"Bu memleket,dünyanın beklemediği aslabir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu.Bu sahne en aşağı yedi bin senelik bir Türk Beşiği'dir. Beşik, tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk; tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu. Sonra onlara alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu; tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." M.Kemal ATATÜRK
Yukarıdaki, hamasi ama muhteşem tarifi çok bilerek aldım.
Yaygın Basın'ın ağız birliği ile "Bahçeli MHP'nin Bahçevanı"na methiyeler dizerken; "Devlet Bahçeli, MHP'yi şövenist milliyetçilikten Atatürk Milliyetçiliğine çekti." şeklindeki söylemlerine cevaben hatırlatmak istedim.
Daha önceki yazılarımızda ve sohbetlerimizde; "Her kongrede Ülkücü İrade tecelli eder. Bizler de Ülkücü İrade'ye boyun eğerek çıkan karara saygılı oluruz." demiştik.
Şimdi de bizden aynı davranışı bekleyenlerin olduğundan eminim. Ama bu kongrede Ülkücü İrade tecelli ettirilmemiştir.
Üye olarak yok sayılan ama nedense daha sonra kesin ihraç kararıyla parti disiplinine havale edilen bir Genel Başkan Adayı'nın konuşmasına, 'Ülkücü İrade'ye şikayetlerini yapmasına dahi izin verilmedi.
Yani MHP'de kongre falan yapılmadı!... Kongrecilik oynandı!... MYK Listelerine 200'den fazla boş oy verildiği söylenip durmakta!... Oysa daha fazla olabileceğini umuyorum!... Sayımların bile gizli yapıldığı; tek aday ve tek listeyle oynana kongre gösterisi, sadece seyircisiz bir şov tariflidir...
Yarın "Sağcıyım" diyen hangi parti kongre yapsa; Devlet Bahçeli'nin yaptığı konuşmadan çok daha milliyetçilik kapsamlı bir konuşma yapar. Ve okuduğu paragrafı da asla tekrar okumaz!...
Bu kongre; hiç bir Ülkücünün ve milletin asla içine sinmemiştir. Ülkücüler; pejmürdeliğe, siyaseten adressizliğe mahkum edilmişlerdir...
Bizler; "İnadına MHP" diyen Ülkücüler olarak, millete ifade vermekte sıkıntı yaşamaktayız...
"Bahçeli MHP"nin rakipsiz Genel başkanı; artık millete verilecek ifadenin ve yapılması gereken propogandanın da çerçevesini belirtmeli değil midir?...
"Seni benden soranlara ne deyim?" şeklindeki arabesk şarkı; Ülkücülerin nerdeyse marşları olacak!...
Sayın Genel Başkanım ve çok Sayın Yol Arkadaşları; "Sizi bizden sorarlarsa ne diyelim?" Allah aşkına bize de kulak verin ve Allah aşkına bize de döküman verin!...
"Milliyetçi-Demokrat Türkiye" parolasıyla tek başına iktidar seferine çıkan MHP'ye bizler, ne diyerek katkı sağlayalım?...
TANRI TÜRKÜ KORUSUN
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Kasım 30, 2006
Çarşamba, Kasım 29, 2006
ZAMAN OLUR HAYALİ CİHAN DEĞER...
Bugün biraz nostalji yapmak, hatırlamak ve hatırlanmak istiyorum izninizle...
MHP'nin 8. Olağan Kongresi süresince Anadolu'yu ben de dolaştım. Yıllardır görüşemediğimiz kadim Dostlar'la, Ülküdaşlarımla görüşme şansımı tazeledim.
Bu Dostlar'dan birinden Ahmet YILMAZER'den nam-ı diğer "Ayıboğan Ahmet"ten bahsetmek istiyorum. Kendilerinden dinlediğim ve yine kendilerinden aldığım izinle bir anısını nakletmek ve bütün Ülküdaşlarımızla paylaşmak istiyorum. Belki aklımızı devşirmemize yardım eder düşüncesiyle...
"Ayıboğan"; yanılmıyorsam 1975-76 yıllarına kadar Rahmetli Başbuğumuz'a çok yakın olan ve günlerinin çoğunu O'nun yanında geçiren birkaç şanslı kişiden biri. Başbuğumuz'un yanına gittiğinde zamanın şartlarından dolayı Ayıboğan, tahsiline ara vermiştir. Bir gün Başbuğumuz sorduğunda -nedenini şimdide söyleyemeyeceği bir anlık boşlukla- Ayıboğan; "Dil Tarih Coğrafya" da okuduğunu söyler. Başbuğumuz'da başarılar dileyerek kendini tebrik eder.
Geçen her senenin belli zamanlarında Başbuğumuz; "Nasılsın oğlum? Okul nasıl?" diye sorar. Ayıboğan'da bir kere söylemiş bulunduğu masum yalanına;"Başbuğum, 2. sınıfa geçtim. Üçüncü sınıfa geçtim." şeklinde cevaplar verir.
Aradan bu şekilde 4-5 sene geçer. Başbuğumuz bir gün yine sorar; "Nasılsın oğlum? Okul nasıl?" Cevap; "Başbuğum, okul bitti iki dersten takıntım var." şeklinde olur. Başbuğumuz yine Ayıboğanı tebrikle taltif ederek başarılar diler.
Bir kaç gün sonra başbuğumuz, Ayıboğan'ı çağırır. "Oğlum falan ile gidecek ve telefonla şu şahsı arayacaksın. Söyleyeceği her şey benim talimatımdır." diyerek Ayıboğan'ı gönderir.
Ayıboğan, ciddi bir görev aldığının farkındadır. Muhtevasını bilmediği emri kimseyle de paylaşamaz. Ama tedbiren çok güvendiği bir arkadaşını da yanına alarak bahsedilen ile gider. Arkadaşından ricası, başına bir hal gelirse ailesini ve Başbuğu haberdar etmesidir.
Verilen telefon numarasından adı verilen şahsı arar. Telefondaki şahıs, Ayıboğan'a bir adres verir ve "Bu adres benim evimdir.Yengen haberdar.Eve git ve beni bekle." talimatı verir. Ayıboğan verilen adrese gider. Gerçekten evin hanımı haberlidir ve Ayıboğan'ı beklemektedir.
Ayıboğan, eve girerek ev sahibinin gelmesini bekler. Bu arada evin hanımı gerekenden fazla ikram ve ihtiramda bulunmaktadır. Bu sıcak ve ihtiram yüklü davranışları yorumlamaya çalışan Ayıboğan, kendisine çok zor ve ağır bir görev verildiğini ve başaramazsa ne olacağını düşünerek heyecanlanmaya başlar.
Ve ev sahibi gelir. Tanışırlar hazırlanmış sofraya otururlar. Ayıboğan, çok aç olmasına rağmen alacağı emri merak etmektedir. Kendi tarifiyle o yemeği değil yemek Ayıboğanı yer!...
Yemekten sonra ev sahibi, kalkarak elinde bir deste kitapla gelir.
"Ayıboğan kardeşim! Ankaradaki fakültenden kalan iki takıntı dersin orada kalsın!... Sen bu kitaplara benim dediğim şekilde çalış ve sana bir lise diploması verelim!..." deyince Ayıboğan'ın halini sizler tasavvur edin!...
Yaklaşık beş yıl Ayıboğan'ın masum yalanını bilen ama asla yalanını yüzüne vurmayarak utanmasına izin vermeyen; bununla da yetinmeyerek Ankara'ya çok uzak bir ilden lise diploması hazırlığı yapan bir Başbuğ vardır şimdi Ayıboğan'ın dünyasında...
Gönderildiği adam, bulunduğu ilde bir lise müdürüdür ve Ülküdaşımızdır.
Ayıboğan; -yine kendi deyimiyle- "Hayatımın en zor ama en keyifli günlerini yaşadım.Bütün dersleri ezberleyerek sınava girdim ve lise diploması aldım. Sonrasında da benim ayıbımı yüzüme vurmayan Başbuğum'dan aferin alabilmek ve kendimi affettirebilmek için üniversiteye girerek bitirdim." diye anılarından, beni çok etkileyen sanırım sizlerin de gözlerinizi nemlendiren bu muhteşem anısını tamamladı...
Kimden boşalan bir yere oturan birinden, neler beklediğimizi anlatabilmek ve anılarımızı tazeleyebilmek için sundum bu muhteşem anıyı...
Zaman olur hayali cihan değer...
Nur içinde yat Başbuğum...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
MHP'nin 8. Olağan Kongresi süresince Anadolu'yu ben de dolaştım. Yıllardır görüşemediğimiz kadim Dostlar'la, Ülküdaşlarımla görüşme şansımı tazeledim.
Bu Dostlar'dan birinden Ahmet YILMAZER'den nam-ı diğer "Ayıboğan Ahmet"ten bahsetmek istiyorum. Kendilerinden dinlediğim ve yine kendilerinden aldığım izinle bir anısını nakletmek ve bütün Ülküdaşlarımızla paylaşmak istiyorum. Belki aklımızı devşirmemize yardım eder düşüncesiyle...
"Ayıboğan"; yanılmıyorsam 1975-76 yıllarına kadar Rahmetli Başbuğumuz'a çok yakın olan ve günlerinin çoğunu O'nun yanında geçiren birkaç şanslı kişiden biri. Başbuğumuz'un yanına gittiğinde zamanın şartlarından dolayı Ayıboğan, tahsiline ara vermiştir. Bir gün Başbuğumuz sorduğunda -nedenini şimdide söyleyemeyeceği bir anlık boşlukla- Ayıboğan; "Dil Tarih Coğrafya" da okuduğunu söyler. Başbuğumuz'da başarılar dileyerek kendini tebrik eder.
Geçen her senenin belli zamanlarında Başbuğumuz; "Nasılsın oğlum? Okul nasıl?" diye sorar. Ayıboğan'da bir kere söylemiş bulunduğu masum yalanına;"Başbuğum, 2. sınıfa geçtim. Üçüncü sınıfa geçtim." şeklinde cevaplar verir.
Aradan bu şekilde 4-5 sene geçer. Başbuğumuz bir gün yine sorar; "Nasılsın oğlum? Okul nasıl?" Cevap; "Başbuğum, okul bitti iki dersten takıntım var." şeklinde olur. Başbuğumuz yine Ayıboğanı tebrikle taltif ederek başarılar diler.
Bir kaç gün sonra başbuğumuz, Ayıboğan'ı çağırır. "Oğlum falan ile gidecek ve telefonla şu şahsı arayacaksın. Söyleyeceği her şey benim talimatımdır." diyerek Ayıboğan'ı gönderir.
Ayıboğan, ciddi bir görev aldığının farkındadır. Muhtevasını bilmediği emri kimseyle de paylaşamaz. Ama tedbiren çok güvendiği bir arkadaşını da yanına alarak bahsedilen ile gider. Arkadaşından ricası, başına bir hal gelirse ailesini ve Başbuğu haberdar etmesidir.
Verilen telefon numarasından adı verilen şahsı arar. Telefondaki şahıs, Ayıboğan'a bir adres verir ve "Bu adres benim evimdir.Yengen haberdar.Eve git ve beni bekle." talimatı verir. Ayıboğan verilen adrese gider. Gerçekten evin hanımı haberlidir ve Ayıboğan'ı beklemektedir.
Ayıboğan, eve girerek ev sahibinin gelmesini bekler. Bu arada evin hanımı gerekenden fazla ikram ve ihtiramda bulunmaktadır. Bu sıcak ve ihtiram yüklü davranışları yorumlamaya çalışan Ayıboğan, kendisine çok zor ve ağır bir görev verildiğini ve başaramazsa ne olacağını düşünerek heyecanlanmaya başlar.
Ve ev sahibi gelir. Tanışırlar hazırlanmış sofraya otururlar. Ayıboğan, çok aç olmasına rağmen alacağı emri merak etmektedir. Kendi tarifiyle o yemeği değil yemek Ayıboğanı yer!...
Yemekten sonra ev sahibi, kalkarak elinde bir deste kitapla gelir.
"Ayıboğan kardeşim! Ankaradaki fakültenden kalan iki takıntı dersin orada kalsın!... Sen bu kitaplara benim dediğim şekilde çalış ve sana bir lise diploması verelim!..." deyince Ayıboğan'ın halini sizler tasavvur edin!...
Yaklaşık beş yıl Ayıboğan'ın masum yalanını bilen ama asla yalanını yüzüne vurmayarak utanmasına izin vermeyen; bununla da yetinmeyerek Ankara'ya çok uzak bir ilden lise diploması hazırlığı yapan bir Başbuğ vardır şimdi Ayıboğan'ın dünyasında...
Gönderildiği adam, bulunduğu ilde bir lise müdürüdür ve Ülküdaşımızdır.
Ayıboğan; -yine kendi deyimiyle- "Hayatımın en zor ama en keyifli günlerini yaşadım.Bütün dersleri ezberleyerek sınava girdim ve lise diploması aldım. Sonrasında da benim ayıbımı yüzüme vurmayan Başbuğum'dan aferin alabilmek ve kendimi affettirebilmek için üniversiteye girerek bitirdim." diye anılarından, beni çok etkileyen sanırım sizlerin de gözlerinizi nemlendiren bu muhteşem anısını tamamladı...
Kimden boşalan bir yere oturan birinden, neler beklediğimizi anlatabilmek ve anılarımızı tazeleyebilmek için sundum bu muhteşem anıyı...
Zaman olur hayali cihan değer...
Nur içinde yat Başbuğum...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Salı, Kasım 28, 2006
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KADERSİZLİĞİ !...
Bu coğrafyada Türk Milliyetçiliği; tarihin her döneminde yasaklanmaya mecbur ve korkulan tek milliyetçilik olmuştur nedense...
Nedense derken bile nedenini biliyoruz oysa!...
Karamanoğlu Mehmet Beğ'le hatıralarda ve tarihte yerini lan Türk Milliyetçiliği'nden; hem bu coğrafyayı ortak kullandığımız milletler, hem de "Haçlı" yüzlerce yıl korkmuştur. Korkmaya devam etmektedir ve korkmakta haklıdır!...
Türk Milliyetçiliği'nin sistem olarak başarılı olduğu ve bulunduğu coğrafyada hakim unsur olduğu her dönemde; "Haçlı" asla başarılı olamamıştır. Tarihin dolgu malzemeleri olan küçük kavimler ise asla şerkeşlik, haramilik, haydutluk edememişlerdir. Etmeye niyetlenenler ise günün hakim Türk Milleti'nin geçerli yasalarıyla muhatap olmuş ve cezalanmışlardır...
Bu yüzden de Türk Milliyetçiliği'nden gayrı samimilerin korkmaları doğaldır.
Elbette imparatorluklarda milliyetçilik, tehlikeli görülebilir. Ancak imparatorluklarda "Şerbakan Hoca"nın; "Sen ne mutlu Türk'üm diyene dersen birileri de ne mutlu bilmem ne olana der." mantığının kabulü mümkündür.
Ama bir imparatorluğun külleri arasından ve o imparatorluğu kuran asli unsur öne çıkarılarak kurulan Türkiye adındaki Coğrafyadaki Türk Devleti'nde bu söylem, samimi değildir. Samimi olarak yorumlamak ta samimi değildir.
Yazık ki "Muhteşem Türk Atatürk"ün kurduğu, adına Türkiye Cumhuriyeti dediği ve kesinlikle Türk köklü ve Türk eksenli bir devletin sınırları içinde son 60 yıldır Türk Milliyetçiliği, en korkulan siyasi duruş olarak algılanmaktadır.
Yine yazık ki mozaikçilik, Türkiyelilik ve Çiçek Bahçecilik söylemleriyle nerdeyse hafızalara nakşedilmiş Türk Milliyetçiliği kavramının içi, ciddi manada boşaltılmıştır.
Devletin asli unsuru olan her Türk'ün bu kavram kirliliğine ve bu kavram içi boşaltma operasyonuna baş kaldırması Türklüğünün gereğidir...
Türkiye gibi bir Türk Devleti'nde Türk Milliyetçiliği, siyaseten sahipsizliğe mahkum edilmek istenmektedir. Bu mahkumiyet kararını vermeye çalışan güçlerin, ABD ve AB'nin adları ve niyetleri çok açıktır. Bunlara kafa tutmamakta ısrarcı olan ve hala Türk Milliyetçiliğinin siyaseten tek adresi olan partinin yöneticilerinin, bu tarihi yanlıştan sür'atle dönmeleri tek dileğimizdir.
"Onlar ne kadara Kürtse ben de o kadar Kürdüm. Ben ne kadar Türksem onlar da o kadar Türktür." sözü unutularak; "Farklılıkların farkında olarak ülke yönetmek" asla milliyetçi bir söylem değildir.
"Ne mozaiği laaaan!" sesi kulaklardayken ve bir Kürt kökenli Ülkücü olan Yılmaz Bekiroğlu Kardeşimiz'in "Biz ancak rekli bir mermerin farklı renkleriyiz." şeklindeki muhteşem tarifi dururken ve bu tarif ısrarla yöneticilere hatırlatılmışken "Çiçek Bahçesi" gibi mozaikten de zayıf bir tarifle Milletin karşısına çıkmak, çok milliyetçi bir duruş değildir...
Türkiye'den başka bir Türkiye ve MHP'den başka bir MHP'nin olmadığını, olamayacağını Türk Milleti bilmektedir. Umudumuz, yöneticilerinin de bu bilince sür'atle ulaşmalarıdır.
Yoksa Türk Milliyetçiliği, MHP var olmasına rağmen siyaseten sahipsizliğe düçardır. Bu Millet, bu davranışı asla hak etmemiştir. Etmemelidir!...
Umudumuz; hala varlıklarıyla müftehir olduğumuz, MHP Yönetimindeki Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin, Türkeşçilerin, Turancıların bu mes'eleye sür'atle eğilmeleri ve gündemi değiştirmeleridir...
Bu coğrafyada Türk Milliyetçiliğinin bu görünen kadersizliği hak etmeyeceğini, hak etmemesi gereğini Ülkücülerin hemen hatırlayacaklarına inanmak istiyoruz...
"Çıkmayan canda umut vardır." biliriz. Üç Hilalli Sancak dalgalandığı sürece Türk Milliyetçilerinin de umutları devam edecektir...
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Nedense derken bile nedenini biliyoruz oysa!...
Karamanoğlu Mehmet Beğ'le hatıralarda ve tarihte yerini lan Türk Milliyetçiliği'nden; hem bu coğrafyayı ortak kullandığımız milletler, hem de "Haçlı" yüzlerce yıl korkmuştur. Korkmaya devam etmektedir ve korkmakta haklıdır!...
Türk Milliyetçiliği'nin sistem olarak başarılı olduğu ve bulunduğu coğrafyada hakim unsur olduğu her dönemde; "Haçlı" asla başarılı olamamıştır. Tarihin dolgu malzemeleri olan küçük kavimler ise asla şerkeşlik, haramilik, haydutluk edememişlerdir. Etmeye niyetlenenler ise günün hakim Türk Milleti'nin geçerli yasalarıyla muhatap olmuş ve cezalanmışlardır...
Bu yüzden de Türk Milliyetçiliği'nden gayrı samimilerin korkmaları doğaldır.
Elbette imparatorluklarda milliyetçilik, tehlikeli görülebilir. Ancak imparatorluklarda "Şerbakan Hoca"nın; "Sen ne mutlu Türk'üm diyene dersen birileri de ne mutlu bilmem ne olana der." mantığının kabulü mümkündür.
Ama bir imparatorluğun külleri arasından ve o imparatorluğu kuran asli unsur öne çıkarılarak kurulan Türkiye adındaki Coğrafyadaki Türk Devleti'nde bu söylem, samimi değildir. Samimi olarak yorumlamak ta samimi değildir.
Yazık ki "Muhteşem Türk Atatürk"ün kurduğu, adına Türkiye Cumhuriyeti dediği ve kesinlikle Türk köklü ve Türk eksenli bir devletin sınırları içinde son 60 yıldır Türk Milliyetçiliği, en korkulan siyasi duruş olarak algılanmaktadır.
Yine yazık ki mozaikçilik, Türkiyelilik ve Çiçek Bahçecilik söylemleriyle nerdeyse hafızalara nakşedilmiş Türk Milliyetçiliği kavramının içi, ciddi manada boşaltılmıştır.
Devletin asli unsuru olan her Türk'ün bu kavram kirliliğine ve bu kavram içi boşaltma operasyonuna baş kaldırması Türklüğünün gereğidir...
Türkiye gibi bir Türk Devleti'nde Türk Milliyetçiliği, siyaseten sahipsizliğe mahkum edilmek istenmektedir. Bu mahkumiyet kararını vermeye çalışan güçlerin, ABD ve AB'nin adları ve niyetleri çok açıktır. Bunlara kafa tutmamakta ısrarcı olan ve hala Türk Milliyetçiliğinin siyaseten tek adresi olan partinin yöneticilerinin, bu tarihi yanlıştan sür'atle dönmeleri tek dileğimizdir.
"Onlar ne kadara Kürtse ben de o kadar Kürdüm. Ben ne kadar Türksem onlar da o kadar Türktür." sözü unutularak; "Farklılıkların farkında olarak ülke yönetmek" asla milliyetçi bir söylem değildir.
"Ne mozaiği laaaan!" sesi kulaklardayken ve bir Kürt kökenli Ülkücü olan Yılmaz Bekiroğlu Kardeşimiz'in "Biz ancak rekli bir mermerin farklı renkleriyiz." şeklindeki muhteşem tarifi dururken ve bu tarif ısrarla yöneticilere hatırlatılmışken "Çiçek Bahçesi" gibi mozaikten de zayıf bir tarifle Milletin karşısına çıkmak, çok milliyetçi bir duruş değildir...
Türkiye'den başka bir Türkiye ve MHP'den başka bir MHP'nin olmadığını, olamayacağını Türk Milleti bilmektedir. Umudumuz, yöneticilerinin de bu bilince sür'atle ulaşmalarıdır.
Yoksa Türk Milliyetçiliği, MHP var olmasına rağmen siyaseten sahipsizliğe düçardır. Bu Millet, bu davranışı asla hak etmemiştir. Etmemelidir!...
Umudumuz; hala varlıklarıyla müftehir olduğumuz, MHP Yönetimindeki Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin, Türkeşçilerin, Turancıların bu mes'eleye sür'atle eğilmeleri ve gündemi değiştirmeleridir...
Bu coğrafyada Türk Milliyetçiliğinin bu görünen kadersizliği hak etmeyeceğini, hak etmemesi gereğini Ülkücülerin hemen hatırlayacaklarına inanmak istiyoruz...
"Çıkmayan canda umut vardır." biliriz. Üç Hilalli Sancak dalgalandığı sürece Türk Milliyetçilerinin de umutları devam edecektir...
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN...
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazar, Kasım 26, 2006
OSMANİYE 'F TİPİ' ....
Kulakları çınlasın! Varlığıyla müftehir olduğum "Dostlarım"dan biri ile yıllar öncesi, Erzurum'da yaptığımız bir sohbette; "Kardeşim, parti demek din değildir. Eğer partiler din olsaydı 12 Eylül 1980'de 'Netekim Paşa', bütün Türkiye'yi dinsiz bırakmıştı ve bir şey olmamıştı!..." şeklinde muhteşem bir serzenişte bulunmuştu...
Yıllardır söylememize rağmen son bir kaç ayda sıklaştırdığımız bir söylemimiz oldu; "Taraftarla Ülküdaş arasındaki farkı Allah aşkına fark edelim..."diye yandık durduk...
Belki de farkı fark etmişlerdir de bizler farkında değiliz!...
Artık tamamen taraftarlık duygularımı rafa kaldırıyorum!... Hatta çöpe atıyorum!...
Ben ve benim gibiler hayatımızın hiç bir safhasında MHP'li, MHP TAraftarı gibi sanal isimlere tenezzül etmedik!... Çünkü hep kendimizi "MHP'nin Kendisi" şeklinde tarif ettik ve MHP gibi davrandık...
