo teorilerini yazarken bu dolma kalemler, satır aralarındaki korkularını da belli etmekten kaçamadılar!...
Korkaklar çok karabasan görürler!...
Ben de, ara sıra 'birileri'ne seslenirim...Ama benim seslendiğim birileri, korkak oldukları için ihanetten ihanete koşanlar ya da hain oldukları için korkak olanlar, olurlar hep!...
Elbette korkaklar, rüyalarında dünyayı fethedemezler!..
Korkaların hayalleri de, rüyaları da korktukları için sığındıkları güç veya güçlerin başarılarıyla doludur!...
Korkaklar; hayallerinde de, rüyalarında da korkmaya devam ederler!...Uyandıklarında üzerlerinden silindir geçmiş gibi olurlar!...
Ayak seslerinden, sessizlikte kendi aldıkları nefeslerinin sesinden de korkarlar!
Çünkü hayatlarında hiç ama hiç kendileri gibi yaşamamışlardır...
Aldıkları görevler gereği rollerini yaparken -rol gereği- çok cesur görünseler de, korkuları rüyalarını, hayallerini işgal etmiştir...
Türkiye'nin her yerindeki Bayrağa Saygı ve sahip çıkma mitinglerini bizler; büyük bir şevk ve heyecanla izlerken, hainler korkarak izlemekteydirler...
Vay efendim iki çocuğun yaptığından bütün Kürtleri sorumlu tutmamak gerekirmişte vs..vs...!
Bayrağa Saygı mitinglerini izleyen ve bu konuda kanaatlerini belirten hiç bir Milliyetperverin ağzından veya kaleminden Kürt vatandaşlarımızı suçlayan bir cümle çıkmamıştır...
Ama bu dolma kalemler, sanki böyle bir şey söylenmişçesine korku seneryoları üretmektedirler...
Tekrarlıyorum;
Bizler asla ne "Türkiyeliyiz" ne de "mozaik" demeyiz...
"Türkiye bizimdir, vatanımızdır, namusumuzdur." deriz...
"Mozaik" edebiyatçılarına da; "Onlar ne kadar Kürtse biz de kadar Kürdüz; biz ne kadar Türksek onlar da o kadar Türktür..." deriz...
Dahası; " Ne mozaiği ulan! Biz olsak olsak renkli bir mermerin farklı renkleriyiz." deriz...
Üç-beş çapulcu, hainin yüzünden ne Kürt kardeşlerimize kötü gözle bakarız, ne de rüyalarında bile hainlikleri gereği korkanların dediği gibi katliamlar düşünmeyiz!...
Amaaaa! Türk Milletinin tarihi geleneklerinden hareketle hainlere takındığı tavrını, bir daha hatırlatırız...Hatırlamalarına yardımcı olması bakımından da "tarihe bakmalarını" öneririz...
Bayrağa gösterdikleri ihtiramda Erzurumluları ayakta alkışladığımı söylemiştim..
Diyarbakırlıları da ayakta alkışlıyorum...
Hani "AB'nin yolu Diyarbakır'dan" geçerdi!...
Ne oldu?
Neden sustunuz?
Bayrağın rengini tarih boyunca beraber belirlemiş Türk_Kürt Kardeşlerin beraber Diyarbakır caddelerini doldurduğunu görünce neden sesinizi kestiniz?..
Demekki AB'nin yolu, Ankara'dan başlayıp sadece ve sadece AB'den geçermiş değil mi?!...
Hükümetler, hangi partiden olursa olsun; devlet yöneticileri hangi duyguların sahibi olurlarsa olsunlar Türk Milleti gerektiğinde genetik yapısı gereği, iç güdüsel olarak mukaddeslerine sahiplendi mi; aşılmaz bir kale, geçilmez bir set olurmuş...
Umarım ki dost-düşman, sadık-hain,partili-partisiz herkes, Milletin bu özelliğini bir daha unutmamak üzere hatırlamışlardır...
"Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda görev alan bütün vatandaşlar Türktür. Ne mutlu Türk'üm diyene." dedikten sonra;
"Sana selam vermeden uçan kuşun yuvasını bozacağım,
Yeryüzünde yer beğen, nereye dikilmek istersen seni oraya dikeceğim..." diye milletim adına bir daha sesleneceğim...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH..
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Elbette çocuklara bir iş yaptırılmışsa, o işin mesulü işi yaptıran olmalıdır...
AB'nin, ABD'nin, bölücülerin, hainlerin pilot bölge seçtikleri Mersin'de bir çocuğa yaptırılan hareket, milletin damarına bastı...
Millet; Erzurum'dan başlayarak bayrağına, mukaddeslerine sahip çıktığında neler yapabileceğini dosta düşmana gösterdi...
Mersin'deki Bayrağa Saygı mitinginden hemen sonra; endişelerimizi dile getirerek milletimizi sağduyuya davet etmiştik...
Genel Kurmay'ın tokattan öte "Türk'ün muhteşem silme tokatı" gibi bildirisinden sonra, yağcılar çarşısından "Vatan-Millet-Sakarya" teraneleri yükseldi...
Peşine uzaktan kumandalı "Dolma Kalemler"; komplo teorilerini sergilemeye başladılar. Nerdeyse bu işi Türkler, hatta bizzat Devlet yaptırdı diyecekler!...
Komplo teorilerini yazarken bu dolma kalemler, satır aralarındaki korkularını da belli etmekten kaçamadılar!...
Korkaklar çok karabasan görürler!...
Ben de, ara sıra 'birileri'ne seslenirim...Ama benim seslendiğim birileri, korkak oldukları için ihanetten ihanete koşanlar ya da hain oldukları için korkak olanlar, olurlar hep!...
Elbette korkaklar, rüyalarında dünyayı fethedemezler!..
Korkaların hayalleri de, rüyaları da korktukları için sığındıkları güç veya güçlerin başarılarıyla doludur!...
Korkaklar; hayallerinde de, rüyalarında da korkmaya devam ederler!...Uyandıklarında üzerlerinden silindir geçmiş gibi olurlar!...
Ayak seslerinden, sessizlikte kendi aldıkları nefeslerinin sesinden de korkarlar!
Çünkü hayatlarında hiç ama hiç kendileri gibi yaşamamışlardır...
Aldıkları görevler gereği rollerini yaparken -rol gereği- çok cesur görünseler de, korkuları rüyalarını, hayallerini işgal etmiştir...
Türkiye'nin her yerindeki Bayrağa Saygı ve sahip çıkma mitinglerini bizler; büyük bir şevk ve heyecanla izlerken, hainler korkarak izlemekteydirler...
Vay efendim iki çocuğun yaptığından bütün Kürtleri sorumlu tutmamak gerekirmişte vs..vs...!
Bayrağa Saygı mitinglerini izleyen ve bu konuda kanaatlerini belirten hiç bir Milliyetperverin ağzından veya kaleminden Kürt vatandaşlarımızı suçlayan bir cümle çıkmamıştır...
Ama bu dolma kalemler, sanki böyle bir şey söylenmişçesine korku seneryoları üretmektedirler...
Tekrarlıyorum;
Bizler asla ne "Türkiyeliyiz" ne de "mozaik" demeyiz...
"Türkiye bizimdir, vatanımızdır, namusumuzdur." deriz...
"Mozaik" edebiyatçılarına da; "Onlar ne kadar Kürtse biz de kadar Kürdüz; biz ne kadar Türksek onlar da o kadar Türktür..." deriz...
Dahası; " Ne mozaiği ulan! Biz olsak olsak renkli bir mermerin farklı renkleriyiz." deriz...
Üç-beş çapulcu, hainin yüzünden ne Kürt kardeşlerimize kötü gözle bakarız, ne de rüyalarında bile hainlikleri gereği korkanların dediği gibi katliamlar düşünmeyiz!...
Amaaaa! Türk Milletinin tarihi geleneklerinden hareketle hainlere takındığı tavrını, bir daha hatırlatırız...Hatırlamalarına yardımcı olması bakımından da "tarihe bakmalarını" öneririz...
Bayrağa gösterdikleri ihtiramda Erzurumluları ayakta alkışladığımı söylemiştim..
Diyarbakırlıları da ayakta alkışlıyorum...
Hani "AB'nin yolu Diyarbakır'dan" geçerdi!...
Ne oldu?
Neden sustunuz?
Bayrağın rengini tarih boyunca beraber belirlemiş Türk_Kürt Kardeşlerin beraber Diyarbakır caddelerini doldurduğunu görünce neden sesinizi kestiniz?..
Demekki AB'nin yolu, Ankara'dan başlayıp sadece ve sadece AB'den geçermiş değil mi?!...
Hükümetler, hangi partiden olursa olsun; devlet yöneticileri hangi duyguların sahibi olurlarsa olsunlar Türk Milleti gerektiğinde genetik yapısı gereği, iç güdüsel olarak mukaddeslerine sahiplendi mi; aşılmaz bir kale, geçilmez bir set olurmuş...
Umarım ki dost-düşman, sadık-hain,partili-partisiz herkes, Milletin bu özelliğini bir daha unutmamak üzere hatırlamışlardır...
"Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda görev alan bütün vatandaşlar Türktür. Ne mutlu Türk'üm diyene." dedikten sonra;
"Sana selam vermeden uçan kuşun yuvasını bozacağım,
Yeryüzünde yer beğen, nereye dikilmek istersen seni oraya dikeceğim..." diye milletim adına bir daha sesleneceğim...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH..
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Perşembe, Mart 24, 2005
DOLMA KALEMLER'E...
Genellikle yazı yazarken kendime yasak koymam...
Kalemim; gönlümün hissiyatını, hamasetimin tezahürünü kağıda aktarır...
Ama mantığım, hep iş başındadır...
Dün; Mersin'deki mitingin çok asil duygularla başlamasına rağmen bana 12 Eylül öncesinin Maraş ve Çorum olaylarını hatırlattığını söyleyerek Türk Milletini sağ duyuya davet etmiştim...
Genel Kurmay Başkanlığımız'ın Türk Milleti adına seslenmesinden; hainlere ve onların kumandacılarına yaptığı sert uyarıdan sonra siyasilerin beyanat yarışına girdiklerini de hatırlatmıştım.
Genel Kurmayımız'ın seslenmesinden sonra Yaygın basın da, boy-boy Türk Bayraklarıyla süslendi. Bu menfur olay, bu alçakça olay çarşaf çarşaf tenkit edildi...
Türkiye, baştanbaşa bayraklarla süslendi...
Türk Milleti Bayrağına sahip çıktı...
Ve tabiiki Türk'ün muhteşem öfkesini, 'tarihe bakarak' bilen hainler, inlerine çekilerek sustular!...
Şimdi de görev, uzaktan kumandalı Dolma Kalemler'e düştü!..
Din ve iman tacirlerinden A.Dilipak'ın 24 Mart 2005 Perşembe günlü yazısını; satır aralarına saklamaya çalıştıklarını irdeleyerek, bir daha beraber okuyalım...
" Türkiye böyle...Bakarsınız biri birgün bir bayrak yakar, bayrağı yerde sürükler, sonra bakarsınız herşey sil baştan...Tanklar yürümektedir...Milli bir galeyan halinde birileri sokağa çıkmıştır. Olan olmuştur.........
Tamam kabul edilemez bir durum ama bundan rejim sorunu icat etmek daha büyük bir yanlış olmaz mı? Genel Kurmay bildirisi en üst dilden kaleme alınmış...Sanki Türkiye'ye dışardan bir tehdit var da, savaş ilan eder gibi. Tarihe bakacak ne var? Ne oluyoruz?
