Salı, Haziran 07, 2011

İKİ MUHTEŞEM GÖZYAŞI...

Şu ana kadar, yirmi bine yaklaşan "Geçmiş olsun" mesajı ve 17 Ülkücüye yapılan kahpe iftira karşısında; inadına MHP'de toplanma kararı haberleri alıyorum. Elbette çok bahtiyârım. Bir ileti var ki dünyevî menfaatlerin tamamına değer! İstanbul'da Emniyet Müdürlüğünde geçirdiğim ve ülküdaşlarımdan sakladığım mide kanamama rağmen hastanede yatmayacağımı söyleyince ağlayan Doktor Hanfendi'nin gözyaşları kadar kıymetli.
Azerbaycan'dan bedenleri uzak, kendileri çok yakın kandaşlarımdan aldığım bir ileti. Kandaş Azerbaycan'dan Eliyar Memmedov, aynen şöyle yazmış:
"Dunenden cox xosbextik Mustafa bey. Sesinizi duyduq cox sevindik. Rebiyye xanim size esl dost imish. Bu son illerde agladigini ve goz yashini tokduyunu cox az gormusdum. Iki gun agladi sizden oteri. Onunla dost oldugum ucun cox sevinirem"
İstanbul Türkçesi ile: "Dünden beri çok bahtiyarız Mustafa Bey. Haberinizi duyduk, çok sevindik. Rebiyye Hanım, sizin gerçek dostunuzmuş. Bu son yıllarda ağladığını, gözyaşı döktüğünü çok az görmüştüm. İki gün ağladı sizin için. Onunla dost olduğum için çok seviniyorum." Türkiye'deki ve Türk Dünyasındaki Türk milliyetçileri arasında şahsıma verilen bu özel kıymetle şımarmaktan Allah'a sığınırım.
Satır arasında ağzımdan kaçırdığım mide kanamamdan da bahsetmeliyim. Geçmiş yıllarda yaşanan güzel hareketleri edebimizle anlatmadığımız için nerdeyse hatırasız kaldık! İsteyen istediği gibi yorumlamakta yine de serbest.
İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki üçüncü gecemde, mide kanaması geçirdim. Bir gün önce mübarek Kandil Gecesi'nde elimi öpen genç bir ülküdaşımın; "Bu mübarek günde elinizi öpmemi nasip eden Allah'a şükrederim." sevinci, aklımı almıştı. MHP Genel Başkanı'nın duyar duymaz bu alçak iftiraya muhatap ülkücülere sahiplendiği haberini de alınca, genç arkadaşların moralleri zirvedeydi. Hastalığımla onların morallerini bozamazdım. Nöbetçi memura söyledim ve hastaneye gittik. Yapılan tahliller sonucu, hayati tehlikemin olduğunu ve hemen yatırılmam gerektiğini söylediler. Yatamazdım! Sabah saat 09'da Savcılığa çıkarılacaktık! Yani birkaç saat kalmıştı. Ve oradaki genç ülkücülerle ilk defa yüzyüze geliyorduk. Gazeteciliğimden hareketle bir yolunu bularak hastaneye yattığımı düşünmelerine tahammül edemezdim. Nöbetçi Doktor Hanım'a halimi ve diğer arkadaşlarımın ruh hallerini anlattım. Zaten müdahele edildikten sonra hastanede sadece yatacaktım. Hücre yatağı ile hastane yatağı arasında, sadece adres farkı vardı. Birkaç saatlik rahat için değmez diye düşündüm ve riski kabullendiğimi imzamla belirterek hücreme döndüm. Arkadaşlarımı üzeceğimi düşünerek hastanede yatmamaya direncim, Doktor Hanımı etkilemiş olacak ki damarımdan iğne yaparken sessizce ağlıyordu!
Demek ki ağlayan Türk Yürek sadece Doktor Hanım değilmiş! Fiziken uzak ama rûhen en yakınımızdakilerden daha yakın Azerbaycanlı Dostlar da ağlamışlar! Şimdi bu gözyaşlarına sevinmeli mi yoksa üzülmeli miyim bilemiyorum!
Kandaş Azerbaycan'da Yusuf Ziya Arpacık'ın sahip olduğu özel yeri de biliyorum. Geceli gündüzlü Yusuf Ziya Hoca ve ülküdaşlarımıza dualar ettiklerini de paylaşıyorlar. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Bir yanda birkaç oy daha alabilmek için olmadık gayr-ı millî hareketler yapan Allah'tan-Allahçılıktan, dînden-dîncilikten bahseden siyâsilerimiz; bir yanda bizden yollarca uzakta bizim için gözyaşı döken kandaşlar!
Bir anormallik var! Bu anormalliği nasıl yok edeceğimizi de biliyoruz! Sandıkta mazlum rolüyle oy dilenip Meclis'teki sayısal çoğunluklarına güvenerek zalimleşenlere, bir daha oy vermemek kadar kolay bu işin yolu!
Diyarbakır'daki "Bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak" duygularıyla yapılan muhteşem miting sonrası, bu kolay işi başaracağımıza inancım iyice arttı...
12 Haziran İstiklâl Seçimi'miz şimdiden kutlu olsun.
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Haziran 06, 2011

YERİNDE SAYANI, KAPLUMBAĞA BİLE GEÇER!...

Bana güller ihsân eyle, Sen'i koklayayın Ya Rab,
Bana sırlar ihsân eyle, Sen'i saklayayım Ya Rab,
Cefâ ile bezediğin bir ömür ver sersemine
Çile ile yıkanayım, beni pâklayayım Ya Rab... (M. Aslan)


1970'li yıllardan kalma bir dörtlüğümle başladım.
Bilindiği üzere geçen hafta, siyâsi ve yıldırma amaçlı olduğunu düşündüğüm bir uygulamaya tâbi tutulduk. 17 Ülkücü, kargaların bile güleceği bir ithâmla gözaltına alındık! Herkese ama herkese lazım olacak olan Hukuk sayesinde, dört günlük gözetim süresi sonunda ben Savcılıktan serbest bırakıldım.
Ulaşamayan, arayamayan ama dualarıyla fakîri yalnız bırakmayan bütün gönüldaşlarıma, yoldaşlarıma, kandaşlarıma ve ülküdaşlarıma teşekkür etmekte geç kaldım bağışlayın! Özel iletilerle ve facebook'tan fakîre ulaşan geçmiş olsun dileklerinin sayısı 35.000(otuz beş bin)i geçti, Allah cümlenizden râzı olsun.
Milletime, devletime, ülküdaşlarıma sevgi ve sadakatimiz demek ki görülüyormuş hamd'olsun. Bu kadar iltifat karşısında şımarmamak için Çalabım'dan, Allahım'dan yardım diliyorum. Mutlaka tahmînimden çok fazla yerde ve dillerde dualar var biliyorum ama yine de bütün gönüldaşlarımdan başta Yusuf Ziya Arpacık olmak kaydıyla eşzamanlı gözaltına alındığımız diğer ülküdaşlarımıza dua dileniyorum...
Şahsen niye gözaltına alındığımı, neyle suçlandığımı ve suçlanacağımı hâlâ bilmiyorum! İşin asıl vahim yanı; İstanbul'la eşzamanlı yapılan operasyon, sabah saat 06.30'da başladı ve benim evimdeki arama 12.30'da bitti. Daha operasyon sürerken aynı gün yandaş basında, bizim suçumuz ilan edilmiş, cezâmız kesilmişmiş!
Bir başka pravda da ise benim Yeniçağ Gazetesi'nde bazen yazılarımın yayımlandığından bahsedilmiş! Garip bir tesâdüfle o hafta Gazetemde yazım koyulmamış! Yeniçağ'dan Sevgili Afşin Selim'den başka bir Allah kulu, Ülkücü kalem bizden bahsetmemiş! Biz gözaltına alınmışız, gölgelerimiz korkmuş! İçten içe incindiğim bu tarifsiz davranışları, ancak size şikâyet edebilirim!
Gazetecilik oynayan bu pravdaların alınmamasını, okunmamasını telkin etmek lâzım! Yalancı, iftiracı, yandaş yalaka yağcı dolma kalemlere hadlerini, sizin bildirmeniz lâzım! Bizim evel Allah sonra sizden başka kimimiz var?
Bu nâmertler; defalarca cezaevlerinde, hücrelerde birbirimizin boynunda mapushaneleri îdam ettiğimizi, anlayamamışlar! Bu "çukur"lar, hücrelerimizden atılan Tekbir ve nârâların gökkubbeyi patlatacak kudrette olduğunu öğrenememişler! Bu vasıfsız baytarlar, kurdun bir bakışı ile en kırma itin bile ödünü patlatarak geberttiğinden habersizler!
Ülküdaşlarım, Kandaşlarım, Büyük Milletim; Türkçe gerçekleri, islâmi ve îmanî doğruları; dinden, dincilikten geçinen bu mürâilere anlatmak zamanı!
Basını, medyayı, hukuku, emniyeti, cami imamlarını siyasallaştıran; BOP Eş Başkanlığı ile övünen, Irak'ta birbuçuk milyon müslümanı katledip yüz binlerce müslüman kadına-kıza tecavüz eden haçlı askerlerine dua eden, işbirlikçi AKP'lilere; onların emriyle hukuku silah edinen kimliksizlere, Ülkücü direncinin güç ve kudretini, Atatürk emâneti demokrasi eliyle 12 Haziran'da, sandıkta göstermek gerek!
Herkesin; Atatürk ve cumhuriyet kazanımlarına, milletine-devletine-vatanına sâdık herkesin; bir defaya mahsus olmak kaydıyla da olsa, Okyanus Ötesi'nden AKP'li bir bakan tarafından "Küreselcilerle milliyetçiler mücadelesi" diye açıklanan bu mücadelede MHP'ye destek istemesi, millî görev!
12 Haziran; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Atatürk ve silah arkadaşlarının emeklerinin inkârına veya devâmına karar verilecek tarihî bir gün!
Mazlûm rolüyle; ağlayarak, yalvararak iktidar olduktan sonra despotça zalimleşen bu idareye, dur demek şart! 12 haziran sonrası, korkarım geç kalırız!
Duranı, yerinde sayarak yürüme taklîdi yapan eyyâmcıyı, yürüyen kaplumbağa bile geçer!
Allah aşkına hadi! Durmanın zamanı değil!
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

GÖNLÜM DİYARBAKIR'DA KALDI...

Müfterîler, sahtekârlar, işbirlikçi korkaklar, ürkek sahtekâr ümmetçiler, Haçlı Müslümanlar, millet sevdalısı gönlümü Diyarbakırlı kardeşlerimin ayakları altına atmama izin vermediler!