Bu davranışlarımız; İlay-ı kelimetullah fedailiği, rehberi Kur'an olan Turan seferi süvariliği, "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır." şeklinde sloganlaştırdığımız Türk Milliyetçiliği mensubiyeti, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." düsturunu kabullenmiş sosyal paylaşımcılık örnekleri şekillerinde tezahür etti...
Mukaddeslerimize, Bayrağımıza, Vatanımıza, Devletimize saldıranlarla mücadeleye "Cihat" adı verebilecek kadar inanarak mücadeleler yaşadık!...
Herkesin "Kaybettiler!" diye söylendiği zamanlarda bile kazanarak büyüdük bütün şer güçlerin inadına...
Şimdilerde bir şeyler oldu!...
Temelimiz saydığımız ilke ve ülkümüzde sanki taşlar yerinden oynatıldı!...
Dünkü siyasi muarızlarımızla siyasi birlikteliklerin seneryoları yazılmaya-söylenmeğe başlandı ve itiraz eden de yok!...
"Ulusalcı Solcu"larla kavga edelim diyen yok!...
"Üniter Bütünlüğümüz"e sahip çıkan Devrimcilerle de kavga edelim diyen yok!...
Ama; avukatları vasıtasıyla "F Tipi Cezaevine nakledilmek" isteyen, 40.000 insanımızın katili bir alçağı "F Tipi'ne nakledeceğiz" şeklinde o alçağa destek verircesine yapılan siyasi vaatlere itirazımız var!...
"Tek başına iktidar" sloganıyla, tek başına girdiği kongre salonunda 3.500 polisin korumasında tek başına kongre kazanan ve "Apo'yu F Tipi'ne nakledeceğiz." diye vaatte bulunan "Bahçeli MHP'nin Demokrat Genel Başkanı"ndan bir istirhamımız olacak: "Lütfen apo alçağını, vilayetiniz olan Osmaniya'deki F Tipi Cezaevi'ne naklettiriniz!..." Çünkü kendi vilayetinizde kontrolünü daha kolay yapabileceğiniz lap-top'lu medeni ve tarafsız gençlerinizle; Osmaniye'ye ziyaret edebilmek gibi insani duygular(!)la akacak PKK'lılara daha seri müdahele edersiniz!...
Yapmayın Allah aşkına!...
Siyasi hırsınız bu kadar aklınızın ve milli mantığın önüne geçmesin!...
Kimle, nerede, hangi şartlarla ve hangi pazarlıklarla siyaseten birliktelik yaparsanız yapın!... Si
yaset kazanma sanatıdır ve siz de bunu siyasi geçmişinizle ispatlamış bir "Demokrat Genel Başkan"sınız!...
Hala "İstediğiniz kadar jokey kullanabilirsiniz." söylemimizden vaz geçmeyiz...
Her siyasi partide -elbette- her insanımıza yer olmalıdır. Ama "Kurtla Kuzu"yu bir araya getirmenin imkansızlığı malum olmalı...
"Kurtla Kuş"un neler yaptığını ve yapılan tahribatın ne boyutlarda oılduğunu, Allah aşkına farkedin artık!...
Tarih önünde vebaldesiniz, Dava önünde veballisiniz, şühedamız önünde veballisiniz Vallahi!...
Fark edin, fark edin, fark edin artık...
"Hatadan dönmek erdemdir." diye bir söz hiç mi duyulmadı?!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Yıllardır söylememize rağmen son bir kaç ayda sıklaştırdığımız bir söylemimiz oldu; "Taraftarla Ülküdaş arasındaki farkı Allah aşkına fark edelim..."diye yandık durduk...
Belki de farkı fark etmişlerdir de bizler farkında değiliz!...
Artık tamamen taraftarlık duygularımı rafa kaldırıyorum!... Hatta çöpe atıyorum!...
Ben ve benim gibiler hayatımızın hiç bir safhasında MHP'li, MHP TAraftarı gibi sanal isimlere tenezzül etmedik!... Çünkü hep kendimizi "MHP'nin Kendisi" şeklinde tarif ettik ve MHP gibi davrandık...
Bu davranışlarımız; İlay-ı kelimetullah fedailiği, rehberi Kur'an olan Turan seferi süvariliği, "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır." şeklinde sloganlaştırdığımız Türk Milliyetçiliği mensubiyeti, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." düsturunu kabullenmiş sosyal paylaşımcılık örnekleri şekillerinde tezahür etti...
Mukaddeslerimize, Bayrağımıza, Vatanımıza, Devletimize saldıranlarla mücadeleye "Cihat" adı verebilecek kadar inanarak mücadeleler yaşadık!...
Herkesin "Kaybettiler!" diye söylendiği zamanlarda bile kazanarak büyüdük bütün şer güçlerin inadına...
Şimdilerde bir şeyler oldu!...
Temelimiz saydığımız ilke ve ülkümüzde sanki taşlar yerinden oynatıldı!...
Dünkü siyasi muarızlarımızla siyasi birlikteliklerin seneryoları yazılmaya-söylenmeğe başlandı ve itiraz eden de yok!...
"Ulusalcı Solcu"larla kavga edelim diyen yok!...
"Üniter Bütünlüğümüz"e sahip çıkan Devrimcilerle de kavga edelim diyen yok!...
Ama; avukatları vasıtasıyla "F Tipi Cezaevine nakledilmek" isteyen, 40.000 insanımızın katili bir alçağı "F Tipi'ne nakledeceğiz" şeklinde o alçağa destek verircesine yapılan siyasi vaatlere itirazımız var!...
"Tek başına iktidar" sloganıyla, tek başına girdiği kongre salonunda 3.500 polisin korumasında tek başına kongre kazanan ve "Apo'yu F Tipi'ne nakledeceğiz." diye vaatte bulunan "Bahçeli MHP'nin Demokrat Genel Başkanı"ndan bir istirhamımız olacak: "Lütfen apo alçağını, vilayetiniz olan Osmaniya'deki F Tipi Cezaevi'ne naklettiriniz!..." Çünkü kendi vilayetinizde kontrolünü daha kolay yapabileceğiniz lap-top'lu medeni ve tarafsız gençlerinizle; Osmaniye'ye ziyaret edebilmek gibi insani duygular(!)la akacak PKK'lılara daha seri müdahele edersiniz!...
Yapmayın Allah aşkına!...
Siyasi hırsınız bu kadar aklınızın ve milli mantığın önüne geçmesin!...
Kimle, nerede, hangi şartlarla ve hangi pazarlıklarla siyaseten birliktelik yaparsanız yapın!... Si
yaset kazanma sanatıdır ve siz de bunu siyasi geçmişinizle ispatlamış bir "Demokrat Genel Başkan"sınız!...
Hala "İstediğiniz kadar jokey kullanabilirsiniz." söylemimizden vaz geçmeyiz...
Her siyasi partide -elbette- her insanımıza yer olmalıdır. Ama "Kurtla Kuzu"yu bir araya getirmenin imkansızlığı malum olmalı...
"Kurtla Kuş"un neler yaptığını ve yapılan tahribatın ne boyutlarda oılduğunu, Allah aşkına farkedin artık!...
Tarih önünde vebaldesiniz, Dava önünde veballisiniz, şühedamız önünde veballisiniz Vallahi!...
Fark edin, fark edin, fark edin artık...
"Hatadan dönmek erdemdir." diye bir söz hiç mi duyulmadı?!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Cumartesi, Kasım 25, 2006
İTHAL VEYA İHRAÇ KAFALARA...
Kocaman kocaman adamlar, kocaman kocaman prof.lar; -AB adındaki "Haçlı" istiyor diye- bizi "Hasta Adam" tarifinden kurtararak, bir imparatorluğun küllerinden, "Ulus Devlet" düşüncesiyle Türkiye Cumhuriyeti gibi kimlikli, kişilikli bir devlete dönüştüren "Muhteşem Türk Atatürk"ü yargılamaya niyetlendiler!...
Aymazlığın, "...gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içindekilerin, bu cür'etleri karşısında sadece şaşırma hakkımı kullanmak istiyorum!...
Bir insanın; "Milliyet"li veya "Milliyet"siz olma gibi bir seçim yapma yeteneğinin olduğuna inanmayanlardanım...
Milliyetçilik'in bir dünya görüşü, bir üretilmiş düşünce sistemi olduğuna da inanmayanlardanım ve bunu defalarca yazdım, sayısız kere söyledim!...
Milliyetçiliği; -tehlikleli veya tehlikesiz- bir fikir akımıymış gibi göstermenin, ne kadar gereksiz ve boş bir çaba olduğunu da şimdi söylemek istiyorum. Milliyetçilik; bir iç dürtüdür. İç güdüsel bir davranış biçimidir. Bir insanın kendini her hangi bir milletin mensubu sayarak ve o milletin yükselmesi için çabalaması, okutularak, öğretilerek elde edilemez... Bir insan; yaratılış özelliği olarak kendini ya milliyetli ya da milliyetsiz olarak hissedebilir!... İki halde de yapılabilecek bir şey yoktur!... Sadece bu iki karakter örneği de "Devletli" milletler tarafından kullanılabilir!...
Sistemimiz gereği, hatta tarihi teamüllerimiz gereği kendini "alt-üst kimlikli" vehmetse bile biz; tebaamız bellediğimiz şahıslara, -istedikleri değil- faydalanabileceğimiz görevleri vermişiz, veririz. Tarihte Türk Milleti olarak bunun sayısız örneklerini bırakmışız...
"Kül Tigin ve Bilge Kağan Kardeşler"le birlikte tarihe hediye ettiğimiz "Bilge Tonyukuk", bu davranışımızın çok net bir misalidir. Bir Çinli olan "Tonyukuk"u alıp bir de "Bilge" ünvanı vererek "Bilge Tonyukuk" adıyla tarihe hediye eden Milletiz Biz!...
"Bilge Tonyukuk"un Çinli olduğunu, ne hatırlar ne de hatırlatırız. Çünkü tamamen Türkleştirmiş, tamamen tarihimizde bağrımıza, gönlümüze basmışızdır...
Bunun aksi davranışlarımız da vardır. Başka milletlerden, lazım olan devlet adamı, düşünür, usta bir sürü insan almışız. Bize uyanları ve sadık kalanları; kendimizle birlikte tarihe emanet ederken sadakatinden şüphelendiklerimizin de defaatle kellesini almışız!...
Düşünen, üreten insanlara tarihte bizim kadar hamilik etmiş ve bizim kadar sahiplenmiş ikinci bir Millete rastlamak nerdeyse imkansızdır...
Ama günümüzde "Uzaktan Kumandalı, Karen Fogg Çocukları, Dolma kalemler" v.s. adındaki "....gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içinde olan bazı kocaman kocaman adamların hezeyanlarına muhatabız!...
Çünkü düşünen-üreten insan ithalini bırakmış, kocaman adamlarımızın "Haçlı"nın devamı olan "AB" veya "ABD" adındaki güçler tarafından satın alınarak ithal edilmelerine seyirci kalarak kafa ihracına başlamışız!...
Bizim tarafımızdan "ihraç", Batılılar tarafından "ithal" edilen kafalar yüzünden de bu gün bizleri topyekun rahatsız eden yargılamalara muhatabız!...
Bu işin suçlusu da biziz, gerektiğinde ürettiğimiz bu suçluları cezalandıracak olan da biz!...
Zaman; çok sür'atli görünse de kaplumbağa hızıyla seyretmektedir!... Tarihte 60-70 yıllık zaman dilimleri, çok kısa zamanlar olarak telaffuz edilir!... Bizler de tarihte çok kısa anlarımızdan biri olarak bahsedilecek olan talihsiz bir tarih dilimimizi yaşamaktayız!...
Bu günkü gereksiz konuşanlar da bizim üretimizidir, yarın bunları cezalandıracağına inandığımız "Milliyetli" insanlar da bizim ürettiğimiz insanlar olacaktır...
Günü geldiğinde -bir daha- tarih yapar ve birilerine yazdırarak, bütün dünyaya okuturuz elbet!...
Buna; tarihimiz de, geçmişimiz de, millet olarak özelliklerimiz de fazlasıyla müsaittir!...
Bekleyecek ve göreceğiz...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Aymazlığın, "...gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içindekilerin, bu cür'etleri karşısında sadece şaşırma hakkımı kullanmak istiyorum!...
Bir insanın; "Milliyet"li veya "Milliyet"siz olma gibi bir seçim yapma yeteneğinin olduğuna inanmayanlardanım...
Milliyetçilik'in bir dünya görüşü, bir üretilmiş düşünce sistemi olduğuna da inanmayanlardanım ve bunu defalarca yazdım, sayısız kere söyledim!...
Milliyetçiliği; -tehlikleli veya tehlikesiz- bir fikir akımıymış gibi göstermenin, ne kadar gereksiz ve boş bir çaba olduğunu da şimdi söylemek istiyorum. Milliyetçilik; bir iç dürtüdür. İç güdüsel bir davranış biçimidir. Bir insanın kendini her hangi bir milletin mensubu sayarak ve o milletin yükselmesi için çabalaması, okutularak, öğretilerek elde edilemez... Bir insan; yaratılış özelliği olarak kendini ya milliyetli ya da milliyetsiz olarak hissedebilir!... İki halde de yapılabilecek bir şey yoktur!... Sadece bu iki karakter örneği de "Devletli" milletler tarafından kullanılabilir!...
Sistemimiz gereği, hatta tarihi teamüllerimiz gereği kendini "alt-üst kimlikli" vehmetse bile biz; tebaamız bellediğimiz şahıslara, -istedikleri değil- faydalanabileceğimiz görevleri vermişiz, veririz. Tarihte Türk Milleti olarak bunun sayısız örneklerini bırakmışız...
"Kül Tigin ve Bilge Kağan Kardeşler"le birlikte tarihe hediye ettiğimiz "Bilge Tonyukuk", bu davranışımızın çok net bir misalidir. Bir Çinli olan "Tonyukuk"u alıp bir de "Bilge" ünvanı vererek "Bilge Tonyukuk" adıyla tarihe hediye eden Milletiz Biz!...
"Bilge Tonyukuk"un Çinli olduğunu, ne hatırlar ne de hatırlatırız. Çünkü tamamen Türkleştirmiş, tamamen tarihimizde bağrımıza, gönlümüze basmışızdır...
Bunun aksi davranışlarımız da vardır. Başka milletlerden, lazım olan devlet adamı, düşünür, usta bir sürü insan almışız. Bize uyanları ve sadık kalanları; kendimizle birlikte tarihe emanet ederken sadakatinden şüphelendiklerimizin de defaatle kellesini almışız!...
Düşünen, üreten insanlara tarihte bizim kadar hamilik etmiş ve bizim kadar sahiplenmiş ikinci bir Millete rastlamak nerdeyse imkansızdır...
Ama günümüzde "Uzaktan Kumandalı, Karen Fogg Çocukları, Dolma kalemler" v.s. adındaki "....gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içinde olan bazı kocaman kocaman adamların hezeyanlarına muhatabız!...
Çünkü düşünen-üreten insan ithalini bırakmış, kocaman adamlarımızın "Haçlı"nın devamı olan "AB" veya "ABD" adındaki güçler tarafından satın alınarak ithal edilmelerine seyirci kalarak kafa ihracına başlamışız!...
Bizim tarafımızdan "ihraç", Batılılar tarafından "ithal" edilen kafalar yüzünden de bu gün bizleri topyekun rahatsız eden yargılamalara muhatabız!...
Bu işin suçlusu da biziz, gerektiğinde ürettiğimiz bu suçluları cezalandıracak olan da biz!...
Zaman; çok sür'atli görünse de kaplumbağa hızıyla seyretmektedir!... Tarihte 60-70 yıllık zaman dilimleri, çok kısa zamanlar olarak telaffuz edilir!... Bizler de tarihte çok kısa anlarımızdan biri olarak bahsedilecek olan talihsiz bir tarih dilimimizi yaşamaktayız!...
Bu günkü gereksiz konuşanlar da bizim üretimizidir, yarın bunları cezalandıracağına inandığımız "Milliyetli" insanlar da bizim ürettiğimiz insanlar olacaktır...
Günü geldiğinde -bir daha- tarih yapar ve birilerine yazdırarak, bütün dünyaya okuturuz elbet!...
Buna; tarihimiz de, geçmişimiz de, millet olarak özelliklerimiz de fazlasıyla müsaittir!...
Bekleyecek ve göreceğiz...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Kasım 23, 2006
ÖĞRETMENİM...
ÖĞRETMENİM...
Duygu mimarıyım ben
Saygının kaynağıKaygının yok oluş durağı...
Seven sevmeyen gönüllerde
Benim dalgalandıran bayrağı...
Toprağı vatanlaştıran
Dünle bu günü buluşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben, Öğretmenim...
Bende şekillenir sesler
Bende bestelenir nefesler.
Bende zindanlar kafeslere döner
Heveslere döner korkular...
Uzun uykular, tembelliktir bende
Gerçeğe yakın değilse karabasandır rüyalar...
Dünyalar ben sığıyorsam içine küçüktür
Küçücük yüreklere sığan da benim,
Ben, Öğretmenim...
Sadece bende benzer tüm başaklar denize
Bendedir sadece silahtan korkmayan kalem.
Bendedir içine kötülüğün zerresi sığmayan
İçine alemler sığan gönül...
Bedenlerde şekillenen duygular
Şehadeti doğuş sayan olgular
Bir çocuk bakışıyla dünya kucaklayabilmek
İnsanlığa sevgi sunma iddiası bendedir...
Benim affederek cezalandıran
Cezalandırdığımda cezalanan benim,
Ben, Öğretmenim...
Toprağı vatanlaştıran
Dünle bugünü buluşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben, Öğretmenim...
Kalem tutamayan minicik eller
Anneden başka söz sevmeyen gönüller
Benimle büyür dünyalar kadar.
Benim emeğimdir bütün güzel oluşlar;
Ben sevdiririm Cumhuriyeti
Atatürk'ün ölmesine izin vermeyen benim,
Onun ilkelerinden ödün vermeyen benim,
Ben, Öğretmenim...
Benimle muhabbetleşir karasevdalar
Seven sevilen hep benim tezgahımdandır.
Buram buram Anadolu kokar nefesim
Tek hevesimdir çağdaş uygarlık.
Benimle şekillenir Türk
Atatürk benimle başlar yeniden koşmaya her gün;
Kırk dakikaya asırları
Teneffüse yılları sığdırabilen benim,
Ben, Öğretmenim...
Benim toprağı vatanlaştıran
Dünle bugünü kavuşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben,
Öğretmenim...
Mustafa ASLAN
Müstahfi Edebiyat Öğretmeni
Gazateci-Şair-Yazar
Duygu mimarıyım ben
Saygının kaynağıKaygının yok oluş durağı...
Seven sevmeyen gönüllerde
Benim dalgalandıran bayrağı...
Toprağı vatanlaştıran
Dünle bu günü buluşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben, Öğretmenim...
Bende şekillenir sesler
Bende bestelenir nefesler.
Bende zindanlar kafeslere döner
Heveslere döner korkular...
Uzun uykular, tembelliktir bende
Gerçeğe yakın değilse karabasandır rüyalar...
Dünyalar ben sığıyorsam içine küçüktür
Küçücük yüreklere sığan da benim,
Ben, Öğretmenim...
Sadece bende benzer tüm başaklar denize
Bendedir sadece silahtan korkmayan kalem.
Bendedir içine kötülüğün zerresi sığmayan
İçine alemler sığan gönül...
Bedenlerde şekillenen duygular
Şehadeti doğuş sayan olgular
Bir çocuk bakışıyla dünya kucaklayabilmek
İnsanlığa sevgi sunma iddiası bendedir...
Benim affederek cezalandıran
Cezalandırdığımda cezalanan benim,
Ben, Öğretmenim...
Toprağı vatanlaştıran
Dünle bugünü buluşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben, Öğretmenim...
Kalem tutamayan minicik eller
Anneden başka söz sevmeyen gönüller
Benimle büyür dünyalar kadar.
Benim emeğimdir bütün güzel oluşlar;
Ben sevdiririm Cumhuriyeti
Atatürk'ün ölmesine izin vermeyen benim,
Onun ilkelerinden ödün vermeyen benim,
Ben, Öğretmenim...
Benimle muhabbetleşir karasevdalar
Seven sevilen hep benim tezgahımdandır.
Buram buram Anadolu kokar nefesim
Tek hevesimdir çağdaş uygarlık.
Benimle şekillenir Türk
Atatürk benimle başlar yeniden koşmaya her gün;
Kırk dakikaya asırları
Teneffüse yılları sığdırabilen benim,
Ben, Öğretmenim...
Benim toprağı vatanlaştıran
Dünle bugünü kavuşturan
Bugünü yarınlarla yarıştıran benim,
Ben,
Öğretmenim...
Mustafa ASLAN
Müstahfi Edebiyat Öğretmeni
Gazateci-Şair-Yazar
Çarşamba, Kasım 22, 2006
"BAHÇELİ MHP"...
Hayırlı olsun demiştik. Tekrar hayırlı olsun.
MHP'nin 8.Olağan Kongresi, yapıldı. Çok çekişmeli ama bütün demokratik yolların denenmesiyle; çekişmelerin güzellikler doğurduğu bir kongre ve bayram, sona erdi!...
MHP'nin yeniden tek başına kongreye giren ve bütün delegelerin vicdanlarının sesini dinleyerek ve "hiç bir baskı altında kalmayarak" açık kullandığı oylarla seçilen genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli; MHP'nin "Yol Haritası"nı da açıkladı...
"Milliyetçi-Demokratik Türkiye" sloganı ve yol haritasıyla 60.Hükumete tek başına talip!... Vallahi hayırlı olsun ve istemeyen gözler, kör olsun!...
Milliyetçiliğini, "Çiçek Bahçesi" ile; demokratlığını, kendinden başka hiç kimseyi kogre salonunun 500 metre yakınına sokmayarak ispatlayan Sn.Bahçeli; -Yaygın Basın'ın koyduğu isimle- "Bahçeli Ülkücüler"le tek başına iktidara doğru yola çıktı Hamdolsun!...
Yıllardır feveran edip durduk.
Yıllardır yazarak naralar atıp durduk!... "Sn.Genel Başkanım; mevsimlik olan ve besini gübre yani necaset olan nebattan millet tarifi çıkmaz!" dedik!... Rahmetli Başbuğumuz "Ne mozaiği laaan!" diye kükreyip çiçekten yüzlerce yıl daha dayanıklı olan mozaikten millet tarifi çıkarmak isteyen bölücü zihniyete karşı çıkarken; sizin yaptığınız bu bahçeden millet tarifi çıkmayacağı gibi "Türkiyeli" söylemiyle de çok benzeşiyor diye seslendik durduk!...
Sesimizin duyulmadığını zannederek te üzüntüler yaşadık!...
Oysa sesimiz, duyuluyor ama; yeni çizilen rota da ve programda "Yol Arkadaşları" ve Türkiyeli zihniyetlilerden başkasına yer olmadığı için kaale alınmıyormuş!...
Yine Yaygın Basın'ın koyduğu isimle "Bahçeli MHP"; merkezdeki partileri ne yapacaksa yapacak ve tek başına iktidar olacakmış!...
Olur ya!...
Tarih tekerrür ve insan da tekamül eder ya!...
Belki de "Bahçeli MHP"yi, tek başına iktidara getirebilirler!... Belki de millet artık adına "Deprem Çadırı" dediğimiz AKP'den bıkarak yeni bir "Toplama Kampı"nda çare arayacaktır!...
Neden aramasın ki?!...
Ordu'da fındık müstahsillerinin önünde, meydanlarda "Bahçeli MHP" yok muydu?!...
Bayrağımız'a saldırılarda, İstanbul'da kabul etmeyerek eşiyle birlikte hainlere direnen "Sosyal Demokrat vatansever"in yanında da "Bahçeli Ülkücüler" yok muydu?!...