..........Tam da şu günlerde, AİHM'den Apo'nun yeniden yargılanması ile ilgili yeni bir kararın gelmesi arifesinde ortaya çıkan Zana'nın, DEHAP Genel Başkanı Tuncay Bakırhan'ın 'Türk Bayrağı, bizim de bayrağımızdır.' şeklinde tepkisini çeken bu olayı ben başka türlü okudum.
..........'Suçun şahsiliği prensibi' yok mu?
..........Neden birileri bu tür olayları vesile kılarak toplumu geriyor ve üst perdeden mesajlar veriyorlarki!..
..........Bu mesajlar o işi yapanları değil, toplumu korkutur, yıldırır, provoke eder...
..........Toplum bu olayları kanıksadı artık. Tek bir olaysa bu öfke niye, bu iş bardağı taşıran son damla ise bu güne kadar neredeydiniz ve hedefteki kim? "
Dilipak'ın satırlarından seçtiklerim bunlar...
Dilipak ve onun gibiler aslında biliyorlarki Millet; onları dolduranları ve doldurdukları mürekkebin rengini bile artık biliyor.
Ama onlar; birileri adıyla saklamaya çalıştıklarının, bir yerlere mal etmeye çalıştıklarının; sağcı-solcu, sünni-alevi, devrimci-ülkücü kimliklerini unutarak Al Bayrakla allanan Türk Milleti olduğunu ya bilmiyorlar(!), ya da haznelerini dolduranlardan bu kimliği saklama talimatı aldılar...
Dilipak Efendi ve Dolma Kalemler! Bu memlekette bu infiallere sebep hep sizler oldunuz. Tankların Sincan'da yürümesine zemini sizler hazırladınız...
Elbette üst seviyeden bildiri yayınlanacak.
Elbette tarihe bakılacak.
Elbette savaş ilan edilecek!
Elbette dış tehdit var! Avrupa parlementosu mensubu ajanların, Nevruz Kutlamalarında işi ne?
Hadi geldiler diyelim Diyarbakır'da, Mersin'de ne ararlar? Ankara'da Nevruz'u kutlayamazlar mı?
Ne Türkçe, ne de Kürtçe bilmemelerine rağmen ezberletilen " biji appo!" sloganını niye atarlar?
'Tam da bu günlerde aponun yeniden yargılanması ile ilgili yeni bir kararın gelmesi arifesinde..."
Vayy Dolma Kalem vayy!...
AİHM'den gelecek haberin gününü, arifesini bilecek kadar mı AP parlementerlerinden bilgiler alıyorsunuz? Onun için mi bu suç şebekeleri alçaklar bu kadar cesurlar ve sizler de onları savunmaya soyunuyorsunuz?
Verilecek kararın gününden önce gününü, arifesini bilecek kadar olaya vakıfsanız ben size "DOLMA KALEM" dersem kim bana mani olur?
Zana ve zağarlarının 'Türk bayrağı bizim de bayrağımızdır.' tepkisini, bu millet çok iyi bilir. Onların Sayın Başkanları(!) da uçakta gözleri açılır açılmaz Atatürkçü olduğunu, Türkiye'nin emrinde olduğunu söylememiş miydi?
Biz bu tepkiyi, kuyruklarını paçaları arasına saklamak olarak algılarız ki çok zağarca bir davranıştır ve onlara yakışır!...Hep te yaparlar, tarihe bakarsanız görürsünüz...
Bunlar, on yıl önce de kongre diye toplandıkları salonda Bayrağımızı yerlere atmamışlar mıydı?
Bunlar 30.000 kürt vatandaşımızın katilinden hep 'Sayın Başkan' diye bahsetmezler mi?
Her Bayrağımızı indirdiklerinde yerine Apo alçağının paçavlarını ve resimlerini asmazlar mı?
Bunlar daha dün 30.000 insanımızın katili Sayın başkanları(!)nın ablalarının elini öpmek için kuyruğa girmediler mi?
Ve bizler Türk Milleti olarak bunları görmüyor muyuz sanıyorsunuz!...
Bütün bunları hatırlayarak 'Suçun Şahsiliği Prensibi'ni ağzınıza alıyorsanız sana ve senin gibilere 'aferin' dememizi mi bekliyorsunuz?
Birileri toplumu germek için üst perdeden mesajlar veriyor öyle mi?!..
Vay Dolma Kalemler vayyyy!
Aklınızı başınıza toplayın!
O birileri dedikleriniz, Asil Türk Milletinin bağrından yetişmiş Asil generallerimizdir. Türk Milleti, o Paşalarını, bağımsızlığını, bayrağını, mukaddeslerini korumakla görevlendirmiştir. Onlar da görevlerini -biraz gecikmeli de olsa- layıkıyla yaparak zağarların kuyruklarını paçaları arasına saklamalarını sağlamışlardır.
Bu asil çıkışa ve kuyruk saklamaya şükredin!..Yoksa Türk Milleti o zağarların kuyruklarını, kulaklarını kökünden keserek başka yerlerine tıkacaktı!...
Dilipak Efendi! Toplum bu olayları kanıksamadı!...
Kongre diye toplantılarda Bayrağımız ayaklar altına atıldı!
Hiç bir toplantı ve kongrelerinde İstiklal Marşımız okunmadı!
Cumartesi, bilmem ne anneleri dendi, terörist alçakların annelerine sokaklarda Atatürkümüz'e, Devletimiz'e, Bayrağımız'a hakaretler ettirildi!
Dünya kadınlar Gününden iki gün önce sokaklara dökülüp tahrik ettikleri 8-10 polisimizin başını yedikten sonra Dünya Kadınlar Gününü Apo köpeğine destek toplantısı şekline dönüştürdüler!
Ve son olarak ta pilot bölge seçtikleri Mersin'de Bayrağımız'a bir daha hakaret ederek bardağı taşırdılar!...
"Hedef kim?" diye sorarken aslında sizler hedefin kimler olduğunu da biliyor ve aklınızca Türk Milletini patronlarınıza şikayet ediyorsunuz!
Mademki sormuş bulundunuz, işte size hedefler:
Türk'ü sevmeyen,
Atatürk'ü sevmeyen,
Ordumuzu sevmeyen, Güvenlik Güçlerimizi sevmeyen ve sevmedikleri gibi de ellerini kollarını bağlayan,
Bağımsızlığımızı, bayrağımızı, bölünmez bütünlüğümüzü hedef alan hainlerin tamamı hedefimizdir!...
Artık yeter!
Ya susun! Ya da yemin olsun bu Millet, sizi bir daha sesiniz çıkmamacasına susturur...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Kalemim; gönlümün hissiyatını, hamasetimin tezahürünü kağıda aktarır...
Ama mantığım, hep iş başındadır...
Dün; Mersin'deki mitingin çok asil duygularla başlamasına rağmen bana 12 Eylül öncesinin Maraş ve Çorum olaylarını hatırlattığını söyleyerek Türk Milletini sağ duyuya davet etmiştim...
Genel Kurmay Başkanlığımız'ın Türk Milleti adına seslenmesinden; hainlere ve onların kumandacılarına yaptığı sert uyarıdan sonra siyasilerin beyanat yarışına girdiklerini de hatırlatmıştım.
Genel Kurmayımız'ın seslenmesinden sonra Yaygın basın da, boy-boy Türk Bayraklarıyla süslendi. Bu menfur olay, bu alçakça olay çarşaf çarşaf tenkit edildi...
Türkiye, baştanbaşa bayraklarla süslendi...
Türk Milleti Bayrağına sahip çıktı...
Ve tabiiki Türk'ün muhteşem öfkesini, 'tarihe bakarak' bilen hainler, inlerine çekilerek sustular!...
Şimdi de görev, uzaktan kumandalı Dolma Kalemler'e düştü!..
Din ve iman tacirlerinden A.Dilipak'ın 24 Mart 2005 Perşembe günlü yazısını; satır aralarına saklamaya çalıştıklarını irdeleyerek, bir daha beraber okuyalım...
" Türkiye böyle...Bakarsınız biri birgün bir bayrak yakar, bayrağı yerde sürükler, sonra bakarsınız herşey sil baştan...Tanklar yürümektedir...Milli bir galeyan halinde birileri sokağa çıkmıştır. Olan olmuştur.........
Tamam kabul edilemez bir durum ama bundan rejim sorunu icat etmek daha büyük bir yanlış olmaz mı? Genel Kurmay bildirisi en üst dilden kaleme alınmış...Sanki Türkiye'ye dışardan bir tehdit var da, savaş ilan eder gibi. Tarihe bakacak ne var? Ne oluyoruz?
..........Tam da şu günlerde, AİHM'den Apo'nun yeniden yargılanması ile ilgili yeni bir kararın gelmesi arifesinde ortaya çıkan Zana'nın, DEHAP Genel Başkanı Tuncay Bakırhan'ın 'Türk Bayrağı, bizim de bayrağımızdır.' şeklinde tepkisini çeken bu olayı ben başka türlü okudum.
..........'Suçun şahsiliği prensibi' yok mu?
..........Neden birileri bu tür olayları vesile kılarak toplumu geriyor ve üst perdeden mesajlar veriyorlarki!..
..........Bu mesajlar o işi yapanları değil, toplumu korkutur, yıldırır, provoke eder...
..........Toplum bu olayları kanıksadı artık. Tek bir olaysa bu öfke niye, bu iş bardağı taşıran son damla ise bu güne kadar neredeydiniz ve hedefteki kim? "
Dilipak'ın satırlarından seçtiklerim bunlar...
Dilipak ve onun gibiler aslında biliyorlarki Millet; onları dolduranları ve doldurdukları mürekkebin rengini bile artık biliyor.
Ama onlar; birileri adıyla saklamaya çalıştıklarının, bir yerlere mal etmeye çalıştıklarının; sağcı-solcu, sünni-alevi, devrimci-ülkücü kimliklerini unutarak Al Bayrakla allanan Türk Milleti olduğunu ya bilmiyorlar(!), ya da haznelerini dolduranlardan bu kimliği saklama talimatı aldılar...
Dilipak Efendi ve Dolma Kalemler! Bu memlekette bu infiallere sebep hep sizler oldunuz. Tankların Sincan'da yürümesine zemini sizler hazırladınız...
Elbette üst seviyeden bildiri yayınlanacak.
Elbette tarihe bakılacak.
Elbette savaş ilan edilecek!
Elbette dış tehdit var! Avrupa parlementosu mensubu ajanların, Nevruz Kutlamalarında işi ne?
Hadi geldiler diyelim Diyarbakır'da, Mersin'de ne ararlar? Ankara'da Nevruz'u kutlayamazlar mı?
Ne Türkçe, ne de Kürtçe bilmemelerine rağmen ezberletilen " biji appo!" sloganını niye atarlar?
'Tam da bu günlerde aponun yeniden yargılanması ile ilgili yeni bir kararın gelmesi arifesinde..."
Vayy Dolma Kalem vayy!...
AİHM'den gelecek haberin gününü, arifesini bilecek kadar mı AP parlementerlerinden bilgiler alıyorsunuz? Onun için mi bu suç şebekeleri alçaklar bu kadar cesurlar ve sizler de onları savunmaya soyunuyorsunuz?
Verilecek kararın gününden önce gününü, arifesini bilecek kadar olaya vakıfsanız ben size "DOLMA KALEM" dersem kim bana mani olur?