"Sen gidersen benim başka kimim var" diye Diyarbakır gönlüyle soracağım sorumu sormamı engellediler! 6 Haziran'da Diyarbakır'da olamazsam ölürüm." demiştim ölmedim! Ben gidemedim diye Diyarbakır meydanı boş kalmadı! Ben gidemedim diye saf bozulmadı!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin şahsında bütün Türk Milliyetçilerinin gönlü, Diyarbakır'daydı hamdolsun.
Güneydoğuda başka, Ege'de başka, İçanadoluda başka, Akdenizde-Karadenizde başka başka dillerle konuşan AKP'nin BOP Eş Başkanının aksine; Ankara'da, İstanbul'da söylenen, bütünleyici milliyetçi arzular, hayâller Diyarbakır'da da aynen söylendi.
Kepenkler kapatılmadı! Sokaklar yakılıp-yıkılmadı! Güvenlik güçleri taşlanmadı! Öteleyici, ötekileştirici, ayrıştırmacı tek cümle duyulmadı ama Haçlı'nın, Okyanus Ötesi'nin, AB'nin ayrıştırmacı-bölücü taşeronu terörist gruba taviz de verilmedi! Heryerde olduğu gibi Diyarbakır'da da Türk Milletine, Türk Milletinin âlicenap gönlüne hitâbedildi! Bu manzaraya çok ihtiyâcımız vardı!
Diyarbakır MHP İl Başkanı ve kanaat önderlerinin ağız birliği ile söylediği; "Diyarbakır'da devlet yok!" şeklindeki acı feryatlarına rağmen millet sevdâlısı Diyarbakırlılar meydandaydı!
Diyarbakır'daki alana sığmayan kalabalık, bindirme kıtalardan da oluşmamıştı! Elbette civar illerden gidenler vardı. Mesela ben; sebebini hâlâ bilmediğim bir uygulamayla engellenmeseydim Diyarbakır'da olacaktım. Millet Sevdalısı gönlümü, Diyarbakırlı kardeşlerimin ayakları altına atacaktım! Ezip geçseler "Of" demeyecek; gönlümü gönlüne katan her Diyarbakırlı ile birlikte, yürekten "Oh!" diyecektim! Bırakmadılar!
Diyarbakır'ın uzak ilçelerinden birinden, bir Kürt Kardeşimiz miting alanına gelebilmek için eşinin küpelerini satmışmış! Televizyondan bunu, bir Diyarbakırlı'nın ağzından duyunca biraz burulmasına rağmen gururla gözlerim yaşardı! Bin yıllık kardeşliğin devamı için, bu kardeşliğin devam ettiğini gösterebilmek için eşinin küpelerini satabilecek kaç tane "dolma kalem", kaç tane işbirlikçi, kaç tane Haçlı Müslüman, dinci-Allahçı-cemaatçi çıkar? Bu olağanüstü fedakârlığı sadece birlik-beraberlik sevdâsı yaptırabilir! Yürekleri Allah korkusu ile dolu olduğu için başka hiçbir korkuyu tanımayan mütevekkil Türk Milleti mensuplarından başkası bu fedakârlığı düşünemez bile!
Adlarını yazarak kalemimi, dilimi, elimi murdarlamak istemediğim bazı kiralık "dolma kalemler", canlı yayınlarda provakatörlüklerine devam ediyorlardı! İftirâlarına, alçaklıklarına devâm ediyorlardı! Hem ağzımı murdarlamamak, hem de reklamlarını yapmamak için adlarını asla anmayacağım bu ucuz fikir fahişelerinin, Diyarbakır'dan dünyaya birlik fotoğrafı veren İstasyon Meydanı'ndan nasıl ürktüklerini izledim!
Diyarbakır ne kadar Kürtse ülkücülerin de o kadar Kürt olduklarını, ülkücüler ne kadar Türkse Diyarbakırlıların da o kadar Türk olduklarını, bu fotoğraftan başka nasıl gösterebilirdik? Bin yıllık Kürt kardeşlerimizi ne kadar sevdiğimizi başka nasıl ifâde edebilirdik! Ne mutlu Türk olana değil, ne mutlu Kürt olana değil, "Ne mutlu Türk'üm diyene" demenin hazzını ve gururunu başka nasıl anlatabilirdik?
AB'nin değil, Dünya Türk Birliği'nin yolunun Diyarbakır'dan geçtiğini, bütün Haçlı dünyaya, işbirlikçi entellere, "dolma kalemler"e, BOP Eş Başkanı ve şürekasına, bölücü alçaklara başka nasıl gösterebilirdik?
Sağ olun Diyarbakırlılar! Sağ olun Kürt Kardeşlerimiz! Sağ olun "Ne mutlu Türk'üm diyene" birleştirici formülünü bihakkın yaşayan ve yaşatan MHP'liler! Diyarbakır'da görüldü ki bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve 12 Haziran'da haddini aşan bütün şer düşüncelere, korkaklara, kiralıklara, fikir fahişelerine hadlerini Türk Milleti olarak göstereceğiz. Şimdiden kutlu olsun...
"DEME BANA KAYI, OĞUZ, OSMANLI/ TÜRK'ÜM BU AD HER ÜNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Haziran 05, 2011

UNUTURSAM, UNUTTURURSAM...

Selâm ile...
Şahsıma yapılanları affedebilirim ama ülküdaşlarıma yapılanları, asla!
Allah(c.c.), Kur'an-ı Kerim'de; "Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır." (Nahl-126) buyuruyor. Allah buyruğundan anladığım o ki bana yapılana misliyle mukabele etme hakkım var. İstersem sabreder ve affederim. Daha hayırlı olduğunu Allah va'dediyor. Şahsıma yapılanı, sabrederek affetmeyi düşünüyorum elbette ama dedim ya ülküdaşlarıma yapılanlara ise misliyle karşılık vermek istiyorum!
31 Haziran sabahı saat 06.30'da, otuzdan fazla polis bastı evimi! PKK'lının tokatı karşısında ceket ilikleyen, taşı-molotofu karşısında kalkanı arkasına saklanan, gözünün önünde mesai arkadaşı meslektaşı linç edilirken arkasına bakmadan kaçan Kahraman(!) Terörle Mücadele polisleri; sabah namazı sonrası Kur'an okuyan Eşim Hanfendi'nin, Allah'a teslim yüreğinin güvencesi ile gözetleme deliğinden bakmadan açtığı kapımızdan, evimize başarılı bir baskın yaptılar!
Ne aradıklarını; ne onlar, ne de ben bilmiyordum veya bilmelerine rağmen söylemeyerek üstün görev davranışı sergilediler! Saat 11.30'a kadar süren evimizin alt-üst edilmesi sonunda; otuz yıllık, üzerleri bir parmak toz tutmuş, depoya sakladığım eski yazı karalamalarımı toparlayıp bir "çuval"a doldurdular! Bilgisayarımı kopyaladılar!
Bunları, anlayabildim veya anlamaya çalıştım ama 27 sene önce rahmetli olmuş, Gâzi Asteğmen Kardeşim Rahmetli Yaser Aslan'ın vefâtından sonra el süremeden sakladığım bir not defterini de mal bulmuş Mağrîbi sevinciyle aldılar! 27 yıldır el süremediğim bu -nerdeyse- kutsadığım emânetin üzerine; "Bana aittir." diye yazıp imzalamamı istediler! Yapmadım! Yapamazdım! Ve kimseye o özel emânetime el sürdüremezdim! Sürdürmedim! Bu özel notu, İstanbul'un önyargı ile yönlendirdiği İzmir Polisi'nin; bütün nezâketine rağmen affedemediğim ve ömrüm boyu affedemeyeceğim bir uygulamaları olduğu için tarihe not düşüyorum!
Tekrâren, niye gözaltına alındığımı, evden alındıktan sonra da öğrenemedim! Özel ihtirâmla ve uçakla İstanbul'a sevk edildim. İstanbul Emniyetinde de niye gözaltına alındığımı öğrenemedim! Biz gözaltındayken yandaş medya ve basının; "Provoke ve suikast örgütü" diye lanse ettiği, daha eşzamanlı ev baskınları tamamlanmamışken, yandaş basında operasyonla ilgili iftira haberlerin yayınlandığı, Çok Gizli ve Başarılı(!) bir operasyonla tanıştık!
İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında olduğumuz 4 gün içinde tanıştığım "Örgüt" arkadaşlarımdan sadece ikisini tanıyordum ve onlarla da en az sekiz yıldır ne görüşmüş, ne de konuşmamıştım! Diğer 15 Genci ise hayatımda ilk defa gördüm!
Devam eden bir mahkeme hakkında, bundan fazla yazamayacağım, herhalde suç(!)tur çünkü yandaş değilim ve operasyon tamamlanmadan manşetten haber edecek kadar profesyonel "dolma kalem"li gazeteci değilim!
Ne Emniyet, ne de Savcılık sorgulamasında; ne ben, ne de hiçbir "örgüt elemanı", niye gözaltına alındığımızı öğrenemeden 4 kişi Savcılık'tan, 2 kişi Nöbetçi Mahkeme'den salıverildikten sonra 11 ülküdaşım, tevkif edildi!
Niye gözaltına alındığımı bilmiyorum ama korkutulmak için; "Susmazsan seni perîşan ederiz!" anlamlı bir tehdîtle karşı-karşıya kaldığıma kanaat getirdim! Herhalde beni de adalığımızdan dolayı Balbay zannettiler! Allah(c.c.) korkusuyla dolu yüreğimde başka korkuya asla yer olmadığı için korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım! "Küfr'ün karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır." öğretisinden hareketle susmadım, susmuyorum, susmayacağım! Korkarsam, susarsam ilk suâlim olsun!
Beni ve diğer Ülkücüleri gözaltına alan, sorgulayan, tevkif ederek korkutacağını zanneden Allahçı, dinci, tarikatçı, cemaatçi geçinenlere, Mevlâna dili ile cevap vermek isterim: "Aşk, bir davadır, cefâ da şâhidi; şâhidi olmayan dava düşer!" diyor Mevlâna. Şükr'olsun davamız da var, şâhitlik edecek cefâmız da!
"Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten" Namık Kemâl
"TÜRK'ÜM BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

BİR "KUVA-Y-I SEYYÂRE"Yİ İHBÂRIM...

Bu, bir Kuva-y-ı Seyyâre Türk'ün bildirisidir.
Büyük Milletim! Aklıma yüklenen îmanımla Allah(c.c.)'ıma sığınarak kendimi bir daha ihbâr ettiğimi, mensûbu olmaktan şükr'ederek kıvanç duyduğum Türk Milletine i'lân ediyorum!
Başta; "Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı" Başbakan'a, İçişleri Bakanı'na, Adâlet Bakanı'na, Cumhuriyet Başsavcısı'na, E.G.M. İstihbârat Dairesi Başkanlığı'na, hâlâ adının başında "Millî" sıfatını taşıyan İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na kendimi ihbâr ediyorum!
İhbâr ediyorum; "Devlet Yanlısı Çete" denim! Bu çetenin mensûbu omaktan onur duyuyorum. Çete Başkanım Muhteşem Türk Atatürk ve Silah Arkadaşları dünyalarını değiştirdikleri için başsızım, Kuva-y-ı Seyyâre'yim!
İhbâr ediyorum; Mensûbu olmaktan şükr'ederek onur duyduğum Türk Milletini ölesiye seviyorum! Çete Başkanım Muhteşem Türk Atatürk'ün kendisine istediği hertürlü ünvânı, hatta padişahlığı, hatta Arap dünyasının teklif ettiği Halifeliği alması mümkünken Devlet kurup yönetim şekli olarak açıkladığı Cumhûriyet ve kazanımlarına ölesiye sâdığım!
İhbâr ediyorum; Ne bir Kürdümün saçının telinden, ne de bir çakıl taşından vazgeçmeyeceğim Bölünmez Milletin-Vatan'ın bütünlüğü için her zaman can vermeğe hazırım! Son Başbuğ'un; "Onlar ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürdüm, ben ne kadar Türk'sem onlar da kadar Türk'ler." tarifine îman derecesinde bağlıyım!
İhbâr ediyorum; BOP Eş Başkanlığı'yla övünen, dünkü kankaları Arap dünyası yöneticilerine bugün ABD ve Haçlı istiyor diye yüz çeviren; Irak'ta birbuçuk milyon müslümanı katleden, yüzbinlerce müslüman Arap kıza-kadına tecâvüz eden Haçlı askerlerine, dua eden; daha dün Libya'dan canlarını kurtarmak için bir gemiye binerek kaçarken NATO savaş gemilerinin ve NATO emrinde Libya'ya demokratik bomba taşıyan bizim savaş gemilerimizin gözü önünde yüzlerce müslümanın boğulmasına seyirci kalınmasını emreden, AKP yönetimindeki Hükümeti, dindaşım olarak tanımıyorum!
İhbâr ediyorum; AKP'li Belediyelerin muhafazakâr tesettürlü kadın aile danışmanı tarafından çok eşliliğin yasallaşması istenirken, aynı dinsel uygulamadan kurnazca faydalanmaya çalışan bazı zayıf karakterlilerin, sadece AKP politikalarına karşı, Türk Milliyetçisi bir partiden oldukları için özel -gizli- yaşantılarının röntgenlenerek fâş edilmesine göz yuman; fısıltı ile heryerde söylenen AKP'lilerin benzer kasetlerinin olduğu duyulduktan, "Yayınlanırsa Hurrem dizisi olur." diye yandaş dolma kalemlerce söylendikten sonra, 24 saat nöbet tuttuklarını açıklayan (Bilgi Teknolojileri Kurumu) BTK ve (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) TİB'in uyguladığı çifte standartı kabûl etmiyorum! İsyân ediyorum!
İhbâr ediyorum; 12 Haziran'da; yalvararak, el öperek, yemîn ettirerek AKP'ye oy vermeye niyetli insanları gücüm yettiğince vazgeçiriyorum! Ziyâret ettiğim her kişiye yemîn ettirdikten sonra; "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünü mutlaka söyletiyorum.
İhbâr ediyorum; Tek başına kalmış, "Devlet Yanlısı Çete"den bir Türk olarak; milletimi seviyorum, Devletime sadığım, Muhteşem Türk Atatürk ve Cumhûriyete bağlıyım; "Ey Türk! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhûriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir." buyruğuna ölümüne sâdığım!
İhbâr ediyorum; Sayısını bilmediğim, 20'den fazla ve günün her saatinde R.T. Erdoğan gösteren; devam eden bir mahkeme hakkında yasaları ihlâl ederek yorumlar yapan, "F-Tipi Örgüt'e güvenerek yasa ve yasak tanımayan hiçbir televizyonu izlemiyor, izlettirmiyorum! Bedava dağıtılan "F-Tipi" zamâne pravdasını okumuyor, okutturmuyorum!
Velhasıl; "Devlet Yanlısı Çete" mensûbu olmak için bütün şartlara hâizim ve 12 Haziran'da oyumu; düşünme ve ifâde hürriyetimi sınırsız kullanabileceğim, duvarlarına bakarak istediğime, istediğim şiddette küfredebileceğim bir cezaevinde kullanmak istiyorum!
İhbâr ediyorum! Herkesi korkutmakta kullandığınız cezaevlerinden asla, kat'a korkmadığımı da ilan ediyorum!
"ZULM İLE ÂBÂD OLANIN AHÎRİ BERBÂD OLUR." biliyorum vesselâm...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Mayıs 29, 2011

BOZKURTLARIN 12 HAZİRAN SEFERİ...