Peygamberimiz(s.a.v.)'e yapılan saygısızlığın hesabını; diz üstü bilgisayarlarını taş gibi kullanan "Bahçeli MHP"liler sormamışlar mıydı?!... Ve ülkemizde dizüstü bilgisayar satışları patlamamış mıydı?!...
Başımıza çuval geçirildiği zaman da "Bahçeli MHP"liler; ABD'yi tel'in için sokaklarda değil miydi?!...
"Tahkim Yasaları" nı, "İkiz Yasalar"ı, "Uyum Yasaları"nı; bu milletin başına "Bahçesiz MHP" musallat etmemiş miydi?!...
Şimdi MHP'nin hem "Çiçek Bahçesi" varken ve hem de soyadıyla müsemma bir de bahçevanı varken "Bahçeli MHP" tek başına iktidara yürümez de ne yapar?...
Uslanmaz, akıllanmaz "Türkeşçiler", "Kutlu Seferin Süvarileri", "Ülkü Devleri" şimdiden sonra bu "Bahçeli MHP"yi sevseler ne yazaaaar, sevmeseler ne yazar?!...
Şimdi bendeniz tekrar ve Allah rızası için "Bahçeli MHP"nin Bahçevanı'ndan ve "Yol Arkadaşları"ndan bir daha rica ediyorum: "Lütfen bize de tek başına iktidara yürüyen, "Milliyetçi-Demokrat" MHP'ye oy istemek için ne söylememiz lazım?... Bize de öğretir misiniz? Hatta lütfen dikte ettirebilir misiniz? Bu iktidar çorbasında bizlerin de tuzumuz olsun hiç değilse!"
En kısa zaman da; "Bahçeli MHP"nin yine adıyla müsemma "Çiçek"lerinden bana bu notun geleceğini biliyorum!...
Bana dikte ettirilen propoganda sözlerini, bütün Ülküdaşlarıma ileteceğime de şeref sözü veriyorum...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
MHP'nin 8.Olağan Kongresi, yapıldı. Çok çekişmeli ama bütün demokratik yolların denenmesiyle; çekişmelerin güzellikler doğurduğu bir kongre ve bayram, sona erdi!...
MHP'nin yeniden tek başına kongreye giren ve bütün delegelerin vicdanlarının sesini dinleyerek ve "hiç bir baskı altında kalmayarak" açık kullandığı oylarla seçilen genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli; MHP'nin "Yol Haritası"nı da açıkladı...
"Milliyetçi-Demokratik Türkiye" sloganı ve yol haritasıyla 60.Hükumete tek başına talip!... Vallahi hayırlı olsun ve istemeyen gözler, kör olsun!...
Milliyetçiliğini, "Çiçek Bahçesi" ile; demokratlığını, kendinden başka hiç kimseyi kogre salonunun 500 metre yakınına sokmayarak ispatlayan Sn.Bahçeli; -Yaygın Basın'ın koyduğu isimle- "Bahçeli Ülkücüler"le tek başına iktidara doğru yola çıktı Hamdolsun!...
Yıllardır feveran edip durduk.
Yıllardır yazarak naralar atıp durduk!... "Sn.Genel Başkanım; mevsimlik olan ve besini gübre yani necaset olan nebattan millet tarifi çıkmaz!" dedik!... Rahmetli Başbuğumuz "Ne mozaiği laaan!" diye kükreyip çiçekten yüzlerce yıl daha dayanıklı olan mozaikten millet tarifi çıkarmak isteyen bölücü zihniyete karşı çıkarken; sizin yaptığınız bu bahçeden millet tarifi çıkmayacağı gibi "Türkiyeli" söylemiyle de çok benzeşiyor diye seslendik durduk!...
Sesimizin duyulmadığını zannederek te üzüntüler yaşadık!...
Oysa sesimiz, duyuluyor ama; yeni çizilen rota da ve programda "Yol Arkadaşları" ve Türkiyeli zihniyetlilerden başkasına yer olmadığı için kaale alınmıyormuş!...
Yine Yaygın Basın'ın koyduğu isimle "Bahçeli MHP"; merkezdeki partileri ne yapacaksa yapacak ve tek başına iktidar olacakmış!...
Olur ya!...
Tarih tekerrür ve insan da tekamül eder ya!...
Belki de "Bahçeli MHP"yi, tek başına iktidara getirebilirler!... Belki de millet artık adına "Deprem Çadırı" dediğimiz AKP'den bıkarak yeni bir "Toplama Kampı"nda çare arayacaktır!...
Neden aramasın ki?!...
Ordu'da fındık müstahsillerinin önünde, meydanlarda "Bahçeli MHP" yok muydu?!...
Bayrağımız'a saldırılarda, İstanbul'da kabul etmeyerek eşiyle birlikte hainlere direnen "Sosyal Demokrat vatansever"in yanında da "Bahçeli Ülkücüler" yok muydu?!...
Peygamberimiz(s.a.v.)'e yapılan saygısızlığın hesabını; diz üstü bilgisayarlarını taş gibi kullanan "Bahçeli MHP"liler sormamışlar mıydı?!... Ve ülkemizde dizüstü bilgisayar satışları patlamamış mıydı?!...
Başımıza çuval geçirildiği zaman da "Bahçeli MHP"liler; ABD'yi tel'in için sokaklarda değil miydi?!...
"Tahkim Yasaları" nı, "İkiz Yasalar"ı, "Uyum Yasaları"nı; bu milletin başına "Bahçesiz MHP" musallat etmemiş miydi?!...
Şimdi MHP'nin hem "Çiçek Bahçesi" varken ve hem de soyadıyla müsemma bir de bahçevanı varken "Bahçeli MHP" tek başına iktidara yürümez de ne yapar?...
Uslanmaz, akıllanmaz "Türkeşçiler", "Kutlu Seferin Süvarileri", "Ülkü Devleri" şimdiden sonra bu "Bahçeli MHP"yi sevseler ne yazaaaar, sevmeseler ne yazar?!...
Şimdi bendeniz tekrar ve Allah rızası için "Bahçeli MHP"nin Bahçevanı'ndan ve "Yol Arkadaşları"ndan bir daha rica ediyorum: "Lütfen bize de tek başına iktidara yürüyen, "Milliyetçi-Demokrat" MHP'ye oy istemek için ne söylememiz lazım?... Bize de öğretir misiniz? Hatta lütfen dikte ettirebilir misiniz? Bu iktidar çorbasında bizlerin de tuzumuz olsun hiç değilse!"
En kısa zaman da; "Bahçeli MHP"nin yine adıyla müsemma "Çiçek"lerinden bana bu notun geleceğini biliyorum!...
Bana dikte ettirilen propoganda sözlerini, bütün Ülküdaşlarıma ileteceğime de şeref sözü veriyorum...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Kasım 20, 2006
HAYIRLI OLSUN...
MHP'de 8.Olağan Kongre gerçekleştirildi. Hayırlı olsun...
Çok demokratik ve çok çekişmeli bir kongre yaşadı Sn.Genel Başkan ve "Yol Arkadaşları", tekrar hayırlı olsun!...
Çekişmeli oldu diyoruz.Çünkü gerçekten çekişmeli oldu!...
Dr.Devlet Bahçeli ve ekibi; kendilerinin önce atayıp sonra göstermelik kongrelerle seçtirdikleri İl Başkanlıklarına rağmen; İl Başkanları'nın atayarak veya destekleyerek göreve getirdikleri İlçe ve Belde Başkanları'na rağmen; yine Genel Merkez'in nerdeyse birebir kontrolünde olarak seçilen "Üst Kurul Delegeleri"ne rağmen kendileriyle ciddi bir yarışa girdiler!...
Kazanan elbette kendileri oldu!...
Çünkü asla güvenmedikleri "Ülkücü İrade" adındaki Üst Kurul Delegeleri'nin her birinin gözetlenmesine -en az- beş kişinin görevlendirildiği ve tek aday olarak girilen kongrede -yine nerdeyse- açık oylama yaptırılmasına rağmen elliye yakın fireyle kongre kazandılar!...
Korkularında ne kadar haklı oldukları, çok açıkça belli oldu!... Ve kaybeden de kazandıkları an kendileri oldular!...
Yine kongre öncesi reklam panolarına asılan "Milliyetçi-Demokratik Türkiye" sloganına ne kadar yakıştıklarını ve demokratlıkta ne kadar samimi olduklarını da Millet'e ispat ettiler!...
Bu Millet zaten; "Seçimin suçlusu benim.İstifa edeceğim ve aday olmayacağım." şeklindeki tarihi ve erdemli açıklamalarındaki samimiyetlerini de görmüşlerdi!...
Bu görülen samimiyetle de Millet "Demokrat Türkiye" sloganındaki Dr.Devlet Bahçeli samimiyetini hep alkışladı ve hala sokaklarda alkışlar devam etmekte!...
Her ne kadar Sn.Bahçeli'nin; "Ülkücüler sokağa inemez.Ülkücülerin ellerinde bilgisayarlar olacak." şeklinde bir buyrukları olmasına rağmen; hainlere, PKK'lılara, AKP'lilere bilgisayarlarla saldıran ama Devlet Bahçeli'ye muhalefet etme cüreti gösteren Ülkü Devleri'ne taş-sopa-döner bıçağı ile saldırarak ve şimdi de Dr.Devlet Bahçeli'yi -millete inat- alkışlamak için sokaklarda olan Ülkücülerin ne zaman ihraç edileceğini de merakla beklemekteyiz!...
Demokratlığın olmazsa olmazının; iç muhalefet yapma cür'eti gösteren Ülkücülerin ihraç edilmesi ama ihraçtan önce de C.Savcılarına ihbar edilmesi olduğunu yaklaşık kırk yıllık bir Dr.Akademisyen Devlet Bahçeli'den daha iyi kim bilebilir?!...
Bu kadar demokrat ve tek başına girdiği salonda, tek başına seçim kazanan bir "Lider"e de ; "Milliyetçi-Demokrat Türkiye" sloganı kadar yakışan bir slogan olamaz!...
Neyse hayırlısı olsun!...
Bizler, uslanmaz sevdalılar, Kutlu Seferin Süvarileri henüz atlarımızdan inmedik!...
Henüz atlarımızın terlerini de silmedik. "Jokeyler"le yarışımız ve mücadelemiz devam etmektedir. Bu mücadele de son nefer, son nefes verilinceye kadar da sürecektir...
Allah(c.c.) sonumuzu hayretsin...
Bu arada son cümle olarak bir ricamı tekrarlamak istiyorum: "Tek başına iktidara yürüyen MHP'nin iktidar çorbasında tuzumuzun olması için, Allah(c.c.) rızası için Milletten ne diyerek oy isteneceğini bizlere de öğretiniz!...Aynı slogan ve söylemlerle biz de MHP'ye oy isteyerek başarıya katkı sağlayalım."
Çünkü bizler MHP'li değiliz!... MHP'yiz, MHP'nin kendisiyiz..."BİZ DE SİZDENİZ"
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa Aslan
Çok demokratik ve çok çekişmeli bir kongre yaşadı Sn.Genel Başkan ve "Yol Arkadaşları", tekrar hayırlı olsun!...
Çekişmeli oldu diyoruz.Çünkü gerçekten çekişmeli oldu!...
Dr.Devlet Bahçeli ve ekibi; kendilerinin önce atayıp sonra göstermelik kongrelerle seçtirdikleri İl Başkanlıklarına rağmen; İl Başkanları'nın atayarak veya destekleyerek göreve getirdikleri İlçe ve Belde Başkanları'na rağmen; yine Genel Merkez'in nerdeyse birebir kontrolünde olarak seçilen "Üst Kurul Delegeleri"ne rağmen kendileriyle ciddi bir yarışa girdiler!...
Kazanan elbette kendileri oldu!...
Çünkü asla güvenmedikleri "Ülkücü İrade" adındaki Üst Kurul Delegeleri'nin her birinin gözetlenmesine -en az- beş kişinin görevlendirildiği ve tek aday olarak girilen kongrede -yine nerdeyse- açık oylama yaptırılmasına rağmen elliye yakın fireyle kongre kazandılar!...
Korkularında ne kadar haklı oldukları, çok açıkça belli oldu!... Ve kaybeden de kazandıkları an kendileri oldular!...
Yine kongre öncesi reklam panolarına asılan "Milliyetçi-Demokratik Türkiye" sloganına ne kadar yakıştıklarını ve demokratlıkta ne kadar samimi olduklarını da Millet'e ispat ettiler!...
Bu Millet zaten; "Seçimin suçlusu benim.İstifa edeceğim ve aday olmayacağım." şeklindeki tarihi ve erdemli açıklamalarındaki samimiyetlerini de görmüşlerdi!...
Bu görülen samimiyetle de Millet "Demokrat Türkiye" sloganındaki Dr.Devlet Bahçeli samimiyetini hep alkışladı ve hala sokaklarda alkışlar devam etmekte!...
Her ne kadar Sn.Bahçeli'nin; "Ülkücüler sokağa inemez.Ülkücülerin ellerinde bilgisayarlar olacak." şeklinde bir buyrukları olmasına rağmen; hainlere, PKK'lılara, AKP'lilere bilgisayarlarla saldıran ama Devlet Bahçeli'ye muhalefet etme cüreti gösteren Ülkü Devleri'ne taş-sopa-döner bıçağı ile saldırarak ve şimdi de Dr.Devlet Bahçeli'yi -millete inat- alkışlamak için sokaklarda olan Ülkücülerin ne zaman ihraç edileceğini de merakla beklemekteyiz!...
Demokratlığın olmazsa olmazının; iç muhalefet yapma cür'eti gösteren Ülkücülerin ihraç edilmesi ama ihraçtan önce de C.Savcılarına ihbar edilmesi olduğunu yaklaşık kırk yıllık bir Dr.Akademisyen Devlet Bahçeli'den daha iyi kim bilebilir?!...
Bu kadar demokrat ve tek başına girdiği salonda, tek başına seçim kazanan bir "Lider"e de ; "Milliyetçi-Demokrat Türkiye" sloganı kadar yakışan bir slogan olamaz!...
Neyse hayırlısı olsun!...
Bizler, uslanmaz sevdalılar, Kutlu Seferin Süvarileri henüz atlarımızdan inmedik!...
Henüz atlarımızın terlerini de silmedik. "Jokeyler"le yarışımız ve mücadelemiz devam etmektedir. Bu mücadele de son nefer, son nefes verilinceye kadar da sürecektir...
Allah(c.c.) sonumuzu hayretsin...
Bu arada son cümle olarak bir ricamı tekrarlamak istiyorum: "Tek başına iktidara yürüyen MHP'nin iktidar çorbasında tuzumuzun olması için, Allah(c.c.) rızası için Milletten ne diyerek oy isteneceğini bizlere de öğretiniz!...Aynı slogan ve söylemlerle biz de MHP'ye oy isteyerek başarıya katkı sağlayalım."
Çünkü bizler MHP'li değiliz!... MHP'yiz, MHP'nin kendisiyiz..."BİZ DE SİZDENİZ"
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa Aslan
Cuma, Kasım 17, 2006
BERİ GELSİN !...
Allah aşkına, oldu diyebilen varsa beri gelsin!...
Aylardır; MYK'dan, Genel Başkan Yardımcılarından, İl-İlçe başkanlarından ve "Ülkücü İrade" adını koyduğumuz MHP Üst Kurul Delegelerinden sayısız Ülküdaşımla telefon görüşmeleri yaptım. Yüz yüze fikir teatisinde bulundum...
Görüştüklerimin tamamı; hatırlayacak ve hakkımı teslim edeceklerdir ki hepsine "Ülküdaşım; size şikayet hakkımı kullanıyorum!...Çünkü meşru zemin ve meşru zamandayız. Ben; Sn. Bahçeli'yi Recep Tayyip Erdoğan'a şikayet edemem. Yakında rahmete giden Ecevite de şikayet edemezdim. Hiç bir siyasi parti genel başkanı ve mensubuna şikayet edemeyeceğim gibi hukuka da şikayet edemem!... Ama Ülkücü İrade adınızdan hareketle -ki bu adı da koymayı Rabb'im ben fakıre nasibetmişti- size şikayetlerim var. Bizi dinleyin!... Yanlış duruştaysak bizi ikna edin! Eğer değilsek, duruşumuz ve soruşumuzda haklıysak şikayetlerimizi dinleyerek asla itiraz edemeyeceğimiz kararınızı verin." diye yalvardım...
Çok az sayıdaki Ülküdaşım; "Korkarız bütüne zarar verirsiniz." demesine rağmen görüştüklerimin tamama yakını, şikayetlerimizi dinleyerek ve gereğini yapacağız sözü vererek vedalaştılar bizlerle...
Ama hem onlar, hem de biz Ülkücü İrade'yi ya hiçe sayan, ya da Ülkücü İrade'den anlaşılmaz derecede korkan Devlet Bahçeli gerçeğini,unuttuk!...
"Asla üye değil!...Üye olamaz." dedikleri ve üyeliğindeki ikametini sahte sayarak hapsedilmesi isteği ile savcılığa ihbar ettikleri Prof.Dr.Ümit Özdağ'ı; yangından mal kaçırırcasına, alel acele "İhraç" ettiler!...
Anlamakta sıkıntı çektik!...
Anlatmakta sıkıntı çekiyoruz ve sıkıntı çekeceğiz!...
Şimdi tek başına iktidara yürüdüklerini söyleyen ve bu yüzden de AKP ve adını bilemediğim "Güç Yetmez Güç"ten acaip yardım alarak; Ülkücülerin Kongre Salonuna girmesini engelleyen MHP Genel Başkanı ve Genel Merkez Yöneticilerinden -Allah(c.c.)rızası için ve Allah(c.c.)'a yemin vererek- bir şey sormak istiyoruz: "Tek başına iktidara yürümek ve gelmek için Millet'ten ne diyerek oy isteyeceksiniz? Allah rızası için bize de öğretin biz de aynı söylem ve yöntemlerle oy isteyerek MHP'nin iktidara gelmesine katkı sağlayalım."
MHP; tek başına iktidara yürüyecek kadar güçlü ve demokratik olduğu için mi tek adayla despotça kongreye gidiyor?!...
MHP'nin artık eski oylarına ihtiyacı olmadığı için mi Ümit Özdağ'la birlikte milyonlarca Ülkücüyüde ihraç ediyor?!...
Sakın ha! Bu da nereden çıktı demeyesiniz!...
Çünkü "Devlet Bahçeli ve "Yol Arkadaşları" ile olmaz!.." diyerek Prof.Dr.Ümit Özdağ'la birlikte partiyi yeniden Türkeş Çizgisine getirmek ümidiyle yola çıkan milyonlarca Ülkücü de kendilerini ihraç edilmiş sayıyor!...
Bu sevdanın burada bitmeyeceğini, bu mücadelenin bu gün için bitmiş görünse de kararlılıkla süreceğini bilen Devlet Bahçeli ve Yol Arkadaşları'nın; kongreden hemen sonraki "B Planları"nı hep beraber izleyeceğiz!...
Neler olduğunu ve aylardır bizim söylememize rağmen ciddiye alınmayarak nelerin olmasına izin verildiğini, müsebbip olan herkes görecek ve şaşıracak!...
Bizler, Ülkücüler şaşırmayacağız aksine karşı hamlemizle ne kadar hazırlıklı olduğumuzu ve Partimize ne kadar sahiplendiğimizi göstererek Yol Arkadaşları'nı şaşırtacağız...
Anadolu'nun dört bir köşesinden Ankara'ya Kongre Şöleni için yola çıkmış Ülküdaşlarımız var biliyoruz. Tamamını akı selime ve sağ duyuya davet ediyoruz...
Bu Yol Arkadaşları; tek aday ve tek listeyle girdikleri kongre salonunda da rahat edemeyecek ve birbirlerinden şüphe ederek kongreyi yaşanmaz ve izlenmez edeceklerdir tahmin edebiliyoruz...
18-25 yaş arası evlatlarımızın, Genç Ülküdaşlarımızın arkasına saklanarak konre gününe kadar gelen ekibin, neler yapacağını da hep beraber izleyeceğiz...
Bizler, Ülkücüler Hukukun olmadığı hiç biryerde ve teşebbüste bulunmayacağız...
Hukuksuzlukta işbirliği yaparak Ülkücü İrade'nin tecellisine mani olan şer güçlerinin korkudan ödlerini patlattığımızı biliyoruz...
Ama emin olmalarını ve Ülkücü İrade'nin; Tek Aday ve tek listeye karşı koyacağını tahmin ettiğimiz tavra karşı, hazır olmalarını tavsiye ederiz...
Çünkü bizler, "Kutlu Seferin Kutlu Süvarileri", yürüyoruz arkamıza bakmadan, yürüyeceğiz hiç bir bizans oyunundan korkmadan ve bıkmadan....
Allah(c.c.); doğrunun yar ve yardımcısıdır...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Aylardır; MYK'dan, Genel Başkan Yardımcılarından, İl-İlçe başkanlarından ve "Ülkücü İrade" adını koyduğumuz MHP Üst Kurul Delegelerinden sayısız Ülküdaşımla telefon görüşmeleri yaptım. Yüz yüze fikir teatisinde bulundum...
Görüştüklerimin tamamı; hatırlayacak ve hakkımı teslim edeceklerdir ki hepsine "Ülküdaşım; size şikayet hakkımı kullanıyorum!...Çünkü meşru zemin ve meşru zamandayız. Ben; Sn. Bahçeli'yi Recep Tayyip Erdoğan'a şikayet edemem. Yakında rahmete giden Ecevite de şikayet edemezdim. Hiç bir siyasi parti genel başkanı ve mensubuna şikayet edemeyeceğim gibi hukuka da şikayet edemem!... Ama Ülkücü İrade adınızdan hareketle -ki bu adı da koymayı Rabb'im ben fakıre nasibetmişti- size şikayetlerim var. Bizi dinleyin!... Yanlış duruştaysak bizi ikna edin! Eğer değilsek, duruşumuz ve soruşumuzda haklıysak şikayetlerimizi dinleyerek asla itiraz edemeyeceğimiz kararınızı verin." diye yalvardım...
Çok az sayıdaki Ülküdaşım; "Korkarız bütüne zarar verirsiniz." demesine rağmen görüştüklerimin tamama yakını, şikayetlerimizi dinleyerek ve gereğini yapacağız sözü vererek vedalaştılar bizlerle...
Ama hem onlar, hem de biz Ülkücü İrade'yi ya hiçe sayan, ya da Ülkücü İrade'den anlaşılmaz derecede korkan Devlet Bahçeli gerçeğini,unuttuk!...
"Asla üye değil!...Üye olamaz." dedikleri ve üyeliğindeki ikametini sahte sayarak hapsedilmesi isteği ile savcılığa ihbar ettikleri Prof.Dr.Ümit Özdağ'ı; yangından mal kaçırırcasına, alel acele "İhraç" ettiler!...
Anlamakta sıkıntı çektik!...
Anlatmakta sıkıntı çekiyoruz ve sıkıntı çekeceğiz!...
Şimdi tek başına iktidara yürüdüklerini söyleyen ve bu yüzden de AKP ve adını bilemediğim "Güç Yetmez Güç"ten acaip yardım alarak; Ülkücülerin Kongre Salonuna girmesini engelleyen MHP Genel Başkanı ve Genel Merkez Yöneticilerinden -Allah(c.c.)rızası için ve Allah(c.c.)'a yemin vererek- bir şey sormak istiyoruz: "Tek başına iktidara yürümek ve gelmek için Millet'ten ne diyerek oy isteyeceksiniz? Allah rızası için bize de öğretin biz de aynı söylem ve yöntemlerle oy isteyerek MHP'nin iktidara gelmesine katkı sağlayalım."