Zana ve zağarlarının 'Türk bayrağı bizim de bayrağımızdır.' tepkisini, bu millet çok iyi bilir. Onların Sayın Başkanları(!) da uçakta gözleri açılır açılmaz Atatürkçü olduğunu, Türkiye'nin emrinde olduğunu söylememiş miydi?
Biz bu tepkiyi, kuyruklarını paçaları arasına saklamak olarak algılarız ki çok zağarca bir davranıştır ve onlara yakışır!...Hep te yaparlar, tarihe bakarsanız görürsünüz...
Bunlar, on yıl önce de kongre diye toplandıkları salonda Bayrağımızı yerlere atmamışlar mıydı?
Bunlar 30.000 kürt vatandaşımızın katilinden hep 'Sayın Başkan' diye bahsetmezler mi?
Her Bayrağımızı indirdiklerinde yerine Apo alçağının paçavlarını ve resimlerini asmazlar mı?
Bunlar daha dün 30.000 insanımızın katili Sayın başkanları(!)nın ablalarının elini öpmek için kuyruğa girmediler mi?
Ve bizler Türk Milleti olarak bunları görmüyor muyuz sanıyorsunuz!...
Bütün bunları hatırlayarak 'Suçun Şahsiliği Prensibi'ni ağzınıza alıyorsanız sana ve senin gibilere 'aferin' dememizi mi bekliyorsunuz?
Birileri toplumu germek için üst perdeden mesajlar veriyor öyle mi?!..
Vay Dolma Kalemler vayyyy!
Aklınızı başınıza toplayın!
O birileri dedikleriniz, Asil Türk Milletinin bağrından yetişmiş Asil generallerimizdir. Türk Milleti, o Paşalarını, bağımsızlığını, bayrağını, mukaddeslerini korumakla görevlendirmiştir. Onlar da görevlerini -biraz gecikmeli de olsa- layıkıyla yaparak zağarların kuyruklarını paçaları arasına saklamalarını sağlamışlardır.
Bu asil çıkışa ve kuyruk saklamaya şükredin!..Yoksa Türk Milleti o zağarların kuyruklarını, kulaklarını kökünden keserek başka yerlerine tıkacaktı!...
Dilipak Efendi! Toplum bu olayları kanıksamadı!...
Kongre diye toplantılarda Bayrağımız ayaklar altına atıldı!
Hiç bir toplantı ve kongrelerinde İstiklal Marşımız okunmadı!
Cumartesi, bilmem ne anneleri dendi, terörist alçakların annelerine sokaklarda Atatürkümüz'e, Devletimiz'e, Bayrağımız'a hakaretler ettirildi!
Dünya kadınlar Gününden iki gün önce sokaklara dökülüp tahrik ettikleri 8-10 polisimizin başını yedikten sonra Dünya Kadınlar Gününü Apo köpeğine destek toplantısı şekline dönüştürdüler!
Ve son olarak ta pilot bölge seçtikleri Mersin'de Bayrağımız'a bir daha hakaret ederek bardağı taşırdılar!...
"Hedef kim?" diye sorarken aslında sizler hedefin kimler olduğunu da biliyor ve aklınızca Türk Milletini patronlarınıza şikayet ediyorsunuz!
Mademki sormuş bulundunuz, işte size hedefler:
Türk'ü sevmeyen,
Atatürk'ü sevmeyen,
Ordumuzu sevmeyen, Güvenlik Güçlerimizi sevmeyen ve sevmedikleri gibi de ellerini kollarını bağlayan,
Bağımsızlığımızı, bayrağımızı, bölünmez bütünlüğümüzü hedef alan hainlerin tamamı hedefimizdir!...
Artık yeter!
Ya susun! Ya da yemin olsun bu Millet, sizi bir daha sesiniz çıkmamacasına susturur...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Çarşamba, Mart 23, 2005
MİLLİ DURUŞ...
Genel Kurmay Başkanlığı; hainlere tokat gibi cevabı verince siyasiler, beyanat yarışına girdiler...
Bu da bir şeydir!
Elbette Bayrak sahipsiz değildir!
Elbette rengini şühedanın kanından alan Al Bayrağımızı korumak için milyonlarca kan, hiç göz kırpmadan dökülebilir...
Erzurum'un Bayrağımıza sahiplenmesiyle başlayan infial, devam ediyor...Coşmama, memnun olmama rağmen içimde bir de korku var!...
Mersindeki olaylara, her kesin dikkatini çekmek isterim.
Mersin; son yirmi yıldır en fazla göç alan illerimizden birisi. Bölücü hainlerin pilot bölgelerinden de birisi aynı zamanda...
Dağdan inen, itirafçılık yasasından yararlanan, pişmanlık yasasından yararlanan, affedilen ve yasaların gözünden kaçmayı başaran bir çok bölücünün, kümeleştiği bir kentimiz...
Bayrağımız'a hakarette bu kentimizde yapıldı!...
Erzurum'dan sonra Mersin'de de Ülkü Ocakları'nın önderliğinde Bayrağa Sahip Çıkma mitingi düzenlendi...
Buraya kadar her şey normal gibi görülebilir...
Mersin'de ki miting; bana yıllar öncesinin Kahraman Maraş ve Çorum olaylarını hatırlattı...
Sakın ne alakası var demeyesiniz!...
Yıllar öncesi; "Din elden gidiyor!" diye Cuma günleri milletin arasına katılan provakatörler, bu gün de Bayrağımıza yapılan hakareti bahane ederek milletin arasında...
Önce bu işlere alet edilerek kurban olarak seçilen Kürt kardeşlerimize seslenmek istiyorum:
Türkiye'de siyaseten milliyetçilik, Rahmetli Alparslan Türkeş'in özel gayretleriyle MHP'nin değiştirilemez bir özelliği olmuştur.
Ama sizler Rahmetli Alparslan Türkeş'in; "Onlar ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürt'üm, ben ne kadar Türk'sem onlar da o kadar Türk'tür.."şeklindeki yüzyılın sözünü atlayarak, görmezden-duymazdan gelerek kendinizi dışlanmış hissederek bölücülere alet olursanız, inanın sizlere yazık olur!...
Size yazık olurken bizlere de yazık olur!...
İçinizden hiç kimse; Nevruz'da veya herhangi bir sivil insiyatif toplantısında Apo alçağının posterlerini açan veya açtıranlara " Kardeşim bu memlekette, içinde bebekler ve kadınlar da olmak kaydıyla 30.000 Kürt'ü öldüren bu alçak değil midir?" sorusunu sormayacak mıdır?
Alet olmaktan, oyuncak olmaktan, malzeme edilmekten nezaman vaz geçeceksiniz?
Avrupa'dan gelerek aynı dinden olmamasına, sizin dilinizi asla bilmemesine rağmen bir hristiyanın "Biji appo!" diye bağırmasından neden hiç huylanmazsınız?
Bin yıldır beraber yaşadığımız bu coğrafyada, rengini beraber akıttığımız kanlarımızdan almış Bayrağımız'a yapılan saygısızlığa her kesten önce neden siz müdahele etmezsiniz?
Mukaddeslerine yapılan saygısızlıkta Türk Milleti'nin ne kadar hassas olduğunu bimenize rağmen, provakatörleri neden aranızdan atmazsınız?
Avrupalının yeni bir soy kırım söylemine zemin hazırladığı(!)nın farkında değil misiniz?
Böyle devam ederse yarın çıkması muhtemel bir Türk-Kürt çatısmasında -Allah korusun- ne hale düşeceğinizi düşünemiyor musunuz?
Avrupadan gelerek sizlerle bölücü sloganlar atan Avrupa Parlementosu mensuplarının, sizi Avrupadan izleyerek aptallığınıza güleceklerini, anlamıyor musunuz?
Bin yıldır beraber yaşadığınız Türk Milleti'nin; Bayrağından, vatanından,Devletinden taviz veremeyeceğini hala anlayamadınız mı?
İzmir'den kovduğumuz, denize döktüğümüz Yunanlının bayrağını yerden kaldırtarak katlayıp yüksek bir yere koydurtan Muhteşem Türk Atatürk'ün bu davranışıyla, Bayrağa verdiğimiz kutsiyeti hala anlayamadınız mı?
Daha dün Kıbrıs'ta Bayrak direğine tırmanan rumun akıbetini hiç mi hatırlamazsınız?
Biz bu coğrafyayı bin yıldan fazladır beraber vatanlaştırdık.
Bayrağımızın rengini, beraber akıttığımız kanlarımızla verdik.
Bayrağı yerde sürükleme edepsizliğini gösteren cahilin, en yakın Çanakkalede kan akıtan dedelerinizin ruhunu incittiğini, bilmiyor musunuz?
Avrupadan gelerek sizlerle Nevruz kutlayan(!), sizlerle bağımsızlık sloganları atan(!) ajanların; sizlerin sonunuzu hazırladığını, ne zaman anlayacaksınız?..
Muhteşem Türk Atatürk'ün; "Türkiye Cumhuriyetini kuran vatandaşların tamamı Türk'tür. Ne mutlu Türk'üm diyene.." tarifinin ihtişamının farkında olabimeniz için daha ne yapabiliriz?,,
Biz Türkler olarak Kürt'leri asla kendimizden yabancı görmüyoruz...
Biz Anadoluya mozaik te demiyoruz. Çünkü mozaikin, farklı materyallerin bir başka farklı yapıştırcıyla tutturularak yapıldığı suni bir oluşum olduğunu biliyoruz. Bizler ancak renkli bir mermerin, farklı rekleri kadar birbirimizden farklı olabiliriz...
Bayrağımıza, vatanımıza, bölünmez bütünlüğümüze kastetmeye uğraşanları, Türk'ün muhteşem öfkesi beklemektedir...
Bu gerçeği, bütün dünyaya hatırlatmak bir insanlık görevidir...
Kızımızın gelinliği, şehidimizin son örtüsü, mavi göklerin kızıl süsü, Al Bayrağımızı; yedi düvele karşı nasıl korumuşsak, üç-beş baldırı çıplak bölücüden de koruyacağımızı bilmeniz gerek...
Şimdi iş; Kürt aydınlarımıza, Kürt iş adamlarımıza, Kürt teknotratlarmıza düşektedir...Ya bir an önce ortaya çıkarak "Aklımızı başımıza toplayalım, bu vatan, bu Bayrak hepimizin.." diyerek bölücülerin cevabını verecekler; ya da yakında kopması planlanan fırtınadan nasiplerine düşene katlanacaklar!...
Ve bu fırtına, metal fırtınaya asla benzemez!...
Bu fırtına Türk'ün muhteşem öfkesinin koparacağı fırtınadır ki tufanlarla benzeşir...
"Kürşadın narasıyla indik Tanrıdağından
Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur
Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur..."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam,sevgi,dua..
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Bu da bir şeydir!
Elbette Bayrak sahipsiz değildir!
Elbette rengini şühedanın kanından alan Al Bayrağımızı korumak için milyonlarca kan, hiç göz kırpmadan dökülebilir...
Erzurum'un Bayrağımıza sahiplenmesiyle başlayan infial, devam ediyor...Coşmama, memnun olmama rağmen içimde bir de korku var!...
Mersindeki olaylara, her kesin dikkatini çekmek isterim.
Mersin; son yirmi yıldır en fazla göç alan illerimizden birisi. Bölücü hainlerin pilot bölgelerinden de birisi aynı zamanda...
