Çarşamba, Kasım 07, 2007

TAM ZAMANIDIR...

Zamanı mıdır?
Vallahi hem de tam zamanıdır!...
Bayındırlık eski bakanı Koray Aydın'ın "Sahaya İndi" haberlerini, sabırsızlıkla bekliyordum. Kendisinden bir açıklama, bir tavır olmalıydı ki biz de kanaatimizi açıklayabileydik.
Ülke; sağdan-soldan, yukarıdan-aşağıdan, kuzeyinden-güneyinden ablukaya alınmış!... Türk Milliyetçiliği, en fazla ihtiyaç olunduğu bu zor günlerde siyaseten sahipsiz.
Ülkücünün-devrimcinin, sağcının-solcunun, ümmetçinin-laikin, okumuşun-cahilin kızdığı ama çaresizlikten ve yanlış siyasi duruşlar yüzünden iki kişiden birinin oyu ile iş başına getirilen AKP'nin milli hassasiyetlerimizde millet gibi durmadığı aşikâr.
Türk Milliyetçiliğinin markalaşmış tek adresi MHP'nin de; kırk yıllık emektarları reddederek, parti ve teşkilatların bu günkü haline gelişinde ilmek ilmek emekleri olan ülkücüleri dışlayarak meseleyle uzaktan-yakından alakası olmayanlarla "Yol Arkadaşlığı"na soyunduğu aşikâr...
Bu tavra karşı koymak mümkün olmadı.
Çünkü Teşkilât içinde mücadele verebilecek biri çıkmadı. Çıkanlarsa "Dava'nın Aysbergleri"nin hissiyatlarını kullanarak kendilerine, listelerde yer bulabilmenin ucuz hesaplarına soyundu!...
Başka yerlerde ülkücülük yapılamıyor!
Ne ülkücü başka bir yere sığıyor, ne de başka yerler ülkücüye samimice bağrını açamıyor. Çünkü duruş farkı var, çünkü olaylar karşısındaki tavır farkı var...
Çarenin yine Ülkücüleştirilmiş, asli hüviyetine dönüştürülmüş MHP'de olduğu; 2x2= 4 işlemi kadar açık.
Olur mu? Olur!...
Olmalı mı! Oldurulmalı artık!...
Şimdi; Ülküdaşımız, deneyimli siyaset ve devlet adamı Sn. Koray Aydın'a; 41 yıllık bir ülkücü olarak düşüncelerimi sunmak isterim. Ve mevcut MHP Genel Başkanı'na geldiği ilk günden beri hiç evet dememiş bir ülkücü olarak, seslenmek isterim.
Mevcut Genel Başkan hakkındaki düşüncelerimizi on yıldır aralıksız ve yazarak haykırıp durduk. "Söz uçar, yazı kalır." düsturundan hareketle, gerekirse arşivlerden tek tek çıkarmak mümkün. Lazım mı? Evet!...
Mevcut Genel Başkan'dan Ülkücülerin rahatsızlık nedenleri, net olarak ortaya koyulmadan neye alternatif arandığını anlatmak zorlaşır.
Ben fakır; üç kere Devlet Bahçeli ve arkadaşlarına karşı desteklediğim adaylarla kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan bir terli Bozkurtum. Neler yapılmalıydı, yapılmadı ve neler yapılmalı diye sorulduğunda saatlerce konuşabilecek kadar Devlet Bahçeli ve arkadaşları hakkında tecrübelerle sabit bilgilere sahibim.
Bu konuyu artık sık-sık dillendireceğimiz belli oldu.
Yer darlığından hareketle; ilk düşüncelerimizi serdedelim:
MHP Genel Başkanlığı, ateşten bir gömlektir. Giyeni yakmaması için bu gömleği giyinen bedenin Ülkücü olması, olmazsa olmazdır. Koray Aydın da Ülküdaşımızdır ve Ülkü Ocaklarından tedrisli bir ülkücüdür.
Sür'atle; hissiyatını ve vefalılık tarifini asla göz ardı etmeden Anadolu yollarına düşülmelidir ki düşüleceğini belli etmişler. Yolları açık olsun.
Siyasette yaralanmış, millet vekillikleri döneminde kendi tabanlarıyla ters düşmüş ve partinin baraj altına itilmesinde birinci dereceden müsebbip olan, eskimiş ve unutulmaya mahkûm siyaset adamlarıyla fazla resim verilmemelidir. Varlıklarıyla bulundukları kareleri özelleştiren güzel ve "Sevimli" ülküdaşlarımız elbette tenzih edilmişlerdir.
Anadolu'nun her köşesinde var olan kanaat önderi "Ülkü Devleri" ile sür'atle elele tutuşularak yepyeni ve heyecan verici bir resim ortaya koyulmalıdır.
Olağan veya olağanüstü bütün il-ilçe kongrelerine katılınmalı ve mutlaka bir Ülküdaşımız aday gösterilerek en dipten harekete ivme kazandırılmalıdır.
Koray Aydın Beğ; bu kongrelerde kazanmayı elbette şiar edinmelidir ama önceliği her kongrede, hel ilçede hatta beldede var olduklarının ispatına vermelidir.
Ülküdaşlarımızda yılların öfkesi ve kızgınlıkları vardır. Öfkeyle kalkanın zararla oturduğunu, en iyi bilenlerdenim. Öfkeyle kalkanlar teskin edilmeli, çok suskun kalanlar mutlaka cesaretlendirilerek konuşturulmalıdır.
"Erken çıkan yol alır." ata sözünü düstur edinen, erken çıkacaktır ve inanıyorum ki yol alacaktır.
Ama iş, kolay değildir.
Ne kadar zor olduğunu da zannederim Koray Aydın Beğ, en az bizler kadar bilmektedir.
Kolay gelsin Koray Aydın...
"Yol Arkadaşları"na karşı Ülküdaşlarınla çıkarsan kaybetmeyi zannedersem unutman gerek. Ama hep aklında olmalı ki, en ufak teferruatı atlayarak gevşemeyesin.
Zamanı mıdır? Vallahi tam zamanıdır. Çünkü milletin, siyaseten bir çareye ihtiyacı var!...
"HER ÜLKÜCÜ, BİR BAYRAKTIR."
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

SAĞ OLUN HANFENDİLER

Günlerdir uyuyamıyorum!...
Millet olarak aşağılanmamızın devamı, başımıza örülen çoraplara razıyken iki de bir başımıza çuval geçirilmesi ve mukabelede bulunamamak Türk Gönlümü tar-u mar etti!...
"ATATÜRK'E AÇIK MEKTUP" yazıma ses veren Türk analarının, seslenişlerine cevap vermek üzere sanki hiç uyumadan sabahın 07.15'inde klavyemle başbaşayım.
Sayın Ayşe, Fatma, Dudu, Aslı Hanfendiler,
Ve şahsınızda bütün Türk anaları, bacıları;
Yıllardır sayısız tebrik ve tenkitlere muhatabım.
Ama inanın duyarlı Türk kadınlarından aldığım bu taltif; tamamen demoralize olduğum bir günde imdadıma yetişti.
"Bekâra karı boşamak kolaydır." atasözünün arkasına saklanmak isteyen Başbakan'a, hak vermeğe çalıştım epeyce! Zor iş ve verilmesi gereken çok zor bir kararla karşı karşıya mıdır diye düşündüm durdum.
Ama "Sayın Başkan"ının ofisine ana kapıdan değil yan kapıdan alınınca, kucaklarında büyüttükleri PKK'lı alçakların ön kapıdaki gösterilerine son verilmeyip, 75 milyonluk dev bir ülkenin başbakanı, yan kapıdan kaçak olarak içeri alınınca, ve bu başbakan da buna tepki vermeyince çok ama çok bozuldum!...
Bu devlet, benim devletim mi?
Tarihleri yazan-bozan, çağlar açıp kapatan milletin devleti bu mu?
Bu kadar mütevekkil(!) , bu kadar kimliksiz-kişiliksiz bir yönetimi kabul ve hak edebilmek için bu millet ne günah işledi diye öfkelenip durdum.
Bu kadar tevekkül, fazla değil mi bu millete diye ilk kez tevekküle isyanlardayım!...
Artık, -nerdeyse bunlar yüzünden- yıllardır değişmez selamlaşma şeklim olan "TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH" terkibinden vaz geçmek üzereyim.
Atımızı önce sağlam kazığa bağlayıp sonra Allah(c.c.)'a emanet etmemizi dinimiz öğretmesine rağmen bizlerin -yönetenlerimiz tarafından- atlarımızın önce başıboş bırakılıp sonra ABD'nin, bir at hırsızı kovboyuna emanet edilmesine seyirci mi kalacağız?
Türk Anaları, Türk Bacıları, Türk Kadınları;
Desteğinize ihtiyacımız var!...
Sizler doğacak, bizler de vatanın vatan kalabilmesi, devletimizin ebed müddet olabilmesi için gerekli olan bedeli, canımızla ödemeğe devam edeceğiz.
Vatanın bütünlüğü, üniter devletimizin devamı, Muhteşem Türk Atatürk'ün emanetine sadakatle sahip durabilmemiz için siz anaların, bacıların, siz Türk kadınlarının ölenlerin arkasından düşmanı sevindirircesine ağlamamanız lazım!...
Çok zor bir şey istediğimi biliyorum."Ağlarsa anam ağlar..." türküsünü hiç ama hiç unutmuş değilim!...
Ama tarihte bunu defalarca dünyaya öğreten sizlerin, yeniden bir daha ortaya çıkmanızın zamanı. Sizler haykırmazsanız, bu sağır kulaklar, bu uzaktan kumandalı siyasetin rüzgâr güllerinin duymaları mümkün değil.
Kendi çocuklarına çürük raporu alıp askerden kaçırdıktan sonra, ve çürük raporundan bir yıl sonra yerleri yerinden oynatan bir düğünle evlendirenlerden çok fazla beklentimiz zaten yoktu!... Artık tamamen onlardan ümidimi kesmiş durumdayım.
Genel Kurmay Başkanımız'a Türk Anaları olarak sizlerin sesleneceğiniz gündür sanıyorum. Ordumuzu askersiz bırakmayacağınızı, evlatlarımızı dünyanın inadına ellerini kınalayarak vatana kurban göndermeye devam edeceğinizi, bu tarih yapan milletin "asker millet" tanımını devam ettirmeğe kararlı olduğunuzu, Muhteşem Türk Atatürk'ün sizlere olan güvenini asla boşa çıkarmayacağınızı bildirin ordumuza...
Ve peşine de silah altına göndereceğiniz evlatlarınızdan, şehitlerimizin intikamını almalarını istediğimizi de söyleyin!...
Biz millet olarak sınır ötesi harekatı beklerken, sınırlarımızın içinde tam göbeğimiz sayılan bir yerdeki şehidimizin bizi çok incittiğini artık seslendirin. Kapımızı sağlama almadıktan, alamadıktan sonra komşumuzun kapısını korumaya soyunmanın mantığının olmadığını haykıralım. Biz sınırlarımız içinde asayişimizi yeterince sağlayamadıktan sonra bize ne Irak'ın bütünlüğünden?!...
Israrla basiretsiz veya yerli işbirlikçi siyasilerimiz tarafından "Müttefik-Dost" diye tanımlanan ABD'nin bizi İran'a doğru kışkırttığının farkında olduğumuzu millet olarak haykıralım. Ve öyle haykıralım ki okyanus ötesinden duyulsun sesimiz ve "Sayın Başkan"ı, bizim Başbakan'a bu sesten bahsetsin!...
Başka çaremiz yok!
Başka yolu kalmadı bu işin!
Kadınlı-erkekli, kızlı-kızanlı, gençli-ihtiyarlı, hastalı-sağlı, zenginli-fakirli, işverenli-işçili, sanatçılı-toplumlu, okumuşlu-cahilli hep birlikte bu işe soyunmazsak binamız çökertilmek üzere!...
Allah korusun bizim binamız çökerse ortadoğu altında kaldığı gibi, dünya nizamı alt-üst olur... Tabi isteyenin ve korkakların; "Dünyadan bize ne kardeşim?" deme hakları vardır!... Korkmanın ayıp olmadığını, korkaklığın bir fıtrati özellik olduğunu biliriz!
Onlar öyle diyecekler. "Bekâra karı boşamak kolay." diyecekler. Biz ise "Mevzu bahis vatansa, gerisi teferruattır." diyerek, diyene sadık kalarak Türkçe nara atmaya devam edeceğiz.
Sağ olun Hanfendiler...
Bana yürek oldunuz. Umarım sesinizi biraz daha artırarak duymayanlara da duyurur ve onlarında yüreklenmelerine vesile olursunuz.
YÜKSEL TÜRK! SENİN İÇİN YÜKSELMENİN SINIRI YOKTUR."
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