MHP; tek başına iktidara yürüyecek kadar güçlü ve demokratik olduğu için mi tek adayla despotça kongreye gidiyor?!...
MHP'nin artık eski oylarına ihtiyacı olmadığı için mi Ümit Özdağ'la birlikte milyonlarca Ülkücüyüde ihraç ediyor?!...
Sakın ha! Bu da nereden çıktı demeyesiniz!...
Çünkü "Devlet Bahçeli ve "Yol Arkadaşları" ile olmaz!.." diyerek Prof.Dr.Ümit Özdağ'la birlikte partiyi yeniden Türkeş Çizgisine getirmek ümidiyle yola çıkan milyonlarca Ülkücü de kendilerini ihraç edilmiş sayıyor!...
Bu sevdanın burada bitmeyeceğini, bu mücadelenin bu gün için bitmiş görünse de kararlılıkla süreceğini bilen Devlet Bahçeli ve Yol Arkadaşları'nın; kongreden hemen sonraki "B Planları"nı hep beraber izleyeceğiz!...
Neler olduğunu ve aylardır bizim söylememize rağmen ciddiye alınmayarak nelerin olmasına izin verildiğini, müsebbip olan herkes görecek ve şaşıracak!...
Bizler, Ülkücüler şaşırmayacağız aksine karşı hamlemizle ne kadar hazırlıklı olduğumuzu ve Partimize ne kadar sahiplendiğimizi göstererek Yol Arkadaşları'nı şaşırtacağız...
Anadolu'nun dört bir köşesinden Ankara'ya Kongre Şöleni için yola çıkmış Ülküdaşlarımız var biliyoruz. Tamamını akı selime ve sağ duyuya davet ediyoruz...
Bu Yol Arkadaşları; tek aday ve tek listeyle girdikleri kongre salonunda da rahat edemeyecek ve birbirlerinden şüphe ederek kongreyi yaşanmaz ve izlenmez edeceklerdir tahmin edebiliyoruz...
18-25 yaş arası evlatlarımızın, Genç Ülküdaşlarımızın arkasına saklanarak konre gününe kadar gelen ekibin, neler yapacağını da hep beraber izleyeceğiz...
Bizler, Ülkücüler Hukukun olmadığı hiç biryerde ve teşebbüste bulunmayacağız...
Hukuksuzlukta işbirliği yaparak Ülkücü İrade'nin tecellisine mani olan şer güçlerinin korkudan ödlerini patlattığımızı biliyoruz...
Ama emin olmalarını ve Ülkücü İrade'nin; Tek Aday ve tek listeye karşı koyacağını tahmin ettiğimiz tavra karşı, hazır olmalarını tavsiye ederiz...
Çünkü bizler, "Kutlu Seferin Kutlu Süvarileri", yürüyoruz arkamıza bakmadan, yürüyeceğiz hiç bir bizans oyunundan korkmadan ve bıkmadan....
Allah(c.c.); doğrunun yar ve yardımcısıdır...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Salı, Kasım 14, 2006
HAYIRLISI OLSUN İNŞALLAH...
"Durduğumuz gibi durmaya; gerekenden lisan-ı münasiple olanları sormaya devam ettikten sonra; dünya umurumda mı?
Allah(c.c.)'ım'a ben fakıri ve bizleri, Ülkücülükle imtihan ettiği için şükredenlerdenim.Gerisi laf ü güzaf..."
..................
Teşkilatlarımız diri ve iri kalsın, aman bütüne zarar gelmesin diye yırtındığım ve bu yüzden de adımım "Devlet Bahçeli fedaisi"ne çıktığı günlerden kalma bir iki cümlem....
Hem "Jokeyler"e, hem "Yol Arkadaşları"na, hem de en önemli olarak Ülküdaşlarıma hatırlatabilmek için bir daha, aynen aldım...
Israrla; "Türkeşçiyiz, Ülkücüyüz, Turancıyız, MHP'liyiz." diye bağırdık durduk ama birileri bizi ve bizim gibi MHP'nin asli unsurlarını, başka isimlerle anmaya ve tarif etmeye çalıştılar!...
Canları sağ olsun!...
"Taraftarla Ülküdaş arasındaki farkı, Allah rızası için fark edin ve unutmayın!" diye yalvardık!... Ama birileri, inadına bunu tefrik sebebi sayarak "Jokeyler"e, "Yol Arkadaşları"na iltifatlar yağdırdılar...
Biz de Ülküdaşlarımızın çoğunluğu ile bir araya gelerek; Partimizi tarifinden çıkarmaya çalışarak siyaset yaptığını söyleyen "Suskun Genel Başkanımız"a; "Bozkurtlar, günü geldiğinde partiye sahip çıkınız." diye vasiyet eden Başbuğumuz'un sözüne uyarak, meşru zemin ve meşru zamanda muhalefete karar vererek, net duruşumuzu sergilemeye başladık...
MHP ve Ülkücü hareket'in tarihinde -asla- tekrarını hatırlayamayacağımız davranışlara şahit olduk bu duruşumuzla birlikte!...
Ülküdaşlarımızın ihracını yaşamıştık, Ülküdaşlarımızın ve teşkilatlarımızın fesihlerini yaşamıştık, milyonlarca parti üyemizin silinerek delegelerimizin değiştirildiğini yaşamıştık ama asla bir Ülkücünün bir diğer Ülkücüyü -sadece genel başkanlığa aday olduğu için- ihbar ederek hapsedilmesini istediğine şahit olmamıştık!...
Bugün;13 Kasım 1960 tarihinde Başbuğumuz ve 13 arkadaşının yani meşhur 14'lerin sürgüne gönderilişlerinin, 46. yıl dönümü...
Bu 14'lerden birinin Tokyo doğumlu, sürgün yıllara denk gelen bir evladıyla, Prof.Dr.Ümit Özdağ'la karşı duruşumuzu sergilemeye başladık ve kızılca kıyamet koptu!...
46 yıl evvel 14'leri sürgün ederek Türk Milliyetçiliği hareketini engellemek isteyen hakim güçlerin, günümüzde 14 milyona varan Ülkücüyü tasfiye ve sürgüne niyetlendiğini hayret ve hayretle müşahede etmekteyiz!...
Ya bunlar sayı saymak bilmiyorlar, ya da sayı saymak bilmiyorlar!...
Bütün "Yusufiyeliler"in, bütün kanaat önderi "Ülkü Devleri"nin, Başbuğumuz'un bütüne yakın mesai arkadaşlarının, bütüne yakın "Dava'nın Aysbergleri"nin ve hepsinden önemlisi Milletin dışladığı ve verdiği emanete sahip çıkamadığı için cezalandırarak %18,5'tan %8.4 düşürdüğü oyla parlemento dışına ittiği, başarılı(!) bir Genel Başkan'la devam kararındaki taraftarların, artık izanlarını sorguluyoruz!...
Onlar, üslup seviyesini düşürerek saldırdıkça biz Ülkücüler, biz asıl MHP'liler kenetleniyoruz...
Ve sabırsızlıkla 19 Kasım gününü ve şölenini bekliyoruz....
Yaptıkları, söyledikleri herşeyi şimdiden unuttuk bile çünkü onları, Genel Başkanımız'a sadakatlerinden dolayı mazur görüyoruz...
Kongre sonrasında da Sayın Genel Başkanımız'a, "Eski Genel Başkanımız" olarak hayatında görmediği ihtiram ve saygıyı göstereceğimizi de şimdiden ilan ediyoruz...
Gerisi, Vallahi laf ü güzaf...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Allah(c.c.)'ım'a ben fakıri ve bizleri, Ülkücülükle imtihan ettiği için şükredenlerdenim.Gerisi laf ü güzaf..."
..................
Teşkilatlarımız diri ve iri kalsın, aman bütüne zarar gelmesin diye yırtındığım ve bu yüzden de adımım "Devlet Bahçeli fedaisi"ne çıktığı günlerden kalma bir iki cümlem....
Hem "Jokeyler"e, hem "Yol Arkadaşları"na, hem de en önemli olarak Ülküdaşlarıma hatırlatabilmek için bir daha, aynen aldım...
Israrla; "Türkeşçiyiz, Ülkücüyüz, Turancıyız, MHP'liyiz." diye bağırdık durduk ama birileri bizi ve bizim gibi MHP'nin asli unsurlarını, başka isimlerle anmaya ve tarif etmeye çalıştılar!...
Canları sağ olsun!...
"Taraftarla Ülküdaş arasındaki farkı, Allah rızası için fark edin ve unutmayın!" diye yalvardık!... Ama birileri, inadına bunu tefrik sebebi sayarak "Jokeyler"e, "Yol Arkadaşları"na iltifatlar yağdırdılar...
Biz de Ülküdaşlarımızın çoğunluğu ile bir araya gelerek; Partimizi tarifinden çıkarmaya çalışarak siyaset yaptığını söyleyen "Suskun Genel Başkanımız"a; "Bozkurtlar, günü geldiğinde partiye sahip çıkınız." diye vasiyet eden Başbuğumuz'un sözüne uyarak, meşru zemin ve meşru zamanda muhalefete karar vererek, net duruşumuzu sergilemeye başladık...
MHP ve Ülkücü hareket'in tarihinde -asla- tekrarını hatırlayamayacağımız davranışlara şahit olduk bu duruşumuzla birlikte!...
Ülküdaşlarımızın ihracını yaşamıştık, Ülküdaşlarımızın ve teşkilatlarımızın fesihlerini yaşamıştık, milyonlarca parti üyemizin silinerek delegelerimizin değiştirildiğini yaşamıştık ama asla bir Ülkücünün bir diğer Ülkücüyü -sadece genel başkanlığa aday olduğu için- ihbar ederek hapsedilmesini istediğine şahit olmamıştık!...
Bugün;13 Kasım 1960 tarihinde Başbuğumuz ve 13 arkadaşının yani meşhur 14'lerin sürgüne gönderilişlerinin, 46. yıl dönümü...
Bu 14'lerden birinin Tokyo doğumlu, sürgün yıllara denk gelen bir evladıyla, Prof.Dr.Ümit Özdağ'la karşı duruşumuzu sergilemeye başladık ve kızılca kıyamet koptu!...
46 yıl evvel 14'leri sürgün ederek Türk Milliyetçiliği hareketini engellemek isteyen hakim güçlerin, günümüzde 14 milyona varan Ülkücüyü tasfiye ve sürgüne niyetlendiğini hayret ve hayretle müşahede etmekteyiz!...
Ya bunlar sayı saymak bilmiyorlar, ya da sayı saymak bilmiyorlar!...
Bütün "Yusufiyeliler"in, bütün kanaat önderi "Ülkü Devleri"nin, Başbuğumuz'un bütüne yakın mesai arkadaşlarının, bütüne yakın "Dava'nın Aysbergleri"nin ve hepsinden önemlisi Milletin dışladığı ve verdiği emanete sahip çıkamadığı için cezalandırarak %18,5'tan %8.4 düşürdüğü oyla parlemento dışına ittiği, başarılı(!) bir Genel Başkan'la devam kararındaki taraftarların, artık izanlarını sorguluyoruz!...
Onlar, üslup seviyesini düşürerek saldırdıkça biz Ülkücüler, biz asıl MHP'liler kenetleniyoruz...
Ve sabırsızlıkla 19 Kasım gününü ve şölenini bekliyoruz....
Yaptıkları, söyledikleri herşeyi şimdiden unuttuk bile çünkü onları, Genel Başkanımız'a sadakatlerinden dolayı mazur görüyoruz...
Kongre sonrasında da Sayın Genel Başkanımız'a, "Eski Genel Başkanımız" olarak hayatında görmediği ihtiram ve saygıyı göstereceğimizi de şimdiden ilan ediyoruz...
Gerisi, Vallahi laf ü güzaf...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Kasım 09, 2006
"LİDER, TEŞKİLAT, DOKTRİN"...
"Lider, teşkilat, Doktrin" üçlemesine bir de ben dokunmak istiyorum.
Hayatım boyunca bu üçlüye sadık kaldım ve hayatımın sonuna kadar da bu üçlüye sadık kalacağım...
Çünkü; Ülkücü Hareket'in ve Milliyetçi Hareket'in lideri, Alparslan Türkeş'tir ve biz de TÜRKEŞÇİ'yiz...
Çünkü; Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket'in Teşkilatları Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarıdır ve biz de MHP'li ve ÜLKÜCÜ'yüz...
Çünkü; Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket'in doktrini, Dokuz Işık'tır ve biz de DOKUZ IŞIKÇI'yız...
Anladığımız ve anlattığımızın haricinde ifade edilen veya ettirilen ifadeler; zorlamalarla, dayatmalarla söylenen veya söyletilen ifadelerdir...Tutması ve hafızalara yerleşmesi -asla- mümkün değildir...
Son yüzyılımızın liderleri, bellidir. Şükürler olsun ki bu liderlerden birisi de -dünyanın da kabullenmesiyle- bizim Liderimiz Son Başbuğ Alparslan Türkeş'tir...
Sağlığında "Alparslan Türkeş'siz MHP" mücadelesi veren ama beceremeyen ve sabırsızlıkla O'nun nefeslerini sayarak dünyasını değişmesini bekleyenler, bu gün Türkeşçileri parti ve ocaklarımızdan tasfiyeyi kendilerine görev edinmişlerdir. Olanlar ve yapılmak istenenler budur!...
Bildiğimiz ve hatırladığımız kadarıyla; Başbuğumuz'dan sonraki olağanüstü ve olağan kongrelerde Genel başkanlığa aday olanlardan Enis Öksüz ve Zekeriya Beyaz Hoca hariç, tamamına yakını bu "Türkeşsiz MHP" kumpasının içinde olanlardandır... "Milliyetçi Çizgi Dergisi" ve Gazetesi'ni asla unutmadık. Başbuğumuz hakkında konuşulanlar da hafızalarımızda taptazedir...
Bu yüzden de hafızalarımızı zorlarsak bu adaylara ne saldırı ne de taciz uygulanmadığını, kolayca hatırlarız. Çünkü biri olmazsa diğeri MHP'ye Genel başkan olacak ve Türkeşçileri tasfiye işlemi hiç fark etmeden devam edecekti...
Ne zaman ki bu kumpastan olmayan iki Ülküdaşımız, MHP Genel başkanlığı'na adaylıklarını açıklamak istemişlerdir ve anında saldırı ve tacizler başlamıştır!... Çünkü "Türkeşsiz MHP" kumpasının tekerine, çomak sokulmuştur!...
Ülkücü Hareket'in "Kadir Hoca"sı, hayatını, tek kuruş almadan Ülküdaşlarının davalarına girmekle geçiren bu Hukukçu Ülküdaşımız'ın adaylığını açıklayacağı Yerel TV; -sokağa inmeleri Sn.Genel Başkanımızca yasaklanmış(!)- Ülkü Ocakları mensupları tarafından basılmıştır...
Ülkücü Hareket'in ve Ülkü Ocakları'nın kucağına doğarak, Ülkücü olarak büyümüş Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın bütün Anadolu ziyaret ve toplantıları, yine aynı yasağa rağmen ve yine aynı gruplarca taciz edilmiş ve en sonunda da Malatya'da verilen yemek molası, basılmak istenmiştir!...
Bu konuyu çok fazla irdelemek ve bu nahoş olaydan istifade etmeyi düşünmemekteyiz elbette ama bizzat konuştuğum İl Başkanları'ndan bazılarının; "Kardeşim! Biz kararlıyız, Ümit Özdağ'ı kongre salonuna sokmayacağız." sözlerinden sonra, canımızın yangını ve yüreğimizin isyanı ile "Ülkücü İrade"ye şikeyetimizi, ısrarla yapmaya karar verdik...
Kendi seçtirdikleri delegeye bu kadar güvenmeyen bir genel merkez hatırlayan varsa, Allah aşkına bize de söylesin!...
Genel Merkez'de sizler varsınız!... Taşra Teşkilatlarını bizzat kontrol ederek ve seçtirerek -çoğunu da atayarak- tesbit eden sizlersiniz!... "Ülkücü İrade" adını koyduğumuz ve her kongrede bizlerin kadılığımızı yapan delegeleri, sizler seçtiniz veya atadınız!...
Bu kadar sizin kontrolünüzde olduğunu söylediğiniz ve asla kendi kanaatlerinin olmasına izin vermeyeceğinizi belli ederek hakaret ettiğiniz "Ülkücü İrade"den korkan da sizlersiniz!...
"Ülkücü İrade"; hiç kimsenin, tek liste ile kongreye girerek kalan ülküdaşlarımızın da tasfiyesine seyirci kalmayacaktır...
Sn.Devlet Bahçeli'nin karşısına rakip aday olarak çıkacak olan kişi de -kim olursa olsun- sadece bu başarısından dolayı Ülkücü Gönüllere taht kuracaktır...
"Yol Arkadaşları"nın rahatsızlığı ve korkusu buradandır...
Tabanın ve Milletin reddederek sandığa gömdüğü, Yusufiyeliler'in tamamının reddettiği, ikballerinden olmuş Ülküdaşlarımızıın tamamının doku uyuşmazlığının olduğu, Şehit Aileleri'nin artık görmeğe tahammül etmediği kişi ve kişilerin, MHP Genel merkezi'nde zorla, gasp edercesine oturmaya hakları yoktur!...
Kim ne yaparsa yapsın, kim ne tezgahlarsa tezgahlasın; 19 Kasım'da muhteşem bir Kurultay gerçekleşecek ve düğün-bayram havasında bir kongre olacaktır...
Bu kongreden de "Lider, teşkilat, Doktrin" üçlemesi kazasız-belasız, asıl kimliği ile çıkarak Ülküdaşlarımız, yollarına ve seferlerine devam edeceklerdir...
Gerisi; komplo teorisi ve ham hayaldir vesselam...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Hayatım boyunca bu üçlüye sadık kaldım ve hayatımın sonuna kadar da bu üçlüye sadık kalacağım...
Çünkü; Ülkücü Hareket'in ve Milliyetçi Hareket'in lideri, Alparslan Türkeş'tir ve biz de TÜRKEŞÇİ'yiz...
Çünkü; Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket'in Teşkilatları Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarıdır ve biz de MHP'li ve ÜLKÜCÜ'yüz...
Çünkü; Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket'in doktrini, Dokuz Işık'tır ve biz de DOKUZ IŞIKÇI'yız...
Anladığımız ve anlattığımızın haricinde ifade edilen veya ettirilen ifadeler; zorlamalarla, dayatmalarla söylenen veya söyletilen ifadelerdir...Tutması ve hafızalara yerleşmesi -asla- mümkün değildir...
Son yüzyılımızın liderleri, bellidir. Şükürler olsun ki bu liderlerden birisi de -dünyanın da kabullenmesiyle- bizim Liderimiz Son Başbuğ Alparslan Türkeş'tir...
Sağlığında "Alparslan Türkeş'siz MHP" mücadelesi veren ama beceremeyen ve sabırsızlıkla O'nun nefeslerini sayarak dünyasını değişmesini bekleyenler, bu gün Türkeşçileri parti ve ocaklarımızdan tasfiyeyi kendilerine görev edinmişlerdir. Olanlar ve yapılmak istenenler budur!...
Bildiğimiz ve hatırladığımız kadarıyla; Başbuğumuz'dan sonraki olağanüstü ve olağan kongrelerde Genel başkanlığa aday olanlardan Enis Öksüz ve Zekeriya Beyaz Hoca hariç, tamamına yakını bu "Türkeşsiz MHP" kumpasının içinde olanlardandır... "Milliyetçi Çizgi Dergisi" ve Gazetesi'ni asla unutmadık. Başbuğumuz hakkında konuşulanlar da hafızalarımızda taptazedir...
Bu yüzden de hafızalarımızı zorlarsak bu adaylara ne saldırı ne de taciz uygulanmadığını, kolayca hatırlarız. Çünkü biri olmazsa diğeri MHP'ye Genel başkan olacak ve Türkeşçileri tasfiye işlemi hiç fark etmeden devam edecekti...
Ne zaman ki bu kumpastan olmayan iki Ülküdaşımız, MHP Genel başkanlığı'na adaylıklarını açıklamak istemişlerdir ve anında saldırı ve tacizler başlamıştır!... Çünkü "Türkeşsiz MHP" kumpasının tekerine, çomak sokulmuştur!...
Ülkücü Hareket'in "Kadir Hoca"sı, hayatını, tek kuruş almadan Ülküdaşlarının davalarına girmekle geçiren bu Hukukçu Ülküdaşımız'ın adaylığını açıklayacağı Yerel TV; -sokağa inmeleri Sn.Genel Başkanımızca yasaklanmış(!)- Ülkü Ocakları mensupları tarafından basılmıştır...
Ülkücü Hareket'in ve Ülkü Ocakları'nın kucağına doğarak, Ülkücü olarak büyümüş Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın bütün Anadolu ziyaret ve toplantıları, yine aynı yasağa rağmen ve yine aynı gruplarca taciz edilmiş ve en sonunda da Malatya'da verilen yemek molası, basılmak istenmiştir!...
Bu konuyu çok fazla irdelemek ve bu nahoş olaydan istifade etmeyi düşünmemekteyiz elbette ama bizzat konuştuğum İl Başkanları'ndan bazılarının; "Kardeşim! Biz kararlıyız, Ümit Özdağ'ı kongre salonuna sokmayacağız." sözlerinden sonra, canımızın yangını ve yüreğimizin isyanı ile "Ülkücü İrade"ye şikeyetimizi, ısrarla yapmaya karar verdik...
Kendi seçtirdikleri delegeye bu kadar güvenmeyen bir genel merkez hatırlayan varsa, Allah aşkına bize de söylesin!...
Genel Merkez'de sizler varsınız!... Taşra Teşkilatlarını bizzat kontrol ederek ve seçtirerek -çoğunu da atayarak- tesbit eden sizlersiniz!... "Ülkücü İrade" adını koyduğumuz ve her kongrede bizlerin kadılığımızı yapan delegeleri, sizler seçtiniz veya atadınız!...
Bu kadar sizin kontrolünüzde olduğunu söylediğiniz ve asla kendi kanaatlerinin olmasına izin vermeyeceğinizi belli ederek hakaret ettiğiniz "Ülkücü İrade"den korkan da sizlersiniz!...
"Ülkücü İrade"; hiç kimsenin, tek liste ile kongreye girerek kalan ülküdaşlarımızın da tasfiyesine seyirci kalmayacaktır...
Sn.Devlet Bahçeli'nin karşısına rakip aday olarak çıkacak olan kişi de -kim olursa olsun- sadece bu başarısından dolayı Ülkücü Gönüllere taht kuracaktır...
"Yol Arkadaşları"nın rahatsızlığı ve korkusu buradandır...
Tabanın ve Milletin reddederek sandığa gömdüğü, Yusufiyeliler'in tamamının reddettiği, ikballerinden olmuş Ülküdaşlarımızıın tamamının doku uyuşmazlığının olduğu, Şehit Aileleri'nin artık görmeğe tahammül etmediği kişi ve kişilerin, MHP Genel merkezi'nde zorla, gasp edercesine oturmaya hakları yoktur!...
Kim ne yaparsa yapsın, kim ne tezgahlarsa tezgahlasın; 19 Kasım'da muhteşem bir Kurultay gerçekleşecek ve düğün-bayram havasında bir kongre olacaktır...
Bu kongreden de "Lider, teşkilat, Doktrin" üçlemesi kazasız-belasız, asıl kimliği ile çıkarak Ülküdaşlarımız, yollarına ve seferlerine devam edeceklerdir...
Gerisi; komplo teorisi ve ham hayaldir vesselam...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
ŞİKAYETİM VAR !...
Şikayetim var!...
Bu gün sadece "Ülkücü İrade"ye, Ülkücü Delegasyona seslenerek şikayetimi arz edeceğim!...Bir Ülküdaşım'ı; Ülküdaşlarıma şikayet edeceğim!...
Çünkü başka hiç bir yere şikayet etme şansımız ve teamülümüz yok!...