Cemaatten bir kişinin abdestinin bozulması, sadece onun namazını bozar ama imamın abdestini bozmasıyla bütün cemaatin namazı şüpheli hale gelir!
Atalar; "Hırsız evden olursa öküz bacadan çıkar" demişler! Başına kendini en güçlü zannettiği zamanda bir musîbet, bir belâ gelen kişinin; karanlıkta saklanan düşmanı aramadan önce yakın çevresini dikkatle gözden geçirmesi gerekir! Çünkü tarih öğretmiştir ki devletler, ordular, teşkilatlat panikle dağılır. Paniğin başladığı yerde asayişi temin etmek zordur. Bu yüzden beşinci kol faaliyetleri, casusluk, ajanlık hep olmuş, güçlü devlet ve milletler tarafından istihbâratçıları özenle korunmuştur. Egemen her devletin istihbârat teşkilatının oluşu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde de istihbârat teşkilatının "Millî" diye adlandırılması bu öneminden mülhemdir.
İstihbârat teşkilatı millî olmayan, yani milliyetçilik duygusuyla milletine-devletine bağlı olmayan devletlerin istihbâratı zayıftır hatta yok mesâbesindedir! Yanlış bilgilendirmelerle yanlış kararlara sebep olurlar. Otuz yıldır müttefik(!)lere karşı bizde olduğu gibi!
Yaşadığımız günlerde, Türk Tarihi'nde önemli olayların beşiği Mayıs Ayı'nda, peşpeşe önemli günler hatırlıyoruz.
19 Mayıs'ta; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne doğru bir kutlu sefere çıkışı, "Yedi Düvel"e karşı başlatılan millî direnişin başlangıç kutlamalarını, Cumhurbaşkan'sız, Başbakan'sız -güya- kutladık!
27 Mayıs'ta; kimilerinin sorguladığı, kimilerinin -güya savunurken- doğruları unutturmaya çalıştığı, demokratlık rolü yaptığı bir karambol izledik!
29 Mayıs'ta da 558 yıl önce Haçlı'nın yüreğini sökerek fethettiğimiz Kostantin Opol'un İstanbul'laştırılmasının coşkusunu ve bunu kullanarak "Yeni Osmanlıcılık" adıyla Cumhûriyetle hesaplaşmaları seyredeceğiz! Çünkü hırsız içerden ve millet olarak emânetlere sahiplenmezsek öküz bacadan çıkacak!
Günü yaşayan, rahatsa yarından endişe duymamak aymazlığına düşmüş, çoğunluk gibi görünen gayr-ı millî; din(!)ci, Allah(!)çı işbirlikçi kafaların, Cumhuriyet'le hesaba oturmuş kindârların inkârcılıklarını, nankörlüklerini seyredeceğiz!
Tarihi bilmeyenler belki mazurdur ama bilerek susanların rüyalarına Fatih girecek, Akşemseddin girecek, Ulubatlı Hasan girecek! Bilmelerine rağmen eyyâmcılık yapanların, yanlışlara karşı susanların, doğruların ve millî kahramanların unutturulmasına göz yumanların rüyalarına, Atatürk ve silah arkadaşları girecek! Toprağı sıksan fışkıracak olan şühedâ girecek! ABD Başkonsolosluğunu tankla basarak işbirlikçi generaller ve maaşlarını CIA'den alan MİT mensuplarının emeklilik ikramiyelerini gasp eden Kudretli Albay Alparslan Türkeş girecek!
Rüyalarını anlatacaklar mı veya nasıl anlatacaklar bilinmez ama tarihle dolu ve hainlerin güya hesaplaşacakları günler yaşayacak ve bu atmosferde seçimlere biraz daha yaklaşacağız!
19 Mayıs 1919'da, Gök Gözlü Bozkurt'u "Sîne-i Millet"e doğru yolculuğa mecbûr eden sebeplerin aynısını, hatta daha fazlasını yaşıyoruz! İşbirlikçilerle, Haçlı Müslümalar'la, gün kotarıcı kurnaz eyyâmcılarla, millete ve geçmişe ihânet eden gayr-ı millîlerle 12 Haziran'da hesaplaşacağız!
Gayr-ı milli bütün odakların güçbirliği ederek saldırdıkları yer, kurum, teşkilat, parti hangisi ise, millîliği net olduğu için hedef seçilmiştir! Türk münevverlerin bu millî kuruluşa MHP'ye sahiplenmeleri, bu nedenle millî görevdir. "12 Haziran İstiklâl Seçimleri"nden sonra evden olan hırsızları tesbît ederek cezalandırmak farzdır ama bu hesabı 12 Haziran sonrasına ertelemek millî akıl gereğidir!
Bu arada kaset saldırısına uğrayan, kendilerini güç yetmez zannetmek gafletine düşenlere de; karanlıktaki düşmanın varlığını bilerek önce yakınlarını gözden geçirmelerini, mesela birkaç kişinin ortak kullandığı söylenen garsoniyerde çanak sorular soran kadının üzerinde dikkatle durmalarını, o kadını ilk getiren kişiyi hatırlamalarını ve bu tuzağı kuranları bulmalarını öneririm! Yeniden camiada selâma ihtiyâç duyuyorlarsa bu tuzağı ve hazırlayanları bulup-çıkarmak ve onlarla bildikleri yoldan hesaplaşmak nâmus borçlarıdır derim vesselâm...
KAYAYA KAFA ATMAK, CİNNET HALİDİR...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Mayıs 28, 2011

ÜMİT VARSA ÜMİTVÂRIZ...

Türkiye'de Türk kimliği ile, "Ne mutlu Türk'üm diyene" formülü ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı kimliği ile huzûrlu yaşayan ve bu huzûrun devamından yana olan herkese görev düştü!
Vatanperverlere, yurtseverlere; Türk Milliyetçilerine, Atatürkçü Ulusalcılara; vatan olmazsa nâmusun olmayacağını bilen sâdık gayr-ı müslîm vatandaşlara, "Vatan sevgisi îmandandır." öğretisine bağlı mütedeyyîn müslümanlara; "Bağımsızlık karakterimdir." düstûruyla "Bağımsız Türkiye" diyen bütün sosyal demokratlara, demokratik solculara; devrimcilere, ülkücülere görev düştü!
Büyük Türk Milleti!
Seçimlere 15 gün kala, MHP'ye saldırı dozu, seviyesi ve saldıranların sayısındaki artışı fark ediyor musun?
Seçimlere, vatandaşa her konuda yapılan yanlışları ve yapılacakları anlatan hacimli bir Seçim Bildirgesi ile giren; milletin her sosyal diliminin kendine yakın gördüğü kalifiye Türk insanlarının aday edildiği; Hükümetten değil, Anamuhalefetten de değil, ikinci ve küçük sayılan muhalefet partisi Vekil adaylarının, kamuoyunda nerdeyse Başbakan kadar tanındığı bir seçim sürecindeyiz! Çıldırmaları bundan!
Ömrünü Ülkücü Hareket içinde geçirmiş bir Türk Milliyetçisi olarak çok coşkulu bir seçim sürecindeyken Okyanus Ötesi'nin, Pensilvanyalı Vaiz'in basın temsilcilerinin, Haçlı AB'nin, Siyonistlerin, işbirlikçi sermâyenin, yandaş kiralık Dolma Kalemler'in ağız birliği ile MHP'ye saldırmalarındaki sebep, başka ne ola ki?
Aynı, Türk Milletine karşı oluşturulmuş şer blokunun, dikte Referandum süreci ve sonrasında "Bitti!" dedikleri, seçim sürecinde ise en az 20 televizyonda ve sayısız yandaş gazetede "Baraj altı!" diye şuuraltlarına yazmak istedikleri MHP'den, bu kadar korku niye ola ki?
Fakîri tanıyanlar, MHP içinde kime muhalif, kime yakın olduğumuzu bilirler! Tavrımızı hiç saklamadık, saklamayız ama seçim sath-ı mailinde yanlış olur, zamansız ve zararlı olur endişemle çok beğenmeme, televizyonlarda tek başına MHP'yi bihakkın temsil etmesine rağmen Prof. Dr. Ümit Özdağ lehinde bir şey yazmamaya, söylememeye özen gösterdim!
Hatta geçtiğimiz günlerde, güvenilir kaynaklarımdan fısıldanan; "Fetullahçılar ve AKP yandaşları, el birliği ile Ümit Özdağ'a saldıracaklar! Hazırlıklı olun!" uyarısı üzerine; çok çirkin ve alçakça bir tezgâh olduğu inkâr edilemez malûm kasetlerle istifalar sağlanıp Hoca adaylık sıralamasında bir basamak yukarı çıkınca endişelendim!
"Ümit varsa ümitvârız." sloganımıza rağmen, Hoca'yı aradım. Telekulak endişesinin verdiği izin kadar uyarmaya çalıştım. Ümit Hoca'dan aldığım cevapla aradığıma pişman olacakken bu seviyesiz saldırı başlatıldı!
Artık Prof. Dr. Ümit Özdağ, sesini azaltamaz! Hızını eksiltemez! Karşısında bloklaşan şer gruplara karşı azâmetinden, cesâmetinden, cesâretinden tevazuyla bile tâviz veremez! Artık Prof. Dr. Ümit Özdağ; karşısına çıkan gayr-ı millî herkesi "Dehşete düşürmek"le, ödünü patlatmakla mükelleftir! Tarih ve tâlih O'na bu görevi yükledi. Allah(c.c.) yardımcısı olsun.
Cesâretini, soğuk kanlılığını, basîretini ve teorisyenliğini bilerek güvendiğim ve varlığı ile Türk Milletinin geleceği üzerine olumlu hayaller kurmamı sağlayan Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın, ülke genelinde sergileyeceği performans ile her an artan MHP oylarına daha fazla katkı sağlayacağı kesin.
Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın; müktesebâtı, tecrübesi, çok iyi aldığı Devlet terbiyesi, milletine sevdâsı, Türk Milliyetçiliğine verdiği müsbet katkıları ve Türk Milletinden hak ederek kazandığı itibâr ile bu saldırıları ters yüz edeceği ve MHP'ye oy olarak tahvîl edeceği de kesin...
Devlet Bahçeli'ye; MHP'ye, vatanı-milleti karşılıksız seven bu kadroya, Türk Milletinin refleksi Ülkücülere Yedi Düvel'in de gücü yetmez! Düşman büyüdükçe Ülkücü Hareket devleşir! Öldüremeyen yara, savaşçıya güç verir vesselâm...
"MEVZÛ-İ BAHS VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Mayıs 27, 2011

ESKİLER, ESKİCİLER; ZİYÂNDAKİLER...