KÜFRÜN BİNİ BİR PARA!...

"TUNCELİ (İHA) - Tunceli'de Uzunçayır Jandarma Karakolu'na teröristlerce uzun namlulu silahlarla düzenlenen silahlı saldırıda Uzman Çavuş Bahtiyar Şimşek şehit oldu.Teröristlerin yakalanması için geniş çaplı operasyon başlatıldığı bildirildi."

Haberi, siteden olduğu gibi aldım.
Şu andaki bağırmamı, şu andaki naramı, şu anda okuduğum lanetleri, kim duymuyorsa; kimler duymuyorsa yemin olsun lanetlerim de, öfkelerim de bizzat onlaradır.
Daha yetmedi miiiiiii?
Milletin canının yandığının binde biri kadar canınız yanmadı mıııııı?!
Teslim mi oldunuuuuuz?'
Milletten sakladığınız anlaşmalar mı var?
Muhteşem Türk Atatürk; pay-i taht'ın işgal edildiğini görünce Anadolu'ya geçerek Milli Harekâtı başlatmıştı. Yeni başkentimiz yani yeni pay-i tahtımız işgalde de haberimiz mi yok?
Eğer Ankara işgaldeyse; bir Türk Yiğidi, bir Türkmen Yiğidi, tarihi tersine çevirerek İstanbul ve Anadolu'da yeniden bir Milli Uyanış Harekâtı başlatmak için neyi bekler?
Oval Ofis'ten, "sayın başkan"dan, bize yarar bir karar çıkmadı. Çıkmaaaaaz!...
Hasan Demir Hoca hakkını helal etsin ama; bizimkiler atlarını denize sürünce kahraman oluyor, diğeri, "Tanrı bana, şunu şunu yap diyor!" deyince "Deli" deyip çıkamayız işin içinden!...
Adam, deli falan değil.
Adam, büyük devlet olmanın verdiği haklarını kullanıyor!
Adam, saldırgan.
Adam, 21.yy.Haçlı Birliği'nin saldırgan silahşörü.
Adam; Hristiyan Dünyası'nın Üçüncü Bin Yılda Asya'yı Hristiyanlaştırma operasyonunun uygulayıcısı!...
Ona kızarak bir sonuç alamayız!...
Veya ona sadece kızarak bir sonuç alamayız! Kızdığımız kadar bir hareket yapmazsak yalancı oluruz. Zaten yalancılıkta yarıştayız! Devletimizin güvenilen kurumları da, siyaset kurumları da, başbakanı da millete yalan söylüyor!...
Millet te hem kendine, hem devletine yalan söylemese bu kadar rencide olur muyuz?
Millet, nerdeyse bir aydır sokaklarda. Başbakan, "Sayın Başkan"dan izin almak için okyanus ötesine gitti. ABD adındaki kahpe müttefikin kucağında palazlandırdığı PKK'lılar ön kapıda gösteri yapıyor diye, yan kapıdan içeri alındı. Görüşme sonunda, birlikte bir kare fotoğraf bile vermeden, dev bir milletin başbakanını gerisin geri gönderdi!...
Millet, operasyon beklerken; millet şehitlerinin, -esir oluşları şaibeli de olsa- esir Mehmetçiklerinin intikamının alınmasını beklerken; Tunceli'de bir şehit daha verdik!...
Alçaklar yeniden karakolumuza saldırdılar Beyleeeeer!...
Sizin devlet adamlığınız bu mu?
Sizin çok methettiğiniz caydırıcılığınız bu mu?
Sabrımızın canıyla oynadığınızı artık bilin!...
Ya milletin güvendiği kişiler ve kurumlar, milletin beklediği hareketi yapsınlar, ya da al birini vur ötekine, topunuzun canınız cehenneme!...
Daha ne zaman sabrınız bitecek?
Daha ne zaman öfkeleneceksiniz?
İşgal mi yediniz Kardeşiiiiim?!...
Bu Devlet; "Bağımsızlık karakterimdir." diyen Muhteşem Türk Atatürk'ün kurduğu Türk Devleti değil mi?
Millette; yukardan aşağı her kese "Küfrün bini bir para!" bilesiniz.
Dualar ederek, sokaklarda hançerelerini yırtarak verdikleri desteklerinin bir işe yaramadığını gören millet, artık topunuza küfrediyor haberiniz ola...
Aaaaah bir duysanız!...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Salı, Kasım 06, 2007

KAHRAMAN BAKKALLAR!...