Şikayet edeceğim Ülküdaşımı, Recep tayyip Erdoğan'a şikayet edemem. Daha dün vefat eden -Allah(c.c.) taksiratını affetsin- Bülent Ecevit'e de şikayet edemezdim!.. Bu Ülküdaşımın, başka siyasi partililerle dedikodusunu bile edemem, öylesine bir gönül yasağımız var edebimizden!...
Ama meşru zamanda, meşru zeminde bu Ülküdaşımı; Ülküdaşlarıma, "Ülkücü İrade"ye, MHP Üst Kurul Delegelerine şikayet edebilirim diye düşünüyorum...
Ülküdaşlarım; şikayetim var!...
PKK'lılara bilgisayar ve internetten, Bayrağımız'a saldıranlara internet ve bilgisayardan, mukaddeslerimize, Hz.Peygamberimiz(s.a.v)'e saldıranlara bilgisayar ve internetten, vatanımızı göz göre göre satanlara yine aynı teknolojik araçlarla saldırtılan Ülküdaşlarımız; bize silahla, baltayla, döner bıçağı ve taşla saldırtılıyorlar!...
Şikayetim var Ülküdaşlarım!...
Sizler; hem bizlerin Ülküdaşlarımız, hem de Genel Başkanımız'ı seçecek güçsünüz!... Bu sebeple sizden başka şikayet mercii tanımıyorum!...
Yakın geçmişteki yazılarımdan hatırlar ve hakkımı teslim edersiniz ki; "Tenkit Ederken Tahrip Edenler"e, zamanı ve zemini değilken Genel Başkanımız hakkında "Yaygın Basın" ve medyada konuşanlara hep sert tepkiler vermiştim...
Çünkü düğün değildi, bayram değildi. Ne olağanüstü ne de olağan bir kongre söz konusu bile değildi ve bu "Tahrip Edenler" konuşuyorlardı. İnciniyordum tepki veriyordum!...
Çok gariptir veya bendenizin garibime gider ki bu "Tahrip Edenler"e de bilgisayar ve internetle cevap veriliyor veya saldırılıyordu!...
Genel başkanımız'ın Olağan Kongre Sürecini başlatmasıyla birlikte Ülkücü Hareket'e de beklenen hareket geldi...
Meşru zamanda, meşru zeminde kendini, müktesebatını yeterli gören Ülküdaşlarımız aday olacaklarını açıkladılar. Ne olduysa bu açıklamalardan sonra oldu!...
Bir adaylık açıklamak istayen Ülküdaşımızın canlı yayında -stüdyo basılarak- konuşması engellendi!...Bir başka adaylık açıklamak isteyen Ülküdaşımız'a Prof.Dr.Ümit Özdağ'a hem hukuken, hem ahlaken hem de Sayın Genel Başkanımız'ın; "Ülkücüler sokağa inmeyecektir. Ülkücüleri sokağa indirmek isteyenler önce kendi çocuklarını sokağa indirmelidir." buyruğuna rağmen; sanki Genel Başkanı yalancılaştırmak istercesine Prof.Dr. Ümit Özdağ'a silahlı, baltalı, döner bıçaklı, taşlı Ülkücüler saldırtılıyorlar!...Ve bu Ülkücülerin içinde Sn.Genel Başkan'ın çocukları da yok!...
"Ülkücü İrade"yi temsil eden Ülküdaşlarım, şikayetim var!...
Tuğrul Türkeş Bey'in Vekaleten genel başkanlığındaki, Başbuğumuzdan sonra ilk olağanüstü kongre sürecindeki davranışını hatırlıyor ve özlüyorum... Bütün adaylara, Genel Merkez Binamızda oda tahsis ettirerek çalışmalarını oradan yapmalarına izin verdiğini hatırlıyorum!...
Şimdi Prof.Dr.Ümit Özdağ'a ve ona destek veren bizlere yapılanlarla Tuğrul Türkeş'in kendinden emin, Ülkücü davranışını mukayese edince sadece içim yanıyor, ağlıyor ve Sn.Devlet Bahçeli'yi sizlere şikayet hakkımı kullanıyorum!...
Bizzat görüştüğüm il başkanlarından bazıları, "Ümit Özdağ'ı salona sokmayacağız." diyorlar!...
Ne kadar ülkücü bir davranıştır?
Ne kadar kendinden eminlerin davranışıdır?..
Ne yapılmak isteniyor?..
Ülkücüye hangi tarif reva görülüyor?...
Karar mercii sizlersiniz.Ellerinizi vicdanınıza koyarak Ülkücünün Ülkücüye reva gördüğü bu Bizans işkencelerini yargılayacağınıza da eminim...
Önce Allah(c.c.)'tan sonra da sizden başka ne şikayet edebileceğimiz bir merci ne de güvencemiz var...Bizler asla Genel merkezciler ve "Yol Arkadaşları" gibi hukuka Ülküdaşımızı ihbar da edemeyiz!...
Gerisi size ve vicdanlarınıza kalmıştır. Allah(c.c.), sonumuzu hayretsin inşallah...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Bu gün sadece "Ülkücü İrade"ye, Ülkücü Delegasyona seslenerek şikayetimi arz edeceğim!...Bir Ülküdaşım'ı; Ülküdaşlarıma şikayet edeceğim!...
Çünkü başka hiç bir yere şikayet etme şansımız ve teamülümüz yok!...
Şikayet edeceğim Ülküdaşımı, Recep tayyip Erdoğan'a şikayet edemem. Daha dün vefat eden -Allah(c.c.) taksiratını affetsin- Bülent Ecevit'e de şikayet edemezdim!.. Bu Ülküdaşımın, başka siyasi partililerle dedikodusunu bile edemem, öylesine bir gönül yasağımız var edebimizden!...
Ama meşru zamanda, meşru zeminde bu Ülküdaşımı; Ülküdaşlarıma, "Ülkücü İrade"ye, MHP Üst Kurul Delegelerine şikayet edebilirim diye düşünüyorum...
Ülküdaşlarım; şikayetim var!...
PKK'lılara bilgisayar ve internetten, Bayrağımız'a saldıranlara internet ve bilgisayardan, mukaddeslerimize, Hz.Peygamberimiz(s.a.v)'e saldıranlara bilgisayar ve internetten, vatanımızı göz göre göre satanlara yine aynı teknolojik araçlarla saldırtılan Ülküdaşlarımız; bize silahla, baltayla, döner bıçağı ve taşla saldırtılıyorlar!...
Şikayetim var Ülküdaşlarım!...
Sizler; hem bizlerin Ülküdaşlarımız, hem de Genel Başkanımız'ı seçecek güçsünüz!... Bu sebeple sizden başka şikayet mercii tanımıyorum!...
Yakın geçmişteki yazılarımdan hatırlar ve hakkımı teslim edersiniz ki; "Tenkit Ederken Tahrip Edenler"e, zamanı ve zemini değilken Genel Başkanımız hakkında "Yaygın Basın" ve medyada konuşanlara hep sert tepkiler vermiştim...
Çünkü düğün değildi, bayram değildi. Ne olağanüstü ne de olağan bir kongre söz konusu bile değildi ve bu "Tahrip Edenler" konuşuyorlardı. İnciniyordum tepki veriyordum!...
Çok gariptir veya bendenizin garibime gider ki bu "Tahrip Edenler"e de bilgisayar ve internetle cevap veriliyor veya saldırılıyordu!...
Genel başkanımız'ın Olağan Kongre Sürecini başlatmasıyla birlikte Ülkücü Hareket'e de beklenen hareket geldi...
Meşru zamanda, meşru zeminde kendini, müktesebatını yeterli gören Ülküdaşlarımız aday olacaklarını açıkladılar. Ne olduysa bu açıklamalardan sonra oldu!...
Bir adaylık açıklamak istayen Ülküdaşımızın canlı yayında -stüdyo basılarak- konuşması engellendi!...Bir başka adaylık açıklamak isteyen Ülküdaşımız'a Prof.Dr.Ümit Özdağ'a hem hukuken, hem ahlaken hem de Sayın Genel Başkanımız'ın; "Ülkücüler sokağa inmeyecektir. Ülkücüleri sokağa indirmek isteyenler önce kendi çocuklarını sokağa indirmelidir." buyruğuna rağmen; sanki Genel Başkanı yalancılaştırmak istercesine Prof.Dr. Ümit Özdağ'a silahlı, baltalı, döner bıçaklı, taşlı Ülkücüler saldırtılıyorlar!...Ve bu Ülkücülerin içinde Sn.Genel Başkan'ın çocukları da yok!...
"Ülkücü İrade"yi temsil eden Ülküdaşlarım, şikayetim var!...
Tuğrul Türkeş Bey'in Vekaleten genel başkanlığındaki, Başbuğumuzdan sonra ilk olağanüstü kongre sürecindeki davranışını hatırlıyor ve özlüyorum... Bütün adaylara, Genel Merkez Binamızda oda tahsis ettirerek çalışmalarını oradan yapmalarına izin verdiğini hatırlıyorum!...
Şimdi Prof.Dr.Ümit Özdağ'a ve ona destek veren bizlere yapılanlarla Tuğrul Türkeş'in kendinden emin, Ülkücü davranışını mukayese edince sadece içim yanıyor, ağlıyor ve Sn.Devlet Bahçeli'yi sizlere şikayet hakkımı kullanıyorum!...
Bizzat görüştüğüm il başkanlarından bazıları, "Ümit Özdağ'ı salona sokmayacağız." diyorlar!...
Ne kadar ülkücü bir davranıştır?
Ne kadar kendinden eminlerin davranışıdır?..
Ne yapılmak isteniyor?..
Ülkücüye hangi tarif reva görülüyor?...
Karar mercii sizlersiniz.Ellerinizi vicdanınıza koyarak Ülkücünün Ülkücüye reva gördüğü bu Bizans işkencelerini yargılayacağınıza da eminim...
Önce Allah(c.c.)'tan sonra da sizden başka ne şikayet edebileceğimiz bir merci ne de güvencemiz var...Bizler asla Genel merkezciler ve "Yol Arkadaşları" gibi hukuka Ülküdaşımızı ihbar da edemeyiz!...
Gerisi size ve vicdanlarınıza kalmıştır. Allah(c.c.), sonumuzu hayretsin inşallah...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Kasım 06, 2006
OLMUYOR SAYIN GENEL BAŞKANIM !...
Kimler ne yapar, kimler ne der bilemem ama; ben, sana hakkımı helal etmem Sayın Bahçeli!...
1967 yılından beridir çok kavgalar yaşadım, çok savaşlar izledim; yüreğim ağzımdan çıkarcasına ağladıklarım da oldu şehit Ülküdaşlarımın peşinden, bu kadar incinmedim bu kadar kırılmadım...
Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın 4.Kasım.2006 Cumartesi günü Bingöl-Ilıcalar Beldesi-Yenibaşlar Köyü'nde Şehidimiz rahmetli Hikmet Tekin'in kabri başındaki adaylığını açıklama seyahatinde ben de vardım...
Yağmura, rüzgara rağmen Türkiye'nin her yerinden Yenibaşlar Köyü'ne koşarak gelen Ülküdaşlarımla hemhal olmanın zevkini, yaşayanların dışında anlatabilecek kimsenin çıkacağını sanmıyorum...
Çok heyecanlı, çok coşkulu ve çok mistik bir havayı teneffüs ettik Ülküdaşlarımızla...
Birilerini çok rahatsız edeceğine inandığım ama bütün Ülküdaşlarımızın duymak istediği üslup ve muhteva ile yapılan Genel başkanlık Adaylığı açıklaması; orada bulunanları da, telefonlarla sorarak canlı dinleyenleri ve basından okuyanları da çok heyecanlandırdı biliyoruz...
Bu zevkimizden, bu coşkumuzdan elbette Bahçeli ve "Yol Arkadaşları" rahatsız olacaklardı. Rahatsız olmasalar şaşardım!...
Bu coşkumuzu, Türkiye genelinde bütün Ülküdaşlarımızı -heyecanlarının üstüne bir de öfkelerini koyarak- ayağa kaldıran Malatya'da yaptırılmak istenen saldırı provası, ziyadesiyle artırdı!...
Olan; Malatya'da birkaç genç Malatyalı, Malatyalı bir esnafın camlarını kırdı ve bizim de pilavımızdan taş çıktı!...
Olmadı sayın Genel Başkanım!... Vallahi olmadı!...
Hani; "Ülkücüler sokağa inmeyecekler." buyurmuştunuz?!...
Hani; "Ülkücünün elinde silah değil bilgisayar olacak." tı?!... Yoksa teknolojinin sür'atli sür'atiyle bizim gözlerimiz mi yanıldı?!...
"Devletin başına Devlet geçecek." diye kendilerinin de duyamadığı bir sesle bağırdığını zanneden, 5-6 gencimizin, evladımızın elinde balta vardı, silah vardı ve taş vardı!...
Bayrağımıza saldırıldığında, Peygamberimiz(s.a.v)'e saldırıldığında, Kerkük'te kardeşlerimiz katledilirken, misyonerler cirit atarken, Kıbrıs ve Vatan Toprakları açıkça pazarlanırken ev hapsine tabi tutulan Ülkü Ocakları; MHP'ye Genel Başkan Adaylığı'nı açıklayan bir Ülkücü ve arkadaşlarının üzerine saldırtıldı!... Hani; "Ülkücüler sokağa inmeyecek." ti?!...
Bir kaç türlü üzüldüm Sayın Genel Başkan!...
Birincisi; Ülkücü, Ülkücüye saldırmamalıydı!...İkincisi, Ülkücünün saldırısı bu kadar inançsız ve amatörce olmamalıydı, Üçüncüsü Ülkücüler, "Ülkücünün elinde silah değil bilgisayar olacak." diyen Genel Başkanı'nı yalancı çıkarmamalıydı...
Gerçi yalancılık sizde teamülleşti sanki ama yine de bir MHP'li olarak, bir Ülkücü olarak genel Başkanımız'ın yalancı konumuna düşürülmesine üzüldüm!...
Tekrarlayayım; çok kavgalar yaşadım, çok savaşlar gördüm, çok vurdum, çok vuruldum ama hayatımda ilk kez canım yandı!...
Hayatımda ilk kez bir kavgaya benzetilmek istenen provada ağladım!...
Çünkü çocuklarımız, evlatlarımız, genç Ülkücüler demek istemediğim bir kaç provokatör çırağı, Ülkücülere saldırıyordu!...
Ve bu ülkücülerin asla sokağa çıkmayacağı da Sn.Genel başkanımız tarafından vurgulanarak söylenmişti. Bu söyleminden dolayı da bütün hainler ve hain fıtratlılardan, Karen Fogg Çocukları'ndan, "Dolma kalemler"den övgüler almıştı!...
Kim ne der, kim nasıl yorumlar, kimler ne yapar bilemem Sn.Genel Başkan; ama bendeniz, doğduğu günden beri Ülkücü oğlu Ülkücü birisi olarak ben, size ve "Yol Arkadaşları"nıza hakkımı asla helal etmeyeceğim!...
Allah(c.c.) nasibederse 19 kasım'daki Muhteşem Görev devir-teslimi Şöleninde de sizi affederek cezalandıracağım!...
Olmadı Sn.Genel Başkanım, vallahi olmadı, olmuyor!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
1967 yılından beridir çok kavgalar yaşadım, çok savaşlar izledim; yüreğim ağzımdan çıkarcasına ağladıklarım da oldu şehit Ülküdaşlarımın peşinden, bu kadar incinmedim bu kadar kırılmadım...
Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın 4.Kasım.2006 Cumartesi günü Bingöl-Ilıcalar Beldesi-Yenibaşlar Köyü'nde Şehidimiz rahmetli Hikmet Tekin'in kabri başındaki adaylığını açıklama seyahatinde ben de vardım...
Yağmura, rüzgara rağmen Türkiye'nin her yerinden Yenibaşlar Köyü'ne koşarak gelen Ülküdaşlarımla hemhal olmanın zevkini, yaşayanların dışında anlatabilecek kimsenin çıkacağını sanmıyorum...
Çok heyecanlı, çok coşkulu ve çok mistik bir havayı teneffüs ettik Ülküdaşlarımızla...
Birilerini çok rahatsız edeceğine inandığım ama bütün Ülküdaşlarımızın duymak istediği üslup ve muhteva ile yapılan Genel başkanlık Adaylığı açıklaması; orada bulunanları da, telefonlarla sorarak canlı dinleyenleri ve basından okuyanları da çok heyecanlandırdı biliyoruz...
Bu zevkimizden, bu coşkumuzdan elbette Bahçeli ve "Yol Arkadaşları" rahatsız olacaklardı. Rahatsız olmasalar şaşardım!...
Bu coşkumuzu, Türkiye genelinde bütün Ülküdaşlarımızı -heyecanlarının üstüne bir de öfkelerini koyarak- ayağa kaldıran Malatya'da yaptırılmak istenen saldırı provası, ziyadesiyle artırdı!...
Olan; Malatya'da birkaç genç Malatyalı, Malatyalı bir esnafın camlarını kırdı ve bizim de pilavımızdan taş çıktı!...
Olmadı sayın Genel Başkanım!... Vallahi olmadı!...
Hani; "Ülkücüler sokağa inmeyecekler." buyurmuştunuz?!...
Hani; "Ülkücünün elinde silah değil bilgisayar olacak." tı?!... Yoksa teknolojinin sür'atli sür'atiyle bizim gözlerimiz mi yanıldı?!...
"Devletin başına Devlet geçecek." diye kendilerinin de duyamadığı bir sesle bağırdığını zanneden, 5-6 gencimizin, evladımızın elinde balta vardı, silah vardı ve taş vardı!...
Bayrağımıza saldırıldığında, Peygamberimiz(s.a.v)'e saldırıldığında, Kerkük'te kardeşlerimiz katledilirken, misyonerler cirit atarken, Kıbrıs ve Vatan Toprakları açıkça pazarlanırken ev hapsine tabi tutulan Ülkü Ocakları; MHP'ye Genel Başkan Adaylığı'nı açıklayan bir Ülkücü ve arkadaşlarının üzerine saldırtıldı!... Hani; "Ülkücüler sokağa inmeyecek." ti?!...
Bir kaç türlü üzüldüm Sayın Genel Başkan!...
Birincisi; Ülkücü, Ülkücüye saldırmamalıydı!...İkincisi, Ülkücünün saldırısı bu kadar inançsız ve amatörce olmamalıydı, Üçüncüsü Ülkücüler, "Ülkücünün elinde silah değil bilgisayar olacak." diyen Genel Başkanı'nı yalancı çıkarmamalıydı...
Gerçi yalancılık sizde teamülleşti sanki ama yine de bir MHP'li olarak, bir Ülkücü olarak genel Başkanımız'ın yalancı konumuna düşürülmesine üzüldüm!...
Tekrarlayayım; çok kavgalar yaşadım, çok savaşlar gördüm, çok vurdum, çok vuruldum ama hayatımda ilk kez canım yandı!...
Hayatımda ilk kez bir kavgaya benzetilmek istenen provada ağladım!...
Çünkü çocuklarımız, evlatlarımız, genç Ülkücüler demek istemediğim bir kaç provokatör çırağı, Ülkücülere saldırıyordu!...
Ve bu ülkücülerin asla sokağa çıkmayacağı da Sn.Genel başkanımız tarafından vurgulanarak söylenmişti. Bu söyleminden dolayı da bütün hainler ve hain fıtratlılardan, Karen Fogg Çocukları'ndan, "Dolma kalemler"den övgüler almıştı!...
Kim ne der, kim nasıl yorumlar, kimler ne yapar bilemem Sn.Genel Başkan; ama bendeniz, doğduğu günden beri Ülkücü oğlu Ülkücü birisi olarak ben, size ve "Yol Arkadaşları"nıza hakkımı asla helal etmeyeceğim!...
Allah(c.c.) nasibederse 19 kasım'daki Muhteşem Görev devir-teslimi Şöleninde de sizi affederek cezalandıracağım!...
Olmadı Sn.Genel Başkanım, vallahi olmadı, olmuyor!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Çarşamba, Kasım 01, 2006
HAYDİ YİĞİT!...
Cumartesi günü, Bingöl'ün bir dağ köyünde; binlerce Ülkücü buluşacak.
Bir şehidimizin kabri başında; "Almaz isem kana kan/ Gök girsin kızıl çıksın" andı hatırlanacak.
Milliyetçi Hareket Partisi'ne Genel başkanlığa aday olduğunu açıklamak için bir Ülkücü Yürek, bir Ülküdaşının Kabri baında açıklama yapacak ve iktidar yemini edecek...
İktidar olanları ama muktedir olamayanları, başka partilerde defaatle gören Ülkücüler; bir kere de amatör Ülküdaşlarıyla iktidar olup muktedir olamamanın ezikliğini yaşadılar!...
Dünyanın en ağır baskılarına rağmen asla ezilmeyen Ülkücüler, bu muktedir olamamanın ayıbı altında ezildileeer-ezildiler!...
Bütün hayatları boyunca haklı oldukları için darağaçlarında bile susmayan, susturulamayan Ülkücüler, bu muktedir olamama ayıbının alltında kaldılar!... Ezildileeeeer-ezildiler!...
Şimdi baş kaldırma zamanı!...
Amatör Ülküdaşları ile yakalanmış ama ehil olmayan Genel Merkez Yöneticileri tarafından taşınmaz ayıp haline getirilmiş İktidar Ortaklığının hesabını vermek, yeniden iktidara doğru sefere koyulmak için; Bingöl Dağları'nda, bir Ülküdaşları'nın da manevi şahitliği ile yola çıkacaklar!...
Bütün Ülküdaşlarımıza çekildiğinden emin olduğum bir iletiyle, Sn.Prof.Dr.Ümit Özdağ Beyfendi, ben fakırin de dualarını talep etmişler...
Dualarımız elbette bu Ülküdaşımız için olacaktır ama sadece duayla yetinmeyeceğimizi, hiç bir Ülkücünün de sadece duasıyla yetinmeyeceğini herkese ve Ümidimiz'e hatırlatmak isteriz!...
Duanın en makbulünün çalışmak olduğunu bilenlerdeniz Elhamdülillah!... Bu güzel, seviyeli ve cesur iletiyi alan her Ülküdaşımın hemen en yakınındaki Üst Kurul Delegesi'ne koştuğuna, koşacağına eminim...
Sefere, yola çıkılarak başlanılır.
Kutlu Sefer için yeniden yola çıkılmıştır. Allah(c.c.), bu Kutlu Sefer Süvarileri'nin yolunu ve bahtını açık edecektir... Çünkü niyet samimidir ve ameller niyetlere göredir...
Ülkücü Hareket'in geçmişini görmezden gelenlerle, Ülkücü hareket'in geçmişinden utananlarla; geçmişinde sadece MHP Davası'ndan yargılandığı için saskıncalı görülerek üstü çizilerek siyaseti engellenen Ülkücülerin, Teşkilatlarından zorla koparılan Ülkücülerin yarışı başlamıştır...
Bu yarış, hizmet yarışıdır...
Bu yarış; "Yol Arkadaşları" ile "Kutsal Sefer süvarileri" arasındaki yarıştır. Bu yarışın galibi baştan bellidir. Süvariyle jokeyin yarışı, ne kadar adil ve gerçekçiyse bu yarış ta o kadar adil ve gerçekçidir...
Bu yarışta kaybetmek imkansızdır ve vallahi ayıptır!...
Bir Ülküdaşımız'ın Kabri başında, bir başka Ülküdaşımız'ın şehadetinde cebinden çıkan -35 kuruş ve- yeni yazılmış dizeleriyle sefere çıkılacaktır Bingöl'de...
"Haydi Yiğit haydi yeni akına
Ülkümüzün cihan varsın farkına..."