"İki günü aynı olan, ziyândadır." diye gelişmeyi öğütleyen bir Paygamber'in ümmetiyiz. "Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibâdet et." diye hayatı dengeleyen bir dînin mensûbuyuz da bugünü dünden kötü olanların halini, nasıl tarif etmek lâzım?
Hayata yenilmiş müflîslerin; "Eskiden..." diye başlayan anlatımlarını, anlamak mümkün ama genelde böyle başlayan sohbet, dinleyeni sıkar! Çünkü herkesin "eskiden"leri var ve hiç kimse, kendi "eskiden"ini, başkasının "eskiden"i ile kıyaslamaya tenezzül etmez!
Eskiden, hepimizin dede-ninelerimiz, ana-babalarımız; sıkıştığımızda mesele ne kadar büyük olursa olsun şikâyet edebileceğimiz büyüklerimiz vardı, şimdi yok!
Eskiden; Sarı Paşa, Gâzi Paşa, Atatürk ünvanlı, "Bağımsızlık karakterimdir." diyen gök gözlü Paşamız vardı. Şimdi yok! Eskiden, hem de daha dün; "Gerekirse kan dökeriz! Ne mozaiği ulan?" diye Türkçe kükreyen, Son Başbuğ Türkeş vardı. Şimdi yok! Dün varolanlar, bugün yoklar diye ziyanda mıyız?
Hz. Peygamber(s.a.v.)'imiz ve fizîken fâniliklerini-yokluklarını bildiğimiz ama her zerremizde varlıklarını hissettiğimiz manevî büyüklere rağmen ziyanda mıyız?
Gösterilen yoldan, öğretilen ahlâktan, bırakılan mirastan uzaklaşarak kendimizi harâb eden biz mi, aklımızı yeterince kullanmayan biz mi, yoksa "Niye biraz daha fazla bırakmadılar?" diye tembelce sitem ettiğimiz "eskiden"imizdekiler mi kabahatli?
Yeniden diye yarın ne yapacaklarını bilmeyen, Haçlı tâlimatlarıyla Şühedâdan, Gâzi Paşa ve arkadaşlarından intikâl eden Millî Miraslar'ı hoyratça harcayan; sahip oldukları ikbâl ve istikbâllerini borçlu oldukları Cumhuriyetle hesaplaşmaya niyetlenen; camileri işgalci Haçlı atlarına ahırlıktan kurtarıp minârelerden yeniden Ezan-ı Muhammedi'yi inletenleri unutarak laiklikle hesaplaşmaya soyunan kişilerle mi istikrâr sürecek?
Bu işbirlikçilerle mi, Haçlı ile NATO adına Libyalı müslümanlara bomba yağdıran 'Haçlı Müslümanlar'la mı, müslüman katleden haçlı'ya dua edenlerle mi, bunlara yağcılığı-yalakalığı entellik sayan, dönen-değişen-gelişen ucuz dolma kalemlerle mi ziyândan kurtulacağız?
Eski, eskiden, eskici kavramları neye yarar? Yenilemezsek, güncelleşmezsek, yenilikçileşmezsek yani tekâmül etmezsek ziyanda değil miyiz?
Kırk yıllık ülkücünün, 68 Kuşağı'nın, Milli Görüşçünün eskisi-yenisi mi olurmuş? Kim, kimle dalga geçiyor?
Hepimiz askerlik yaptık. Hepimiz, eski asker miyiz? Hepimiz, eskiden çocuktuk. Kime "eski çocuk" denilir? Dense komik olmaz mı? Kaç kişinin, sadece kavga-didişmelerle hatırlanan ve çocukluk arkadaşı diye iftira edilen kişiyle dostluğu vardır? Çocukluktan sonraki gençlik ve delikanlılıkla başlar herkesin "eskiden"i.
Ve hepimiz; "eskiden"imizde ahlâksızlığını, dönekliğini, oyunbozanlığını bildiğimiz, hatırladığımız kişilerin ayıplarını kapatmak öğretisiyle; güzel ahlâk adına, adamların ahlâksızlığına yataklık yaparız ve ahlâksızlıkta istikrârlı ahlâksızlara; güzel ahlâk, sırdaşlık, ayıbı saklamak gayretiyle yenik düşeriz! Şimdi sorgulamak gerek: Bu dönekler mi, kalleşler mi, ahlâksızlar mı; yoksa onlara -güya- doğru yapıyormuşça tanıklık ederek susanlar mı suçlu?
14 yıldır; bütün "eskiden"lerini inkâr ederek Bahçeli'ye yakın olmaktan, O'nun sâyesinde edindikleri makamdan başka hiçbir özellikleri olmayan, bugünleri dünlerinden kötü ziyandakiler yüzünden milyonlarca Ülkücü azap çekiyor! Eskiler; eskici kapısında, "eskiden"lerini satarak, inkâr ederek atıklaşıyorlarsa kim, ne yapabilir?
14 yıldır; "yanlış söylem-yanlış uygulama"larla; eskiden de hiçbirşey olmayan hiçlere tahammül edenler mi; mevcût içinden seçerek hiçleri bir yere oturtmaya mecbûr kalan Bahçeli mi; hiçliklerini, "eskiden"lerini bilerek 14 yıldır susan, biz mürâiler mi kabahatliyiz?
Hepimiz birbirimizi biliriz! Malûm iğrenç komploya figüranlık ederek hiçlik yanında aptallıklarını da tescilleyenlere, ufak bir ikâzımız var: Yeter oldunuz! Çekilmez oldunuz! Ya susun ya da susun artık! Susun da sükûtu ikrârdan sayarak selâmınızı almaya niyetlileri kaybetmeyin vesselâm...
"YÜRÜMESİNİ BİLMEYEN İT, ÜRÜMESİNE KURT ÇAĞIRIR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Mayıs 25, 2011

ETME!...

Nerede doğup, nerede dünyâsını değiştiği çok önemli olmasa da 1207'de doğup 1273'te, 66 yaşında dünyâsını değiştiğinde, fâni dünyâya silinmesi mümkün olmayan ses imzâları atan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi'yi, silinmesi mümkün olmayan bir ses imzası lezzeti ile hatırlayalım istedim!
Aklımı başımdan aldı veya aklımı doğru adresine mıhlayıverdi bir daha!
738 yıldır çağıl-çağıl çağıldayan ses imzalarıyla, fizîken olmadığı dünyânın heryerinde, her milletin kendi diliyle paylaşma yarışına girdiği Mevlâna'mızı ve O'nun bize mirası "gönül sesi" mühürlerinden birini paylaşacağım.

ETME

İsyân et arkadaşım! Söz söyleyecek ân değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun? Etme!

Duydum ki bizi bırakmaya azm'ediyorsun,
Başka bir yer, başka bir dosta meyl'ediyorsun! Etme!

Sen yâdeller dünyâsında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kasd'ediyorsun? Etme!

Çalma bizi bizden! O ellere doğru gitme,
Çalınmış başkalarına nazâr ediyorsun! Etme!

Ay, felek harâb olmuş, alt-üst olmuş senin için,
Bizi öyle harâp, öyle alt-üst ediyorsun! Etme!

Ey! makâmı var ile yokun üzerinde varolan kişi,
Sen varlık sahâsını terk'ediyorsun! Etme!

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gâmdan,
Ayın da evini yıkmayı kast'ediyorsun! Etme!

Bizim dudağımız kurur, sen kuruyacak olsan
Neden gözlerimizi yaş dolu ediyorsun? Etme!

Âşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Öyleyse aşka neden hayret ediyorsun? Etme!

Ey! Cenneti, cehennemi elinde olan kişi
Bize cenneti cehennem ediyorsun! Etme!

Şekerliğinin içinde zehîr zarar veremez bize
Sen şekeri o zehîrle bir ediyorsun! Etme!

Bizi sevindiriyorsun, huzûrumuz kaçar öyle!
Huzûrumuzu bozuyorsun, mahv'ediyorsun! Etme!

Harâma bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen! Hırsızlık ediyorsun! Etme!

İsyân et arkadaşım! Söz söylenecek ân değil,
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun? Etme! (Mevlâna Celâleddin-i Rûmi)
Aklına mukayyed olarak, aklını tatile göndermiş bizimkilere seslenmekte sıkıntı çeken, bütün Gönüldaşlarıma müsekkîn olsun dileklerimle;
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Mayıs 24, 2011

GİDENE "DUR!" DİYEMEM...

Canını acıtanlara, öfkeyle kilitlenmiş Ülkücü harekete yeni adresler gösteriliyor! Türk Milletine, "Siyâset Mühendisliği" denilen, yeni bir bilinmez tarif ediliyor!
Sayısız uçuk-kaçık komplo, sayısız flu adres, sayısız ve karaktersiz müfterî elele vermişler, hedef tek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti!...
Din diye, dincilik adıyla; kırk yıldır camilere, uzak köylerdeki cemaat medreselerine, ışık evlerine saklanarak fısıltı iftiralarla Cumhuriyete-Atatürk'e saldıranlar, açığa çıktılar!
Kırk yıldır; halklar, halkların eşitliği, halkların kardeşliği, halklara özgürlük sloganlarıyla güya sosyalistlik yapanlar; "Bölücü-ayrışmacı Kürtçü" taşeron PKK ile elele açığa çıktılar!
Elli yıldan fazladır AB kapısında bekletilmeyi ayrıcalık sayan aşağılık kompleksliler, Batı hayranı AB Lejyonerleri olarak açığa çıktılar!
Elli yıldır, mazlum müslüman kanı akıtılarak işgal edilen topraklarda bir Yahudi Devleti kurmakla övünen İsrail Oğullarının "komşularla sıfır sorun" diyen işbirlikçileri açığa çıktılar!
Bir yandan ilericiler, bir yandan gericiler; bir yandan dinciler, bir yandan laikçiler; İstiklâl Harbi'nde 'Yedi Düvel' adıyla gelen Haçlı ile işbirliği etmiş hainlerin torunları; elbirliği, söz birliği, güç birliği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne intikam saldırısındalar!
Kırk yıldır camilere, cemaat evlerine saklanarak din adıyla akıl almaz iftiralar atan yeraltı köstebekleri; İmam Hatip Liselerini "arka bahçe"leri eden siyasal dinciler; CIA'sal Ilımlı İslamcılar adıyla Allah hükümlerine kafa tutarak Dinler Arası Diyalog'a soyunan maskeli Haçlı Müslümanlar; dîn maskesiyle ümmetçilik diye, milliyetçiliği dindışı ilan edip Türk Milleti'ni 36 etnik parçaya ayırmak isteyen milliyetsiz milliyetçiler saldırıdalar!
Değişen-gelişen 68 Kuşağı'nın 'Çakaralmazları'; değişen-gelişen-gömlek değiştiren eski Milli Görüşçüler; değişen-gelişen-eski-bağımsız-farklı ülkücü sıfatıyla değişen-gelişenlere yamanmaya çalışan karakter fukaraları elele, diz dize, göz gözeler!
Hedef tek: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk ve Cumhuriyet kazanımları!
"Tek millet, tek Devlet, tek Bayrak, tek Dil, tek Vatan" diye özetlenmiş ve "Ne mutlu Türk'üm diyene." diye formüllenmiş Türk Devletine ve devleti kuran Türk Milletine saldırıyorlar!
Türk Milleti'nin Cumhuriyet kazanımı tek millî partisi MHP'ye saldırıyorlar! İmparatorluk molozlarından müstakil bir Cumhuriyet çıkaran Atatürk'ün partisi CHP'de; altı ok'un "milliyetçilik" umdesini canlandıran Baykal'ı kahpe kaset komplosuyla yok eden ve partiyi Y-CHP eden "siyaset mühendisleri" kimlerse, şimdi sıraya MHP'yi aldılar!
Hedefleri güya Bahçeli imiş! Hedef Bahçeli olsa, kongrelerde çıkmalı değiller miydi? Sandığa beş kala, "Yırtık pantolondan çıkarcasına" zıpmanın adı ne? MHP'de istenen panik bir türlü oluşmadıkça çıldırıyorlar! Yok Başbuğ Ülkücüleriymiş, yok Bağımsız Ülkücülermiş, yok Başbuğ'un mânevî evlatlarıymış! ...mış ta mış! ...mış ta mışmış!...
Hadi işinize be! Leş kargaları sizi!
Başbuğ'un -mânevi değil- bizzat oğlu olsanız ne yazar? Türk Milliyetçiliğine, Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye'ye, nihâi kutlu hedef Tûran'a katkı vermeyen, bu Kutlu Sefer'e mani olmaya çalışan kim olursa olsun; Birinci 12 Eylül'ün Netekim Paşa ve avânesiyle eşit mesâbededir!
MHP'de size ayrılacak zaman da, yer de yok! Gidin gittiğiniz, gideceğiniz yere kadar! Ülkücü hareket'in gidenlere değil, gelenlere ihtiyâcı var! Gelenler baş-göz üstüne, gidense anca gider!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; ilelebet payidâr olsun diye ne lâzımsa, bunun olmazsa olmazı MHP de Cumhuriyetle berâber yaşasın diye ne bedel lazımsa verilir! Cansa can, kansa kan, ikbâlse ikbâl, istikbâlse istikbâl!
Yabancı kimsenin desteğine ihtiyâç olmadığı gibi Ülkücü harekete köstek olmaya da; sizin de şahınızın da gücünüz yetmez!
Ülkücü Hareket'in sükûtu ikrârından değil vakârındandır! Bu vakûr sükût biterse; bütün devlet-millet-vatan hainlerinin, ülküdaşını terk edenlerin; hayâl bile edemeyecekleri sonları olur! Ülkü Pınarı başında bir bardak su içmiş olanlar bile bunu bilirken eski sıfatlılar bilmiyorlarsa hem kendilerine, hem de kandırdıkları zavallılara yazık ederler vesselâm...
YOLCU YOLUYLA, YOL YOLCUSUYLA GÜZELDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

SANDIKTAN KASET Mİ ÇIKACAK?