"Sayın Başkan"la Sayın Başbakanımız görüştüler hamdolsun!...
On dört-on beş gündür öfkelerini artık içlerine hapsetmeyerek sokaklara taşan milletin de gazı epeyce alınmıştı zaten! Millet; sınır ötesi hareketi, Irak'ın kuzeyine müdahale ve Musul-Kerkük'ün kontrolümüze alınması şeklinde hayal ediyordu.
Madem ki Mehmetçiklerimiz aslanlar gibi çarpışarak şehit oluyorlardı, bunun karşılığı sadece elimizdeki yerleri, sınırları kontrol olmamalıydı. Zaten eğer sınırlarımızı korumak amaçlı ve yıllardır süren bir çatışma olsaydı Tunceli'deki, taaa göbeğimizdeki ve çatışmalara ne demek lazımdı?
Yaşadığımız ve gördüklerimiz, yaklaşık 30 yıldır tedhiş ve terör yaratarak milletin moralini bozmak, devletin otoritesinin yok olduğunu ispatlamaya yönelik hareketlerdi.
Millet, bunun farkındaydı. Millet, bu teröristleri topraklarında barındıran Irak'ın, bir an önce bu işe son vermesini istiyordu. Ama millet, Irak'ın egemenliğini ABD'ye teslim ettiğini de biliyordu. Bu yüzden Irak'ta işgalci konumunda olan ABD Başkanı ile Başbakanımız'ın görüşmesini önemsiyordu. Bu tarifi de daha önce terörle mücadele için ortak birimler hazırlayan Başbakanımız ve hükumet millete dikte ettirmişti.
Irak'taki teröristlere, ancak ABD'nin izni ile müdahale edilebilirdi. 400 yıl sınırlamızda kalmış bir yerlerin, 400 yıl vatandaşlarımız olarak kalmış bir milletin birilerince işgal edildiği ve soykırıma tabi tutulduğu, ancak bu şekilde net olarak ifade edilebilirdi.
ABD, artık sınır komşumuzdu. Ve bizim güya kadim dostumuzdu!
İki dost-müttefik ülkenin yöneticileri, görüştüler şükrolsun!...
Ve muhteşem, tarihi bir anlaşmaya vararak ta ayrıldılar.
Terör örgütünün liderleri, bize teslim edilecekmiş!
Hadi ordan beeeeee!...
Terör örgütünün en başı, tek lideri, yıllar öncesinden bize teslim edilmedi mi? Teslim edildi de ne oldu? Terör bitti mi?...
Şimdi İmralı'dan verilen talimatları uygulayan birilerini; artık dağlarda çok rahatsız oldukları ve yoruldukları için biraz istirahate çekmek lazım diye düşündüklerini millet anladı da siz neden anlamazsınız?
Prof. Dr. Ümit Özdağ ile bir sohpetimizi hatırladım. Özdağ Hoca; "Adam, yaklaşık 25 yıl dev bir devletle savaştı. Dev bir devletle mücadele etti ve sonuçta yükselebildiği yer ve mevki; ABD'nin kontrolündeki bir bölgede marketçilik. Bırakalım adam bakkal olarak terfi ettiği yerde sürünsün!..." diyordu. Ümit Özdağ'ın bahsettiği kişi Apo alçağının kardeşi Osman Öcalan'dı.
25 yıllık bir teröristlikten sonra, bir market işletmeciliğini kazanabilmiş bir bitik adamı, teslim alarak yeniden bir kahraman hüviyeti kazandırmanın neresi akıllı bir harekettir Allah aşkına?...
Madem bu işi bitiremiyorsunuz, madem dost-müttefik yeni komşunuz, size kendi başınıza hareket izni vermiyor ve siz de ona kafa tutamıyorsunuz; bari bırakın kahraman(!) bakkallar bakkallıklarını yapsınlar!...
Yeniden birilerine devlet olmanın gerekleri olan lüks hayatı ikram etmek istemiyoruz.
Bu görüşmede dağ, fare falan doğurmadı.
Bu görüşme, kısır bir görüşmeydi ve asla bir sonucu olmazdı, olmadı da...
Sevgili Hasan Demir Üstat; " Bush, deli. "dedi. Çok hem de çok haklı! Yoksa bu kadar akıllılar düşünürken o vurup geçebilir miydi?!...
Nasılsa milletin heyecanı da, öfkesi de epeyce törpülendi.
Allah(c.c.), sonumuzu hayretsin.
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

ZAMANLA KAVGAM

Zamana kızınca saati bozdum
Akrebi tutamaz oldu yelkovan
Yağmura kızınca rüzgârca tozdum
Arı hapis oldu, bal doldu kovan.

Selamsız selamlar boşlukta kaldı
Dargının küslüğü hoşlukta kaldı
Sabahın mazisi kuşlukta kaldı
Tam tersine döndü zeminle tavan.

Güzellik yük oldu güzelliklere
Selamlar rüşvetçe özelliklere
İtibar kalmadı güzelliklere
Yavan lezzet oldu lezzetler yavan.

Hasretim bağrımın yarasın deşti
Hainim vatanın toprağın eşti
Rüzgâr deli esti yaprağım düştü
Ülkümdür başımdan belâyı savan.

Tokkalı haykırdı "Türk'üm ben" diye
"Halk'ım" diyenlere kürküm ben diye
Telafer'im, Musul'um Kerkük'üm diye
Bağıran bağrımda dost oldu çıban...

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Kasım 05, 2007

ATATÜRK'E AÇIK MEKTUP...

ŞİKÂYETİM VAR!...

Muhteşem Türk Atatürk;
Cumhuriyetimizin, Devletimizin Kurucusu,
Galip Ordularımızın Başkomutanı,
Başbuğum,
Atam;
4 gün sonra; sevenin sevmeyenin, resmiler-siyasiler, senden geçinen siyaset lümpenlerinin tamamı, sadece yasaların gereğini yerine getirmek için huzurunda olacaklar!
10. Kasım'da sana ulaşabilmekte sıkıntı çekeceğimi bildiğimden, gününden önce bu açık mektubumla size ulaşmaya, şikâyetlerimi arz etmeğe çalışıyorum bağışlayın.
Atam;
Şikâyetim var!...
Makamınıza oturandan, makamınıza oturanı oraya oturtandan, demokrasiyi silah olarak kullanıp makamınıza birini oturtana Milliyetçilik adıyla yardımcı olanlardan; sağcılardan, solculardan; laiklerden, ümmetçilerden; ülkücülerden, devrimcilerden; gençlerden, ihtiyarlardan; analardan, babalardan; top yekûn Millet'ten şikâyetim var!...
Sen;
"Türk Milleti" dedin, en milliyetçi geçinen ağızlar "Türk Halkı" diyorlar!...
Sen;
"Ne mutlu Türk'üm diyene." dedin, Atatürkçülük oynayan entellerimizden bazıları da -AB'ye, ABD'ye hoş görünmek uğruna- "Bu söz, etnik ırkçılığı tahrik ediyor." diyorlar!...
Sen;
"Türk Milleti, dindar ve laik olmalıdır." dedin; laikçilik oynayanlar da, dincilikten geçinenler de dinle devlet arasına buzdan duvar örüyorlar, ördüler!...
Sen;
Her bir karışı için oluk oluk kanlar döktün, döktürdün ve son Haçlı Seferi'ni Çanakkale'den itibaren geri püskürttün, şimdi Sen'in kanlar pahasına vatanlaştırdığın toprakları, euro ile dolar ile satıyorlar!...
Sen;
"Aslî unsurlarıyla yönetilmeyen milletler için izmihlâl mukadderdir." dedin, asla Türk'üm diyemeyenlerce memleket yönettiriyorlar!...
Sen;
Defalarca "Gerekirse, vatan ve millet için canımı seve seve feda ederim." dedin, başımıza bu ikinci keredir "Çuval" geçiriyorlar!...
Sen;
Milletler Cemiyeti yönetmeliğinde bir günde değişiklik yaptırtarak Türkiye'yi davet ettirip 48 saatte üye ettin, 50 yıldır AB kapılarında bu Koca Devlet'i ve Yüce Milleti bekletiyorlar!...
Sen;
Son nefesinde bile; "Musul'u, Kerkük'ü, Hatay'ı" sordun, şimdi Kerkük'te, Telafer'de Türkmenlerin, Irak'ta 400 yıl tebaamız olmuş Müslümanların katledilmesini seyrediyorlar!...
Sen;
"Türk Ordusu, dünyanın ve tarihin en asil, en imanlı ordusudur." diye tarif ettin ve inandın, şimdi aynı ve dünyanın en imanlı ordusunu nerdeyse "Allahsız" tarifli ediyorlar, ettiriyorlar!...
Sen;
İtalyanlar'ın geldikleri bir ziyarette, "Hatay"ı istediklerini söylediklerinde, iki dakikada Mareşal Ünüformanı ve çizmelerini giyerek Genel Kurmay Başkanı'nı arayıp "Hazır mısın?" diye sorarak, "Buyurun alın!" diye kükredin, şimdi Anadolu'nun parçalanması programlarına "Eş Başkan"lık ediyorlar!...
Ve savaşması gerekenleri savaştırmıyorlar, savaşmıyorlar!...
Sen;
"Türk Milleti zekidir, çalışkandır." dedin, en Atatürkçü geçinen ağızlar, "%60'ı aptaldır." dediler, diyorlar!...
Sen;
"Mevzu bahis vatansa, gerisi teferruattır." dedin, şimdi vatanı teferruat sayıyorlar!...
Alt-üst kimlik safsatalarıyla, çiçek bahçesi tarifleriyle, farklılıkların farkında olmak iddiasıyla koca Milleti, halklaştırıyorlar!...
Atam;
Bunlar, Türk Milleti'ni, Türk Milleti'nin sabrını, Türk Milleti'nin öfkesini ya bilmiyorlar, ya da unutuyorlar!...
10 Kasım'da huzura geldiklerinde, bu şikayetlerimi resmiyete koymanızı; Allah(c.c.)'ı şahit tutarak, tarih huzurunda, milletin huzurunda "Yüce Türk Milleti Adına" karar vererek, verdirerek resmiyete koymanızı, koydurmanızı;
"Yüce Türk Milleti Adına" arz ediyorum...
Atam; bu yanlış ve senin yaptıklarına asla uymayan işleri yapanları, ezici bir çoğunlukla seçen Millet'ten de şikâyetim var. "Şikâyetleneni şikâyet ederim." demiştim. Şimdi şikâyetleniyorlar ve ben de önce Allah(c.c.)'a, sonra da size şikâyet ediyorum!...
Atam;
ŞİKÂYETİM VAR!...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

TÖÖBE, TÖÖÖÖBE !...