Gerisi; heyecanlı bir bekleyiştir ve gerisi teferruat bile değildir...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Bir şehidimizin kabri başında; "Almaz isem kana kan/ Gök girsin kızıl çıksın" andı hatırlanacak.
Milliyetçi Hareket Partisi'ne Genel başkanlığa aday olduğunu açıklamak için bir Ülkücü Yürek, bir Ülküdaşının Kabri baında açıklama yapacak ve iktidar yemini edecek...
İktidar olanları ama muktedir olamayanları, başka partilerde defaatle gören Ülkücüler; bir kere de amatör Ülküdaşlarıyla iktidar olup muktedir olamamanın ezikliğini yaşadılar!...
Dünyanın en ağır baskılarına rağmen asla ezilmeyen Ülkücüler, bu muktedir olamamanın ayıbı altında ezildileeer-ezildiler!...
Bütün hayatları boyunca haklı oldukları için darağaçlarında bile susmayan, susturulamayan Ülkücüler, bu muktedir olamama ayıbının alltında kaldılar!... Ezildileeeeer-ezildiler!...
Şimdi baş kaldırma zamanı!...
Amatör Ülküdaşları ile yakalanmış ama ehil olmayan Genel Merkez Yöneticileri tarafından taşınmaz ayıp haline getirilmiş İktidar Ortaklığının hesabını vermek, yeniden iktidara doğru sefere koyulmak için; Bingöl Dağları'nda, bir Ülküdaşları'nın da manevi şahitliği ile yola çıkacaklar!...
Bütün Ülküdaşlarımıza çekildiğinden emin olduğum bir iletiyle, Sn.Prof.Dr.Ümit Özdağ Beyfendi, ben fakırin de dualarını talep etmişler...
Dualarımız elbette bu Ülküdaşımız için olacaktır ama sadece duayla yetinmeyeceğimizi, hiç bir Ülkücünün de sadece duasıyla yetinmeyeceğini herkese ve Ümidimiz'e hatırlatmak isteriz!...
Duanın en makbulünün çalışmak olduğunu bilenlerdeniz Elhamdülillah!... Bu güzel, seviyeli ve cesur iletiyi alan her Ülküdaşımın hemen en yakınındaki Üst Kurul Delegesi'ne koştuğuna, koşacağına eminim...
Sefere, yola çıkılarak başlanılır.
Kutlu Sefer için yeniden yola çıkılmıştır. Allah(c.c.), bu Kutlu Sefer Süvarileri'nin yolunu ve bahtını açık edecektir... Çünkü niyet samimidir ve ameller niyetlere göredir...
Ülkücü Hareket'in geçmişini görmezden gelenlerle, Ülkücü hareket'in geçmişinden utananlarla; geçmişinde sadece MHP Davası'ndan yargılandığı için saskıncalı görülerek üstü çizilerek siyaseti engellenen Ülkücülerin, Teşkilatlarından zorla koparılan Ülkücülerin yarışı başlamıştır...
Bu yarış, hizmet yarışıdır...
Bu yarış; "Yol Arkadaşları" ile "Kutsal Sefer süvarileri" arasındaki yarıştır. Bu yarışın galibi baştan bellidir. Süvariyle jokeyin yarışı, ne kadar adil ve gerçekçiyse bu yarış ta o kadar adil ve gerçekçidir...
Bu yarışta kaybetmek imkansızdır ve vallahi ayıptır!...
Bir Ülküdaşımız'ın Kabri başında, bir başka Ülküdaşımız'ın şehadetinde cebinden çıkan -35 kuruş ve- yeni yazılmış dizeleriyle sefere çıkılacaktır Bingöl'de...
"Haydi Yiğit haydi yeni akına
Ülkümüzün cihan varsın farkına..."
Gerisi; heyecanlı bir bekleyiştir ve gerisi teferruat bile değildir...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ekim 30, 2006
MUKAYESEDE FERASET FARKI...
Günlerdir internet sitelerinde ve bazı borazanlık yapan kalemlerin köşelerinde; MHP Genel Başkanlığına aday olacağını açıklayan Prof.Dr.Ümit Özdağ'la ilgili güya bilgiler verilmeye çalışılırken, edep dışı söylemlerle karşılaşmaya başladık!...
Ülkücü camianın ve MHP kadrolarının müktesebatı ve edebiyle övünerek büyüdük ve yaşlandık oysa!...
Prof.Dr.Ümit Özdağ Bey'e güya saldırılırken, rahmetli Babaları Muzaffer Özdağ Bey'den bahislere şahit olduk!... Bu kalemlere demek isteriz ki:
MHP'de "Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği" operasyonlarını, keşke rahmetli Dündar Taşer Ağamız'dan dinleyenlerden olsaydınız. Ama aynı dönemi yaşamış ve hamdolsun hayatta olan Yılma Durak Bey'den dinlemeyi keşke bir deneseniz...Duyduklarınızla hayretten hayrete düşeceğinizden eminim.
Yakın geçmişimizde "Milliyetçi Çizgi" diye bir gazete vardı ki ben fakır de bilmeden bir kaç yazı yazmıştım. Şu anki Genel başkanımız'ın koordinesinde ve Şefkat Çetin'in yönetiminde bir gazete idi ve tek amacı, "Türkeş'siz MHP" idi...
Yağmurlar yağdımı yarıklar çabuk kapanıyor maalesef!...
Bizler yani Ülkücüler, yani başladığı günden bu güne kadar Hareketin içinde olan ve olmaya kararlı Ülkücüler neler-neler yaşadık!...
"Kol kırılır yen içinde" mantığıyla sadece işleri zamana havale ederek susarak seyrettik...
Başbuğumuz Rahmetli'nin kimler hakkında kimler vasıtasıyla kimlere mektuplar yazdığını da bilmekteyiz. Günü geldiğinde elbette o mektubu ve mektubun muhataplarını, bütün Ülküdaşlarımıza duyuracağız ama şimdi basına malzeme olmasından -bütün adına- endişe duyduğumuz için kongre gününü beklemekteyiz...
MHP'de Olağan Kongre Süreci, Genel Başkanımızın buyruğuyla başlatılmış ve kendini Genel başkanlığa layık gören Ülküdaşlarımız da bu göreve aday olduklarını açıklamışlardır...
Bu bir hizmet yarışıdır!... Yarışanları, kendi müktesebatlarıyla yarıştırmak ve mukayese etmek insafın ve aklın gereğidir.
Prof.Dr.Ümit Özdağ'ı; rahmetli Babasından hareketle tenkit te elbette bir yoldur ama cahilanedir beni bağışlayın!...
Rahmetli Muzaffer Özdağ'ın 14'lerden olduğunu bilmeyen mi var? Başbuğumuz'un yakın mesai arkadaşı olduğunu, bilmeyen mi var? Rahmetli Başbuğumuzla aralarındaki fikri mülahazaları bilmeyen mi var?...
Eğer babalardan dolayı mukayeseye başlarsak; ya birileri de çıkarak "Hiç değilse onun babası CHP'li değildi." derse ne dersiniz?...
Rahmetli Başbuğumuz'un kendi el yazısıyla ve mevcut Genel Başkanımız'ın adını vererek bir uyarısından bahsederlerse ne dersiniz?..
Ayıptır, yazıktır yapmayın, yapmayalım!...
Ülkücüleri; zorla birilerine ram etmeye çalışmayın!...Her ülkücü otomatikman MHP'lidir diye buyuran Başbuğumuz'un kemiklerini sızlatmayın...
İnternet sitelerine; "Ne Türkeş çizgisi kardeşim?!.. Türkeş öldü! Artık Hareketin lideri Devlet Bahçeli ve Bahçeli çizgisi var." diye yorumlar düşenleri, atladığınızı sakın söylemeyesiniz!...
Sayın Bahçeli'nin; Adana 3. sıradan adaylığı döneminde, bir başka bölgeden aday olan bir Ülküdaşımızı telefonla arayarak; "Çalışmayalım. MHP'yi barajda boğarak Türkeş'in aklını başına getirelim." dediğini de duyduğumuzu, bildiğimizi ve bu telefona muhatap Ülküdaşımızın da hamdolsun hayatta olduğunu hatırlatırız...
Bu, hizmet ve hizmette liyakat yarışına varız çünkü mantıklıdır. Kimin daha liyakatli Ülkücü olduğu, kimin daha faydalı olabileceği şeklindeki yarıştırma ve mukayeseye elbette varız... Ama Babalarla yapılacak mukayesede hem akıl aranmaz hemde biraz insafsızlık olur gibime gelmektedir!...Mevcut Genel Başkanımız'a haksızlık olur!...
Bizler, yani Ülkücüler; "Neden tahkim Yasalarında imzamız var? neden Uyum yasalarında milletin geleceğinde veballiyiz? Apo alçağını idamdan kurtarırken neden Ülküdaşlarımızı cezaevinden çıkaramadık? Ülkücüler adına Ecevitlere kafa tutan Ali Güngör'ü neden ihraç ettik? Koalisyonu bozarak ana muhalefet olarak hesap sormak varken neden erken seçim dedik ve seçim arefesinde neden yüzlerce teşkilatımızı feshettik? " ve benzeri soruları sormak düşüncesindeyiz...
Belki bu sorularımızın makul cevapları vardır!...
Varsa bilmek istiyor ve birinci ağızdan cevaplanmasını istiyoruz. Bu isteklerimizle; Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın Babaları, Başbuğumuz'un 14'ler adıyla meşhur arkadaşlarından rahmetli Muzaffer Özdağ'la, CHP'li olduğunu bildiğimiz Sn.Genel Başkanımızın rahmetli Babalarını mukayesenin ne alakası vardır?!...
Anlayamadık!...Anlayamıyoruz!...Anlayamayacağız...
Taraftarlıkla Ülküdaşlık arasındaki fark; bu mukayeselerdeki feraset farkı kadar açıktır...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Ülkücü camianın ve MHP kadrolarının müktesebatı ve edebiyle övünerek büyüdük ve yaşlandık oysa!...
Prof.Dr.Ümit Özdağ Bey'e güya saldırılırken, rahmetli Babaları Muzaffer Özdağ Bey'den bahislere şahit olduk!... Bu kalemlere demek isteriz ki:
MHP'de "Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği" operasyonlarını, keşke rahmetli Dündar Taşer Ağamız'dan dinleyenlerden olsaydınız. Ama aynı dönemi yaşamış ve hamdolsun hayatta olan Yılma Durak Bey'den dinlemeyi keşke bir deneseniz...Duyduklarınızla hayretten hayrete düşeceğinizden eminim.
Yakın geçmişimizde "Milliyetçi Çizgi" diye bir gazete vardı ki ben fakır de bilmeden bir kaç yazı yazmıştım. Şu anki Genel başkanımız'ın koordinesinde ve Şefkat Çetin'in yönetiminde bir gazete idi ve tek amacı, "Türkeş'siz MHP" idi...
Yağmurlar yağdımı yarıklar çabuk kapanıyor maalesef!...
Bizler yani Ülkücüler, yani başladığı günden bu güne kadar Hareketin içinde olan ve olmaya kararlı Ülkücüler neler-neler yaşadık!...
"Kol kırılır yen içinde" mantığıyla sadece işleri zamana havale ederek susarak seyrettik...
Başbuğumuz Rahmetli'nin kimler hakkında kimler vasıtasıyla kimlere mektuplar yazdığını da bilmekteyiz. Günü geldiğinde elbette o mektubu ve mektubun muhataplarını, bütün Ülküdaşlarımıza duyuracağız ama şimdi basına malzeme olmasından -bütün adına- endişe duyduğumuz için kongre gününü beklemekteyiz...
MHP'de Olağan Kongre Süreci, Genel Başkanımızın buyruğuyla başlatılmış ve kendini Genel başkanlığa layık gören Ülküdaşlarımız da bu göreve aday olduklarını açıklamışlardır...
Bu bir hizmet yarışıdır!... Yarışanları, kendi müktesebatlarıyla yarıştırmak ve mukayese etmek insafın ve aklın gereğidir.
Prof.Dr.Ümit Özdağ'ı; rahmetli Babasından hareketle tenkit te elbette bir yoldur ama cahilanedir beni bağışlayın!...
Rahmetli Muzaffer Özdağ'ın 14'lerden olduğunu bilmeyen mi var? Başbuğumuz'un yakın mesai arkadaşı olduğunu, bilmeyen mi var? Rahmetli Başbuğumuzla aralarındaki fikri mülahazaları bilmeyen mi var?...
Eğer babalardan dolayı mukayeseye başlarsak; ya birileri de çıkarak "Hiç değilse onun babası CHP'li değildi." derse ne dersiniz?...
Rahmetli Başbuğumuz'un kendi el yazısıyla ve mevcut Genel Başkanımız'ın adını vererek bir uyarısından bahsederlerse ne dersiniz?..
Ayıptır, yazıktır yapmayın, yapmayalım!...
Ülkücüleri; zorla birilerine ram etmeye çalışmayın!...Her ülkücü otomatikman MHP'lidir diye buyuran Başbuğumuz'un kemiklerini sızlatmayın...
İnternet sitelerine; "Ne Türkeş çizgisi kardeşim?!.. Türkeş öldü! Artık Hareketin lideri Devlet Bahçeli ve Bahçeli çizgisi var." diye yorumlar düşenleri, atladığınızı sakın söylemeyesiniz!...
Sayın Bahçeli'nin; Adana 3. sıradan adaylığı döneminde, bir başka bölgeden aday olan bir Ülküdaşımızı telefonla arayarak; "Çalışmayalım. MHP'yi barajda boğarak Türkeş'in aklını başına getirelim." dediğini de duyduğumuzu, bildiğimizi ve bu telefona muhatap Ülküdaşımızın da hamdolsun hayatta olduğunu hatırlatırız...
Bu, hizmet ve hizmette liyakat yarışına varız çünkü mantıklıdır. Kimin daha liyakatli Ülkücü olduğu, kimin daha faydalı olabileceği şeklindeki yarıştırma ve mukayeseye elbette varız... Ama Babalarla yapılacak mukayesede hem akıl aranmaz hemde biraz insafsızlık olur gibime gelmektedir!...Mevcut Genel Başkanımız'a haksızlık olur!...
Bizler, yani Ülkücüler; "Neden tahkim Yasalarında imzamız var? neden Uyum yasalarında milletin geleceğinde veballiyiz? Apo alçağını idamdan kurtarırken neden Ülküdaşlarımızı cezaevinden çıkaramadık? Ülkücüler adına Ecevitlere kafa tutan Ali Güngör'ü neden ihraç ettik? Koalisyonu bozarak ana muhalefet olarak hesap sormak varken neden erken seçim dedik ve seçim arefesinde neden yüzlerce teşkilatımızı feshettik? " ve benzeri soruları sormak düşüncesindeyiz...
Belki bu sorularımızın makul cevapları vardır!...
Varsa bilmek istiyor ve birinci ağızdan cevaplanmasını istiyoruz. Bu isteklerimizle; Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın Babaları, Başbuğumuz'un 14'ler adıyla meşhur arkadaşlarından rahmetli Muzaffer Özdağ'la, CHP'li olduğunu bildiğimiz Sn.Genel Başkanımızın rahmetli Babalarını mukayesenin ne alakası vardır?!...
Anlayamadık!...Anlayamıyoruz!...Anlayamayacağız...
Taraftarlıkla Ülküdaşlık arasındaki fark; bu mukayeselerdeki feraset farkı kadar açıktır...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Pazar, Ekim 29, 2006
RABBİM UTANDIRMASIN...
Birilerine, birşeyleri hatırlatmak yine bize düştü!...
Bir neslin içinde fırtınalar hapsedildi!... Bu nesil, volkanca patlamak üzere!... Bu anlatılmaz iç sıkışıklığını, bu gönüllü ve kendi kendine vurulmuş prangayı; anlaması gerekenler anlamalı artık!... Bu kadar tahammülün sonunun iyi gelmeyeceğini, bu nesili tanıyan herkesin anlaması ve anlatması lazım artık!...
Böyle devam ederse sonunda patlaması mukadder bu volkandan; çevre de zarar görecek!... Tahammülün son sınırına kadar beklenilmesi, sadece çevreyi ve çevrecileri korumak için elbette!...
Bu seslenişimi, bu uyarımı; gençlik olaylarını organize etmiş, olayları yaşamış herkesin ciddiye alacağından eminim. Gençlik olaylarını ve toplumsal olayları kendilerine malzeme etmeyi maharet sayan zihniyetin günümüz temsilcileri de bu seslenişimizi dikkate alacaklardır biliyorum!...
Ama bir farkla; yaşayarak bilenler, endişeyle olabilecekleri beklemek veya engellemek için harekete geçecekken; olabilecekleri kendilerine sermaye etmeye alışık siyasi lümpenler ise olacakları çabuklaştırabilmek için faaliyete geçecekler hatta geçtiler bile!...
"Kahramanı olmayan ve kahramanı ölmeyen topluluk, millet olamaz." diye bir tarifimiz, bir inancımız vardır ve yıllardır haykırır dururuz. Kahramanlarının ve kahramanlıklarının sayısını bilemeyen ve her an kahramanlarını ölüm denen sevdasıyla kucaklaştırmak üzere nöbette olan bir Milletin ahfadıyız hamdolsun. Ve de hamdolsun ki kahramanlar üreten bir hareketin mensuplarıyız...
Haçlı'nın, AB'nin, ABD'nin ve yerli işbirlikçilerinin, hep beraber uyguladıkları yıllara sari baskılar sonucu; kahramanlar, patlamaya hazır hale geldiler!...
Bu milletin sabrının taşması, bu milletin kahramanlarının patlaması, depremler yaratır hatırlatırız!.. Bu depreme deprem çadırları da dayanamaz, deprem çadırı saskinlerinin hatalarından siyasi medet uman siyaset lümpenleri de!...
Yaklaşık elli yıldır; eğitim bakanlığımızın, savunma bakanlığımızın ve istihbarat teşkilatımızın başındaki "Milli" sıfatını yok etmeye çalışıyorlardı. Nerdeyse başarılı da oldular!...
"Misak-ı Milli"mizin parçalanmasını, yıllardır seyrediyoruz! Misak-ı Milli'nin; milli yemin, ulusal ant anlamına geldiğini bile unutturdular nerdeyse!...Sınırlarımızı, namusumuza eş tuttuğumuz için Misak-ı Milli dediğimizi unutturdular ki başımıza çuval geçirilmesini seyrettik sadece!...
Bu yemine sadık kalanların, patlamaya hazır olduklarını hatırlatmaya çalışıyoruz -son bir gayretle- aymazlarımıza!...
Haçlı, bu tehlikenin farkında!...
Bu farkındalığın gereği olarak ta milli siyaset yapmak isteyenleri hedef aldılar. Milli kurumlarımızla birlikte, milli kimlikli siyaset kuruluşlarımızı da hedef aldılar!...
Türk Milleti'nin teşkilatlanmış fotoğrafı-yüzü olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve milli siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisi'ni hedef aldılar!...
Şükürler olsun ki Türk Milleti'nin refleksi olan Ülkücü Hareket te, Haçlı'nın haberdar olduğundan haberdar!...
Tehlikenin farkında olarak önce kapılarının önünü temizlemek üzere harekete geçtiler. Karar verilen harekat ciddi ve bu ciddi kararı engelleyebilmek için uygulanan oyunlar da ciddi!...
Artık her Ülkücünün, ciddi olarak düşünme ve düşündüğünü uygulamaya koyma zamanı. Harekatın komut düğmesine basıldı. MHP'de olağan kongre süreci Genel Başkanımızca başlatıldı. Ülkücülerin, özeleştiri yaparak hatalarını tesbit ve yanlışlardan süratle dönmek için harekete geçme zamanı geldi...
Sevmeyenlerin, hasımların sevinerek ve bıyık altı gülerek; Ülkücülerin ise içleri kan ağlayarak ve utanarak hatırladıkları MHP adıyla yapılan yanlışlardan vaz geçme zamanı geldi...
Yüzbinlerce MHP üyeliğinin iptaliyle, yüzlerce başarılı il ve ilçe teşkilatlarının feshedilmesiyle, binlerce Ülkü Devi'nin teşkilatlarıyla olan resmi bağlarının kesilmesiyle yapılmak istenen "Ülkücü hareketi Engelleme" operasyonları olarak yorumladığımız yanlışlardan dönmenin, zamanı geldi...
Kanaat Önderi bütün Ülküdaşlarımızın artık evlerinden çıktıklarının farkındayız. Herkes kendi bölgesinde, kendi beldesinde görevli olduğunun farkında ve şuurunda. Her kanaat önderi Ülkücü; kendi bölgesinin Üst Kurul Delegeleri'ni ziyaret etmek, aramak, onu gerçeklerle yüzleştirmek mecburiyetinde olduğunun farkında...
Ülkücü Hareket'in bu muhteşem ayak seslerini, elbette Haçlı duydu!... Karen Fogg Çocukları, Dolma kalemler duydu!...Duydukları bu muhteşem sesi, MHP Genel merkezinde ki "Yol Arkadaşları"na da duyurdular!...
Yapılan heyecanlı yanlışlar, bu yüzdendir!...
Bu muhteşem ayak seslerinin oluşturduğu panik yüzündendir. İhbarlar, hatalar, Ülkücüye yakışmayan davranışları, Genel başkan adına yaparak Genel Başkan'ı kendi hatalarına ortak etme telaşı, bu panik yüzündendir!...
Mevcut Genel Başkanımızı; koalisyon ortağıyken ve sonraki dönemlerdeki yanlış uygulamalarından dolayı tasvip etmeyenlerdeniz. Bundan önceki kongrelerde de muhaliflerdendik. Buna rağmen asla ve asla Genel Başkanımız'ın bir Ülküdaşımızı ihbar edebileceğine veya ettirebileceğine inanamamaktayız... Bir MHP üyesini "Sahte İkametgah" yaptırmak suçlamasıyla ihbar ettirebileceğine asla inanamayız. Hatta bu yanlışa mutlaka müdahil olacağı inancındayız...
Genel Başkanımız'ın; kendilerinin başlattıkları olağan kongre sürecinde; rahatsız ülküdaşlarının söylediklerini dinleyeceğine, varsa hataları kabulleneceğine aksi halde ülküdaşlarını ikna yoluna gideceğine inananlardanız...
Aksi halde Genel Başkanımız'ın da paniklediği tarifi çıkar ki bundan da Vallahi çok utanırız!...Rabbim bizleri utandırmasın...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua..
Mustafa ASLAN
Bir neslin içinde fırtınalar hapsedildi!... Bu nesil, volkanca patlamak üzere!... Bu anlatılmaz iç sıkışıklığını, bu gönüllü ve kendi kendine vurulmuş prangayı; anlaması gerekenler anlamalı artık!... Bu kadar tahammülün sonunun iyi gelmeyeceğini, bu nesili tanıyan herkesin anlaması ve anlatması lazım artık!...
Böyle devam ederse sonunda patlaması mukadder bu volkandan; çevre de zarar görecek!... Tahammülün son sınırına kadar beklenilmesi, sadece çevreyi ve çevrecileri korumak için elbette!...
Bu seslenişimi, bu uyarımı; gençlik olaylarını organize etmiş, olayları yaşamış herkesin ciddiye alacağından eminim. Gençlik olaylarını ve toplumsal olayları kendilerine malzeme etmeyi maharet sayan zihniyetin günümüz temsilcileri de bu seslenişimizi dikkate alacaklardır biliyorum!...
Ama bir farkla; yaşayarak bilenler, endişeyle olabilecekleri beklemek veya engellemek için harekete geçecekken; olabilecekleri kendilerine sermaye etmeye alışık siyasi lümpenler ise olacakları çabuklaştırabilmek için faaliyete geçecekler hatta geçtiler bile!...