Dağdan inen, itirafçılık yasasından yararlanan, pişmanlık yasasından yararlanan, affedilen ve yasaların gözünden kaçmayı başaran bir çok bölücünün, kümeleştiği bir kentimiz...
Bayrağımız'a hakarette bu kentimizde yapıldı!...
Erzurum'dan sonra Mersin'de de Ülkü Ocakları'nın önderliğinde Bayrağa Sahip Çıkma mitingi düzenlendi...
Buraya kadar her şey normal gibi görülebilir...
Mersin'de ki miting; bana yıllar öncesinin Kahraman Maraş ve Çorum olaylarını hatırlattı...
Sakın ne alakası var demeyesiniz!...
Yıllar öncesi; "Din elden gidiyor!" diye Cuma günleri milletin arasına katılan provakatörler, bu gün de Bayrağımıza yapılan hakareti bahane ederek milletin arasında...
Önce bu işlere alet edilerek kurban olarak seçilen Kürt kardeşlerimize seslenmek istiyorum:
Türkiye'de siyaseten milliyetçilik, Rahmetli Alparslan Türkeş'in özel gayretleriyle MHP'nin değiştirilemez bir özelliği olmuştur.
Ama sizler Rahmetli Alparslan Türkeş'in; "Onlar ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürt'üm, ben ne kadar Türk'sem onlar da o kadar Türk'tür.."şeklindeki yüzyılın sözünü atlayarak, görmezden-duymazdan gelerek kendinizi dışlanmış hissederek bölücülere alet olursanız, inanın sizlere yazık olur!...
Size yazık olurken bizlere de yazık olur!...
İçinizden hiç kimse; Nevruz'da veya herhangi bir sivil insiyatif toplantısında Apo alçağının posterlerini açan veya açtıranlara " Kardeşim bu memlekette, içinde bebekler ve kadınlar da olmak kaydıyla 30.000 Kürt'ü öldüren bu alçak değil midir?" sorusunu sormayacak mıdır?
Alet olmaktan, oyuncak olmaktan, malzeme edilmekten nezaman vaz geçeceksiniz?
Avrupa'dan gelerek aynı dinden olmamasına, sizin dilinizi asla bilmemesine rağmen bir hristiyanın "Biji appo!" diye bağırmasından neden hiç huylanmazsınız?
Bin yıldır beraber yaşadığımız bu coğrafyada, rengini beraber akıttığımız kanlarımızdan almış Bayrağımız'a yapılan saygısızlığa her kesten önce neden siz müdahele etmezsiniz?
Mukaddeslerine yapılan saygısızlıkta Türk Milleti'nin ne kadar hassas olduğunu bimenize rağmen, provakatörleri neden aranızdan atmazsınız?
Avrupalının yeni bir soy kırım söylemine zemin hazırladığı(!)nın farkında değil misiniz?
Böyle devam ederse yarın çıkması muhtemel bir Türk-Kürt çatısmasında -Allah korusun- ne hale düşeceğinizi düşünemiyor musunuz?
Avrupadan gelerek sizlerle bölücü sloganlar atan Avrupa Parlementosu mensuplarının, sizi Avrupadan izleyerek aptallığınıza güleceklerini, anlamıyor musunuz?
Bin yıldır beraber yaşadığınız Türk Milleti'nin; Bayrağından, vatanından,Devletinden taviz veremeyeceğini hala anlayamadınız mı?
İzmir'den kovduğumuz, denize döktüğümüz Yunanlının bayrağını yerden kaldırtarak katlayıp yüksek bir yere koydurtan Muhteşem Türk Atatürk'ün bu davranışıyla, Bayrağa verdiğimiz kutsiyeti hala anlayamadınız mı?
Daha dün Kıbrıs'ta Bayrak direğine tırmanan rumun akıbetini hiç mi hatırlamazsınız?
Biz bu coğrafyayı bin yıldan fazladır beraber vatanlaştırdık.
Bayrağımızın rengini, beraber akıttığımız kanlarımızla verdik.
Bayrağı yerde sürükleme edepsizliğini gösteren cahilin, en yakın Çanakkalede kan akıtan dedelerinizin ruhunu incittiğini, bilmiyor musunuz?
Avrupadan gelerek sizlerle Nevruz kutlayan(!), sizlerle bağımsızlık sloganları atan(!) ajanların; sizlerin sonunuzu hazırladığını, ne zaman anlayacaksınız?..
Muhteşem Türk Atatürk'ün; "Türkiye Cumhuriyetini kuran vatandaşların tamamı Türk'tür. Ne mutlu Türk'üm diyene.." tarifinin ihtişamının farkında olabimeniz için daha ne yapabiliriz?,,
Biz Türkler olarak Kürt'leri asla kendimizden yabancı görmüyoruz...
Biz Anadoluya mozaik te demiyoruz. Çünkü mozaikin, farklı materyallerin bir başka farklı yapıştırcıyla tutturularak yapıldığı suni bir oluşum olduğunu biliyoruz. Bizler ancak renkli bir mermerin, farklı rekleri kadar birbirimizden farklı olabiliriz...
Bayrağımıza, vatanımıza, bölünmez bütünlüğümüze kastetmeye uğraşanları, Türk'ün muhteşem öfkesi beklemektedir...
Bu gerçeği, bütün dünyaya hatırlatmak bir insanlık görevidir...
Kızımızın gelinliği, şehidimizin son örtüsü, mavi göklerin kızıl süsü, Al Bayrağımızı; yedi düvele karşı nasıl korumuşsak, üç-beş baldırı çıplak bölücüden de koruyacağımızı bilmeniz gerek...
Şimdi iş; Kürt aydınlarımıza, Kürt iş adamlarımıza, Kürt teknotratlarmıza düşektedir...Ya bir an önce ortaya çıkarak "Aklımızı başımıza toplayalım, bu vatan, bu Bayrak hepimizin.." diyerek bölücülerin cevabını verecekler; ya da yakında kopması planlanan fırtınadan nasiplerine düşene katlanacaklar!...
Ve bu fırtına, metal fırtınaya asla benzemez!...
Bu fırtına Türk'ün muhteşem öfkesinin koparacağı fırtınadır ki tufanlarla benzeşir...
"Kürşadın narasıyla indik Tanrıdağından
Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur
Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur..."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam,sevgi,dua..
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Pazartesi, Mart 21, 2005
BAYRAĞA SAYGI VE ERZURUM...
Birileri; bu memleketi sahipsiz sandılar!...
Siyaseten yok olan, ama Meclisteki sayılarıyla herşeyi yapabileceklerini zannedenler yüzünden de memlekette taşlar bağlanırken kuduz köpekler, başı boş bırakıldı!...
Türk'ün İslamiyet öncesi ve sonrasındaki bayramlarından olan Nevruz'un da ihmal edilmesi yüzünden; İmralı sakininin Zana ve zağarları, işi -Nevruz'u bahane ederek- çığırından çıkardılar!...
Nevruz'u bahane ederek sokaklara salınan başı boş kuduz köpeklere ve bayrağımıza el uzatan gafillere; Kıbrıs'taki bayrağa uzanan rumun akıbetini, hatırlatırım...
Hayatımda ilk kez heyecan ve öfkemden yazı yazmakta zorlanıyorum!..
Haykırmak istiyorum!
Sağolasın Erzurum!
Var olasınız Ülkücüler!
Seni doğan anaya helal olsun Zekai Kaya!... diye hançeremi yırtarcasına bağırmak istiyorum...
Haber kanallarından gördüğüm kadarıyla, okuduğum kadarıyla evlerini bayraklarla süsleyen Erzurumluları da ayakta alkışlıyorum!...
Erzurumlular; Ankara'dan size vurduğum alkışlarımı, duyun lütfen...
Erzurum'un Türk tarihindeki ve Anadolu'nu vatanlaşmasındaki yeri ve mücadelesi; okuyarak, destanlarını dinleyerek büyüdüğümüz bir gerçektir...
Erzurum; tarihte ifa ettiği görevini bir daha hatırlayarak Ülkücü gençleri'nin ve milliyetçi vatandaşlarının şahsında bir daha şahlanmıştır...
Başta Erzurum'un sessiz, sedasız 7 vekili olmak kayd-ı şartıyla bütün AKP'liler ve kuduz köpekleri sokaklara salarak taşları bağlayan siyasi erk, bu verilen mesajı almak zorundadır!...
Artık; körlüğü,sağırlığı, dilsizliği oynamaya hiç bir siyasinin hakkı kalmamıştır...
Millet, sabrı taşarak sokaklarına hakim olmak üzere gerekeni yapacak durumdadır...
İmralı sakininden aldıkları komutlarla Zana ve üç zağarının aklı, umarım bu şahlanışla başlarına gelmiştir...
Erzurum; tarihte de aşılmaz bir geçit, düşürülemez bir kale olarak varlığıyla Türk milleti'ne cesaret olmuş bir gazi şehirdir...
Bayrağımıza saygısızlık yapma cüretini gösteren kuduzlara hadlerini bildirmek için sokakları dolduran onbinlerce Dadaşı, bu gün Tabyalardaki aziz şehitlerimiz de alkışlamışlardır, alkışlıyorlardır...
Emanete hiç hıyanet etmemiş Erzurumlular; Tabyalardaki Aziz şehitlerinin emaneti olan Bayrağa uzanan elleri kıracak cesamet ve cesarette olduğunu; bütün dünyaya hatırlatmıştır...
Zekai Kaya başkan; Allah senden ve ekibinden razı olsun...
Yüreklerimize su serpmekle kalmadın, karamsarlığa düşmek üzere olan Anadolu insanının cesaretinin fişekleyicisi oldun...
Sizin gibi gençlerimize sadece dua etmekle kalmayız Zekai başkan...Bilesiniz ki; babalarınız, amcalarınız, dayılarınız, ağabeyleriniz olarak sizinleyiz...
Siz, nerede hangi tavırla duruyorsanız bilesiniz ki sizinle aynı tavırda ve emir komuta zincirine harfiyyen uyarak yanınızdayız...
Bizler; Altın Neslin mensupları olarak ateşlere atıldığımızda çoğumuzun babalarımız, " Ne yapıyorsunuz? Memleketi üç-beş çocuk sizler mi kurtaracaksınız?" diye töhmetler ederlerdi...
Şimdi bizler; ikişer-üçer torunlu dedeleriz Zekai Başkan...
Ve dedeler olarak, babalar olarak, amcalar-dayılar olarak Altın Neslin mensupları olarak değil sizlere -haşa- töhmet etmek, sizlerin yanınızda hatta emrinizdeyiz bilesiniz...
Bu memleketin kurtuluş reçetesi, Ülkücü kadrolarda ve Ülkücü Harekettedir...
Bunun böyle olduğunu bütün Türk Milleti bir daha sizlerin şahlanışınızla görmüştür...
Zekai Kaya başkan'ın şahsında Tüm Ülkü Ocaklarına da bir büyük olarak iki tavsiyem olacaktır...
Milletle iç içe olmaya devam edin lütfen...
Ve bu memleketin hainleri artık bellidir. Bu hainlerin savunduklarına saldırmayı; saldırdıklarını savunmayı da bir görev bilin lütfen...
Silahlı Kuvvetlerimize saldıranlar, Emniyet Güçlerimize saldıranlar, bu memleketin hainleridir...
Hainlerin inadına Silahlı Kuvvetlerimizle Emniyet Güçlerimize sahip çıkmak bizlerin; Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin birinci görevimiz olmalıdır...