Cephede bölükbaşı düşünce inisiyatif kullanabilecek biri çıkarsa savaş kaybedilmez hatta kazanılır bile! Tarih, sayısız örneği ile doludur!
Son günlerde; ilgili- ilgisiz, taraftar-muhalif, üzülen-sevinen herkesin dilinde aynı dedikodu!...
Elbette kırk yıldır her MHP'linin hayâli, herkesin dilinde olmaktı! Yazık ki dillerde olan, MHP içindeki birkaç zayıf karakterlinin, ahlaksızca çekilen ve servis edilen "Teknik röntgencilik" yapıtı iğrenç kasetler!
Kasetleri, çekenleri, servis edenleri, yetkililer de vatandaş gibi sadece izliyorlar! Çünkü müdahele etmesi gereken Başbakan yok! Hukuk, yok! Hukuk adamlarından sorumlu Adalet Bakanı yok! Milletin vicdânı, sesi, sözcüsü olmakla mükellef gazeteciler ise yandaşlıkla ve bu alçak şantaj kasetlerini, hükümet lehine kullanmakla, şahsî çıkara tahville meşgûller!
Kantarın ayarını bozanlar, birgün o kantarda tartılacaklarını, unutmamalılar! Bu işler sırayla! Hele bir de alçaklık, yaptırım gücünü böylesine ispatlarsa, üçer beşer gün arayla istediği kadar kelle alabilirse bu saldırıdan herkes ama herkes sırası geldiğinde payını alır! "Sakal kesilmezse yol olur!" tam da budur işte!
Yandaş "dolma kalemler"in; "AKP'lilerin kasetleri başlarsa dizi olur!" uyarısını, tekrâren hatırlatmak isterim ki çok doğrudur! Bugün muhalefet partilerini, bu hayâsız yolla yok etmeyi hedefleyen ve iktidârın bilerek savsaklaması yüzünden epey mesafe alanların, yarın aynı yöntemle hükümetten neler alabileceğini, düşünmekten bile korkarız!
Seçime günler kala; özel donanımlı teknik röntgencilerin alçaklıkları, konu mankenlerinin aptallık ve aymazlıkları yüzünden ahlâk dışı işlere seyirci oluyoruz!
Hz. Peygamber(s.a.v.)'imiz; "Kınamayınız, kınadığınız başınıza gelmedikçe ölmezsiniz!" (Tirmizî-Kıyâmet 53, No: 2507) diyorlar! İyi ve güzel ahlâkı tamamlamak için geldiğine inandığımız Peygamber(s.a.v.)'imizin emrine muhalif davranan, dînden ve dincilikten geçinenlerin düşecekleri ibretlik hallerini de mutlaka beraber seyredeceğiz! Çünkü Allah(c.c.)'ın ibreti ahrete bırakmadığını öğreten bir dînin mensuplarıyız elhamdülillah!
Şahsen çok üzülerek; beşeri zaafiyet ve ayıplarından dolayı insafsızca, hayâsızca hatta zâlimce saldırıları, hayretle seyrediyorum! Ama bir şeyi de kesinlikle biliyorum ki Türk Milleti, bu alçak saldırıdan dolayı MHP'ye gösterdiği itimattan vazgeçmez!
Şimdi işin zoru, MHP'nin omurgasını oluşturan, isimsiz ülkücülere düştü! Her ülkücü, bir daha "Birinci 12 Eylül Kıyâmeti" kopmuşçasına, Çanakkale'ye Yedi Düvel yeniden gelmişçesine bölgesinde inisiyatif kullanmak, mücâdele alanına dalmak zorundadır! Türk Milletinin refleksi olan Ülkücüler; bu ABD kurgulu, Pensilvanya teknik destekli, AB ve işbirlikçi 'Dolma Kalemler' servisli saldırı karşısında; bu saldırılara hedef olan ve ziyan edilen mangabaşıların, bölükbaşıların yerini doldurarak îmanlı göğüsleriyle yeni bir siper oluşturmak zorundadır!
Çünkü saldırı, hat'ta değil sathadır! Çünkü saldırı, MHP'yi safdışı ederek yeni mecliste Atatürk ve Cumhuriyet kazanımlarını yok etmek içindir! Mevzubahis vatandır ve gerisi teferruattır!
İsimsiz Ülkü Devleri, Anadolu'nun her köşesinde şerefleri ile tanınan kanaat önderleri, seçim meydanlarına inmek zorundadır! Çünkü Ülkücü Hareketin en itibarlıları, bu isimsiz devlerdir! Bu Ülkü Devlerinin omuzlarında, yükselttiği kişilerin ayak izleri görülür! Bu şerefli omuzlarda ayak izleri olan bazılarının hatalarından dolayı, Türk Milletinin Ülkücülere güveni eksilmez!
Millete, tarihe, Şühedâya, dâvâ geçmişine, Ülkü Şehitlerine, son Başbuğlar Atatürk ve Türkeş'e sadâkatleriyle bölgelerinde inisiyatifi ele alacak olan Ülkücüler; bu Haçlı saldırıyı da püskürtecek, tersyüz edecek cesaret ve kudrettedir. Ülkücü yumruğu yememiş sanal röntgenci dinciler, kasetlerini balyoz zannediyorlar! Gülerim vesselam...
KAHPELİK, MERTLİĞE YENİLMEĞE MAHKÛMDUR...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Mayıs 23, 2011

YALANCININ AMPÜLÜ SEÇİME KADAR...

"Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar." mış! Ama eskidenmiş!
Artık yalancılar da, teknolojik mumları da elektronik olduğu için zaman ve rüzgâra karşı dayanıklı olmuş!
Teknoloji çağı 21.yy.'da; "Yalancının ampülü, düğmesi kapatılıncaya kadar yanar." olmuş!
Teknolojik yalanlardan, "Teknik röntgenci muhabbet tellalı" riyakârlardan gına geldi! Hatta artık anket sözünü duyduğumda kusasım geliyor! Sizden; "midem bulanıyor" sözü yerine "kusasım geldi" kaba sözünü kullanmak zorunda kaldığım için özür diliyorum ama öfkenin hitâbetten sayıldığı, küfrün-hakâretin söz san'atı sayıldığı; yalancılığın-mürâiliğin-takıyyenin-eyyamcılığın ilm-i siyâset edildiği; gelmiş geçmiş ve son din olan "Güzel ahlâkı tamamlamak için" indirildiğine inandığımız dînimizi "ılımlı" sıfatıyla İslâm dışına çıkaranların "Hocaefendi" edildiği, yalancılıktan da öte iğrenç bir zamandayız!
"Yalandan kim ölmüş?" diye ironik bir söylem de biliriz ama "Hay ben sizin yalanınızı seveyim!" demesem, çatlayacağım!
Kaç seçim yaşadım, bilmiyorum! Her seçim öncesi, kaç şirket tarafından kaç paraya yaptırılan kaç anket yapıldı, onu da hatırlamıyorum! Hatırlayanın, yapılan anket sayısını bilenin olacağına da asla inanmıyorum!
Son Referandum ve önümüzdeki seçimler dolayısıyla yapılan ve yapılıyor olan anketlerde, müracaat edilen denek sayılarını topladığımda karşıma 100 milyondan fazla kişi çıkıyor, seçmen sayısı 50 milyon! Böyle bir şey olur mu? Olabilir diyelim! Bir kişiye birden fazla anket kurumu denk gelmişmiş varsayalım! Olabilir diyelim de;
Kardeşim! Ben bu memlekette yaşamıyor muyum? Artık telekulakça dinlendiğinden hiç şüphem olmayan 4 telefonum var! Adresim belli! Öyle belliki hem de, AKP'liler dört kere kapımı çalabiliyorlar! Ayrıca karakterim ve işim gereği sürekli hareket halindeyim! Uzun süre bir yerde kalamam! Çat orada, çat buradayım ve benim habire dolaştığım ülkede anketörler de dolaşıyor olmalılar! Nasıl bir acayip aksi tesâdüfse; şimdiye kadar hem de ne geçmişte, ne de bugün hiçbir anketöre denk gelmedim!
Buradan ilan ediyorum: ilgili bir anket kuruluşuna, gönüllü denekliğe talibim! Vallahi ne sorarlarsa istedikleri cevâbı vereceğim! Olur ya, olabilir ya, bana denk gelmemiştir ama 50 milyon seçmenin içinden olup, 100 milyondan fazla denekten biri olma şansını yakalayan ve bir anket şirketinin sorusuna muhatap olan biri var mı aranızda? Allah aşkına varsa söylesin çünkü komplekse düşmek üzereyim!
Merâkımı gidermek için sanal dünyada elliden fazla ankete cevap verdim. Her seferinde farklı bir cevap vermeme rağmen değişmez bir sonuçla karşılaştım! Yani bütün yalan yolları, en büyük yalancıya çıkıyor!
Gerçi; "Yalandan kim ölmüş?" diye yalanı komikleştirmeye çalışırız ama; "Hay sizin yalanınızı seveyim e mi?"
Yalandan başka sermâyeleri olmadığı için kendi söyledikleri veya söylettikleri yalanlara inananların da akıllarına tüküreyim!
Sakın ha! "N'oluyor?" diye sormayın! Öfke ve küfürü hitâbetleştiren Başbakan'dan esinlenerek becerebildiğimce incelterek küfretme hakkımı kullanıyorum! Nezâketen; "tüküreyim" dediğim yere, aklınızdan içinizden geçen kelimeyi koyabilirsiniz okurken! Hiç değilse ettiğimiz küfürler yalandan, yalancılıktan ve zoraki mürailikten kurtulsun!
Yalan bunlarda, talan bunlarda, hortumculuk, soygunculuk ve soyduklarına hakaret bunlarda, beğenmediği paşayı-yazarı hapsettirmek bunlarda, hak arayan çocukların karşısına çıkarılacak 5-10 bin milis bunlarda, yargı bunlarda, sorgu bunlarda; son elli yılın en psikopat zalimlikleri bunlarda ve hâlâ mazlûmlar! Ve hâlâ Başbakan, şımarttığı PKK'lıları bize şikâyet ediyor!
Hay sizin anketlerinizi, anketörlerinizi, dönek deneklerinizi ve yalanlarınızı seveyim!
Netice; yalancılık bir zekâ ürünüdür, yalancıya iki kere inanmak ise aptallıktır vesselâm...
GEREKTİĞİ YERDE OLMAYAN; KORKAKTIR, KAÇAKTIR, ALÇAKTIR!...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Mayıs 21, 2011

PORNOYA SIĞINAN SİYÂSET!...