"Kahramanı olmayan ve kahramanı ölmeyen topluluk, millet olamaz." diye bir tarifimiz, bir inancımız vardır ve yıllardır haykırır dururuz. Kahramanlarının ve kahramanlıklarının sayısını bilemeyen ve her an kahramanlarını ölüm denen sevdasıyla kucaklaştırmak üzere nöbette olan bir Milletin ahfadıyız hamdolsun. Ve de hamdolsun ki kahramanlar üreten bir hareketin mensuplarıyız...
Haçlı'nın, AB'nin, ABD'nin ve yerli işbirlikçilerinin, hep beraber uyguladıkları yıllara sari baskılar sonucu; kahramanlar, patlamaya hazır hale geldiler!...
Bu milletin sabrının taşması, bu milletin kahramanlarının patlaması, depremler yaratır hatırlatırız!.. Bu depreme deprem çadırları da dayanamaz, deprem çadırı saskinlerinin hatalarından siyasi medet uman siyaset lümpenleri de!...
Yaklaşık elli yıldır; eğitim bakanlığımızın, savunma bakanlığımızın ve istihbarat teşkilatımızın başındaki "Milli" sıfatını yok etmeye çalışıyorlardı. Nerdeyse başarılı da oldular!...
"Misak-ı Milli"mizin parçalanmasını, yıllardır seyrediyoruz! Misak-ı Milli'nin; milli yemin, ulusal ant anlamına geldiğini bile unutturdular nerdeyse!...Sınırlarımızı, namusumuza eş tuttuğumuz için Misak-ı Milli dediğimizi unutturdular ki başımıza çuval geçirilmesini seyrettik sadece!...
Bu yemine sadık kalanların, patlamaya hazır olduklarını hatırlatmaya çalışıyoruz -son bir gayretle- aymazlarımıza!...
Haçlı, bu tehlikenin farkında!...
Bu farkındalığın gereği olarak ta milli siyaset yapmak isteyenleri hedef aldılar. Milli kurumlarımızla birlikte, milli kimlikli siyaset kuruluşlarımızı da hedef aldılar!...
Türk Milleti'nin teşkilatlanmış fotoğrafı-yüzü olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve milli siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisi'ni hedef aldılar!...
Şükürler olsun ki Türk Milleti'nin refleksi olan Ülkücü Hareket te, Haçlı'nın haberdar olduğundan haberdar!...
Tehlikenin farkında olarak önce kapılarının önünü temizlemek üzere harekete geçtiler. Karar verilen harekat ciddi ve bu ciddi kararı engelleyebilmek için uygulanan oyunlar da ciddi!...
Artık her Ülkücünün, ciddi olarak düşünme ve düşündüğünü uygulamaya koyma zamanı. Harekatın komut düğmesine basıldı. MHP'de olağan kongre süreci Genel Başkanımızca başlatıldı. Ülkücülerin, özeleştiri yaparak hatalarını tesbit ve yanlışlardan süratle dönmek için harekete geçme zamanı geldi...
Sevmeyenlerin, hasımların sevinerek ve bıyık altı gülerek; Ülkücülerin ise içleri kan ağlayarak ve utanarak hatırladıkları MHP adıyla yapılan yanlışlardan vaz geçme zamanı geldi...
Yüzbinlerce MHP üyeliğinin iptaliyle, yüzlerce başarılı il ve ilçe teşkilatlarının feshedilmesiyle, binlerce Ülkü Devi'nin teşkilatlarıyla olan resmi bağlarının kesilmesiyle yapılmak istenen "Ülkücü hareketi Engelleme" operasyonları olarak yorumladığımız yanlışlardan dönmenin, zamanı geldi...
Kanaat Önderi bütün Ülküdaşlarımızın artık evlerinden çıktıklarının farkındayız. Herkes kendi bölgesinde, kendi beldesinde görevli olduğunun farkında ve şuurunda. Her kanaat önderi Ülkücü; kendi bölgesinin Üst Kurul Delegeleri'ni ziyaret etmek, aramak, onu gerçeklerle yüzleştirmek mecburiyetinde olduğunun farkında...
Ülkücü Hareket'in bu muhteşem ayak seslerini, elbette Haçlı duydu!... Karen Fogg Çocukları, Dolma kalemler duydu!...Duydukları bu muhteşem sesi, MHP Genel merkezinde ki "Yol Arkadaşları"na da duyurdular!...
Yapılan heyecanlı yanlışlar, bu yüzdendir!...
Bu muhteşem ayak seslerinin oluşturduğu panik yüzündendir. İhbarlar, hatalar, Ülkücüye yakışmayan davranışları, Genel başkan adına yaparak Genel Başkan'ı kendi hatalarına ortak etme telaşı, bu panik yüzündendir!...
Mevcut Genel Başkanımızı; koalisyon ortağıyken ve sonraki dönemlerdeki yanlış uygulamalarından dolayı tasvip etmeyenlerdeniz. Bundan önceki kongrelerde de muhaliflerdendik. Buna rağmen asla ve asla Genel Başkanımız'ın bir Ülküdaşımızı ihbar edebileceğine veya ettirebileceğine inanamamaktayız... Bir MHP üyesini "Sahte İkametgah" yaptırmak suçlamasıyla ihbar ettirebileceğine asla inanamayız. Hatta bu yanlışa mutlaka müdahil olacağı inancındayız...
Genel Başkanımız'ın; kendilerinin başlattıkları olağan kongre sürecinde; rahatsız ülküdaşlarının söylediklerini dinleyeceğine, varsa hataları kabulleneceğine aksi halde ülküdaşlarını ikna yoluna gideceğine inananlardanız...
Aksi halde Genel Başkanımız'ın da paniklediği tarifi çıkar ki bundan da Vallahi çok utanırız!...Rabbim bizleri utandırmasın...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua..
Mustafa ASLAN
Salı, Ekim 24, 2006
VALLAHİ SİZDENİZ...
Hareket'te hareket başladı diye sevinmiştik!
Sevincimiz devam ediyor etmesine ama, olmaması gerekenler oluyor, yapılmaması gerekenler yapılıyor ve elbette bayram günü canımız sıkılıyor!...
Serçenin; yeniden yürüyüş öğrenme kastıyla kendi yürüyüşünden vaz geçtiğini ve bu yüzden de zıplaya zıplaya kaldığını, biliriz ve bu bilgimizi, bir kaç kere dostlarla da paylaştık...
Ödlek insanlara, "Kuş yürekli!" yakıştırması yapılır. Kuşlar içerisinde en ürkeği de serçelerdir. Ufacık bir hareket ve çok hafif seslerden etkilenerek ürkerler...
MHP Genel Merkezindeki "Yol Arkadaşları"nı; yeniden yürüyüş öğrenmek üzere kendi yürüyüşünü kaybeden ve zıplayarak kalan serçelere benzetmek zorunda kaldım!...
Türkçü, Türkeşçi, Turancı ve kendini İlayı Kelimetullah'la görevli sayan bir hareketin genel merkezinden, son zamanlarda "Merkez" falan gibi, "Onurlu Üyelik" gibi söylemler duymaya başlamıştık!... Ülkücülükle bu söylemlerin bir arada olmasına imkan olmadığını, anlatmaya söylemeye çalışırken; bizi daha fazla şaşırtan şeylere şahit olduk!...
Aylardır; "Tek Başına Teşkilat" tarifini hak ederek, meselemizi-Davamızı ekranlara taşıyan ve bölücülere-hainlere karşı tek başına direnen bir kaliteli Ülküdaşımızın üyeliğini engelleyebilmek için, olmadık çalımlara yeltendi Genel Merkezdeki Yol Arkadaşları!...
Bu kalifiye Ülkücünün, Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın üyeliğini iptal edebilmek için olmadık işlere tevessül edildi!...
Ankara'dan üyeliğinin yapılması engellenen bu Ülküdaşımız, Anadolu'dan bir ilçemizden ikamet alarak üyelik yaptırmış. Hayırlı olsun demek varken; "Evrakta sahtecilik yaptı!" diye bağırarak şikayette bulunulmuş! Hem de Genel Başkan'a vekaleten, Genel Başkan'ın adına!...
Bu şikayeti yapanlar; Ülkücü teamülde muhbirliğin olmadığını bilmedikleri gibi, mevcut Genel başkanımızın aynı yolla yani -kendi deyimleriyle- sahte ikametgah belgesiyle, Karanfil Sokak'taki Genel merkez Binamız'da mukim gösterildiğini de bilmiyorlardır herhalde!...
Yapılan iş te, işlem de ve -yine kendi deyimleriyle- kullanılan mevki ve makamlar da aynı!...
Yapmayın arkadaşlar!... Yapmayın "Yol Arkadaşları"!...
Genel Merkez'de görevli Ülküdaşlarımız; Allah aşkına bu yanlışa seyirci kalmayın!...
Hafızalarımızı zorlarsak ve ne kadar zorlarsak zorlayalım; bir Ülkücünün muhbirliğini hatırlayamayız!...
En ufak sesten ürküp, beceremediği yürüyüşünden kaçarak uçan serçelere benzeyen bu Yol Arkadaşları'nı uyarın!...
En ufak sesten ürken bu Yol Arkadaşları'nın gümbür-gümbür duyulan Ülkücülerin Ayak Sesleri'nden ürkmeleri doğaldır!... Ama ürkekliklerine Genel Başkanımızın adını malzeme etmelerine izin vermeyin!...
Hiçte meşru olmayan bir zamanda Olağanüstü Kongre için uğraşanlara; "Eksik imza kalırsa getirin imzalayayım." diye mesaj gönderen Genel Başkanımız'a; adaylığı duyulan birinin üyeliğini engelleyebilmek için böylesi muhbirlik yakıştırılamaz!...
Hiç kimsenin, hiç bir Ülkücüyü Genel merkezinden utanır hale getirmeye hakkı yoktur!... Olamamalı da!...
Yaklaşık iki aydır, Anadolu'yı dolaşıyor ve telefon görüşmeleri yapıyorum...
Kanaat Önderi bütüne yakın Ülküdaşımızın karşı olduğu, Sivil Toplum Öğgütlerinin tamamına yakınının karşı olduğu, MHP'li seçmenin %85'inin karşı olduğu bir isimle, yani Mevcut Genel Başkan'la gidilecek bir seçim; MHP'nin dolayısıyla Türk Milleti'nin siyaseten kesin yenilgisi olacaktır!...
İktidara tek başına aday olması gereken bir partinin hala baraj civarlarında sohbet edilmesinden rahatsız olmayan Ülkücü var mıdır zannediyorsunuz?...
Meşru zamandır, meşru zemindir. Bırakın konuşanlar konuşsun. Bırakın yaptığımız yanlışları anlatarak doğrumuzu bulmaya çalışalım!... Bırakın eteklerdeki taşlar dökülsün!... Bu işten, Ülkücü Hareket kazanarak çıkar...
Yoksa olan Ülkücü hareket'e olur, bize olur!...
Ülkücü Duruşta ısrarcı olduğunuz sürece, bilesiniz ki; "Vallahi Biz de Sizdeniz!..."
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Sevincimiz devam ediyor etmesine ama, olmaması gerekenler oluyor, yapılmaması gerekenler yapılıyor ve elbette bayram günü canımız sıkılıyor!...
Serçenin; yeniden yürüyüş öğrenme kastıyla kendi yürüyüşünden vaz geçtiğini ve bu yüzden de zıplaya zıplaya kaldığını, biliriz ve bu bilgimizi, bir kaç kere dostlarla da paylaştık...
Ödlek insanlara, "Kuş yürekli!" yakıştırması yapılır. Kuşlar içerisinde en ürkeği de serçelerdir. Ufacık bir hareket ve çok hafif seslerden etkilenerek ürkerler...
MHP Genel Merkezindeki "Yol Arkadaşları"nı; yeniden yürüyüş öğrenmek üzere kendi yürüyüşünü kaybeden ve zıplayarak kalan serçelere benzetmek zorunda kaldım!...
Türkçü, Türkeşçi, Turancı ve kendini İlayı Kelimetullah'la görevli sayan bir hareketin genel merkezinden, son zamanlarda "Merkez" falan gibi, "Onurlu Üyelik" gibi söylemler duymaya başlamıştık!... Ülkücülükle bu söylemlerin bir arada olmasına imkan olmadığını, anlatmaya söylemeye çalışırken; bizi daha fazla şaşırtan şeylere şahit olduk!...
Aylardır; "Tek Başına Teşkilat" tarifini hak ederek, meselemizi-Davamızı ekranlara taşıyan ve bölücülere-hainlere karşı tek başına direnen bir kaliteli Ülküdaşımızın üyeliğini engelleyebilmek için, olmadık çalımlara yeltendi Genel Merkezdeki Yol Arkadaşları!...
Bu kalifiye Ülkücünün, Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın üyeliğini iptal edebilmek için olmadık işlere tevessül edildi!...
Ankara'dan üyeliğinin yapılması engellenen bu Ülküdaşımız, Anadolu'dan bir ilçemizden ikamet alarak üyelik yaptırmış. Hayırlı olsun demek varken; "Evrakta sahtecilik yaptı!" diye bağırarak şikayette bulunulmuş! Hem de Genel Başkan'a vekaleten, Genel Başkan'ın adına!...
Bu şikayeti yapanlar; Ülkücü teamülde muhbirliğin olmadığını bilmedikleri gibi, mevcut Genel başkanımızın aynı yolla yani -kendi deyimleriyle- sahte ikametgah belgesiyle, Karanfil Sokak'taki Genel merkez Binamız'da mukim gösterildiğini de bilmiyorlardır herhalde!...
Yapılan iş te, işlem de ve -yine kendi deyimleriyle- kullanılan mevki ve makamlar da aynı!...
Yapmayın arkadaşlar!... Yapmayın "Yol Arkadaşları"!...
Genel Merkez'de görevli Ülküdaşlarımız; Allah aşkına bu yanlışa seyirci kalmayın!...
Hafızalarımızı zorlarsak ve ne kadar zorlarsak zorlayalım; bir Ülkücünün muhbirliğini hatırlayamayız!...
En ufak sesten ürküp, beceremediği yürüyüşünden kaçarak uçan serçelere benzeyen bu Yol Arkadaşları'nı uyarın!...
En ufak sesten ürken bu Yol Arkadaşları'nın gümbür-gümbür duyulan Ülkücülerin Ayak Sesleri'nden ürkmeleri doğaldır!... Ama ürkekliklerine Genel Başkanımızın adını malzeme etmelerine izin vermeyin!...
Hiçte meşru olmayan bir zamanda Olağanüstü Kongre için uğraşanlara; "Eksik imza kalırsa getirin imzalayayım." diye mesaj gönderen Genel Başkanımız'a; adaylığı duyulan birinin üyeliğini engelleyebilmek için böylesi muhbirlik yakıştırılamaz!...
Hiç kimsenin, hiç bir Ülkücüyü Genel merkezinden utanır hale getirmeye hakkı yoktur!... Olamamalı da!...
Yaklaşık iki aydır, Anadolu'yı dolaşıyor ve telefon görüşmeleri yapıyorum...
Kanaat Önderi bütüne yakın Ülküdaşımızın karşı olduğu, Sivil Toplum Öğgütlerinin tamamına yakınının karşı olduğu, MHP'li seçmenin %85'inin karşı olduğu bir isimle, yani Mevcut Genel Başkan'la gidilecek bir seçim; MHP'nin dolayısıyla Türk Milleti'nin siyaseten kesin yenilgisi olacaktır!...
İktidara tek başına aday olması gereken bir partinin hala baraj civarlarında sohbet edilmesinden rahatsız olmayan Ülkücü var mıdır zannediyorsunuz?...
Meşru zamandır, meşru zemindir. Bırakın konuşanlar konuşsun. Bırakın yaptığımız yanlışları anlatarak doğrumuzu bulmaya çalışalım!... Bırakın eteklerdeki taşlar dökülsün!... Bu işten, Ülkücü Hareket kazanarak çıkar...
Yoksa olan Ülkücü hareket'e olur, bize olur!...
Ülkücü Duruşta ısrarcı olduğunuz sürece, bilesiniz ki; "Vallahi Biz de Sizdeniz!..."
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Ekim 19, 2006
ÜLKÜCÜNÜN AYAK SESLERİ...
Ya Rabbi; aklımıza mukayyet ol ve bu aziz mübarek günler hatırına, muarızlarımıza akıl-izan nasibeyle...
Yeniçağ Gazetesi'nde, Ümit Özdağ'ın kendi köşesinde ve internet sitelerinde -inanmakta sıkıntı çektiğim- haberler okluyorum...
Meşru zemin ve meşru zamanda MHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklayan Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın; MHP'ye üye olmak için sahte ikamet aldığı için şikayet edildiğini ve bu şikayetin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına yapıldığını okuyorum!...
Erzurum ikametlilerin, Kars ikametlilerin, bilmem nereli ikametlilerin sadece "Yol Arkadaşlığı" nı garantilemek için genel merkezimizde görevlendirildiklerini bilince de iyice şaşırıyorum.
O günlerde Genel merkezimizde görev yapan herkes hatırlayacaktır ki; Sn.Genel Başkanımızın Genel Başkan Yardımcısı olduğu günlerde - ev adresinin bilinmesinden endişe duyduğu için- aylarca MHP'ye üyeliği, kendi isteği ile geciktirilmiş sonra hukuken mümkün olmadığından Karanfil Sokaktaki Genel Merkez Binamız adres gösterilerek üyeliği yapılmıştı...
Ve bunu bilen hiç kimsenin de ne itirazına ne de şikayetine gerek duyulmamıştı!...
Yoksa Sayın genel Başkanımız, bekarlıkları yüzünden Genel merkezde mi ikamet ediyorlardı?!...
Genel Merkezde görev yapan ve Sn.Genel Başkan'a yakın olan Ülküdaşlarım;
Allah aşkına bu yanlıştan rücu edin. "Yol Arkadaşları"nın MHP'yi de geldikleri partilere benzeterek yaptıkları ve Genel başkanımızın hala haberi olduğuna inanmadığımız bu küçültücü hareketten vaz geçin...
Duyan gazetecilerin Ümit Özdağ'a verdikleri desteği veya bu uygulamayı garipsemeyi de bırakın!...
Sayın Genel Başkanımız'ı metheden; Osman Baydemir'in, "Dolma kalemler"in, "Karen Fogg Çocukları"nın söyledikleri, yazdıkları da hafızalarımızda ve sizlerin bu yazılanlara hiç itiraz etmediğiniz de Ülkücü hafızalarda!...
Ömrünü Ülkücü ve MHP'li geçiren bir Ülküdaşınız olarak ben; bu yapılanları asla Genel merkezimize yakıştıramadığım bir panik olarak yorumluyorum. Ve hayatımda ilk kez genel merkezimden utanıyorum!..
Delegelere yapılacak baskılarla, Genel başkan adaylarına yapılacak bu tür baskılarla sadece Ülkücü Tabanda zayıflarsınız ve zayıflıyorsunuz, bilin Allah aşkına!...
Yapılan; meşru zamanda, meşru zeminde genel Başkanlığa adaylık çalışmalarıdır...
Eğer birbirimizde kusur arayacaksak, bunun sadece liyakat yönünden olmasına dikkat edelim lütfen...
Ülkücü teamülde bizim bildiğimiz asla muhbirlik yoktur. Ve yapılan eğer usulsüzlükse bile MHP'ye üye olmak için yapılmış bir harekettir. Genel merkezimizde de en az 15-20 kişinin ikametlerinin memleketlerinde olduğunu ve bunun çok doğal olduğunu bilmiyor muyuz?...
Bizler de şimdi aynı mantıkla onları mı ihbar edelim?...
Bir genel başkan adyının önünü kesmeye bu şekilde güç yetmez!...
Bu yanlışta ısarsa Genel merkezimizin taşradaki otoritesini zayıflatır...
Bunu da bizden yani Ülkücüden başka hiç kimse söylemez...Çünkü hepimiz, biri de bendeniz seçimlerde oyumu memleketimde kullanabilmek ve ilçemin nüfusu düşük çıkmasın diye ikametimi ilçemizde tutarız.
Senenin en az 4-5 ayını da memleketlerimizde geçiririz. Bunun neresi yanlış? Eğer illa yanlış diyorsanız lütfen bendenizi de ihbar edin!...Ama bilin ki yine biz kimseyi ihbar etmeyeceğiz.
"Yol Arkadaşları"nın, Ülkücülerin artık sağır kulaklara bile duyurduğu ayak seslerinden ürkmesinden doğal bir hal yoktur. Bu korkudan da bizim keyif almamız gerekirken adres Genel merkezimiz olduğu için hicabetmekteyiz!...
Bu Ülkücü Gelişi, bu şekilde muhbirce davranışlarla engellemek mümkün değildir!...
Hukukun Ümit Özdağ'ı haklı bulacağından da eminim...
Ve bu yapılan muhbirlikle de Ülkücü'nün farkını fark ettirmişlerdir. Yapana utanarak teşekkürler ederim...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Yeniçağ Gazetesi'nde, Ümit Özdağ'ın kendi köşesinde ve internet sitelerinde -inanmakta sıkıntı çektiğim- haberler okluyorum...
Meşru zemin ve meşru zamanda MHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklayan Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın; MHP'ye üye olmak için sahte ikamet aldığı için şikayet edildiğini ve bu şikayetin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına yapıldığını okuyorum!...
Erzurum ikametlilerin, Kars ikametlilerin, bilmem nereli ikametlilerin sadece "Yol Arkadaşlığı" nı garantilemek için genel merkezimizde görevlendirildiklerini bilince de iyice şaşırıyorum.
O günlerde Genel merkezimizde görev yapan herkes hatırlayacaktır ki; Sn.Genel Başkanımızın Genel Başkan Yardımcısı olduğu günlerde - ev adresinin bilinmesinden endişe duyduğu için- aylarca MHP'ye üyeliği, kendi isteği ile geciktirilmiş sonra hukuken mümkün olmadığından Karanfil Sokaktaki Genel Merkez Binamız adres gösterilerek üyeliği yapılmıştı...
Ve bunu bilen hiç kimsenin de ne itirazına ne de şikayetine gerek duyulmamıştı!...
Yoksa Sayın genel Başkanımız, bekarlıkları yüzünden Genel merkezde mi ikamet ediyorlardı?!...
Genel Merkezde görev yapan ve Sn.Genel Başkan'a yakın olan Ülküdaşlarım;
Allah aşkına bu yanlıştan rücu edin. "Yol Arkadaşları"nın MHP'yi de geldikleri partilere benzeterek yaptıkları ve Genel başkanımızın hala haberi olduğuna inanmadığımız bu küçültücü hareketten vaz geçin...
Duyan gazetecilerin Ümit Özdağ'a verdikleri desteği veya bu uygulamayı garipsemeyi de bırakın!...
Sayın Genel Başkanımız'ı metheden; Osman Baydemir'in, "Dolma kalemler"in, "Karen Fogg Çocukları"nın söyledikleri, yazdıkları da hafızalarımızda ve sizlerin bu yazılanlara hiç itiraz etmediğiniz de Ülkücü hafızalarda!...
Ömrünü Ülkücü ve MHP'li geçiren bir Ülküdaşınız olarak ben; bu yapılanları asla Genel merkezimize yakıştıramadığım bir panik olarak yorumluyorum. Ve hayatımda ilk kez genel merkezimden utanıyorum!..
Delegelere yapılacak baskılarla, Genel başkan adaylarına yapılacak bu tür baskılarla sadece Ülkücü Tabanda zayıflarsınız ve zayıflıyorsunuz, bilin Allah aşkına!...
Yapılan; meşru zamanda, meşru zeminde genel Başkanlığa adaylık çalışmalarıdır...
Eğer birbirimizde kusur arayacaksak, bunun sadece liyakat yönünden olmasına dikkat edelim lütfen...
Ülkücü teamülde bizim bildiğimiz asla muhbirlik yoktur. Ve yapılan eğer usulsüzlükse bile MHP'ye üye olmak için yapılmış bir harekettir. Genel merkezimizde de en az 15-20 kişinin ikametlerinin memleketlerinde olduğunu ve bunun çok doğal olduğunu bilmiyor muyuz?...