Bir yazımda milliyetçi ile Ülkücü arasındaki farkı vermeğe çalışırken;" Ülkücü, kahramandır.Ülkücü ölürse şehid, yaşarsa gazidir. Milliyetçiler 'Ölmeğe, ölmeğe, ölmeğe geldik!' diyebilirler ama Ülkücü 'Öldürmeğe,öldürmeğe,öldürmeğe geldik.' diyebilendir.." şeklinde bir şeyler söylemiştim...
Zekai Kaya'nın ağzından Ülkücü Gençlik;" Bayrağı yakanlardan hesap soracağız." diye kükrerken, tarifimde hiç te yanılmadığımı, hatta tarifimin yetersiz kaldığını hissettim...
Bana ve Altın Nesile bu coşkulu duyguları yaşatanlar; Allah(c.c.) hepinizden yerle gökler arası kadar razı olsun...
İyiki varsınız Ülkücüler!...
Son Ülkücü toprağa düşmeden Bayrağımıza, bağımsızlığımıza halel gelemeyeceğine, bir kez daha iman ettim...
"Sahipsiz milletin batması haktır
Sen sahip olursan batmayacaktır..."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH
Selam,sevgi,dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blospot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Siyaseten yok olan, ama Meclisteki sayılarıyla herşeyi yapabileceklerini zannedenler yüzünden de memlekette taşlar bağlanırken kuduz köpekler, başı boş bırakıldı!...
Türk'ün İslamiyet öncesi ve sonrasındaki bayramlarından olan Nevruz'un da ihmal edilmesi yüzünden; İmralı sakininin Zana ve zağarları, işi -Nevruz'u bahane ederek- çığırından çıkardılar!...
Nevruz'u bahane ederek sokaklara salınan başı boş kuduz köpeklere ve bayrağımıza el uzatan gafillere; Kıbrıs'taki bayrağa uzanan rumun akıbetini, hatırlatırım...
Hayatımda ilk kez heyecan ve öfkemden yazı yazmakta zorlanıyorum!..
Haykırmak istiyorum!
Sağolasın Erzurum!
Var olasınız Ülkücüler!
Seni doğan anaya helal olsun Zekai Kaya!... diye hançeremi yırtarcasına bağırmak istiyorum...
Haber kanallarından gördüğüm kadarıyla, okuduğum kadarıyla evlerini bayraklarla süsleyen Erzurumluları da ayakta alkışlıyorum!...
Erzurumlular; Ankara'dan size vurduğum alkışlarımı, duyun lütfen...
Erzurum'un Türk tarihindeki ve Anadolu'nu vatanlaşmasındaki yeri ve mücadelesi; okuyarak, destanlarını dinleyerek büyüdüğümüz bir gerçektir...
Erzurum; tarihte ifa ettiği görevini bir daha hatırlayarak Ülkücü gençleri'nin ve milliyetçi vatandaşlarının şahsında bir daha şahlanmıştır...
Başta Erzurum'un sessiz, sedasız 7 vekili olmak kayd-ı şartıyla bütün AKP'liler ve kuduz köpekleri sokaklara salarak taşları bağlayan siyasi erk, bu verilen mesajı almak zorundadır!...
Artık; körlüğü,sağırlığı, dilsizliği oynamaya hiç bir siyasinin hakkı kalmamıştır...
Millet, sabrı taşarak sokaklarına hakim olmak üzere gerekeni yapacak durumdadır...
İmralı sakininden aldıkları komutlarla Zana ve üç zağarının aklı, umarım bu şahlanışla başlarına gelmiştir...
Erzurum; tarihte de aşılmaz bir geçit, düşürülemez bir kale olarak varlığıyla Türk milleti'ne cesaret olmuş bir gazi şehirdir...
Bayrağımıza saygısızlık yapma cüretini gösteren kuduzlara hadlerini bildirmek için sokakları dolduran onbinlerce Dadaşı, bu gün Tabyalardaki aziz şehitlerimiz de alkışlamışlardır, alkışlıyorlardır...
Emanete hiç hıyanet etmemiş Erzurumlular; Tabyalardaki Aziz şehitlerinin emaneti olan Bayrağa uzanan elleri kıracak cesamet ve cesarette olduğunu; bütün dünyaya hatırlatmıştır...
Zekai Kaya başkan; Allah senden ve ekibinden razı olsun...
Yüreklerimize su serpmekle kalmadın, karamsarlığa düşmek üzere olan Anadolu insanının cesaretinin fişekleyicisi oldun...
Sizin gibi gençlerimize sadece dua etmekle kalmayız Zekai başkan...Bilesiniz ki; babalarınız, amcalarınız, dayılarınız, ağabeyleriniz olarak sizinleyiz...
Siz, nerede hangi tavırla duruyorsanız bilesiniz ki sizinle aynı tavırda ve emir komuta zincirine harfiyyen uyarak yanınızdayız...
Bizler; Altın Neslin mensupları olarak ateşlere atıldığımızda çoğumuzun babalarımız, " Ne yapıyorsunuz? Memleketi üç-beş çocuk sizler mi kurtaracaksınız?" diye töhmetler ederlerdi...
Şimdi bizler; ikişer-üçer torunlu dedeleriz Zekai Başkan...
Ve dedeler olarak, babalar olarak, amcalar-dayılar olarak Altın Neslin mensupları olarak değil sizlere -haşa- töhmet etmek, sizlerin yanınızda hatta emrinizdeyiz bilesiniz...
Bu memleketin kurtuluş reçetesi, Ülkücü kadrolarda ve Ülkücü Harekettedir...
Bunun böyle olduğunu bütün Türk Milleti bir daha sizlerin şahlanışınızla görmüştür...
Zekai Kaya başkan'ın şahsında Tüm Ülkü Ocaklarına da bir büyük olarak iki tavsiyem olacaktır...
Milletle iç içe olmaya devam edin lütfen...
Ve bu memleketin hainleri artık bellidir. Bu hainlerin savunduklarına saldırmayı; saldırdıklarını savunmayı da bir görev bilin lütfen...
Silahlı Kuvvetlerimize saldıranlar, Emniyet Güçlerimize saldıranlar, bu memleketin hainleridir...
Hainlerin inadına Silahlı Kuvvetlerimizle Emniyet Güçlerimize sahip çıkmak bizlerin; Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin birinci görevimiz olmalıdır...
Bir yazımda milliyetçi ile Ülkücü arasındaki farkı vermeğe çalışırken;" Ülkücü, kahramandır.Ülkücü ölürse şehid, yaşarsa gazidir. Milliyetçiler 'Ölmeğe, ölmeğe, ölmeğe geldik!' diyebilirler ama Ülkücü 'Öldürmeğe,öldürmeğe,öldürmeğe geldik.' diyebilendir.." şeklinde bir şeyler söylemiştim...
Zekai Kaya'nın ağzından Ülkücü Gençlik;" Bayrağı yakanlardan hesap soracağız." diye kükrerken, tarifimde hiç te yanılmadığımı, hatta tarifimin yetersiz kaldığını hissettim...
Bana ve Altın Nesile bu coşkulu duyguları yaşatanlar; Allah(c.c.) hepinizden yerle gökler arası kadar razı olsun...
İyiki varsınız Ülkücüler!...
Son Ülkücü toprağa düşmeden Bayrağımıza, bağımsızlığımıza halel gelemeyeceğine, bir kez daha iman ettim...
"Sahipsiz milletin batması haktır
Sen sahip olursan batmayacaktır..."
TEVEKKELTÜ TAALALLAH
Selam,sevgi,dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blospot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Perşembe, Mart 17, 2005
DÜĞMELİ BASIN'A DESTEK!...
"Birileri düğmeye bastı!.."
" Hortumları kesildiği için, hortumları yeniden tesis edemedikleri için çılgına dönüyorlar!..."
Bunlar; Başbakan'ın yaygın basın hakkındaki yorum ve beyanları!...
Türkiye'de ikinci kez Başbakan ağzından basına yönelik böylesine açık suçlama yapılyor.Daha önce de Tansu Çiller, medya ve basını, kartellikle suçlayarak karşısına almıştı..
İcranın birinci adamı olarak Başbakan; kesilen hortumları ve hortumların adreslerini açıklamak zorundadır.Bir yerel basın mensubu olarak ve yıllardır yaygın basına "Ulusal değildir." diyen biri olarak, bütün yaygın basını, hortumculukla suçlarsam kim bana ne diyebilir?...
Yine Başbakan, düğmeye basan birilerini ve basılan düğmeleri de açıklamak zorundadır...
Yoksa ben; aylardır, "Ampülü yakmak için bir düğme ve o düğmeye basacak biri lazımdır." diye AKP'ye yüklenerek haksızlık etmiş olmam mı?
Yerel basın olarak bizler; aslında olanları, ibretle izliyoruz!
Deprem Çadırı AKP, delindi!...
AKP'deki istifaları durdurabilmek için Recep tayyip Erdoğan özel gayretler içine girdi!...
İstifalara neden olarak ta birilerinin düğmeye basmasıyla basının çılgına dönmesini, göstermeye çalışıyor!..Belki de haklıdır, kim bilir?...
Dönmeyi, değişmeyi, gelişmeyi Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Görüş Gömleğini soyunanlardan öğrenen Erkan MUMCU'nun son değişme-gelişmesiyle Deprem Çadırı karıştı!...
Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklı döneminde; YÖK yasasını Başbakanlık için pazarlık konusu yaparak yapılan Erdoğan-Baykal görüşmesinin, Mumcu tarafından açıklanmasıyla da Deprem Çadırı'ndaki karışıklık, paniğe dönüştü!...
Değişme-gelişmede Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Görüşçüler'i sollayan Erkan Mumcu ve benzerlerinin istifaları, bizim için beklenen bir şeyken Recep tayyip Erdoğan ve kurmaylarını panikletti...
Eğer Başbakan'ın söyledikleri doğruysa -ki doğru olması şarttır- düğmesine basılan ve hortumları kesilen medya, kendini biliyordur!...Yerel Basın olarak onlardan biz de rahatsızdık hatta basın adına onlardan utanırdık... Bu sıkıntı ve utancımızı da değişik yerlerde ve değişik yerel kalemler olarak seslendirdik, durduk...
Şimdi şartlar, değişti!...
Başbakan; düğmeli ve hortumlu basın ve basın mensuplarını açıklamak yerine, 1 Nisan itibariyle gazetecileri dolduracağı cezaevlerinin hazırlığıyla meşgul!...
Ben bir yerel basın mensubu ve bir vatanperver olarak, sonunda muhakkak kazanacağımız bir savaşı başlatıyorum!...
Basın mensubu olarak ve yerel bir yürek olarak cezaevine girecek ilk gazeteci olabimek için; şimdiden, 1 Nisan'dan önce bu yasakçı yasalara, baş kaldırıyorum...
Kendileri, dokunulmazlık zırhına girerek kaçtıkları yasalarca aklanmadan; ne AKP'nin ne de aklanmamış Recep Tayyip Erdoğan ve avanesinin yasaklarına, uymuyorum...
12 Eylül Kıyameti'nde hücreleri,hürriyetin sınırsızlaştığı mekanlar haline getirebilmiş bizler; 1 Nisan Kararlarından korkarak asla susmayacağız!...Daha doğrusu ben, kendi adıma söylüyorum;
"Ben asla susmayacağım..."