Teknik Röntgencilik ve kasetlerin ardı arkası kesilmiyor! Bir kaç yıl önce iflastan kurtuluş çaresini porno filmlerde arayan Yeşilçam misali Türk Siyaseti, iflastan porno kasetlerle kurtulma peşinde!
Bir-kaç 'Dolma Kalem'in Başbakan'ı uyarmasından sonra alarma geçirilen ve AKP'li bir Bakan adına sahte e-mail göndereni yıldırım hızı ile yakalatan BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu)'nun "24 saat nöbet" açıklamasından sonra, kaset yayını olmaz sanmıştık! Yanıldık! Demek ki resmî teknoloji, korsan teknoloji seviyesine henüz ulaşamamış!
Devlet darda, millet zorda! Yıllardır irtifa kaybeden politikacıya güven, tam dibe vurdu! Herkesin, her an bir kasetinin çıkabileceği endişesiyle izleniyor politikacı! Bu güvensizlik ve endişe ile sandık bekleyen seçmenin ne yapacağını, hep berâber göreceğiz!
Yapılanlar çok profesyonel işler! Seçilen hedefler ve zamanlama müthîş! Lâkin; bu "Teknik Röntgencilerin" MHP adlı çok sert bir kayaya tosladıkları inancı da çok hakim! Türk Milletinin, millî refleksi saydığı ülkücülere herkese rağmen güvendiğini, her ortamda gözlemlemek mümkün!
Millet; ahlaksızlara ahlâk zabıtalığı yaptırıldığının farkında! Mesela evli-barklıyken öğrencisi ile aşna-fişne yaşayıp ilişkileri bilindikten sonra eşini boşayan; yeni eşi, eski öğrenci sevgilisini milletvekilliğine kadar taşıyan, eskiden ülkücü olduğunu söyleyen, şimdi ne olduğunu kendisinin de bilemediği, dış kapının dış mandalı konumlu birinin, bu porno kasetlerden hareketle MHP Genel Başkanı'nı tenkidine küfürlerin bini bir para!
Millet; teröriste sıkıyönetim uygulama toleransı sağlandığının farkında! Mesela; ülkenin Başbakanı; "Hakkâri'de PKK kepenk kapattırıyor!" diye PKK'lıları, bölge insanına şikâyet ediyor! Yine Başbakan; "Kepenk kapatmayan esnafa belediye ceza kesiyor ve zorla tahsil ediyor." diye şikâyetleniyor! Şikâyetlenen Başbakan, şikâyetlendiği, PKK'nın zulmüne terk edilmiş olan bölge insanı! Yani taşlar bağlı, kuduz köpekler salıverilmiş ve en sorumlu Başbakan da şikâyetleniyor!
"İleri demokrasi, daha fazla demokrasi, demokratik açılım, PKK Açılımı, Kürt açılımı" adlarıyla ABD programlı, AB dayatma ve destekli uygulamalarla şımartılan PKK'dan şikâyetlenen Başbakanın aczini kime şikâyet edeceğiz?
Pensilvanyalı Diyalogcu Vaiz'e dokunan gerçekten yakılıyor! Yıllarca PKK'ya dünyayı dar eden, diz çöktüren Madalyalı kahraman Paşalar, Başbakan gelince ayağa kalkmadığı için hapsediliyor ve o Kahraman Paşa'nın diz çöktürdüğü terörist; Başbakan'ı ve onun şahsında Devleti tehdît ediyor!
"İleri Demokrasi" adlı maske ile dokunulmazlık kazandırılan, hazineden maaş alan, yeminine ihânet eden yalancı bölücüler; asker-polis taşlıyor, Emniyet Müdürü tokatlıyor ve olanları, PKK zulmüne maruz bölge insanına şikâyet eden bir Başbakan var!
Okyanus Ötesi'nin; "Küreselcilerle milliyetçiler mücâdelesi"nde "MHP'siz Meclis" projesi için ne lazımsa yapılıyor!
Bütün bu kalleş, kahpe, ahlaksız saldırılara karşı dik duran MHP ve Ülkücü Hareket ise hesapları ve oyunları bozmaya inadına devam ediyor!
Bu zor süreçte; 21. yüz yıl'da, 21. Vilâyet Diyarbakır'dan bütün dünyaya; "Tek Vatan, tek Bayrak, tek dil, tek Millet, tek Devlet" duruşunun, "1000 Yıllık Kardeşliği Yaşa ve yaşat!" inancının ve "Ankarada söylediklerimi Diyarbakır'da da söylemek istiyorum." arzusunun duyurulması, MHP ve Ülkücü Hareket'in nasıl çetin bir kaya olduğunun ispatıdır!
Olanlar, MHP'nin eğitim zayiatıdır! Arabanın önündeki takozlar kaldırılmıştır! Sıcak savaşta mangabaşılar, bölükbaşılar düşebilir! Bu gibi hallerde rütbesizlerden en tecrübeli olan inisiyatif kullanmak hakkı kazanır! Şu anda bütün ülkücüler, bulundukları yerde ve cephelerinde inisiyatif kullanmak durumundadır!
Artık her ülkücünün direk muhatap-hedefi AKP ve ona Pensilvanya'dan lojistik destek(!) sağlayan "F-Tipi" Örgütlenmedir! Ülkücülerin paniklemeden, teşkilat ve adaylarına sahiplenip inisiyatif kullanarak meydanlara inmesi, MHP'yi güçlendirerek Meclis'e taşıması nâmus-şeref borcudur! Mangabaşının, bölükbaşının düşmesiyle ordu bozulmaz! Ülkücü Hareket, bu oyunu da bozar vesselâm...
YOLCU YOLUYLA, YOL YOLCUSUYLA GÜZELDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Mayıs 18, 2011

KAFA DENEN UZUV, NEYE YARAR?

Kaçanın da kovalayanın da "Allah!" dediği, acayip ve zâlim bir süreçteyiz!
Bu zâlim süreçten, paniklemeyen ve en az kayıpla çıkabilen, başarılı olacaktır!
Tezgâhlanan bu ahlaksız oyunun, MHP Genel Başkanı'nı ve yol arkadaşlarını hedef almadığı, artık çok net!
Eğer hedef Devlet Bahçeli olsaydı, bu işler kongre süreçlerinde yapılmaz mıydı? Bu cevvâl "teknik rötgenci"ler o zaman neredeydiler? Mâdem hedef Bahçeli ve yol arkadaşları idi, bugüne kadar niye susuldu? Bunlar, meşrû zemîninde mutlaka seslendirilecek sorular! Şimdi asla, kat'a zamanı değil ve hiçbir faydası da yok!
Ve biliyoruz ki artık kaset dönemi kesinlikle kapanmıştır! Bir kaç yandaş-yağcı "dolma kalem"in; "Tayyip Bey, bakanlarına dikkat etsin! Onların kasetleri Hurrem Sultan dizileri olur!" ikazından hemen sonra Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kırmızı alarma geçirildi! Artık 24 saat nöbetteler! Mahkeme kararı beklenilmeden re'sen harekete geçtiklerini ve yurt dışından yayınlanan kasetleri anında engellediklerini, engelleyeceklerini açıkladılar! Demek ki istenirse olurmuş, oluyormuş! Eyvahlar olsun! Yazıklar olsun!
MHP'ye dönersek bir gün öncenin muktedîr tek kişisi; aldığı yara üzerine tamâmen savunmaya çekilince galiba öfkelenerek sürç-i lisan etti! Devlet Bahçeli'nin; hem de BTK kırmızı alarma geçirildikten sonra, bütün riski üstlenmesi, böyle bir öfke anı sürç-i lisânı değilse istifa ettirilenlerin, daha fazla ve bilinmeyen başka günahları mı vardı?
Biliniyor ki istifalar ülkücüleri tatmîn etmemişti! Ahlâki düşkünlerin ihraçları, daha ülkücüce, daha MHP'ce olurdu! Lakin dedik ya çok insafsız ve zâlim bir süreç! Kaçan da kovalayan da Allah'ı çağırıyor! Ahlâksızlar, ahlâk zabıtalığına soyunduruldular!
Okyanus Ötesi; çok iyi tanıdığı Türk Milletini tahrîk edici işlerle oyalayarak asıl işlerini perdeliyor! Allah adıyla yalan söyleyenlerin, Haçlı ile birlikte müslümanlara NATO adıyla yaptırım uygulayanların, Allah ve din adıyla vergi kaçıranların, zinâyı yasayla meşrûlaştıranların, İstiklâl Harbi Kahramanlarından, Atatürk ve Cumhuriyetten intikam isteyen tescilli Vatan haini torunlarının, bölücülerin, PKK'nın İmralı'daki elebaşının ortak istekleri perdeleniyor!
Bütün olanlara, herşeye ve herkese rağmen MHP'yi daha fazla oy toplayarak, daha güçlü bir şekilde Gâzi Meclis'e taşımak, her ülkücünün vicdân ve nâmus borcudur!
Yandaş medyanın dolma kalemlerinin, "Yürüyen İman" dedikleri çocuk tacizcisi sapık yandaşlarına; "Biz ısırır ama başkalarına ısırttırmayız!" şeklindeki sahiplenmelerini ve aynı zevâtın şimdi ahlâk zabıtası kesilmelerindeki sebebi sorgulamak gerekmez mi?
Genelevden başka hiçbir kurum, belden aşağı uzuvlarla yönetilmez! Churchill'in muhaliflere verdiği; "Ben İngiltere'yi popomla değil kafamla yönetiyorum." diplomatik cevabı, bilinmez mi?
Ne milletin, ne de ülkücülerin; hiçkimsenin belden aşağı uzuvlarıyla uğraşmak gibi bir merakları yok! Zinânın yasallaştırıldığı bir ülkede; dînen harâm, şeren yasak, kanun nazarında suç sayılan röntgenciliğe bu kadar prim yaptırmak akıl kârı olamaz!
Gayrı safi milli hasılada büyüme rekorları kıran Türkiye, gelişmiş ülkeler sıralamasında Afrika ülkelerinin bile altında! İşsizlikte rekor sahibiyiz! Üniversite mezunu işsiz sayısında yüzlerce yıl kırılması mümkün olmayan bir rekorumuz var! Terör ve anarşiyi demokratikleştirmede rakipsiz bir istikrar örneğiyiz!
Madem ki hırsızın bekçi, röntgencinin ahlâk zabıtası, iffetsizin nâmus savunucusu olduğu acayip bir zamanda seçim adlı bir ortaoyununda seçmen rolü oynayacağız, hakkıyla yapalım bari! Kendi düşüp ağlayanı, çocuklar bile gülerek ayıplarlar!
MHP'siz bir Meclis'in, Türkiye'yi Ortadoğuda hiç görülmemiş şiddette bir çatışmaya götüreceğini ve istenenin bu olduğunu, görmek zorundayız vesselam...
ÜLKÜCÜNÜN TEMSÎL EDİLMEDİĞİ MECLİS, ASLA MİLLÎ OLAMAZ!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

IS'SIZ DEREDE TİLKİ NÂRASI!...