Bizler de şimdi aynı mantıkla onları mı ihbar edelim?...
Bir genel başkan adyının önünü kesmeye bu şekilde güç yetmez!...
Bu yanlışta ısarsa Genel merkezimizin taşradaki otoritesini zayıflatır...
Bunu da bizden yani Ülkücüden başka hiç kimse söylemez...Çünkü hepimiz, biri de bendeniz seçimlerde oyumu memleketimde kullanabilmek ve ilçemin nüfusu düşük çıkmasın diye ikametimi ilçemizde tutarız.
Senenin en az 4-5 ayını da memleketlerimizde geçiririz. Bunun neresi yanlış? Eğer illa yanlış diyorsanız lütfen bendenizi de ihbar edin!...Ama bilin ki yine biz kimseyi ihbar etmeyeceğiz.
"Yol Arkadaşları"nın, Ülkücülerin artık sağır kulaklara bile duyurduğu ayak seslerinden ürkmesinden doğal bir hal yoktur. Bu korkudan da bizim keyif almamız gerekirken adres Genel merkezimiz olduğu için hicabetmekteyiz!...
Bu Ülkücü Gelişi, bu şekilde muhbirce davranışlarla engellemek mümkün değildir!...
Hukukun Ümit Özdağ'ı haklı bulacağından da eminim...
Ve bu yapılan muhbirlikle de Ülkücü'nün farkını fark ettirmişlerdir. Yapana utanarak teşekkürler ederim...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Salı, Ekim 17, 2006
BİZ; MHP'YİZ, MHP !...
Milliyetçi Hareket'te hareketin başlamışlığından dolayı, hevesimizi heyecanımızı belirtmiştik...
Hevesliyiz, heyecanlıyız!...
Taraftarlığın verdiği heyecanla asla tasvip edilemeyecek, bir Ülkücüye asla yakışmayacak saldırıları, artık görmezden-duymazdan gelmenin zamanıdır diye düşünüyoruz...
Bizlerin nasıl ki birini sevme destekleme hakkımız varsa; bir başkalarının da başka birilerini sevme ve destekleme hakları elbette olacaktır ve vakidir...
Taraftarla Ülkücü arasındaki farkı; Ülküdaşla "Yol Arkadaşı " arasındaki farkı, çok net ifade edeceğine inandığım bir olayı, tam da zamanıyken sizlerle paylaşmak istedim.
Sayıları iki elin parmağı kadar var mıdır bilemem ama, içlerinden tanımakla müftehir olduğum bir "Ülküdaşımız Valimiz"den dinledim olayı.
Ve kendilerinden de izin isteyerek naklediyorum:
Genç bir kaymakam olan Valimiz'i, Başbuğumuz çağırır. Koşar giderler hemen. Bir kaç mülkiyeli daha vardır Başbuğ tarafından çağrılan. Bu çağrılanlar arasında Sn. Çakmakoğlu'da vardır. Başbuğumuz; hal-hatır ve sohbetten sonra yerel yönetimlerle ilgili bir çalışma yapmak üzere bir komisyon kurulmasını ve bu Komisyonun da -o zaman genç bir kaymakam olan- Valimizin başkanlığında çalışmaya başlamasını ister. Yanındaki hem yaşça , hem de mevki-makam olarak kendinden daha yukarda olan Sn. Çakmakoğlu'nun başkanlığa daha uygun olacağını düşünen Valimiz, durumu arz etmek ister. Ama Sn.Valimizin kendi deyimleriyle; "Başbuğum kaşlarını yıktı. İtiraz edemedim." anlatımıyla itiraz edilemez.
Daha sonra Valimiz, bir fırsatını bularak yeniden Başbuğumuz'un huzuruna varır. Bütün heyecan ve edebiyle;
- Başbuğum; Sn. Çakmakoğlu hem yaş hem de makam olarak benden büyüktür. Ben bakanlıktayken Daire Başkanlığımı, sonra da Bakanlığımı yaptılar. İzin verirseniz komisyon başkanlığını Çakmakoğlu'na devredeyim. der.
Başbuğumuz'un yine kaşları yıkılır.
- Çakmakoğlu aramıza geleli ne kadar oldu Oğlum? diye sorar.
Bu sefer Valimiz;
- Ama Başbuğum, ben memurum ve partimize üye de değilim... diye mazeret beyanına niyetlenince, Başbuğumuz gerçekten hiddetlenir ve:
- Oğlum! Sen benim Ülkü Ocaklımsın. Geç işinin başına ve görevini yap. diye talimatını tamamlar...
Milliyetçi Hareket'te son yılların belki de en hareketli, en bereketli günlerini idrak etmek üzereyiz.
Başbuğumuz'un Ülkü Ocakları tedrisli Ülküdaşlarımıza gösterdiği ihtiram ve güveni göstereceğini belli eden aday etrafında, elbette açıkça kenetlenme olacaktır.
Çünkü bu kenetlenmenin sonunda Türk Milleti'nin siyasal istikbalinin yattığını herkes artık bilmektedir.
Türk Milleti'nin siyaseten siması- görünümü olan MHP'nin son yıllardaki irtifa kaybından bütün Ülküdaşlarımız rahatsızdır.
Genel Merkezimizin tarifsiz ve mantığını anlayamadığımız tazyiklerine rağmen Samsun'da ki Yusufiyeliler toplantısı ve Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Ankara'da verdikleri iftar toplantısında ki katılımcılar ve heyecanı anlatmakta kelimelerim acze düşer...
Hiç kimsenin ama hiç kimsenin bu Ülkücü Heyecan'a müdaheleye gücü yetemez. Ve bu heyecanla uğraşmanın da yeminler olsun mantıki bir izahı olamaz.
Anadolu'da, görev değişikliklerinde Ocaklıların birbirine kurşun sıktıklarını da içimiz kan ağlayarak izlemiştik!... Ama bu kadar yıllık hayatımızda Ülkücünün Ülkücüyü ihbar ettiğini duymamıştık!... Aklımıza mukayyet ol Ya Rabbi!...
Şimdi MHP Genel Merkezi'nin, bir ilçe başkanımızı; Genel başkan adaylığına hazırlanan Ümit Özdağ'ı üye kaydetti diye, evrakta sahtecilikten hapse sokmak üzere ihbar ettiğini duyarak şaşırmaktayız...
Şaşırmakla beraber "Yol Arkadaşları"nın; belki de Sn. Genel Başkan'ın haberinin olmadığı, haberi olsa izin vereceğine inanamadığımız bu uygulamayla paniklediklerini de hissetmekteyiz.
Bu gereksiz paniklemelerine, bu Ülküdaşlığa yakışmayacak tavırlara rağmen biz, -ısrarla- "VALLAHİ BİZ DE SİZDENİZ." diye haykırmaya devam ediyoruz.
Çünkü bizler, MHP'li falan değiliz!... Bizler, MHP'yiz MHP!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Hevesliyiz, heyecanlıyız!...
Taraftarlığın verdiği heyecanla asla tasvip edilemeyecek, bir Ülkücüye asla yakışmayacak saldırıları, artık görmezden-duymazdan gelmenin zamanıdır diye düşünüyoruz...
Bizlerin nasıl ki birini sevme destekleme hakkımız varsa; bir başkalarının da başka birilerini sevme ve destekleme hakları elbette olacaktır ve vakidir...
Taraftarla Ülkücü arasındaki farkı; Ülküdaşla "Yol Arkadaşı " arasındaki farkı, çok net ifade edeceğine inandığım bir olayı, tam da zamanıyken sizlerle paylaşmak istedim.
Sayıları iki elin parmağı kadar var mıdır bilemem ama, içlerinden tanımakla müftehir olduğum bir "Ülküdaşımız Valimiz"den dinledim olayı.
Ve kendilerinden de izin isteyerek naklediyorum:
Genç bir kaymakam olan Valimiz'i, Başbuğumuz çağırır. Koşar giderler hemen. Bir kaç mülkiyeli daha vardır Başbuğ tarafından çağrılan. Bu çağrılanlar arasında Sn. Çakmakoğlu'da vardır. Başbuğumuz; hal-hatır ve sohbetten sonra yerel yönetimlerle ilgili bir çalışma yapmak üzere bir komisyon kurulmasını ve bu Komisyonun da -o zaman genç bir kaymakam olan- Valimizin başkanlığında çalışmaya başlamasını ister. Yanındaki hem yaşça , hem de mevki-makam olarak kendinden daha yukarda olan Sn. Çakmakoğlu'nun başkanlığa daha uygun olacağını düşünen Valimiz, durumu arz etmek ister. Ama Sn.Valimizin kendi deyimleriyle; "Başbuğum kaşlarını yıktı. İtiraz edemedim." anlatımıyla itiraz edilemez.
Daha sonra Valimiz, bir fırsatını bularak yeniden Başbuğumuz'un huzuruna varır. Bütün heyecan ve edebiyle;
- Başbuğum; Sn. Çakmakoğlu hem yaş hem de makam olarak benden büyüktür. Ben bakanlıktayken Daire Başkanlığımı, sonra da Bakanlığımı yaptılar. İzin verirseniz komisyon başkanlığını Çakmakoğlu'na devredeyim. der.
Başbuğumuz'un yine kaşları yıkılır.
- Çakmakoğlu aramıza geleli ne kadar oldu Oğlum? diye sorar.
Bu sefer Valimiz;
- Ama Başbuğum, ben memurum ve partimize üye de değilim... diye mazeret beyanına niyetlenince, Başbuğumuz gerçekten hiddetlenir ve:
- Oğlum! Sen benim Ülkü Ocaklımsın. Geç işinin başına ve görevini yap. diye talimatını tamamlar...
Milliyetçi Hareket'te son yılların belki de en hareketli, en bereketli günlerini idrak etmek üzereyiz.
Başbuğumuz'un Ülkü Ocakları tedrisli Ülküdaşlarımıza gösterdiği ihtiram ve güveni göstereceğini belli eden aday etrafında, elbette açıkça kenetlenme olacaktır.
Çünkü bu kenetlenmenin sonunda Türk Milleti'nin siyasal istikbalinin yattığını herkes artık bilmektedir.
Türk Milleti'nin siyaseten siması- görünümü olan MHP'nin son yıllardaki irtifa kaybından bütün Ülküdaşlarımız rahatsızdır.
Genel Merkezimizin tarifsiz ve mantığını anlayamadığımız tazyiklerine rağmen Samsun'da ki Yusufiyeliler toplantısı ve Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Ankara'da verdikleri iftar toplantısında ki katılımcılar ve heyecanı anlatmakta kelimelerim acze düşer...
Hiç kimsenin ama hiç kimsenin bu Ülkücü Heyecan'a müdaheleye gücü yetemez. Ve bu heyecanla uğraşmanın da yeminler olsun mantıki bir izahı olamaz.
Anadolu'da, görev değişikliklerinde Ocaklıların birbirine kurşun sıktıklarını da içimiz kan ağlayarak izlemiştik!... Ama bu kadar yıllık hayatımızda Ülkücünün Ülkücüyü ihbar ettiğini duymamıştık!... Aklımıza mukayyet ol Ya Rabbi!...
Şimdi MHP Genel Merkezi'nin, bir ilçe başkanımızı; Genel başkan adaylığına hazırlanan Ümit Özdağ'ı üye kaydetti diye, evrakta sahtecilikten hapse sokmak üzere ihbar ettiğini duyarak şaşırmaktayız...
Şaşırmakla beraber "Yol Arkadaşları"nın; belki de Sn. Genel Başkan'ın haberinin olmadığı, haberi olsa izin vereceğine inanamadığımız bu uygulamayla paniklediklerini de hissetmekteyiz.
Bu gereksiz paniklemelerine, bu Ülküdaşlığa yakışmayacak tavırlara rağmen biz, -ısrarla- "VALLAHİ BİZ DE SİZDENİZ." diye haykırmaya devam ediyoruz.
Çünkü bizler, MHP'li falan değiliz!... Bizler, MHP'yiz MHP!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ekim 16, 2006
HAÇLI'YI VE İŞBİRLİKÇİLERİNİ BOYKOT...
Fransa'da "Ermeni soykırımı yoktur." demenin, hapis ve para cezası yaptırımı varmış!...
Ve buna sinirleniyoruz!...Allah Allah!..
Güney ve Doğu illerimizde Ermeni çetelerinden neler çektiklerimizi; ermenilerin kürtlerle ve araplarla da elbirliği yaparak Fransa işgal güçlerine yardım için -daha dün İstiklal Savaşımız'da- neler yaptıklarını anlatmamışsak; Fransa az yapmış!...
Neden illerimizin adını; Gazi Antep, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa koyduğumuzu çocuklarımıza anlatmamışsak ve anlattığımız-öğrettiğimiz çocuklarımız tarafından dünyaya anlattırmamışsak; Fransa az yapmış!...
Allah'tan "Ermeni soy kırımı yoktur." demek Fransa'da yasaklanmış!... Türkiye'de yasaklanmadığına şükredelim!...
Türk'üm demenin yasak, Müslümanım demenin irtica, AB adındaki Haçlı Birliği'ne karşıyım demenin gericilik diye dayatıldığı bir ülkede bu yasağın koyulmadığına şükredelim!...
Türk'e, Türlüğe hakaret ettiği için Nobel Ödülü ile ödüllendirilen yumuşak pamuklarımız varken; AB'nin yolunu Diyarbakır'dan geçiren liboş siyasilerimiz varken; kendilerinden öncekileri "Avrupa Garsonları" diye adlandırmışken, kendileri "Avrupa Komiliği"ne razı olan siyasilerimiz varken, "Turancıyım yani Dünya Türklüğü'nün birleştirilmesinden yanayım." derken şimdilerde "Onurlu AB Üyeliği" diyen merkez siyasetçilerimiz varken bu söyleme Türkiye'de ceza getirilmediğine şükredelim...
Şimdi "Ne yapmalıyız?" faslı başladı!...
Peygamberimiz(s.a.v.)'ye hakaret ettiler diye bir Haçlının, Ermeni soy kırımı gibi uyduruk ve iftira bir şeyi savunuyorlar diye bir başka Haçlının, Filistin'de soykırım yapıyor diye bir başka Haçlı'nın, bizi AB'ye asla almayacaklarını söylediği için bir başka Haçlı'nın mallarını boykot edelim diye hazırlıklar başladı!...
Tamam! Vallahi boykot edelim!... Sabancılarımız(!)'la, Koçlarımız(!)la ortak olduklarını da göz ardı ederek bütün Haçlı mamüllerini boykot edelim!...
Boykot edelim de; peki ne alalım? Kimden alalım? Nereden alalım?
Nerdeyse buğdayımızı da Avrupa'dan yani Haçlılardan ithal hazırlığında değil miyiz?!...
Avrupalı, Haçlı hayranı, akıllarını kiraya vermemiş satmış ama bizde ki söylemiyle en-tellek-tüellerimizi, ne yapalım?...
Onları nasıl boykot edelim!...
Türk ve Türklüğe hakaret ettiği için ödüllendirilen "Uzaktan Kumandalı" en-tellek-tüellerimize ne yaptırım uygulayalım?...
Asriliğin, medeniliğin, gelişmişliğin olmazsa olmaz şartı olarak şuuraltımıza pompalanan AB maskesiyle saklı Haçlı sevdalılarımızı nasıl boykot edelim?...
Ekmeğin, etin, şekerin haricinde Haçlı patentli olmayan mamülümüz mü var?...
Dünya da ve Avrupa'da söz sahibi olmakla övündüğümüz tekstil ürünlerimizin kaçının markası Türk ve Türkçe?...
Yeter Allah aşkına!...
Devletimizin kurumları arasındaki kısır çekişmelerden sür'atle vaz geçerek; devlat edasıyla, büyük devlet tavrıyla, kimlikli-kişilikli devlet tavrıyla yapılması gereken bütün diplomatik ve ekonomik yaptırımlarımızı yaptıktan sonra, artık üretime geçelim...
İstikrar, ancak böyle sağlanır AKP...İstikrar ancak böyle sağlanır milliyetçi, milliyetsiz siyasiler!...
Milleti üretime yöneltmeden doyuramaz ve doyurmadan da kimseye kimseyi boykot ettiremezsiniz!...
Pancara kota, fındığa kota, pamuğa kota, sebzelerimize-meyvelerimize kota uygulata uygulata, elimizden boykot şansımızı da aldırdınız!...
Kardeşim kabul ettim!...Kabul ettik!...
Bizi kötü yönetin tamam! İstediğiniz kadar kadrolaşma yapın tamam! Türk olmadığınız için Türküm de demeyin vallahi ona da tamam!...
Ama daha dün TV'lerde ermeni asıllı olmasına rağmen "Ne mutlu Türküm diyene" diye haykıran milli duygularına esas duruş gösterebileceğimiz vatandaşımızın yaptığını yapın!...
"Yerli malı Türk'ün malı; her Türk onu kullanmalı" tekerlemelerimizi ve "Yerli Malı Haftası"nı yeniden okullarımıza iade edin...
AB'ye de HAYIR!... ABD'ye de HAYIR!... Haçlı kimliğini saklayarak oluşturulmuş bütün Haçlı birliklere HAYIR!...
Artık Milleti duyun!...
Bir siyaset düayenimizin dediği ; "Millete kulak verin ama kulağınızı vermeyin." sözünü hatırlayın!... Millete, milletin feryatlarına kulak vermezseniz; tam bir yıl sonra Allah'ın izniyle bu millet sizi kulaklayacaktır!...
Bu Milletin ne Fransa'ya ne de hiç bir Haçlı'ya asla minnet borcu yoktur! Bu yüzden de AB kapılarında pespayece beklemek ve bekletilmekten artık gına geldi!...
Artık sür'atle Devletimizin kurumları arasındaki insicamı, uyumu sağlayın ve Devlet gibi Devlet tavrıyla, bu densizlere hadlerini bildirin...
Yoksa ilk seçimlerde bir daha akla gelmemek üzere hepinizi biz boykot edeceğiz, habriniz ola!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Ve buna sinirleniyoruz!...Allah Allah!..
Güney ve Doğu illerimizde Ermeni çetelerinden neler çektiklerimizi; ermenilerin kürtlerle ve araplarla da elbirliği yaparak Fransa işgal güçlerine yardım için -daha dün İstiklal Savaşımız'da- neler yaptıklarını anlatmamışsak; Fransa az yapmış!...
Neden illerimizin adını; Gazi Antep, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa koyduğumuzu çocuklarımıza anlatmamışsak ve anlattığımız-öğrettiğimiz çocuklarımız tarafından dünyaya anlattırmamışsak; Fransa az yapmış!...
Allah'tan "Ermeni soy kırımı yoktur." demek Fransa'da yasaklanmış!... Türkiye'de yasaklanmadığına şükredelim!...
Türk'üm demenin yasak, Müslümanım demenin irtica, AB adındaki Haçlı Birliği'ne karşıyım demenin gericilik diye dayatıldığı bir ülkede bu yasağın koyulmadığına şükredelim!...
Türk'e, Türlüğe hakaret ettiği için Nobel Ödülü ile ödüllendirilen yumuşak pamuklarımız varken; AB'nin yolunu Diyarbakır'dan geçiren liboş siyasilerimiz varken; kendilerinden öncekileri "Avrupa Garsonları" diye adlandırmışken, kendileri "Avrupa Komiliği"ne razı olan siyasilerimiz varken, "Turancıyım yani Dünya Türklüğü'nün birleştirilmesinden yanayım." derken şimdilerde "Onurlu AB Üyeliği" diyen merkez siyasetçilerimiz varken bu söyleme Türkiye'de ceza getirilmediğine şükredelim...
Şimdi "Ne yapmalıyız?" faslı başladı!...
Peygamberimiz(s.a.v.)'ye hakaret ettiler diye bir Haçlının, Ermeni soy kırımı gibi uyduruk ve iftira bir şeyi savunuyorlar diye bir başka Haçlının, Filistin'de soykırım yapıyor diye bir başka Haçlı'nın, bizi AB'ye asla almayacaklarını söylediği için bir başka Haçlı'nın mallarını boykot edelim diye hazırlıklar başladı!...
Tamam! Vallahi boykot edelim!... Sabancılarımız(!)'la, Koçlarımız(!)la ortak olduklarını da göz ardı ederek bütün Haçlı mamüllerini boykot edelim!...
Boykot edelim de; peki ne alalım? Kimden alalım? Nereden alalım?
Nerdeyse buğdayımızı da Avrupa'dan yani Haçlılardan ithal hazırlığında değil miyiz?!...
Avrupalı, Haçlı hayranı, akıllarını kiraya vermemiş satmış ama bizde ki söylemiyle en-tellek-tüellerimizi, ne yapalım?...
Onları nasıl boykot edelim!...
Türk ve Türklüğe hakaret ettiği için ödüllendirilen "Uzaktan Kumandalı" en-tellek-tüellerimize ne yaptırım uygulayalım?...
Asriliğin, medeniliğin, gelişmişliğin olmazsa olmaz şartı olarak şuuraltımıza pompalanan AB maskesiyle saklı Haçlı sevdalılarımızı nasıl boykot edelim?...
Ekmeğin, etin, şekerin haricinde Haçlı patentli olmayan mamülümüz mü var?...
Dünya da ve Avrupa'da söz sahibi olmakla övündüğümüz tekstil ürünlerimizin kaçının markası Türk ve Türkçe?...
Yeter Allah aşkına!...
Devletimizin kurumları arasındaki kısır çekişmelerden sür'atle vaz geçerek; devlat edasıyla, büyük devlet tavrıyla, kimlikli-kişilikli devlet tavrıyla yapılması gereken bütün diplomatik ve ekonomik yaptırımlarımızı yaptıktan sonra, artık üretime geçelim...
İstikrar, ancak böyle sağlanır AKP...İstikrar ancak böyle sağlanır milliyetçi, milliyetsiz siyasiler!...
Milleti üretime yöneltmeden doyuramaz ve doyurmadan da kimseye kimseyi boykot ettiremezsiniz!...
Pancara kota, fındığa kota, pamuğa kota, sebzelerimize-meyvelerimize kota uygulata uygulata, elimizden boykot şansımızı da aldırdınız!...
Kardeşim kabul ettim!...Kabul ettik!...
Bizi kötü yönetin tamam! İstediğiniz kadar kadrolaşma yapın tamam! Türk olmadığınız için Türküm de demeyin vallahi ona da tamam!...
Ama daha dün TV'lerde ermeni asıllı olmasına rağmen "Ne mutlu Türküm diyene" diye haykıran milli duygularına esas duruş gösterebileceğimiz vatandaşımızın yaptığını yapın!...
"Yerli malı Türk'ün malı; her Türk onu kullanmalı" tekerlemelerimizi ve "Yerli Malı Haftası"nı yeniden okullarımıza iade edin...
AB'ye de HAYIR!... ABD'ye de HAYIR!... Haçlı kimliğini saklayarak oluşturulmuş bütün Haçlı birliklere HAYIR!...
Artık Milleti duyun!...
Bir siyaset düayenimizin dediği ; "Millete kulak verin ama kulağınızı vermeyin." sözünü hatırlayın!... Millete, milletin feryatlarına kulak vermezseniz; tam bir yıl sonra Allah'ın izniyle bu millet sizi kulaklayacaktır!...
Bu Milletin ne Fransa'ya ne de hiç bir Haçlı'ya asla minnet borcu yoktur! Bu yüzden de AB kapılarında pespayece beklemek ve bekletilmekten artık gına geldi!...
Artık sür'atle Devletimizin kurumları arasındaki insicamı, uyumu sağlayın ve Devlet gibi Devlet tavrıyla, bu densizlere hadlerini bildirin...
Yoksa ilk seçimlerde bir daha akla gelmemek üzere hepinizi biz boykot edeceğiz, habriniz ola!...
TEVEKKELTÜ A'LALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)