Asgari ücretle çalışıp, çoğu aylar onu da alamadan çalışan Yerel Basın Emekçileri adına; milyon dolarlarla tranferler yaşayan düğmeli basın mensuplarını, Yasakçı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı savunacağım, koruyacağım!...
Belki bu yolla, yaygın basının kesilen hortumlarının yerel basına dönmesini sağlayarak, gerçek basın emekçilerinin rahatlamalarını sağlayabiliriz!..Umut, fakirin ekmeği, belli mi olur?!...
Yeni ceza kanunları, yaygın basının gözleri önünde hatta onların da katılımlarıyla hazırlanırken susanlar, hatta milleti sadece zinaya kilitleyenlerin hortumları, o günlerde çok mu gür akıyordu?... Böyle bile olsa, Başbakan'ın deyimiyle "Düğmeliler"i savunmak yine bize düştü!...
Çünkü yerel basın olarak biz; susarak sıranın bize gelmesini, hiç beklememişiz...
Bizler, yerel yürekleriz...Bizler, çöplüğümüzün horozlarıyız ama kırma değiliz...Bizler, kavgasını ölümüne yapan dövüş horozlarıyız...Belki sesimiz güzel değildir! Belki uzun soluklu ötmelerden sonra bayılmayız ama tokatımız pektir!...Bizim tokatımız kesinlikle öldürmese de bayıltır...
Bir şey daha var; yaygın basının öbeklendiği metropollerin cezaevleri de tıklım-tıklımdır ama bizim ellerde cezaevlerimiz de boştur!... 1 Nisan'dan sonra yerel basın mensupları olarak, bu yüzden de cezaevine girmekten korkmayız!...
Son olarak, buradan Sayın Başbakan'a seslenmek istiyorum;
Hatadan dönmek, fazilettir. Basına yönelik cezalar, abartılıdır...Kurunun oduna yaşı da yakarsınız. Katilleri, kap-kaççıları,hırsızları,hortumcuları,uyuşturucu tacirlerini,sahte kredi kartı yapanlar,bölücüleri, vatan hainlerini ha bire salıverirken; sadece yazdıklarından ve görüntülediklerinden dolayı gazeteciyi hapse koyarsanız veya hapse koymakla tehdit ederek susturmaya çalışırsanız GÖK KUBBE, BAŞINIZA YIKILIR....
İlk seçimlerde sizi o küçücük seçim sandıklarına öyle bir hapsederiz ki bir daha gün yüzü göremezsiniz...
Bir yerel basın mensubu olarak; " Yüreğimi Allah (c.c.) korkusu öylesine kaplamıştır ki bir başka korkuya asla yer yoktur.." diye naralanarak, sür'atle bu hatadan dönmenizi öneririm...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
" Hortumları kesildiği için, hortumları yeniden tesis edemedikleri için çılgına dönüyorlar!..."
Bunlar; Başbakan'ın yaygın basın hakkındaki yorum ve beyanları!...
Türkiye'de ikinci kez Başbakan ağzından basına yönelik böylesine açık suçlama yapılyor.Daha önce de Tansu Çiller, medya ve basını, kartellikle suçlayarak karşısına almıştı..
İcranın birinci adamı olarak Başbakan; kesilen hortumları ve hortumların adreslerini açıklamak zorundadır.Bir yerel basın mensubu olarak ve yıllardır yaygın basına "Ulusal değildir." diyen biri olarak, bütün yaygın basını, hortumculukla suçlarsam kim bana ne diyebilir?...
Yine Başbakan, düğmeye basan birilerini ve basılan düğmeleri de açıklamak zorundadır...
Yoksa ben; aylardır, "Ampülü yakmak için bir düğme ve o düğmeye basacak biri lazımdır." diye AKP'ye yüklenerek haksızlık etmiş olmam mı?
Yerel basın olarak bizler; aslında olanları, ibretle izliyoruz!
Deprem Çadırı AKP, delindi!...
AKP'deki istifaları durdurabilmek için Recep tayyip Erdoğan özel gayretler içine girdi!...
İstifalara neden olarak ta birilerinin düğmeye basmasıyla basının çılgına dönmesini, göstermeye çalışıyor!..Belki de haklıdır, kim bilir?...
Dönmeyi, değişmeyi, gelişmeyi Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Görüş Gömleğini soyunanlardan öğrenen Erkan MUMCU'nun son değişme-gelişmesiyle Deprem Çadırı karıştı!...
Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklı döneminde; YÖK yasasını Başbakanlık için pazarlık konusu yaparak yapılan Erdoğan-Baykal görüşmesinin, Mumcu tarafından açıklanmasıyla da Deprem Çadırı'ndaki karışıklık, paniğe dönüştü!...
Değişme-gelişmede Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Görüşçüler'i sollayan Erkan Mumcu ve benzerlerinin istifaları, bizim için beklenen bir şeyken Recep tayyip Erdoğan ve kurmaylarını panikletti...
Eğer Başbakan'ın söyledikleri doğruysa -ki doğru olması şarttır- düğmesine basılan ve hortumları kesilen medya, kendini biliyordur!...Yerel Basın olarak onlardan biz de rahatsızdık hatta basın adına onlardan utanırdık... Bu sıkıntı ve utancımızı da değişik yerlerde ve değişik yerel kalemler olarak seslendirdik, durduk...
Şimdi şartlar, değişti!...
Başbakan; düğmeli ve hortumlu basın ve basın mensuplarını açıklamak yerine, 1 Nisan itibariyle gazetecileri dolduracağı cezaevlerinin hazırlığıyla meşgul!...
Ben bir yerel basın mensubu ve bir vatanperver olarak, sonunda muhakkak kazanacağımız bir savaşı başlatıyorum!...
Basın mensubu olarak ve yerel bir yürek olarak cezaevine girecek ilk gazeteci olabimek için; şimdiden, 1 Nisan'dan önce bu yasakçı yasalara, baş kaldırıyorum...
Kendileri, dokunulmazlık zırhına girerek kaçtıkları yasalarca aklanmadan; ne AKP'nin ne de aklanmamış Recep Tayyip Erdoğan ve avanesinin yasaklarına, uymuyorum...
12 Eylül Kıyameti'nde hücreleri,hürriyetin sınırsızlaştığı mekanlar haline getirebilmiş bizler; 1 Nisan Kararlarından korkarak asla susmayacağız!...Daha doğrusu ben, kendi adıma söylüyorum;
"Ben asla susmayacağım..."
Asgari ücretle çalışıp, çoğu aylar onu da alamadan çalışan Yerel Basın Emekçileri adına; milyon dolarlarla tranferler yaşayan düğmeli basın mensuplarını, Yasakçı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı savunacağım, koruyacağım!...
Belki bu yolla, yaygın basının kesilen hortumlarının yerel basına dönmesini sağlayarak, gerçek basın emekçilerinin rahatlamalarını sağlayabiliriz!..Umut, fakirin ekmeği, belli mi olur?!...
Yeni ceza kanunları, yaygın basının gözleri önünde hatta onların da katılımlarıyla hazırlanırken susanlar, hatta milleti sadece zinaya kilitleyenlerin hortumları, o günlerde çok mu gür akıyordu?... Böyle bile olsa, Başbakan'ın deyimiyle "Düğmeliler"i savunmak yine bize düştü!...
Çünkü yerel basın olarak biz; susarak sıranın bize gelmesini, hiç beklememişiz...
Bizler, yerel yürekleriz...Bizler, çöplüğümüzün horozlarıyız ama kırma değiliz...Bizler, kavgasını ölümüne yapan dövüş horozlarıyız...Belki sesimiz güzel değildir! Belki uzun soluklu ötmelerden sonra bayılmayız ama tokatımız pektir!...Bizim tokatımız kesinlikle öldürmese de bayıltır...
Bir şey daha var; yaygın basının öbeklendiği metropollerin cezaevleri de tıklım-tıklımdır ama bizim ellerde cezaevlerimiz de boştur!... 1 Nisan'dan sonra yerel basın mensupları olarak, bu yüzden de cezaevine girmekten korkmayız!...
Son olarak, buradan Sayın Başbakan'a seslenmek istiyorum;
Hatadan dönmek, fazilettir. Basına yönelik cezalar, abartılıdır...Kurunun oduna yaşı da yakarsınız. Katilleri, kap-kaççıları,hırsızları,hortumcuları,uyuşturucu tacirlerini,sahte kredi kartı yapanlar,bölücüleri, vatan hainlerini ha bire salıverirken; sadece yazdıklarından ve görüntülediklerinden dolayı gazeteciyi hapse koyarsanız veya hapse koymakla tehdit ederek susturmaya çalışırsanız GÖK KUBBE, BAŞINIZA YIKILIR....
İlk seçimlerde sizi o küçücük seçim sandıklarına öyle bir hapsederiz ki bir daha gün yüzü göremezsiniz...
Bir yerel basın mensubu olarak; " Yüreğimi Allah (c.c.) korkusu öylesine kaplamıştır ki bir başka korkuya asla yer yoktur.." diye naralanarak, sür'atle bu hatadan dönmenizi öneririm...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Çarşamba, Mart 16, 2005
ÖRTÜLÜ SAVAŞANLAR...
Milliyetçiliğin bir fikir olmadığını, bir ideoloji olmadığını daha önce belirtmiştik.
Milliyetçilik; iç güdüsel bir duygudur ve genetiktir. Genleri gereği milliyetsiz olanlar için bu duygu (milliyetçilik), hep tehlike olarak görülmüştür...
Semavi kitaplardan ve günümüz gerçeklerinden Yahudilerin, tarihin en eski ve en şövenist milliyetçileri olduğu gerçeği çıkar...Ama sinsiliklerinden kahramanları yoktur!..
Yahudiler; tarih boyunca, kendilerine hasım gördükleri Müslüman ve Hristiyanları hep savaştırmıştır. Bu savaşların galibi kim olursa olsun Yahudi için önemli değildir. Çünkü tarihteki bütün -Yahudi tezgahlı- Müslüman-Hristiyan çatışmalarıdan hep yahudiler, kazançlı çıkmışlardır...
Yahudiler tarihte ilk kez bir Haçlı-Müslüman çatışmasından karlı çıkamamışlardır!..Veya -biraz komplo teorisi gibi olacak ama- 9.Haçlı Seferi'nin lokomotifi ABD'nin Irak'a saldırmasında Türkiye'nin tarafsız kalması; ya yahudilerin tezgahıdır ya da Yahudiler, ilk kez kazançları olmayan bir Haçlı-Müslüman savaşı izlemişlerdir!...
Yahudilerin bu druma tahammül edebileceklerini, sanmıyorum...
Alternatif seneryolarını, çok kısa bir zamanda izlemeye başlarız!...
Yahudiler'in dünyadaki ilk ve tek devletleri, İsrail'dir...İsrail'in Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını ne kadar istediği, bütün dünya tarafından bilinmektedir... Bu konuda yahudilerin bir araya getirdiği milliyetsizler toplulukları olan ABD ve AB'nin neler yaptığı da çok açıktır...
Yaşadığımız coğrafyada, coşkulu milliyetçiliği ile dayanılmaz direnci ve geleneklerine bağlılığıyla aşılması imkansız olan engel, Türk milleti ve dolayısıyla da Türkiye'dir...
Adına Büyük Ortadoğu Projesi denilen plan; aslında Büyük israil Projesidir. Bu projenin tamamlanabilmesi için de Türkiye'nin bütünlüğünün ortadan kalkması, parçalanması şarttır!...