Geri sayım başladı! Sandık, yârın; acelemiz yoksa sandığa 25 tane 24 saat daha var! Bu 25 tane 24 saate neler-neler sığar, bu 25 tane 24 saatte ne imkânsızlar başarılır!
Atalar; "Taşlamayla koyuna giden it, sürüyü kurda verir." derler! Yani zorlamayla bir papaza -özel eğitilmemişse- imamlık yaptırmak mümkün değil!
Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlar, dayanılmaz bir terörist baskısı altında! Devletin bir Bakanı, Diyarbakır'da kepenk kaptmayanların PKK tarafından cezalandırıldığını itiraf ediyor! Anadolu'nun göbeğinde üç-beş PKK'lı köpek, Başbakanlık Koruma Ekibine saldırabiliyor! Ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm bebek katili bir psikopat, Devleti tehdit edebiliyor!
Seçim sath-ı mailinde kimin, kime, niye oy vereceği belli değil!
10 yıllık AKP'de, cumhuriyetle yaşıt CHP'de il-ilçe yöneticileri, adaylarını tanımıyor! Y-CHP'nin, AB'ye biatıyla AKP ile benzeşerek Atatürk ve Cumhuriyet kazanımlarıyla kavgası gözlemleniyor! Fetullah Gülen'e "Dokunan Yanar" gerçekleştiriliyor!
Bu işlerin yabancısı değiliz! 2002' de, Gülen Cemaatini soruşturan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in gizli kamera ile çekilmiş sevişme sahnelerinin servis edilişini unutmadık! 2006' da, Gülen Cemaatine ceza verilmesinde ısrar eden Savcı Salim Demirci'nin, ses kaydının servis edilişini hatırlıyoruz! Deniz Baykal'ı; Pensilvanya'ya biatını açıklamasına rağmen istifa ettiren seks kasetini, generalleri istifa ettiren ses kayıtlarını biliyoruz!
Cemaate dokunup yanan Hanefi Avcı'nın "bomba" kitabında; "Danıştay saldırısından Ergenekon’a, Balyoz operasyonlarına, Nuh Mete Yüksel’in, Deniz Baykal’ın seks kasetlerine, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarına, savcı ve hâkimlere şantaj yapan, emniyet içinde yuvalanmış garip polislere" dikkat çekilerek, devlet kurumlarını adım adım ele geçiren Gülen cemaatinin nasıl örgütlenip çalıştığının anlatılışını okuyoruz! Hanefi Avcı'nın kendisinin de kanunsuz şekilde dinlendiğini keşfettiğinde şok geçirdiğini, binlerce insanın aynı şekilde dinlendiğini, hâkimlere, savcılara bu kayıtlarla şantaj yapıldığını, anlattığını biliyoruz!
Ve Devlet Bahçeli'nin F. Gülen'e dokunması üzerine, servis edilen gizli kamera çekimi görüntüleri ve ses kayıtlarını izliyoruz! Bu bilinenleri, Devlet Bahçeli'ye "İstifa" istekli tehdit ile örtüştürüyor ve soruyoruz! Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz? Bütün bu olanları, hâlâ fanatik taraftar davranışıyla alkışlayarak veya küfrederek mi geçiştireceğiz? Devlet yok mu? Yasa yok mu? Hukuk yok mu? Varsa nerdeler?
Orman kanunları geçerli ve gücü yeten yeteneyse, bu memlekette ülkücüye güç yeter mi? Öfkeli ülkücünün, istediği anda gökkubbeyi hedeflediğinin başına yıkmasına kim mani olabilir? ABD'nin, Haçlı'nın, Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin ve yerli Haçlı Müslümanlar'ın açıktan desteklediği "Birinci 12 Eylül Kıyâmeti"ne direnen ve güçlenerek çıkan Ülkücü harekete tehdît söker mi? ABD senaryolu, AB desteği ile tehdit savuran "teknik röntgenciler"i, ülkücünün gazâbından kim koruyabilir? Yoksa istenen bu mu? Yeni mazlûm zorbalara mı ihtiyâç var?
Bütün ülkücüler, olanları soğukkanlılıkla izliyorlar! Milletin darda, Devletin zorda olduğu bu günlerde ülkücüleri; Ümit Özdağ'a, Yusuf Halaçoğlu'na, Özcan Yeniçeri'ye, Semih Yalçın'a, Umut Yılmazer'e, Sinan Ogan'a, Azmi Karamahmutoğlu'na, Musavvat Dervişoğlu'na, H. Nurcan Yazıcı'ya, İbrahim Kadri Zengin'e ve benzer Ülkü Devleri'ne oy vermekten hangi sebep vazgeçirebilir?
Ülkücüler; bu Ülkü Devleri'nin Gâzi Meclis'te, 550 vekilin içine Atatürkçe, Türkeşçe, Türkçe dalacaklarını bilmezler mi? Okyanus Ötesi'nin, Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin, AKP'nin, ortak telaşı ve alçak saldırılar da bu yüzden değil mi?
Türk Milleti ve Ülkücüler, bütün bu oyunları bozmakta kararlıdır! Seçmen içinde sadece ülkücüler; kime ve niye oy verdiklerini, niye oy istediklerini biliyorlar! 12 Haziran; "Yeniden İstiklâl Harbi"dir ve her oy, bir millî mermi kudretindedir vesselâm...
YOLCU YOLUYLA, YOL YOLCUSUYLA GÜZELDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Mayıs 17, 2011

TÜRKÜZ BİZ...

Yaratılırken insanı
Güzelleştiren Türküz biz,
Şavaşırken de meydânı
Güzelleştiren Türküz biz...

Hak vererek âlimlere
Korku salıp zâlimlere
Alçaklara, hâinlere
Köz elleştiren Türküz biz...

Çağrılırız feth'ederiz
Alırken bedel öderiz
Ve alır cennet ederiz
Özelleştiren Türküz biz...

Millî akıldır aklımız
Gününde çıkar saklımız
Sivilimiz, pusatlımız
Düz illeştiren Türküz biz...

Biziz tarihten iz güden
Eğri yolda dümdüz giden
Ulusları budun eden
Ezelleştiren Türküz biz...

Duymayan duyandan duysun
Çıplak giysin, açlar doysun
Aklı olan Türk'e uysun
Tüzelleştiren Türküz biz...

Ötüken'de atlanarak
Her zorluğa katlanarak
Doğarken pusatlanarak
Töreleştiren Türküz biz...

Bayrak için kan vererek
Ve ölümü öldürerek
Şehâdetle dirilerek
Özelleştiren Türküz biz...

Oluruz Hak davasında
Düğün bayram havasında
Düşmanların anasında
Göz selleştiren Türküz biz...

Gönüllerde hasat olup
Savaşlara ruhsat olup
Er elinde pusat olup
Yüz elleştiren Türküz biz...

Adımızı Tanrı koymuş
Andımızı tarih duymuş
Varsa zulmle âbâd olmuş
Gazelleştiren Türküz biz....


Bilerek yol gözleyeni
Salıp aman dileyeni
Ne mutlu Türk'üm diyeni
Güzelleştiren Türküz biz...

17 Mayıs 2011/ İzmir
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Mayıs 16, 2011

ERDOĞAN İSTİFA ETSİN, OYUM AKP'YE!...

Göstermelik seçim sandığına yaklaşık yirmi gün kaldı! Genel Başkanların sinirleri gergin! Üslûp seviyesi avamın da, alaylının da midesini bulandırıyor! İstenen bu!
Eskilerin ehven-i şer dedikleri 'kötünün iyisine mecbûriyet'i yaşıyoruz güya! Güya dedim çünkü kötünün iyisine değil, kötünün en kötüsüne mecbûr ediliyoruz!
Okyanus Ötesi kurgulu, âdi oyunlarla CHP'de yönetim değişikliği yaptırıldı! Yetmedi; CHP içinde asla CHP'li olmayanlarca; "Eğer Kılıçdaroğlu olmasa CHP'ye oy veririm." gibi tutarsız, moral bozucu propogandalar başladı!
Toparlanır gibi olan SP'ye operasyon yapıldı! Kurtulmuş'u SP'den veya SP'yi Kurtulmuştan kurtarmışlardı ki Erbakan'a Emr-i Hakk vaki oldu ve kendi dertleriyle başbaşa kaldılar!
MHP'de bütün iç çekişmelere rağmen gözle görülen büyüme, korkuttu şer odaklarını ve peşpese kasetler servis edildi! MHP Genel Başkanı, anında müdahele edince oyun ters döndü!
Bu sefer aynı CHP'de olduğu gibi MHP'de de; "Eğer Bahçeli olmasa MHP'ye oy veririz." gibi çok art niyetli bir dedikodu başlatıldı! Artık herkesin eteğindeki taşı dökme zamanı!
Tavrımızı "İkinci 12 Eylül Operasyonu"nda, referandumda belli etmiştik hâlâ aynı tavırdayız.
Şim di ben de oyu olan bir seçmen olarak AKP'lilere sesleneceğim!
AKP'nin R. T. Erdoğan dışındaki kurmaylarına, Sn. Bülen Arınç, Sn. M. Ali Şahin başta olmak kaydıyla AKP'lilere sesleneceğim!
Mâdem "Kötünün iyisine mecbûriyet" var o zaman Allah rızası için "Kötünün en kötüsüne mecbûr" olmayalım! Haçlı'dan kaçıp Allah'ın evi camiye sığınan ve dilinde "Allah!" nidâsı olan Iraklı müslüman Arabın kafasına camide "My Good!" diye kurşun sıkan Haçlı Coniye dua eden R. T. Erdoğan'ı baştan indirin, ben de AKP'ye oy vereceğim! Sakın bana; "AKP'nin genel başkanından sana ne?" demeyin! "Size ne MHP'nin, CHP'nin genel başkanından?" derim!
"Tevhîdde birliğimiz var. Lailahe illallah yeter, Muhammedün Resulullah denmese de olur." fetvâsını veren Diyalogcu Vaiz'e karşı çıkmaya "ihânet" diyen R. T. Erdoğan AKP'nin genel başkanlığından istifa etsin, ben de AKP'ye oy verecek ve oy isteyeceğim! MHP ile CHP ile asla alâkaları olmayan, şeytan kurnazlığı ile Genel Başkanları bahane edenlere cevabım bu!
Hatta genel başkanlar kıyaslaması bile yapabilirim! Meselâ; Devlet Bahçeli'yi, yakınlarını, ülküdaşlarını korumamakla suçlayanlar; R. T. Erdoğan'ın ailesini, akrabalarını, hısımlarını, kendine sadık partililerini dört-beş yılda Karun'laştırdığını görmüyor musunuz?
Ne demekse, ne yapmışlarsa, R. T. Erdoğan'a yakışmayan işler yaptıkları için Bakanları listeye koymadığını bizzat kendisi söylüyor! Bakanların kim olduğunu ve uygunsuz ne yaptıklarını açıklamayan Başbakan mı, kahpece röntgenlenip kasetleri servis edilen düşkünleri anında kapı önüne koyan Devlet Bahçeli mi?
Yıllardır; esnafa, köylüye, çiftçiye, memura, sendikacıya, işçiye, askere, şehit ailelerine yüzlerine karşı hakaret eden Kasımpaşalı mı; sadece Kasımpaşalı'ya vatandaşa ettiği hakaretlerin cevabını kürsüden veren, Kılıçdaroğlu mu?
Bin yıllık kardeşliği bozmaya niyetli, bütünleşmiş-kaynaşmış Türkiye'yi 36 etnik parçaya ayırmaya çalışan ve bunların içinden sadece Türk'e hakâretler eden; bu ayrıştırmacılığı Allah adıyla destekleyen "Diyalogcu Vaiz" Fetullah Gülen'e karşı çıkmaya ihânet diyen R.T. Erdoğan mı; milleti, vatanı bölmeğe uğraşan Erdoğan'ı ihânetle suçlayan Devlet Bahçeli mi?
Mâdem planları, programları değil Genel Başkanları mukayese edeceğiz, hadi yapalım!
Belediye Başkanlığı döneminden kalma ve dokunulmazlık yüzünden raflarda zaman aşımına bırakılmış sayısız yolsuzluk dosyası olduğu söylenen "Yola devam"cı Recep Tayyip mi; hakkında hiç bir soruşturma olmayan Devlet Bahçeli mi?
Son söz olarak AKP'liler, AKP'nin kurmayları, değişen-gelişenler; R. T. Erdoğan'ı Genel Başkanlıktan alın veya istifa ettirin yemîn olsun AKP'ye oy verecek ve çalışacağım dersem incinirsiniz değil mi? Sokakta, kahvehanelerde, toplantılarda böyle deyip dolaşıyorum vesselam...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

YOK ÖYLE!...

Yok öyle!
Gök çöküp yer delinip kıyâmetler kopmazsa
Felek dönüp durdukça dünya Türksüz olamaz!
Evren cehennemleşip kâinatı yakmazsa;
Yağan yağmur, esen yel kayadan taş alamaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
Türk Telâfer'de ağlar, Türkistan'da inlerse
Türk Kerkük'ün sesini Kafkasya'dan dinlerse
Haçlı, diyalogcuyla camilerden ünlerse;
Türk'üm diyemeyenden Türklüğe baş olamaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
Dışarda diplomasi, içerde demokratlık
Haine maske olmuş takîyye ve kurnazlık
Terör şehri yakarsa, hükümrânsa îdamlık;
Yalancının yemîni mü'mîni kandıramaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!


Yok öyle!
Haçlı, birbuçuk milyon müslümâna kıyarsa
"Haçlı Müslümanlar"dan destek-dua alırsa
Türk'ün gözü önünde bu mezâlim olursa;
Mütecâviz kâfiri seyreden Türk olamaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
Şühedânın, gâzinin emeği yok olursa
Ezan rahatsız eder, çana heves olursa
Müslümanın feryâdı semâyı doldurursa;
Mazlûmu savunmayan insan bile olamaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!


Yok öyle!
Ölümü öldürerek dirilmezsek meydânda
Zâlimin gırtlağına binemezsek bir anda
Utanırız heryerde, Türkistan'da, Tûran'da;
Türk hayatta utançla başı eğik duramaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
İşbirlikçi hâinler birbirin etekliyor
Sabırlar bitti artık öfkeyi fişekliyor
Tarihin bağrı açık Türk yiğidi bekliyor;
Türk'ün eli olmazsa dünyada düzen olmaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
O kadar kolay değil, kaçandan gâzi olmaz!
Bir yiğit düştü diye meydânda saf bozulmaz!
Can almadan şân olmaz, kansız destân yazılmaz;
Destânlar yazılmazsa türe olmaz il kalmaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

Yok öyle!
Türk Beyler dirilecek, târih tekrâr edecek
Zâlimin saltanatı mutlak sona erecek
Gülecek mazlûm yüzü, zalimler inleyecek;
Lazım olduğu zaman kılıç kında kalamaz,
Türk Türk'ü korumazsa Tanrı Türk'ü korumaz!

15 Mayıs 2011/İzmir
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Mayıs 14, 2011

TEK DİŞLİ MEDENÎYET ADLI CANAVAR!