31 Ekim 2007 Çarşamba gününden beri yazı yazamıyorum.
Canım sıkkın! Moralim anlatamayacağım kadar bozuk!
Aklımla hissiyatım; hamasi duygularımla vicdanım kıyasıya kavgada!
Şükürler olsun ki, "İyi ki varsınız dostlar." diyebildiğim, tam birimizin bittiği yerde baş kaldıran yiğit akranlarım var.
Erzurum'dan seslenerek, kendisine "Küfür Sponsoru" arayan kadim dostum Selami Türkmen imdadıma yetişti.
Sevgili Selami Ülküdaşıma; "Şikayetleneni şikâyet Ederim." diye başladığım yazımı hatırlatmıştım ve "Küfreden küfredene! O kadar küfreden var ki!" demiştim.
Şimdi bir küfretme nedenini; önce -eğer sponsor bulabildiyse- Selami Türkmen'e, sonra da küfrettiklerini bildiğim küfrederek yüreklerini yelpazeleyen Milletime ihbar etmek istiyorum.
Buyurun:
ABD'nin Dış İşleri Bakanı, geçtiğimiz gün Türkiye'deydi. Bizim Dış İşleri Bakanımız'la birlikte ortak bir basın toplantısı yaptılar. Yaygın Medya'nın tamamından naklen verildi.
Haber; "İki ülkeyi ilgilendiren meseleler ele alındı." şeklinde anons edildi.
Bir gazetecimiz; "ABD ile Türkiye'nin birlikte yapacağı birşeyler var mı? Ne zaman sonuç alınır?" diye bir soru yöneltti Rıce'e... Cevap; "Cebel-i Tarık Boğazı'nda bulunmak gerekiyor."
Bizim Dış İşleri Bakanımız'ın cevabı; "Terörle mücadelede pek çok enstrüman söz konusu. Biz terörden muzdaribiz. İsteğimiz stratejik bir yaklaşımla bu enstrümanları birlikte kullanmaktır. Bu görüşmelerin devamı, Pazartesi Vaşington'da devam edecektir."
Sorulan soruya verilen cevaplardan; "Acaba, bu genç ve yakışıklı delikanlı Rıce' in bir memuru falan mı?" diye bir soru geldi aklıma.
Tam; "Her halde öfkemden yanlış duydum veya anladım." diyecektim ki, bu sefer de her ikisi; "Kürt Bölgesel Yönetimi, Bölgesel Hükûmet, Kuzeydeki Oluşum-Kuzeydeki Yönetim" diye isimlendirerek Barzani adındaki siyaset fahişesine hükmi şahsiyet verdiler!...
Tööbe, töööbeeee!...
Aklıma, internet'te bir gruptan okuduğum bir küfür hikâyesi geldi:
"Rahmetli Muammer Karaca'nın bir skeçinden alındığını okumuştum. Tramvayların, devlet şirketi olduğu dönemlerde yaşanmış bir vak'a.
Bir yolcu, tramvay biletçisi ile münakaşa eder. Münakaşa ilerler. Yolcu, biletçiye küfreder. Bunun üzerine biletçi;
- Sen bana küfredemezsin! Ben hükûmet memuruyum. Diye bir tehdit savurunca yolcu;
- Hasstir! Senin de, hükûmetinin de.... Diyerek basar kalayı.
Mesele karakola intikal eder.
Adamın yani yolcunun yaptığı suçtur. Eski tip karakollarımızın eski tip amirlerinden biri nöbettedir.
- Ulan! Sen hükûmete nasıl küfredersin? Diye bağırarak yolcuya bir iki tokat akşeder. Yolcu, işin vahametini kavrar gibi olur ve yelkenleri indirmeye başlar;
- Komserim! Vallahi ben, bizim hükûmete küfretmedim. Rus hükûmetine küfrettim. Diye akıllılık ederek meseleden sıyrılmak isteyince, Komser;
- Vay kurnaaaaz! Ben kırk yıllık polisim. Hangi hükûmete küfredileceğini bana mı öğreteceksin ulaaan? Diye kükrer ve peşpeşe şaklayan şaplaklar...."
Allah(c.c.) rahmetler etsin Muammer Karaca.
Yüreğine sağlık Sevgili Selami Türkmen.
Ağzınıza sağlık nereye küfredeceğini, tokatlayan komser olmadan bilen milletim.
Bu arada, sekiz askerimiz olayında, sizler de kendinizi benim gibi yeniden başına çuval geçirilmiş gibi hissediyor musunuz?!...
İçimden "Küfretmeyene küfrederim." demek geliyor ama,
Tööbe, tööööbe!...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Perşembe, Kasım 01, 2007

KÜFREDEN KÜFREDENE!...

Kulakları çınlasın. Bir refikimle, bir sohbetimizde; "Kırmızı ışıkta yazı yazmak" diye bir söz söylemiştik.
Gündem sıkıntısı olmayan Türkiye'de yazı yazmanın bize kolay geldiğinden bahsetmiştik. Kalemimizle para kazananlardan olmadığımız için de büyük bir çoğunluğa göre angarya sayılabilecek bu işi, çok büyük bir keyifle yapıyorduk.
Artık ben, herhalde "Yapıyordum." dersem daha doğru olacak. Çünkü son bir haftadır yazı yazmak resmen işkenceleşti!... Sözümüzün dinlenmemesine, sözümüzün bizim değil milletin sözü olduğunun farkında olunmamasına kızarak, ben de bu işi angarya olarak görmeğe başladım.
Galiba; "Sözün hükmü kesinlikle bitti."
Erzurum'dan kadim dostum Selami Türkmen; kendi köşesinden "Küfür Sponsoru" aradığını haykırıyor!... Küfretmenin yasalarımıza göre cezası para olduğu için ve o güzel dostum da parasız zenginlerden olduğu için, içinden geldiğince katı açılmamış, gün yüzü görmemiş, daha önce söylenmemiş küfürlerini ederek yüreğini soğutabilmesini sağlayacak bir sponsor aradığını haykırıyor!...
Aslında Erzurum'dan, tamamen milli olan basından ve kendi milli köşesinden çok güzel küfretmiş Selami Türkmen sponsor aradığını söylerken!...
Benim hatırıma meşhuuur "Dolma kalemler"den bazıları geldi hemen. Yıllarca onların işledikleri basın suçlarının tazminatlarını, cezalarını ödeyen patronlarıyla -ayrıldıktan sonra- kavgalara tutuşan kalemler geldi.
O "Dolma Kalemler"e sponsorluk eden patronlardan biri; anadan doğma gazeteci olan Selami Türkmen'e sponsorluk etse var ya!...
Yemin olsun memleket; hakkıyla, tadını çıkara çıkara, duyanı da en az küfreden kadar rahatlatacak küfürleri okur, duyar eminim...
"Nane nane"lerin, "Çikita muz"ların sanat sayıldığı günümüzde Selami, o küfürleriyle vallahi şeyh-ül muharririn seçilir.
O kadar küfrü hak etmiş, ve o kadar fısıltıyla küfre muhatap varki!...
Ve bu küfredilenler, öylesine etkili yetkili yerlerdelerki...
Ve bu küfredilenlere küfredenler, o kadar dualarla ve inadına desteklerle onları bir yerlere taşımışlardıki!...
Onlar küfrettikçe ben de içimden onlara bir şeyler diyorum!...
Çünkü; "Şikâyetleneni şikâyet ederim!" diye seçimlerden hemen sonra kararımı açıklamıştım. İki kişiden birinin AKP'li olduğu bu memlekette; kimlerin veya kaç kişinin veya kaç kişiden birinin, kime küfrettiği artık o kadar aşikâr ki!...
Neyse!...
Sevgili Selami Türkmen'in; kimlere ve neler dediğini, kimlere nasıl küfrettiğini duyar gibiyim...
Küfürlerine itiraz etmeyeceğim. Ama katılmayacağım da!... Çünkü hala "Şikâyetleneni şikâyet ederim!" kararımdayım...
Anasını alan gitti, oy verdi!...
Gözünü toprak doyuran gitti, koşarak oy verdi!...
Askeri yan gelip yatan asker ana-babaları, koşarak gitti oy verdi!...
İflas eden sanayici, kepenk indiren esnaf, evine icra gelen memur, kredi kartı borcu yüzünden intihar eden işsizin dul karısı, iş yeri özelleştirilerek satılan işçi, ben imanlıyım diyen bazı askerler, YAŞ kararları ile ihraç edilmiş bazı eski askerler, koşa koşa gitti ve oy verdiler!...
Başı örtülüler, başı örtülü olduğu için devletini AİHM'ye şikayet eden mazluma destek olabilmek için başı açık hanfendiler, iki sefer koşarak gitti oy verdiler!...
Türkiye'nin en milliyetçilerinin toplanarak oy verdikleri "En Milliyetçiler" de daha mazbatalarını almadan, meclise gelmeden bu mazlum maskeli zalimlere destek olacaklarını açıkladılar!...
Cumhurbaşkanını da seçtirdiler, Anayasayı da değiştirdiler...
"Yerden göğe küp dizdirdiler. Birbirine bent ettirdiler."
Şimdi iş; küfreden milletle, millet adına küfredebilmek için sponsor arayan Selami Türkmen'lere kaldı!...
Yerden göğe dizilmiş, birbirine bent edilmiş küplerin alttan birini çekerek gümbürtüyü seyredebilme hayaline kaldı iş!...
Yoksa bu yerden göğe küp dizenler; ne sınır ötesi operasyon yaparlar, ne de milletin canının yanmasından rahatsız olurlar!...
Bizler de millet küfrederken, sessizce izlemeye devam ederiz...
Ama bu küfredenlerin ve küfredilenlerin inadına Devletimizden asla elimizi çekmeyiz, Askerimizden asla dua ve desteğimizi çekmeyiz.
Ve yine bu küfredilenlerin inadına, evlatlarımızı askere kınalayarak, davul-zurnayla yollar, Mehmetçik'leşmeleriyle iftihar ederiz.
Okyanus ötesine "Çürük raporu" ile gidip, bir yıl sonra aslanlar gibi düğün yaparak yeri yerinden oynatanları da hep hatırlayarak ve küfretmeyerek!...
Neyzen Tevfik; "Küfür en etkili müsekkindir." demişti. Şimdi bu müsekkini kullananlar epeyce!... Hatta memlekette iki kişiden biri.
Benden başka tabi.
Ben küfür vekaletimi Selami Türkmen'e verdim!...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Salı, Ekim 30, 2007

GAZEL

Kör ettin gönlüm gözünü gözlerinin adı ile
Lal ettin duygum dilini sözlerinin tadı ile

Leylâ-Mecnûn ricasiyle af dilerken gönlüm senden
Sonuma fermân eyledinecel denen kadı ile

Yeter iken senin sihrin ömrümü yatalak etmeğe
Süründürdün yardımlaşıp Kaf Dağı'nda cadı ile

Yas tutarken yâd eldeki aşıkların türküsüne
Kahkaha attın Neronca duygumun feryâdı ile

Bir karınca ölümüyle ecel terleri döken sen
Ömrümün avına çıktın ecelin sayyâdı ile

Aldın kendinde topladın kollarımın tüm gücünü
Ve yarış istedin benden Şirin'in FerhAd'ı ile

Ben yıllarca uğraşmışken incitmemek için seni
Sen gönül sabrımı yıktın bir gönül üstadı ile

Bana çilelerden gayrı hiçbir armağanı yokken
Yeni dertler niyâz ettim Sevgili'nin adı ile.