Buu gerçekleştirmek için yahudiler, her yolu denemektedirler. savaşlar da bu yllardandır. Türk Milleti'ni savaşlarla parçalamayı ve bölmeyi başaramayan Yahudiler; bu kez de parayla arsa ve emlak alarak ülkeyi parselleme yolunu tutmuşlardır...
Şükürler olsun geçte olsa buna da yasalarımız engel oldu...
uzaktan kumandalı basınımızdan bazları, özellikle de Karen Fogg çocukları, bu yasa engeline saldırmaya başladılar bile!...
Onların saldırdıklarını savunmak ta bir milliyetçi olarak elbette bizlere düştü...
Tarihte iz bırakanları, milliyetçilerden çıkan kahramanlar olduğunda sanırım hemfikiriz...Milliyetçilik enetik bir özellik olduğuna göre; demekki kahramanlık ta genetiktir. Ve kahramanlık milliyetçiliğin en coşkulu tezahürüdür...
Artık söz; milliyetçilerindir!...
Artık gün; kahramanların günüdür!..
Milliyetsizliklerini dinle maskeleyerek yahudi localarının oyunlarına gelenlerden, milleti ve devleti kurtarma zamanıdır...
Kara Kuvvetleri Komutanı Org.Yaşar Büyükanıt; " PKK yeniden tırmanışa geçti.PKK teröristleri, Aponun yakalandığı 1999'daki sayılarına ulaştı..." diye tehlikeyi haber veriyor...
Bizim milliyetsizlerimizin salıverdiği Zana ve zağarları ise kara Kuvvetleri Komutanımız'ın bu uyarısına; bir karşı komplo teorisi ile cevap veriyorlar!..
Zananın zağarlarından birisi; " AKP, kürtlerle Orduyu, Kogre-Gel nedeniyle karşı karşıya getirmek istiyor. Ya da birileri, bunu dayatıyor." diye bir tez ileri sürmeye çalışıyor!...
Uzanlar'ın elinden alındıktan sonra adeta AKP propogandası yapan yaygın basınımızdan bir gazetedeki köşe yazarının; Zananın zağarlarından birinin bu konudaki yorumunu aynen alıyorum. " Halen başbakan'ın eşini protokolde göremiyoruz.Buna kim engel? AKP açısından bakıldığında Ordu...Ordunun üzerine kim dış baskıyla gelebilir?... Hem AB'ye girmeye aday olan ülkesin hem de iç sorunlarını savaşla çözmeye çalışıyorsun. Bu olmaz!."
Aziz ve Büyük Milletim; hala üzerinde oynanmak istenen oyunu anlamamakta ısrarcı mısın?
Senin karakterinden, bağışlayıcılığından istifade ederek "İnadına Tayyip." dedirten senaristler, şimdi de seninle Ordun arasına girmeye çalışıyorlar!..Hala bu oyunları fark ettiğini, fark ettirmeyecek misin?
Türk Milleti'nin coşkulu milliyetçileri, Ülkücüler; bu oyunların tek bozucusu olduğunuzun farkında mısınız?
Bu memleketin hainleri, artık bilimiyor mu?..Bu hainlerin saldırdıklarını savunmak; savunduklarına saldırmak, sizin göreviniz olmamalı mıdır?
Yahudinin bir araya topladığı milliyetsizlerden oluşan AB'nin dayatmalarıyla Ordumuzu sahipsiz ve desteksiz mi bırakacaksınız?
Siyasi görüşlerini Ülkücülük diye adlandırmış, siyaset kahramanları; bu oyunları bozmak için harekete geçmenin zamanı gelmedi mi?
Örtülü savaşanlar ve onlara destek veren işbirlikçilerin hadlerini artık bildirmeyelim mi?
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Milliyetçilik; iç güdüsel bir duygudur ve genetiktir. Genleri gereği milliyetsiz olanlar için bu duygu (milliyetçilik), hep tehlike olarak görülmüştür...
Semavi kitaplardan ve günümüz gerçeklerinden Yahudilerin, tarihin en eski ve en şövenist milliyetçileri olduğu gerçeği çıkar...Ama sinsiliklerinden kahramanları yoktur!..
Yahudiler; tarih boyunca, kendilerine hasım gördükleri Müslüman ve Hristiyanları hep savaştırmıştır. Bu savaşların galibi kim olursa olsun Yahudi için önemli değildir. Çünkü tarihteki bütün -Yahudi tezgahlı- Müslüman-Hristiyan çatışmalarıdan hep yahudiler, kazançlı çıkmışlardır...
Yahudiler tarihte ilk kez bir Haçlı-Müslüman çatışmasından karlı çıkamamışlardır!..Veya -biraz komplo teorisi gibi olacak ama- 9.Haçlı Seferi'nin lokomotifi ABD'nin Irak'a saldırmasında Türkiye'nin tarafsız kalması; ya yahudilerin tezgahıdır ya da Yahudiler, ilk kez kazançları olmayan bir Haçlı-Müslüman savaşı izlemişlerdir!...
Yahudilerin bu druma tahammül edebileceklerini, sanmıyorum...
Alternatif seneryolarını, çok kısa bir zamanda izlemeye başlarız!...
Yahudiler'in dünyadaki ilk ve tek devletleri, İsrail'dir...İsrail'in Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını ne kadar istediği, bütün dünya tarafından bilinmektedir... Bu konuda yahudilerin bir araya getirdiği milliyetsizler toplulukları olan ABD ve AB'nin neler yaptığı da çok açıktır...
Yaşadığımız coğrafyada, coşkulu milliyetçiliği ile dayanılmaz direnci ve geleneklerine bağlılığıyla aşılması imkansız olan engel, Türk milleti ve dolayısıyla da Türkiye'dir...
Adına Büyük Ortadoğu Projesi denilen plan; aslında Büyük israil Projesidir. Bu projenin tamamlanabilmesi için de Türkiye'nin bütünlüğünün ortadan kalkması, parçalanması şarttır!...
Buu gerçekleştirmek için yahudiler, her yolu denemektedirler. savaşlar da bu yllardandır. Türk Milleti'ni savaşlarla parçalamayı ve bölmeyi başaramayan Yahudiler; bu kez de parayla arsa ve emlak alarak ülkeyi parselleme yolunu tutmuşlardır...
Şükürler olsun geçte olsa buna da yasalarımız engel oldu...
uzaktan kumandalı basınımızdan bazları, özellikle de Karen Fogg çocukları, bu yasa engeline saldırmaya başladılar bile!...
Onların saldırdıklarını savunmak ta bir milliyetçi olarak elbette bizlere düştü...
Tarihte iz bırakanları, milliyetçilerden çıkan kahramanlar olduğunda sanırım hemfikiriz...Milliyetçilik enetik bir özellik olduğuna göre; demekki kahramanlık ta genetiktir. Ve kahramanlık milliyetçiliğin en coşkulu tezahürüdür...
Artık söz; milliyetçilerindir!...
Artık gün; kahramanların günüdür!..
Milliyetsizliklerini dinle maskeleyerek yahudi localarının oyunlarına gelenlerden, milleti ve devleti kurtarma zamanıdır...
Kara Kuvvetleri Komutanı Org.Yaşar Büyükanıt; " PKK yeniden tırmanışa geçti.PKK teröristleri, Aponun yakalandığı 1999'daki sayılarına ulaştı..." diye tehlikeyi haber veriyor...
Bizim milliyetsizlerimizin salıverdiği Zana ve zağarları ise kara Kuvvetleri Komutanımız'ın bu uyarısına; bir karşı komplo teorisi ile cevap veriyorlar!..
Zananın zağarlarından birisi; " AKP, kürtlerle Orduyu, Kogre-Gel nedeniyle karşı karşıya getirmek istiyor. Ya da birileri, bunu dayatıyor." diye bir tez ileri sürmeye çalışıyor!...
Uzanlar'ın elinden alındıktan sonra adeta AKP propogandası yapan yaygın basınımızdan bir gazetedeki köşe yazarının; Zananın zağarlarından birinin bu konudaki yorumunu aynen alıyorum. " Halen başbakan'ın eşini protokolde göremiyoruz.Buna kim engel? AKP açısından bakıldığında Ordu...Ordunun üzerine kim dış baskıyla gelebilir?... Hem AB'ye girmeye aday olan ülkesin hem de iç sorunlarını savaşla çözmeye çalışıyorsun. Bu olmaz!."
Aziz ve Büyük Milletim; hala üzerinde oynanmak istenen oyunu anlamamakta ısrarcı mısın?
Senin karakterinden, bağışlayıcılığından istifade ederek "İnadına Tayyip." dedirten senaristler, şimdi de seninle Ordun arasına girmeye çalışıyorlar!..Hala bu oyunları fark ettiğini, fark ettirmeyecek misin?
Türk Milleti'nin coşkulu milliyetçileri, Ülkücüler; bu oyunların tek bozucusu olduğunuzun farkında mısınız?
Bu memleketin hainleri, artık bilimiyor mu?..Bu hainlerin saldırdıklarını savunmak; savunduklarına saldırmak, sizin göreviniz olmamalı mıdır?
Yahudinin bir araya topladığı milliyetsizlerden oluşan AB'nin dayatmalarıyla Ordumuzu sahipsiz ve desteksiz mi bırakacaksınız?
Siyasi görüşlerini Ülkücülük diye adlandırmış, siyaset kahramanları; bu oyunları bozmak için harekete geçmenin zamanı gelmedi mi?
Örtülü savaşanlar ve onlara destek veren işbirlikçilerin hadlerini artık bildirmeyelim mi?
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
http://maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Salı, Mart 15, 2005
MİLLİYETÇİLİK...
Bu gün -ukalaların izniyle- bir ukalalık ta ben yapacağım!...
Bütün dünya milliyetsizlerini korkutan Milliyetçilik'i tarif etmeğe çalışacağım...
Nedir bu milliyetçilik?
Ermeni yapınca doğru!
Fransız, milliyetçilik yapınca doğru!
Alman yapınca suç!
İtalyan yapınca suç!
İngiliz yapınca dünyanın en doğru işi!
Arap yapınca yanlış!
Japon, yapsa da yapmasa da olur!
Çinli'nin milliyetçilik yapıp yapmaması dünyanı umurunda değil!...
Amaaaa; Türk, milliyetçilik yapınca dünyada da, Türkiye'de de affedilmez, ağır bir suç!...
Aylardır bu milliyetçiliğe akıldım, kaldım!...
Atalarımız; "Milliyetçilik ailede başlar." diye yüzyıllardır bu duyguyu tarif etmiş...Türk ailesi de -bu arada- ataerkil aile olarak tarif ve kabul edilmiş...
İnsan; önce ailesini sevip hakkını gözetir. Sonra sırayı yakınlık derecelerine göre akrabalarını sevip haklarını gözetmesi alır. Sonra komşu, mahalleli,köylü,kasabalı,şehirli,bölgeli ve ülkeli yakınları koruyup gözetmek gelir...
Komşusunun sıkıntı veya meselesiyle ilgilenmeyen birinin, ülkenin öbür ucundaki bir vatandaşının meselesiyle ilgilenmesi, elbette beklenemez...
Amcası ile dayısı arasındaki kavga veya nizada tarafsız kalan birisinin, milliyetçilik yapabilmesi elbette mümkün değildir...
Amca ile dayının; teyze ile halanın kavga veya çekimesinde taraf olmak, tamamen duygusal bir olaydır. Hatta tek kelimeyle duygudur.İç güdüdür. Anne veya babanın genlerinin ağırlığına göre insan; amca-dayı, teyze-hala çekişmesinde taraf olur...