"Yeniden istiklâl Harbi" başladı! Medeniyet adlı, tekdişi internet olan kahpenin saldırıları başladı! Hücûm Marşı'nı duydunuz!
Ülkücüler, panikleyemezler; panikle dağınıklığa sebep olamazlar! Atılan fosforlu bombaları, bumerang misali tersyüz eden ülkücüler arasında panik yaratmaya çalışanlar da asla ülkücü değildir!...
Yılllardır, taraftarlıkla ülküdaşlık arasındaki farka vurgu yaparız! Bizim sevmediğimizi, bir ülküdaşımızın sevmek hakkı olduğunu samimiyetle söyleriz bunu yaparken de ülküdaşlarımızın sevdiği birini bizim sevmeme hakkımızın olabileceğini vurgulamaya çalışırız! Sevip sevmemek konusunda iç ihtilâfımız olan biri veya birileri uğruna Dâvâmızdan taviz veremeyeceğimizi, teşkilatlarımızdan vazgeçemeyeceğimizi, vazgeçenin ise hain değilse bile korkak olacağını vurgularız!
Yanlış zamanda, yanlış zeminlerde, yanlış ifâdelerle güya iç muhalefet yapan kişilerin yaratmaya çalıştığı bir panik söz konusu!
Türk Milletinin refleksi Bozkurtlar;
Hepimizin tanıdığımız, bildiğimiz müteahhitler vardır. Bu müteahhitlerin büyük bir çoğunluğu, diplomalı değildir ama müteahhittir! Eğer müteahhidin mimar ve mühendisleri ehil kişilerse; onların plan ve programları, kullandıkları malzeme, oluşturdukları ekiple devâsa kalıcı binalar yapılır!
Türkiye'nin değil, Avrupa'nın hatta dünyanın en ehîl siyâset mimar ve mühendislerinin Ülkücüler olduğuna inanırım. Bu ülkücü mimar ve mühendislerinin müteaahidi de dünyanın hakkını teslîm ettiği Alparslan Türkeş'tir ve Türkeş, dünyânın en ehîl millî siyâset müteahhidi ve Türk Dünyası'nın Son Başbuğudur. Devlet Bahçeli de dahil, bütün ülkücü mimar ve mühendisleri "Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye" inşasında buluşturan-çalıştırandır Başbuğ Alparslan Türkeş!
Büyük inşaaatlarda bazen mimar veya mühendislerden birinin-birilerinin yanlış çizimi, yanlış hesaplaması olabilir! Şu an yaşanan budur! Aynı tedrîsten geçen birkaç mimarın yanlışları yüzünden paniklemek, Ülkücülüğe yakışmaz!
Kıyâmete denk "Birinci 12 Eylül Kıyımı"ndan sağ ve güçlenerek çıkmayı başaran Ülkücü Hareket; bu saldırıyı da püskürtüp karşı taarruza geçmek zorundadır çünkü hedefe alınan ne Devlet Bahçeli, ne de yol arkadaşları değil, Ülkücü harekettir!
Recep Tayyip Erdoğan adlı "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı"nın; "Bahçeli'nin Fetullah Gülen Hocaefendi ile ilgili sözlerini, ihânet derecesinde kınıyorum." sözlerine Allah rızası için dikkatinizi çekerim!
Fetullah Gülen denilen, memlekete niye dönmediği bir türlü izah edilemeyen, Pensilvanya'da ABD'nin özel korumasında rahat eden ve dünyanın en saldırgan, en sadist, en vahşi İslam Düşmanı ABD tarafından "2011 Yılı Barış Ödülü" verilen kişi, bir devlet başkanımıdır? Hükmî şahsiyeti olan bir STK mıdır? Bir siyasi hareketi lideri midir? Nedir, kimdir Fetullah Gülen? Dahası; Fetullah Gülen ve cemaatine sadâkatin adı; devlete, cumhuriyete, Atatürk'e, mevcut Anayasa'ya ihânet tarifli değil midir?
Devlet ve Devlet kurumlarıyla Fetullah Gülen'i temsîlen kavgalı olduğunu anlayabileceğimiz bu açıklamasıyla "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanı"nın, Ülkücü Hareketi ve onun mevcut Genel Başkanı'nı ihânetle suçlamasını nasıl yorumlayacaksınız?
Ülkücüler, mütedeyyin müslümanlar, Allah adıyla kandırılan dindaşlarım; hepinize altını kalın çizgilerle belirleyerek bir hatırlatma yapacağım: Cehâlet, arapça "chl" kökünden, "cehile"den türemiş bir kelime olup "yapılmayacak bir şeyi bile bile yapmak" yâni câhiliye demektir. RTE ve şürekasının yaptığı da işte tam bu "câhiliye" davranışıdır!
Ülkücü Hareket, yapılan bu cahiliye saldırılarına karşı yekvücûtlaşarak, güç birliği yaparak sath-ı müdafaaya başlamak ve Türkçe taarruza geçmek zorundadır!
12 Haziran Seçimleri, seçim değil 'Yeniden İstiklâl Harbi'dir. Bu seçimdeki her oy, İstiklâl Harbimiz'deki her mermiden daha kudretlidir! Savaştan kaçmayı akıllılık zanneden kurnaz korkakların hesabını yapamayız! Giden gitsin, kalanlar bizimdir. Yarın bizim, istikbâl bizim, Vallahi zâfer bizimdir!
"Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın/ Kim bilir belki yârın, belki yârından da yakın."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Mayıs 12, 2011

KAHRAMAN, MEYDÂNDA DOĞAR!

Yavuz hırsızın ev sahibini bastırırmış! Minâreyi çalan, kılıf hazırlarmış!Anormal işler olmaya başladı! Millet cambaza baktırılırken millî kavramlarımızın, millî bütünlüğümüzün, bölünmez Vatan'ın kolu-bacağı budanıyor! Seyirle meşgûl olduğumuz için olanların farkında değiliz! Farkında olduğumuzda da iş işten geçmiş olacak! Vah'larımızla, eyvah'larımızla dövünüp duracağız!

AKP Kurmayı bir Başbakan Yardımcısı; "Kasetle gelen, kasetle mi gidecek?" alarmını verdi! Yandaş basından, yeşil mürekkepli bir dolma kalem; "Siz söylemeseniz de bir öğreniriz çünkü teknik takiptesiniz!" diye tehdît etti! "Geliyor! Geliyor! Yeni Kaset geliyor!" diye feryât ettik! Duyulmadı!

Minareye kılıf ayarlayacak ustalıkta oldukları için zamanlama ve sıralamada bizi yanılttılar, kabûl! Bundan dolayı; tebrik mi etmeliyim, bildiğim bütün küfürleri peşpeşe saymalı mıyım, kararsızım ama; "Hay Allah kahr... bela... v.s.!" saydırıp duruyorum!

CeHaPe'de bir kasetle neler yapılabileceğini; HSYK'da, ses kaydı ve kasetin nelere muktedir olduğunu; TSK'da, ses kaydı ve kasetin kudretini, ispatladılar!

Teknik takip, teknik dinleme-izleme adı verilen; güya mahkemelerden izinli olarak kullanılan yollarla; en sıkı güvenlikli kurumların mahremlerine, kozmik odalarına girdiler! Mahkeme kararıyla yazmak-yorumlamak yasağı olmasına rağmen; itirafçıların, gizli tanıkların ifadeleri, resmî teknik izleme sonuçları, çarşaf çarşaf haber edildi!Sonra, gözle görülür şekilde millet nazarında itibar kazanmaya başlayan MHP hedefe oturtuldu! Devlet Bahçeli'nin 14 yıllık yol arkadaşlarından, en kudretliler hedef alınarak "F-Tipi Teknik Röntgenci Pezevenkler"ce teşhîr ve fâş edildi! Devlet Bahçeli; hedef seçilen en kudretli yol arkadaşlarını, anında kapı önüne koyunca hesap ters tepti! Şantaj bombası, pimi çekili halde; AKP'nin ve Pensilvanya'nın kucağında kaldı!

Alternatif senaryoları hazır olan "Minare Hırsızları"nın 'Dolma Kalemler'i; BDP'liler ve tetikçi Dolma Kalemler vasıtasıyla; "Bakanlarına dikkat et! Onların kasetleri yayınlanırsa dizi olur!" uyarısını yaparken, bir de MHP'lilerin kasetlilerini savunmaya soyundular!

Ortam toz-duman! Seçim sath-ı maili tarihte görülmediği kadar kaygan ve bu rol değişimi aklımızı karıştıracak gibiyken devreye (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) BTK girdi! MHP’lilere ait görüntüler, 3 gün internet sitelerinde kalmasına rağmen, (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) TİB; AKP'lilerin kasetlerinin yayınlanabileceği endişesi ile alarma geçti! 24 saat nöbette olacaklar! Artık ne başkalarının, ne de AKP'lilerin kasetleri yayınlanamayacak! BTK, Olası gelişmelere karşı 24 saat görev yapacak ve hızla önlem alacak; ihtiyaç duyulması halinde, BTK’nın bu önlemleri, sürekli veya dönemsel olarak kullanılacak! İhtiyacın ortadan kalkması durumunda da konu, yeniden değerlendirilecak! Yani, minare çalınacak! Hiç yolu yok! Kılıf ve alternatif kılıflar hazır!

Bu tedbirlerden sonra; RTE ve Yağcı Dolma Kalemler, kasetlerin "Okyanus Ötesi'nden değil, CeHaPe'nin ve MeHaPe'nin iç hesaplaşmalar yüzünden içerden servis edildi"ği mealli açıklamalara başladılar! Doğruluk payı olabilir mi, olur! Tam da sırası gelmişken; Pensilvanya'lı Ilımlı İslâm Vaizi hakkında birşeyler yazdığımda; "Hocaefendi hakkında çok sert yazıyorsunuz! Bir sürü Fetullahçı ülküdaşımız var!" diye kim tarafından uyarıldığımı hiç unutmadığımı hatırlatırım!

Devletin ve sistemin en kılcal damarlarına sirâyet edinceye kadar her yolu mübah sayan; bir lira kazanmak için onbinlerce lira rüşvet verilmesine, gerekirse hakim-savcı satın alınmasına fetvâlı Fetullahçıların; MHP ve Ülkü Ocaklarına yerleştirdiği düşünülen kişiler vasıtasıyla MHP'ye bir uyarı cezalandırması yapılmış olabilir mi, olur? Atalar; "Kork Allah'tan korkmazdan!" demişler ama onların zamanında hem böyle teknik şeytanlıklar, hem de Ülkücüler yokmuş! Ülkücülerin yüreklerindeki Allah korkusu sâyesinde başka korkulara asla yer olmadığı için; "F-Tipi" Örgüte de, Pensilvanyalı Ilımlı İslâm Vaizine de, bu örgüt ve Vaizin patronu Pentagon'a da velhâsıl Okyanus Ötesi'ne top-yekûn savaş açarlar ki açtılar!

Şimdi; onlar düşünecekler! Şimdi; Okyanus Ötesi, Pentagon, Pensilvanya, Ilımlı İslâm Vaizi ve yandaşları düşünecekler! Çünkü Okyanus Ötesi organizeli kurnazlarla, Mütedeyyin Müslüman Türk'ün cihâdı başladı! Bu cihât da; mürâiye, takıyyeciye, "F-Tipi Ülkücü"ye, ürkeğe, korkağa, döneğe, kalleşe yer yok!

En cesûr korkaklar, teker teker susturulabilir! "O konuşmazsa aramızdaki mezara gider!" tarifli, Dolmabahçe'deki ikili görüşmenin, bir tarafı trilyonluk zırhlı araçla ödüllendirilirken yerine göreve gelene "liyakat madalyası" verilmeyebilir! Haşıl yediği için sancılanmaktan, sarmısak yediği için ağzının kokmasından korkanlar, susturulabilir!

El Câhiz'in tarifiyle; her biri başlı başına bir millet olan Türk Ülkücüler; bütün korkanların, susanların, korkutulan-susturulanların yerine de Allah rızası için; "Ölümü öldürerek dirilmek" sevdâsıyla Meydan Muharebesindedir!

12 Haziran Meydan Muharebesi'nin bir tarafı Haçlı, diğer tarafı ise Ülkücüler ve MHP'dir ve kahramanlar, savaş meydanında doğar vesselâm...

"DÖNERSEK KAHPEYİZ MİLLET YOLUNDA BİR AZÎMETTEN"

Selâm, sevgi, dua...

Mustafa ASLAN