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

ARILAR

Köpeklerle doldu sağ-sol bir işareti bekliyor
En şerefli bilinenler şerefsizi etekliyor
Eziyorken boğuyorken şahsiyetleri nankörler
Arılar onlara hala ballarını petekliyor.

Sadakati gör onlarda, ne alırsa onu verir
Borçsuzken ödemek için uçar erir, konar erir
Ne verilmiştir onlara, bir tahta kovandan gayrı
uzaklara gider bazen, ama borçlu mutlak gelir
.....................................gelir erir, gider erir...

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

ŞİİR YAZARKEN

Duymaz kulaklara hep seslenirim
Şiir yazarken ben, şiir yazaren
Enel Hakk demeğe heveslenirim
Şiir yazarken ben, şiir yazarken.

İmkansız deneni kolay ederim
Neş'elere sebep olur kederim
Arada dağları delip giderim
Şirin'e Ferhat'ça şiir yazarken.

Kibrin karşısında azamet benim
Zayıf kucaklayan merhamet benim
Şaşırsada millet kıyamet benim
Öfkeme hoyratça şiir yazarken.

Kışta yüreğimde gül açtırırım
Gölge etsin diye tül açtırırım
Bentler yıksın diye sel açtırırım
Olmaza erkekçe şiir yazarken.

Gah asude olur gahi çağlarım
Bazen güler eller bense ağlarım
Bazende zalimce yürek dağlarım
Vuslata yürekçe şiir yazarken.

Bazen bir volkan olur patlarım
Bazen deryalarda yüzer sallarım
Bazen hasretimi bine katlarım
Hayalime bence şiir yazarken.

Müebbete mahkum olurum bazen
Zamanımı mahkum ederim bazen
Kızarak sebepsiz giderim bazen
Sevgiye şairce şiir yazarken.

Bazen mecnunlaşır Leyla ararım
Bazen Ferhatlaşır dağlar yararım
Bazen Fuzulice derman ararım
Derdime tabipçe şiir yazarken.

Bazen Yunuslaşır insan olurum
Köroğluca bazen destan olurum
Miskinleşir bazen ihsan olurum
İmanıma şahit şiir yazarken.

Öfkem sürer bazen felaha kadar
Bazen uyku tutmaz sabaha kadar
Dualarım gider Allah'a kadar
Mü'mince nefsime şiir yazarken.

Tokkalı baş eğer kendi içinde
Bazen içindedir bazense Çin'de
Turan'a at salar huşu içinde
Sefere yiğitçe şiir yazarken.

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

BAYRAMIMIZ...

Şimdi bayram ederim işte...
Şimdi buruk yüreğimi, kırık gönlümü, öfkesi kendini zehirleyen nefsimi rahatlatan, her kesin bayramlarını kutlarım.
Bayramınız kutlu olsun Büyükanıt Paşam.
Bayramınız kutlu olsun 8 (sekiz) arkadaşını çakalların inine aslanca, kartalca dalarak şahince alıp gelen Mehmetçiklerim.
Sizleri doğan analara maşallah!...
Sizleri Türk olarak yaratan Rabbim'e yerle gökler arası kadar şükür...
Sizler varken ne biz huzursuz oluruz ne de Türk Milleti'ne kötü bakanlar, kötü hayaller kuranlar huzurlu olabilirler...
Haberi aldığım andan beri içim içime sığmıyor...
Bu gün karalarımı çıkaracağım.
12 mehmetçiğim anısına 12 gün karalar demiştim. Sonra sekiz Mehmetçiğim yuvalarına dönünceye kadar karalar demiştim. Sekiz Mehmetçiğimi; kardeşleri, silah arkadaşları çakalların ininden aldılar. Karalara gerek var mı artık bilemem...
Yüreğim hala buruk tabiki.
Paçalarımıza dalan zağar itlerimizin yaptıklarına canım sıkkın tabi.
Benim adıma, milletim adına yıllarca ceplerine resmi pasaportlar vererek, Saddam zulmünden bağrımıza basarak kurtardıkları yetmezmiş gibi, sülalelerinin tarihteki nankörlüklerini unutarak onları palazlandıran siyasilerimize kızgınım elbet...
Ama birimiz bozarsak, diğerimizin yapma mecburiyetimiz var.
Şu anda yıllarca yapılmış yanlışlardan dönmenin, yıllarca siyaseten meydana getirilen bozuklukların tamir zamanı.
İçimden geldiği gibi söyleyeceğim. Şimdi inisiyatif kullanma zamanı. Siyasi erkimize, "Bana yanıldığımı düşündürün. Allahınızı severseniz beni sizin hakkınızdaki düşüncelerimden dolayı utandırın!" diye yalvarasım geliyor.
Yanlıştan, hatadan dönmek erdem değil midir? Erdeminizle beni ve benim gibi düşünenleri utandırın Allah aşkına!...
Eğer siyasi erkimiz hakkında düşüncelerimizde yanılmıyorsak; devletimin diğer etkili kurumlarının yetkili kişileri, Allah aşkına inisiyatif kullanın...
İnsan, yaratılışı gereği inandığı kuvvetlinin yanında durur. Anadolu'nun doğusunda yüzlerce yıldır dış mihrakların baskılarına muhatap olmuş, emperyalizmin taşeronları tarafından yüzlece yıl gadre uğramış vatandaşlarımızın Devletimize güvenmesini sağlayın.
Elbette biz devletiz. Teröristçe davranamayız. Hukuksuz iş yapamayız. Ama kendilerince bir bölgede terör yaratarak vatandaşımızı sindirmiş alçakların hadlerini bildirerek vatandaşımızın devletin yanında yer almalarını sağlayın.
Siz devlet adına, devlet adamı gibi davranarak yakaladığınız zanlıları hukuka havale ederek görevinizi tamamladığınıza inanırken; o alçaklar yargılamadan öldürüyorlar!... İnsafsızca mallarını gasp ediyorlar!... Namuslarını, kız çocuklarını dağlara kaldırarak zevk araçları ediyorlar!...
Vatandaş, bu alçaklara karşı savunmasız kalınca, siyasilerimiz de bu alçaklara ve onların siyasal uzantılarına bir kaç oy uğruna itibar gösterince çaresiz kalınıyor.
Bu çaresizliğe son verin Allah aşkına...
Bayramın kutlu olsun Türk Milleti.
Gözünüz aydın sekiz Mehmedim'in aileleri.
Sağolasınız bize bayramımızı bayram eden yiğit Mehmetçiklerim.
Sağol Genelkurmay Başkanım.
Sağolun kuvvet Komutanlarımız.
Sağolun cephede aslanlaşan bölük, tim komutanlarımız.
Sağolun Mehmetçiklerim.
Bayramınız kutlu olsun.
Bayramımız kutlu olsun Milletim.
Şehitlerimizin ailelerinin de "Kara Bayramları" kutlu olsun. Allah(c.c.), sabırlarını versin.
Bayramımız yeni başladı...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Ekim 29, 2007

ŞİKELİ YARIŞ...

Görünmez ateşle yanan yanana
"Off!"lar ile "Öööff!"ler yarışa durdu
İhanet başladı candan canana
Hakikiyle kof'lar karışa durdu...

Yollarda yürürken dökülenleri
Toplayabilenler çağrılsın beri
Makam değiştirdi serdarla çeri
Kahpe ve terörist barışa durdu...

Vuran kendi elim vurulan canım
Yerlerde çiğnenen dökülen kanım
Namertçe işgalde yönüm her yanım
Sahipsiz minarem çağrışa durdu...

Alem nizamcısı kaldı sahipsiz
Namertler beğ oldu, mertler nasipsiz
Dönek dünyamızda dönen rakipsiz
Haklılar divanda bağrışa durdu...

Tokkalı çok dedi az işitildi
Yanlış zeminlerde yanlış gidildi
Zalimce mazlumla yarış edildi
Topallar soca varışa durdu...

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ!...