Bu tarafgirliğin, her hangi bir ideolojiyle, her hangi bir fikirle asla alakası olamaz...
Fertten yola çıkarak toplumlara baktığımızda da aynı sonuca varılır.Milliyetçilik, genetiktir. Ve kesinlikle bir duygudur.
Genlerin baskısıyla,iç dürtülerle milliyetçilik yapanlar; milliyet ve milliyetçileri severken, bir başkaları milliyetsizmiş gibi davranabilir!... Ne milliyetçilik yapan yüzde yüz haklı, ne de milliyetsiz davranan suçludur...
Ama tarihi bir gerçek te, bütün kahramanların ve tarihte iz bırakmayı başarmışların milliyetçilerden çıktığı şeklindedir. Kahramanı çok olan ve kahramanı en fazla ölen toplumlar, millet tarifi almış ve devlet olarak tarihteki yerini kapmıştır...
Türk Milleti; milliyetçilik yapabilen,kahramanları olan ve kahramanlarının şehadetleriyle tarih yapan bir millet olarak hep var olmuştur.Var olmaya da devam edecektir...
Bu gerçek, aynı zamanda Türk milleti'nin milliyetçilik duygusunu, çok coşkulu olarak yaşadığının da ispatıdır...
Milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumlar ve medeniyet(!)ler, milliyetçilikten ve milliyetçiliği coşkulu yaşayanlardan korkarlar...Korkularını ve korktuklarını sıraya koyunca da tarihin dolgu malzemeleri olan Fransız'ın, Ermeni'nin, Arap'ın, Japon'un milliyetçiliğini pek ciddiye almazlar!...
Avrupada Almanlar ve İtalyanlar, milliyetçilik alanında faşizm yaparak suçlu çıkmışlardır. Bu yüzden bu iki milletin, milliyetçilik yapması artık imkansız gibidir!..Bu iki milletin milliyetçiliğinden korkulur...
İngiliz milliyetçiliğinden; ortak dinleri ve İngilizlerin deniz aşırı ülkelerdeki hakimiyet hayallerinden dolayı korkulmaz.Hatta dindaşlık gereği destek bile verilebilir.
Türk'ün milliyetçiliğine gelince; Türk, tarih boyunca gittiği yerlerde kalıcı olmuştur. Bu kalıcılığını da kendini gittiği yerin yerlilerine sevdirmekle sağlamıştır...Gittiği yerlere kalıcı medeniyetler götürmüş ve gittiği yerlere hem Türk'ün hem de İslamiyet'in kalıcı mühürlerini vurmuştur...
Avrupa; yüzlerce yıldır, Türk'ün kazıyarak mühürlediği yerlerden medeniyet belgelerini yok etmekele meşguldür!...
Yani milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu "Medeniyet Projesi" ; kalıcı medeniyetleri yok etmek üzerine kurulmuştur...
Milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu; iki güçlü grup vardır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği... İki birliğin de en belirgin benzerlikleri milliyetsizlikleriymiş gibi görünse de Yahudilerin bir araya topladığı topluluklar olmalarıdır...
Bu; milliyetsizlerin toplanmasından meydana gelmiş iki birliğin de dini, Hristiyanlıktır...İkisi de tarihteki haçlılar birliğinin mensubu milletlerden oluşmuşlardır..
Bu milliyetsizler, günümüzde 9.haçlılar olarak yeniden tarih sahnesindedirler. Geçmişteki 8 Haçlı seferi'ni İslamiyet adına tek başına göyüsleyen Milliyetçi Türk Milleti, bu 9.Haçlı Seferine karşı bigane bir tavır sergileyince; milliyetsizlerden oluşmuş Haçlı'nın aklı karışmıştır...
Ben; bir tarihçi, bir sosyolog değilim!...Ama gözlerimizin önünde çok açıkça sergilenen bu oyunun sosyologlarca, tarihçilerce algılanamamasını yorumlayamıyorum...
Milliyetçi Türk Milleti'nin günümüzde bir sıkıntısı daha vardır. Türk Milleti'nin devleti de milliyetsizler tarafından yönetilmektedir!...
Muhteşem Türk Atatürk; bu günleri tahmin ederek; " Asli unsurlarıyla yönetilmeyen milletler
için izmihlal mukadderdir." demiştir...
Herkesin milliyetçilik duygusunu yaşama veya yaşayamama hakkı -bende- sonuna kadar mahfuzdur...
Amaaa;milliyetçilik duygusuna sahip Türk Milliyetçilerinin tamamının Ülkücülük fikrinde birleşerek ve asli unsurlar olarak devlet yönetimine talip olmaları, en büyük duam ve tennimdir...
Bu konuya daha devam edeceğiz...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
http:// maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Bütün dünya milliyetsizlerini korkutan Milliyetçilik'i tarif etmeğe çalışacağım...
Nedir bu milliyetçilik?
Ermeni yapınca doğru!
Fransız, milliyetçilik yapınca doğru!
Alman yapınca suç!
İtalyan yapınca suç!
İngiliz yapınca dünyanın en doğru işi!
Arap yapınca yanlış!
Japon, yapsa da yapmasa da olur!
Çinli'nin milliyetçilik yapıp yapmaması dünyanı umurunda değil!...
Amaaaa; Türk, milliyetçilik yapınca dünyada da, Türkiye'de de affedilmez, ağır bir suç!...
Aylardır bu milliyetçiliğe akıldım, kaldım!...
Atalarımız; "Milliyetçilik ailede başlar." diye yüzyıllardır bu duyguyu tarif etmiş...Türk ailesi de -bu arada- ataerkil aile olarak tarif ve kabul edilmiş...
İnsan; önce ailesini sevip hakkını gözetir. Sonra sırayı yakınlık derecelerine göre akrabalarını sevip haklarını gözetmesi alır. Sonra komşu, mahalleli,köylü,kasabalı,şehirli,bölgeli ve ülkeli yakınları koruyup gözetmek gelir...
Komşusunun sıkıntı veya meselesiyle ilgilenmeyen birinin, ülkenin öbür ucundaki bir vatandaşının meselesiyle ilgilenmesi, elbette beklenemez...
Amcası ile dayısı arasındaki kavga veya nizada tarafsız kalan birisinin, milliyetçilik yapabilmesi elbette mümkün değildir...
Amca ile dayının; teyze ile halanın kavga veya çekimesinde taraf olmak, tamamen duygusal bir olaydır. Hatta tek kelimeyle duygudur.İç güdüdür. Anne veya babanın genlerinin ağırlığına göre insan; amca-dayı, teyze-hala çekişmesinde taraf olur...
Bu tarafgirliğin, her hangi bir ideolojiyle, her hangi bir fikirle asla alakası olamaz...
Fertten yola çıkarak toplumlara baktığımızda da aynı sonuca varılır.Milliyetçilik, genetiktir. Ve kesinlikle bir duygudur.
Genlerin baskısıyla,iç dürtülerle milliyetçilik yapanlar; milliyet ve milliyetçileri severken, bir başkaları milliyetsizmiş gibi davranabilir!... Ne milliyetçilik yapan yüzde yüz haklı, ne de milliyetsiz davranan suçludur...
Ama tarihi bir gerçek te, bütün kahramanların ve tarihte iz bırakmayı başarmışların milliyetçilerden çıktığı şeklindedir. Kahramanı çok olan ve kahramanı en fazla ölen toplumlar, millet tarifi almış ve devlet olarak tarihteki yerini kapmıştır...
Türk Milleti; milliyetçilik yapabilen,kahramanları olan ve kahramanlarının şehadetleriyle tarih yapan bir millet olarak hep var olmuştur.Var olmaya da devam edecektir...
Bu gerçek, aynı zamanda Türk milleti'nin milliyetçilik duygusunu, çok coşkulu olarak yaşadığının da ispatıdır...
Milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumlar ve medeniyet(!)ler, milliyetçilikten ve milliyetçiliği coşkulu yaşayanlardan korkarlar...Korkularını ve korktuklarını sıraya koyunca da tarihin dolgu malzemeleri olan Fransız'ın, Ermeni'nin, Arap'ın, Japon'un milliyetçiliğini pek ciddiye almazlar!...
Avrupada Almanlar ve İtalyanlar, milliyetçilik alanında faşizm yaparak suçlu çıkmışlardır. Bu yüzden bu iki milletin, milliyetçilik yapması artık imkansız gibidir!..Bu iki milletin milliyetçiliğinden korkulur...
İngiliz milliyetçiliğinden; ortak dinleri ve İngilizlerin deniz aşırı ülkelerdeki hakimiyet hayallerinden dolayı korkulmaz.Hatta dindaşlık gereği destek bile verilebilir.
Türk'ün milliyetçiliğine gelince; Türk, tarih boyunca gittiği yerlerde kalıcı olmuştur. Bu kalıcılığını da kendini gittiği yerin yerlilerine sevdirmekle sağlamıştır...Gittiği yerlere kalıcı medeniyetler götürmüş ve gittiği yerlere hem Türk'ün hem de İslamiyet'in kalıcı mühürlerini vurmuştur...
Avrupa; yüzlerce yıldır, Türk'ün kazıyarak mühürlediği yerlerden medeniyet belgelerini yok etmekele meşguldür!...
Yani milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu "Medeniyet Projesi" ; kalıcı medeniyetleri yok etmek üzerine kurulmuştur...
Milliyetsizlerin bir araya gelerek oluşturduğu; iki güçlü grup vardır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği... İki birliğin de en belirgin benzerlikleri milliyetsizlikleriymiş gibi görünse de Yahudilerin bir araya topladığı topluluklar olmalarıdır...
Bu; milliyetsizlerin toplanmasından meydana gelmiş iki birliğin de dini, Hristiyanlıktır...İkisi de tarihteki haçlılar birliğinin mensubu milletlerden oluşmuşlardır..
Bu milliyetsizler, günümüzde 9.haçlılar olarak yeniden tarih sahnesindedirler. Geçmişteki 8 Haçlı seferi'ni İslamiyet adına tek başına göyüsleyen Milliyetçi Türk Milleti, bu 9.Haçlı Seferine karşı bigane bir tavır sergileyince; milliyetsizlerden oluşmuş Haçlı'nın aklı karışmıştır...
Ben; bir tarihçi, bir sosyolog değilim!...Ama gözlerimizin önünde çok açıkça sergilenen bu oyunun sosyologlarca, tarihçilerce algılanamamasını yorumlayamıyorum...
Milliyetçi Türk Milleti'nin günümüzde bir sıkıntısı daha vardır. Türk Milleti'nin devleti de milliyetsizler tarafından yönetilmektedir!...
Muhteşem Türk Atatürk; bu günleri tahmin ederek; " Asli unsurlarıyla yönetilmeyen milletler
için izmihlal mukadderdir." demiştir...
Herkesin milliyetçilik duygusunu yaşama veya yaşayamama hakkı -bende- sonuna kadar mahfuzdur...
Amaaa;milliyetçilik duygusuna sahip Türk Milliyetçilerinin tamamının Ülkücülük fikrinde birleşerek ve asli unsurlar olarak devlet yönetimine talip olmaları, en büyük duam ve tennimdir...
Bu konuya daha devam edeceğiz...
TEVEKKELTÜ TAALALLAH...
http:// maslan.blogspot.com
tokkali@mynet.com
tokkali_53@yahoo.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)