Dünyanın en disiplinli ve en güçlü ordularından birinin sahibiyiz.
Seçmeyi, seçilmeyi defalarca yüzümüzün akıyla yaptık, yapıyoruz, yaparız!...
Emanete bizim nesil kadar sahip çıkabilecek ikinci bir ehil nesil, mümkün değil olamaz.
Sadakat bizdedir, haine kızarız.
En sevdiğimizi, en inandığımızı, en çok güvendiğimizi; olmaya yüzümüze bir hatamızı söylerse anında "Haiiin!" ilan ederiz.
Kavga gerektiğinde kaçanları, susma gerektiğinde bir şeye yaramayan ağızlarını açanları, nara atılması gerektiğinde bulunamayacak yerlere saklananları; cesareti salaklık, kahramanlığı aptallık diye tanımlayanları; akıllılığı kurnazlıkla, dava adamlığını bağnazlıkla, idealistliği pis boğazlıkla, günü kotarmayı eyyamcılıkla, hatada ısrar ederek yapılanı takıyye ile dayatanları baş tacı ederiz!...
Çünkü biz cumhuruz, sistemimiz 84 yıldır Cumhuriyet!...
Dostumuzla düşmanımızı bilmeden, kendi seçtiklerimiz sayesinde "BOP Eş Başkanı" sıfatıyla balığımızı baştan kokuttuğumuzun farkında olmadan; kardeşle amca oğlu, amca oğlu ile dayı oğlu, amca ile dayı ve akraba ile hısım arasındaki farkı unutturduklarının farkında bile olmadan; komşu ve komşuluğu apartman dairelerinde kapılar arkasına hapsettiğimizin farkında olmadan, millet kalma hasletlerimizin teker teker yok edildiğini izlememize rağmen itiraz etmeden seçip baş tacı ettiklerimize kızarız da kızarız!...
Veeee;
Ağlanacak günümüzde -dünyadan ayıp olmasın diye- gülerek ayıp üstüne ayıp ederiz!...
Askerimiz hudutta!...
Düşmanımız müttefik maskesiyle taaaa okyanus ötesinden gelmiş, hudutta!...
"Sayın Başkan"ın "BOP Eş Başkanı" aynı zamanda Başbakanımız olarak görev başında!...
Millet'e; "Ananı da al git! Askerlik yan gelip yatma yeri değildir! Alt-üst kimlik! Dünümüzü yargılamamız lazım!v.s, v.s" sözleriyle hakaret ederek iki kişiden birinin oyunu almacasına iktidar ettiklerimiz, iş başında!...
İki günde kırka yakın şehidimiz var, bayram ederiz galibiz çünkü!...
Sekiz Mehmetçiğimiz, esir, bayram ederiz, çünkü sağlar ve İHD adındaki bir yerli işbirlikçi sivil kuruluş, onları kurtarmak için faaliyete geçti!...
Heeeeeeyt bee!... BAYRAM KUTLUYORUZ...
Aklıma Namık Kemal, onun yaşadığı dönem ve o dönemde harfiyyen bize benzeyenleri tarif eden taşlaması geldi:

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak'dan da ümit bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz

Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul'a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz

Dalkavuklukla irtikap
İşte etti bizi harab
Sen söyle ey Şevketmeab
Ne utanmaz köpekleriz

İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehiriz ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz

Gitme vatan kavgasına
Yetiş rütbe yağmasına
Daldık dünya sefasına
Ne utanmaz köpekleriz

Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Topumuzun bok canına
Ne utanmaz köpekleriz

Demek ki dün neysek bu gün de oyuz, belli ki yarın da aynı kalmaya devam edeceğiz ve yeniden kurtarıcımızın hayalini kurarak bekleyeceğiz...
Şehitlerimize rahmet, Türk Milleti'ne feraset ve kudret, Ordumuza cesaret ve muzafferiyet, şehit ailelerine sabırlar niyaz ederek...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Pazar, Ekim 28, 2007

BAYRAMIN KUTLU OLSUN MEHMED'İM...

Muhammed'im, Mehmed'im, Mehmetçiğim, Şehidim,
Peygamber Aguşunda nöbet tutan yiğidim,
Toprak vatanlaşsın, vatan vatan kalsın diye şehitleşerek ölümsüzleşen meyyidim,
83 yıl evvel sana güvenerek, sana inanarak, sana emenet edilen Cumhuriyet'e layıkiyle sahip çıkabilen ehil emanetçim;
Sana geldim!...
Önünde eğilmeye,Kabrin adındaki tarih isimli eskimeyen adresinin önünde diz çökmeğe,
Dudağımın değdiği her zerrede seni kucaklasın istediğim dudaklarımla, topraklaşan bedenini öpmeğe;
Seninle, senin şahsında Şühedam'la bayramlaşmaya geldim.
............................
Sen ki; kanınla bayrak rengi tayin edebilecek kadar kanlı,
Sen ki; toprağı vatanlaştırabilecek kadar ölümü öldüren bir ölüşle dirilecek kadar canlı,
Sen ki; "Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi" tarifini alabilecek kadar şanlı,
Sen ki; bütün dünya savaşçılarının örnek olarak alıp, ders olarak okutabileceği kadar destanlısın...
Sen ki; "Bir ölüp bin diriliriz." dedirtebilecek kadar Mehmetçik doğurarak Türkleşen, Türklüğün devamına Allah(c.c.) tarafından görevli annelerinle analısın.
...............................
Sadece Sen'inle bayramlaşacağım Mehmed'im...
Bu bayramı bayram olarak bayramlaştıran Sen'sin çünkü...
Eğer bu gün bayramsa, eğer bu günü bize bayram olarak ikram eden Muhteşem Türk Atatürk; size emanetini teslim edecek kadar inanmışsa, bu günü sana borçluyum...
Hasmın çok biliyorum.
Düşmanlığını belli etmeyen, müttefik tarifli ve senden yüzlerce yıl balyoz tarifli tokatlar yemiş düşmanın çok biliyorum. Kucağında, vatanlaştırdığın toprakta oturarak sakalını yolan "Yerli İşbirlikçiler" de epeyce biliyorum!...
Ama dostun da çok biliyorum.
Sen Allah(c.c)'a, Allah(c.c.) sana dost biliyorum. "Maide Suresi 54. Ayet"te tarif edilenin, bu tarife uyduğun için de cennetle müjdelenenin Sen olduğunu biliyorum.
Peygamberimiz(s.a.v)'in aguşunu açarak Sen'i beklediğini ve 'O, Muhteşem Bekleyen'i bekletmemek için koşarak ölüme gidip ölümsüzleşenin Sen olduğunu biliyorum.
Bu Bayram Sen'in Mehmed'im.
Bu Bayram; senden önce, seninle birlikte ve senden sonra "Bekleyen Aguş"a koşanların, koşacakların...
Bu bayram; sana ağlamayarak düşmanlarını sevindirmeyen anaların-babaların...
Bu Bayram; şu anki komutanın olan Genel Kurmay Başkanı'nın. Canımızı acıtanların canlarını ziyadesiyle yakacağına söz verenin. Analarımızı ağlatanların analarını, daha fazlasıyla ağlatacağına söz verenin.
Sana yas tutamıyorum Mehmed'im!...
Sana yas tutarsam, sana kahpece kurşun sıkan düşmanınını sevindireceğimi biliyorum.
Selam vermeden uçan kuşun yuvasını bozduğun Bayrağımızı, biraz daha yükselttim. Sana yakın olsun diye, en fazla 20 yıl gölgesinden faydalandığın ve şimdi senin manevi gölgene ihtiyacı olan Bayrağım, sana biraz daha yakınlaşsın diye...
Bilirim ki, bayrak sen, sen bayraksın Mehmed'im,
Bilirim ki; vatan sen, sen vatansın Mehmed'im,
Bilirim ki; ölen sen, ölümşüzleşen Sen'sin,
Nice 83, nice yüz, nice bin yıllara Mehmed'im.
Bayramın kutlu olsun.
Bu bayramlar bayram kalsın diye, bu topraklar vatan kalsın diye, on bin yıldır var olan devletin ebed-müddet devam etsin diye, bedel olarak akıttığın kanının her damlası; senden emanet aldığı bayrağı dalgalandıran silah arkadaşlarına, komutanlarına, analarına, babalarına, milletine bayram harçlığındır Mehmed'im.
Senden başka kimse bu bayramlığı ikram edemez ve senin de mensubu olduğun Türk Milleti'nden başka hiç bir millet, böyle coşkuyla bayramlaşamaz...
Fatiha'larımla, dualarımla, saygılarımla ve bütün ruhumu kaplayan coşkumla Bayramlaşmak üzere huzurundayım Mehmed'im...
Peygamber Aguşu'nda nöbetteki Yiğidim,
Muhammed'im, Mehmed'im, Mehmetçiğim, Aslanım BAYRAMIN KUTLU OLSUN...
Bayramın Kutlu olsun Mehmed'im...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Ekim 27, 2007

ADINI SEN KOY!...( İki asker portresi)

5. mayıs.2005 tarihinde; bir kaharamandan, şehadetiyle kahramanlığını başlatan bir Mehmetçik'ten bahsetmişiz. Onu yadettim bütün şehitlerimle birlikte rahmetler, Fatiha'lar göndererek.
Önce izninizle 'söz uçar, yazı kalır' inancıyla tarihe şerh düşme şerefini yakaladığım O Şehidimizden bahseden satırlarımı arz edeyim:
"................................
Devasa meseleler -kapalı kapılar ardında bile değil- apaçık komedileştirilirken; cüceler, devler savaşı oyunu oynuyorlar!...
Asıl gerginliği de işte bu aymazlık oluşturuyor!...
Bu arada Giresun'un Bulancak İlçesi'ne bağlı İcilli Köyü'nden 21 yaşındaki Süleyman Çelebi adındaki bir Mehmetçik, şehadetiyle göz yaşlarımızı sel ederken Türk Yüreklere ölümüyle ferahlık bağışlıyor!...
Şaşırmayın!...
Önce Allah(c.c.) gani gani rahmet eylesin... Süleyman Çelebi adlı Yiğit; Kahramanlar Safı'nın ön sıralarında yer alarak Türk Yürekleri ferahlatıyor... "Kahramanı olmayan ve kahramanı ölmeyen topluluk, millet değildir." dememiş miydik? Süleyman'ın akranları, vatani görevlerini yaparken O'nu epilepsi yani sara denen illet yakalar...
Süleyman'a bu lanet illet yüzünden vatan borcunu ödyemeyecek olması, zül gelmektedir!... Kahramanlığa; Şişli Eftal Hastanasi'nin verdiği "Epilepsi hastasıdır." raporunu, askerlik şubesinden saklayarak başlar Süleyman!... Bir lanet illet yüzünden askerlikten geri duramaz!... Akranları, dağlarda kırsalda hainlerle,şerefsizlerle şereflice çarpışırken; köyde yavuklusu ve annesiyle kalamaz Süleyman!...
Bu yüzden de hastalığını ve raporunu ayıpmışçasına saklar!...
Mardin'de şerefsiz bölücülere, hain satılmışlara karşı vatanını, Devleti'ni koruma nöbetine başlar... Artık keyiflidir, gururludur Süleyman, çünkü Mehmetçiktir...
Kutsal nöbetindeyken de hain sara nöbetleri, bir kaç kez yoklar Süleyman'ı!...
Ama o kararlıdır bu hain illete yenik düşürmeyecektir Askerliğini!...
O'nun yenmeğe and içtiği hainler dağlardadır... Bu arada komutanlarına hastalığını saklamak için yalvarmıştır bu Yiğit... Ölecekse de Süleyman'ın gönlünde; bölücü şerefsizlerle şereflice çarpışırken şehadet şerbetini içmek vardır...
Şehadeti istiyor; toprağa karışarak bir daha Vatan Mührü olmayı özlüyordu Süleyman... En az PKK kadar hain epilepsi-sara; PKK'lıları Süleyman'dan korumaya kararlıdır!...
Süleyman Çelebi adlı Kahraman Çeri'nin muhteşem öfkesinden PKK'lıları korumakta kararlı olan sara; 28 Nisan'da uykuda bastırır Süleyman'ı...
Kriz sırasında ranzasından kafasının üzerine düşen düşen Süleyman; organlarını yedi-sekiz kişiye hayat bağışlamak üzere bırakırken beyaz atına binerek Cennet'e doğru yola koyulur...
Oysa biz; ne kahraman geçinenlerin çocuklarını asker etmemek için attıkları şaklaban taklalarını biliriz!...Oysa biz; askere gitmemek için çürük raporu alarak siyaseten vatanı kurtarmaya soyunan ne siyaset kahramanları(!)nı biliriz!... Oysa biz; parayla çürük raporu alıp askerden yırtarak babalığa soyunan ne korkak-cesurlar biliriz!... Oysa biz; ana-babasının kariyeri arkasına saklanarak askerken barlarda pavyonlarda icray-ı rezalet yaparken yakalanan ne memleket sever(!)ler biliriz!...
Nur ol Süleyman... Nurlar içinde yat... Resulullah(s.a.v.)'a komşu ol Yiğidim...
Son zamanlarda terk edilen, unutturulmaya çalışılan Türklük Gururunla; kahramanlığınla Devletin'e, Milletin'e, Ailen'e, Yavuklun'a şeref madalyası oldun...
Allah(c.c.) senden yerle gökler arası kadar razı olsun...Yüz akımız oldun Sülayman... Şehadetinle Türk Milleti'nin neden asil tarifi aldığının ispatı oldun...
Allah(c.c.) seni özel yaratmış Süleyman... Allah(c.c.) seni güzel yaratmış... Senin adına -izninle- seni üst ranzada yatıran Bölük Komutanın'a küskünüm!...
Sen; 21 yıllık kısacık ömründe Türklüğünle gururluydun; şimdi Türk Milleti senin varlığınla onurlu Süleyman...
"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın."
Ama Türk Gönlümüze sığdın Süleyman; Türklük Dünyasına cesaret timsali olarak doğdun... Sen; "Kimler, nerede, ne zaman, ne yaparlarsa yapsınlar! Bizler varız! Dünya durdukça Türk duracaktır. Devlet-i ebed-müddet olacaktır." diyorsun...
Doğru söylüyorsun. İyi yapıyorsun Süleyman... Ve söylediğine yemin olsun dost-düşman herkesi inandırıyorsun..."
Bu Rahmetli Şehidimiz Süleyman Çelebi'nin kahramanlığı.
Bu da bir başka askerlik vesikası:
"Adı: Ahmet BURAK
Baba Adı: Recep TAYYİP
Ana Adı: Emine
Doğum Tarihi: 04.07.1979
Medeni Hali: Evli (23.02.2001)
Askerlik Durumu: ÇÜRÜK...
Rize Güneysu Askerlik şubesine kayıtlı Ahmet Burak ERDOĞAN, 2000 yılında KASIMPAŞA DENİZ HASTANESİNDEN verilen rapor ile ÇÜRÜĞE ayrılıyor. Rapora göre, Ahmet BURAK ERDOĞAN'ın hastalığı TESTİS KANSERİ!..."(alıntı)
2000 yılında "Testis kanseri" olduğu için çürüğe ayrılan delikanlı, bir yıl sonra yeri yerinden oynatan bir şaşaa ve tantana ile evlenmişti...
İki asker portresi, ve bir Vatanperver Baba(!) tarifi...
Adını sen koy!
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

HADİ TAHRİK OLUN !...

Mehmetçiğime kurşun sıkanlar onlar!
Bayrağıma hakaretler edenler, onlar!
Atatürküm'e, mukaddeslerime el ve dil uzatanlar onlar. Yıllarca kucağımda oturup sakalımı yolan sonra İngiliz'e, ABD'ye taşeronluğa soyunan "Siyaset fahişeleri" onlar!
Bölücülere terörist demeyenler onlar!
Ben oy vermemiş olsam da, Başbakanıma meydan okuyan onlar!
Ve adamlar, tahrik oluyorlarmış!...
Yıllarca haraca bağladıkları, 15-16 yaşlarındaki ana sabisi kızları dağa kaldırarak Sayın Başkan'(!)a ve kurmaylarına haremler kurdukları, çoluk-çocuk, yaşlı-kadın hatta bebek demeden 30.000 insanımızı öldürdükleri, Sayın Başkan(!)larının talimatıyla yaptıkları bütün toplantılarında Bayrağımızı yerlere attıkları, yaptığımız köprüleri yaktıkları, yaptığımız hastaneleri yıktıkları, öğretmek için gönderdiğimiz öğretmenlerimizi şehit ettikleri, doktorlarımızı, hemşirelerimizi, güvenlik güçlerimizi, kendi soydaşları korucularımızı, Mehmetçiklerimizi şehit ettikleri zaman, tahrik oluyorlarmış!...
En son 12 Şehit Mehmetçik'ten sonra, memleketin; doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, sünnisinden alevisine, Türk'ünden Kürt'üne kadar her kesim tarafından Al-Bayrakla dalga-dalga süslenmesinden, arabalarda Türk bayrağının asılmasından "birileri" tahrik oluyormuş!...
Ya Rabbi! Aklımıza, öfkemize mukayyet ol!...
Hadinin oradan şerefsizler!
Hadinin oradan vatansızlar!
Hadinin ordan ekmeksizler!
Hadinin oradan 'sözde vatandaşlar' !...
Başkaları ne der bilemem ama; her kesten önce Büyük Milletim'den özür dileyerek bir kere daha ağzımı bozmak ve bu namertleri tahrik etmek istiyorum!...
Tahrik olanlar kim ulaaaan?!...
İmralıda tatil yapan şerefsiz bebek katili mi? Şerefsiz bebek katilinin ablalarının elini öpmek için kuyruğa giren Zana ve zağarları mı?!...Meclisimizde terörist adilere, çukurlara "kardeşlerimiz." diyenler mi?
Tahrik olsalar ne yaparlar, ne yazarlar?
İmralı tatil köyünü mü patlatırlar?
Yoksa İmralı sayfiyehanesinden alacakları talimatlarla yeniden dağa mı çıkarlar?
Tahrik olsalar ne yazar? Cürümleri kadar yer yakamayacaklarını artık onlar da bilirken; Heyyyyy!...
Uzaktan kumandalı dolmakalemler;
Kimin tahrik olacağını, tahrik olduklarında ne yapacaklarını hemen ama hemen söyleyin!...
Hakkari'de ki, Şırnak'ta ki, Batman'da ki, Bingöl'de ki,Van'daki, bütün Türkiye'de ki Bayraklarla sokakları, caddeleri, meydanları dolduran vatan evlatlarından, öfkeli Türk Milleti'nden korktuğunuzu neden yazmazsınız, söylemezsiniz?!...
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin; havadan, karadan başlattığı amansız takipten ve her kayanın dibinde bir domuzun itlaf edileceğini bildiğinizden ve bu olaylardan sonra sonra yüzbinlerce Kürt Kardeşimiz'in AlBayrağa, Şehitlerine sahiplenmesinden ürktüğünüzü neden yazmazsınız?...
Doğruyu, ilk kez yapıyorsunuz!...
Bu milletin öfkesinden korkacaksınız!...
Bu milletin sabrının taşmasından ürkeceksiniz! Korkarak, ürkerek süratle aklınızı başınıza toplayacaksınız!
Ya da, ya da tahrik olacaksınız ulan!...
Tahrik olup ne yapabilirseniz onu yapacaksınız ki; Bu millet sonsuz sabrının taşmasıyla sizi tükürükleriyle itlaf etsin!...
Vay efendim bu işler, provokeymiş!...
Vay efendim bu işler, birilerinin tahrikiyle Türk-Kürt çatışması çıkarırmış!...
Defolun oradan!...
Van'da, Diyarbakır'da, Batman'da, Bingöl'de, Kars'ta, Erzurum'da, Muşta, Karaman'da, Yozgat'ta, Dinar'da yüzbinlerce Bayrağa sahiplenen ve size karşı öfkelerini belirten insanlar, o sizin tahrik olurlar diye birilerini korkutmaya çalıştığınız insanlarımız!...
Ve bizler; "Onlar ne kadar Kürt'se o kadar Kürt'üz..." Ve biliyoruz ki "Biz ne kadar Türk'sek onlar da o kadar Türk'ler.."
Ve yine biliyoruz ki; "Ne mozaiği ulan!.."
Bizler ancak ve ancak; "RENKLİ MERMERİN FARKLI RENKLERİYİZ." Farklı renkleriz ama günü geldiğinde hepimiz Al Bayrakça allaşırız, kızıllaşırız.Hep beraber bir ölür, bin diriliriz...
Ve sizler; siz hainler, siz satılmışlar, siz provokatörler, ancak ve ancak bu kızıllaşmadan, bu allaşmadan, bu şehadet yarışından ancak ve sadece korkarsınız...
Ve vallahi doğru yaparsınız!...
Ya sesinizi keserek, kuyruğunuzu paçalarınız arasına saklayarak boş boş ürümekten vaz geçersiniz, ya da kuruğunuzu, kulağınızı keserek sizleri finolaştırır sirklerde taklalar attırırız...
Başkan(!)ınıza tahsis ettiğimiz adayı, tamamınızın istirahatgahı ve bizim sirkimiz yaparız!...
Aklınızı başınıza toplayın!
Tahrik olan ve tahrik edilmek istenen Büyük Türk Milleti'dir ve kolay kolay tahrik olmayacağını da siz bizden iyi bilirsiniz!...
Hadi tahrik olun bakalım!... Hadi tahrik olsunlar bakalım!...
Tahrik olsunlar ki bu nifak bir daha dirilmemek üzere gebertilsin... Tercih sizlerin ve sizleri, çuvala ağız yapanların!...
Hodri meydan!...
Hadi o hainleri tahrik ediyorum ve on bayrak daha alarak sokağıma asacağım...
Bayrağıma selam vermeden uçan kuşun da yuvasını bozacağım...
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

VUR GÜNEŞİ!...

VUR GÜNEŞİ!...

Neymiş zemheride yoksul üşütmek
Vur güneşi, düşsün yere görelim!
Neymiş karanlığa yolu ışıtmak
Vur güneşi, düşsün yere görelim!...

Işığında zalim yolundan şaşar
Onsuzken günahkar bildiğin yapar
Çiçekleri niye pervane tutar
Vur güneşi, düşsün yere görelim!...

Acep o olmazsa ateş yanmaz mı
Onsuz renk bilinip kan boyanmaz mı
Acep ateşine can dayanmaz mı
Vur güneşi, düşsün yere görelim!...

Hayat vermiyorsa artık dünyaya
Karda buzda terliyorsa ar haya
Razıyım ben karanlıkta kalmaya
Vur güneşi, düşsün yere görelim!...

Birileri güneşin oğullarıymış
Cahiller bilmeden çoğullarıymış
Tarihte insanlar hep kullarıymış
Vur güneşiVur güneşi, düşsün yere görelim!...

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN

Cuma, Ekim 26, 2007

İKİ EL BİR BAŞ İÇİNDİR...

Hiç bir şey bilmez entellerimize inat; hayatlarında bir şey olamamış "Hiç Bir şeyler" siyasilerimize inat; memleketin en cahilleri olduklarını davranış ve söylemleriyle haykıran "Aydıncık"larımıza inat, "Çarıklı Erkan-ı harp"e, Millete kulak verme zamanı diye düşünüyorum ısrarla...
Gecenin çok geç vakitlerine kadar Manisa'da görev yapan, idealist ve genç bir öğretmen meslektaşımla sohbetler ettik. Yaklaşan 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla, biraz da benim hatırlatmamla bir şiirim üzerinde ve öğretmenlik hakkında epey yoğunlaştık. "Hocam, fikren ayrı olmamıza rağmen sizi okuyorum ve okuyacağım." diyordu. Alacağım en muhteşem ödüllerdendi. Çünkü, hala eğitimi asla unutmamış öğretmenlerimizin olmasından ve -fikren ayrı olsak ta- "İki el bir baş içindir." şeklindeki muhteşem öğretide buluştuğumuz için çok heyecanlandım. Bu olsa olsa "aydıncılık" oynayan okumuş cahillerle "öğretmen" farkıydı...
Evet, "İki el, bir baş içindir."
Devasa cüsseli, çok ta sağlıklı bir bedenin sağ ve sol kolarından-ellerinden her hangi birisi olmasa o beden "Çolak" sıfatı alır. Zannederim çoğumuz, çolaklıktansa hastalığı tercih ederiz.
Bu arada ellerini, kollarını, bacaklarını Vatan toprağı Vatan kalsın diye feda eden gazilerimizi de "İbrahim BABÜR" adındaki kahraman Gazimiz'in şahsında saygıyla yad edelim.
Ayrı fikirlerden olmamızı samimiyetle söylememize rağmen, iki öğretmen "İki el, bir baş içindir." öğretisinde buluştuk kolayca.
Oysa bana göre "Çakar almaz" adındaki solun eski tüfekleriyle ve onlara görede benim gibi bir "Gerici, faşist" birisiyle asla paylaşılacak bir şey yoktur!...
Öyle değil!...
Vallahi böyle değil!...
Nasıl ki iki elinden biri olmayan bir beden 'çolak' sıfatlıysa; siyaseten de "sağcı" veya "solcu" eksikse, siyasetimiz çolak kalır!...
Siyasetimizi çolaklıktan kurtarabilmemiz için, iki elimizi bir baş için kullanmak zorundayız artık...
Sağcısı-solcusu, ülkücüsü-devrimcisi, irticacısı-laiki, Atatürkçüsü- Avrupa Birlikçisi, gericisi-ilericisi el ele vererek devletimizin başındaki bu belayı def etmek zorundayız. Birilerine göre emperyalistler, birilerine göre siyonistler, birilerine yani bana ve bize göre de 21.yy. Haçlı'ları devletimize ve vatanımıza tazyik uyguluyorlar. Bu tazyiki, bu baskıyı, bu saldırıları el ele vererek bertaraf edemezsek korkarım çolaklıktan da öte bizi kötürüm ederler!...
Sağcımızla-Solcumuzla el ele vererek bu belaları def ettikten sonra, yeniden sağcılık-solculuk çekişmemize devam edelim, söz!...
Rahmetli Başbuğum Alparslan Türkeş; "Solun ihanete varan davranışları yüzünden, sağ ile olan mücadelemizi erteledim." demişti. Şimdi iş tersine döndü. Sağın, sağcı geçinenlerin ihanete eş değer davranışları yüzünden -şahsen- sol ile olan mücadelemi tamamen erteledim.
Bu ertelemeyi, hepimizin yapmamız lazım. İki elimizle bir başımızı kaşımak zorundayız. Yoksa kötürümleştirilen devlet yönetiminde, hepimiz ziyan oluruz. Çöken binanın enkazı, hepimizi altına alır...
Türk Milleti;
Kolay yenilmeyeceğini, asla yok edilemeyeceğini tarihte defalarca ispatlamış bir milletsin!...
Bu badireyi de atlatacaksın eminim. Buna imanım var. Çünkü senin Peygamberimiz(s.a.v.)'den dualı ve teamülleri olan bir millet olduğunun ben de, her kes te, dünya da, Haçlı da farkında...
Ama iki elini de bir başın için kullanmak zorundasın!...
Artık sağ elin, sol ele; sol elin, sağ ele yardım etme günüdür!...
Yoksa yeniden çok canlar veririz, yeniden çok canlar alırız, yeniden çoook kanlar kar çooook!...
Haçlı'ya, "yedi düvel" adıyla Çanakkale Geçilmez destanını yazarken 253.000 şehit veren bu millet, şühedasıyla hep gurur duymuştur, duymaktadır. Çünkü 253.000 şehit verirken 800.000 kefereyede dünyasını değiştirtmiştik.
Şimdi de 12 şehit verdiğimiz -güya- baskında 35 hain itlaf ettik. Dün 30 itlaf haberini daha aldık. Yarın yüzlercesini itlaf edecektir Mehmetçiğim biliyorum...
Ama sağcısı-solcusu siyaseten bir arada durarak, siyasetimizi ve dolayısıyla diplomasimizi çolak bırakmaya asla hakkımız yoktur.
Tekrarlıyorum aksi halde çok kan akar ve tarih hepimizi yargılar...
Hadi hep beraber; "İki el bir baş içindir." öğretisini uygulamaya ve hep beraber; "Arşyiğitler, vatan imdadına."
TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Ekim 25, 2007

ÜLKÜ DEVLERİ'NE

ÜLKÜ DEVLERİ'NE

Bir bıçak saplanmış tam yüreğime
Çıksa kanayacak kalsa sancıyor
Bir Ülkü hapsolmuş tüm benliğime
Çıksa incinecek kalsa sancıyor...

Acep cüce miyim, Ülkü Devi mi
Zındanım etmişim kendi evimi
Gözümün bakışı kin mi, sevi mi
Baksam tiksinecek, yumsam sancıyor...

Bir zamanlar Allah Rızası vardı
Gönlümüze bütün alem sığardı
Utanıp sakalım saçım ağardı
Tara incinecek, kapat sancıyor...

Dünyayı kapladı arsızla nursuz
Hani bizden idi güzel kusursuz
"Ülkücüyüm" diyor namert uğursuz
Ülküm incinecek, beynim sancıyor...

Yüreklerde sızı kucakta canlar
Cephede kalanlar, evlerde kanlar
Hani atlananlar pusatlananlar
Gönlümde savaş var canım sancıyor...

Bedel can adıyla olur hediye
Devleti payidar edeyim diye
Tokkalı seslice soruyor niye
Canım sıkılıyor kanım sancıyor...

TEVEKKELTÜ TEAL'ALLAH
Selam, sevgi, dua
Mustafa ASLAN