Pazar, Temmuz 10, 2011

CENNET'TEN ŞEYTÂNÎ RÜBÂİLER...

Onlarca yıl Türk Milliyetçileri ve Ülkücü Camia'nın iltifatlarıyla şımaran biri, şımartılmışlığın verdiği rahatlıkla ta yakınımıza kadar sokulup nasırımıza bastı yine! Nasırımıza bizden olanların basması çok normal ama bizden zannettiğimiz mürâilerin basmaları, aklımızı-vicdânımızı da incitiyor!
Şu an sayısız Ülkücünün; "Canım dediklerim canımı aldı/ Beni bugünümden, dünden ettiler." diye feryât ettiğini duyar gibiyim!
Yavuz Bülent Bakiler nâmlı; -9. Türkçe Olimpiyatları'nda yaptığı konuşmayı dinlemeseydim- "Ağabeyim" diyeceğimiz kişi, ben de dahil sayısız Türk yüreği, milyonlarca Mütedeyyin Müslüman Türk'ü "soysuz"lukla itham ederek şirretleşti! Sürç-i lisan desem, yapmaz! Kalabalıkta heyecandan şaşırdı desem, olmaz çünkü yılların hatibi!
9. Türkçe -niyeyse- Olimpiyatları'nın kapanış gecesinde Yavuz Bülent Bakiler; "Fetullah Gülen Hocaefendi'nin sevap defteri ebediyyen açık kalacaktır." fetvâsını verdiler! Kanaatleridir! Öyle inanıyordur ve söylüyordur, olabilir diyelim!
Şahsen hiç bir cemaat mensûbunu incitecek tek kelime söz söylemem. Her iki dünyasını kurtarmak hevesi ile ve cahilâne tercîhlerle bir yerlere intisâb edenlere, alenen tenkîdim olmaz! Ancak lisân-ı münâsiple bilgimin gücü kadar doğruyu anlatmaya çalışırım ama "Dinci Holding Patronları"na, dincilik maskesiyle "Allah ile aldatanlar"a şiddetle karşı çıkarım!
Yavuz Bülent Bakiler de bir "Dinci Holding"de işe girmiş olabilir! Kendimi zorlayarak -bu gibi hallerde empatiyi beceremediğim için- zor da olsa anlamaya çalışırım!
Bakiler, güya Azerbaycan'dan birinin; "Bu okulların aleyhinde konuşan kimselerin annelerini-babalarını tanımak isterim! Bunlar nasıl soysuz insanlardır ki bu okulların aleyhinde konuşuyorlar!" sözlerini aktarmış ve devam etmiş; ".... bu mükemmelliğine içerden ve dışardan bir takım insanların menfi bir tavır takınmaları, anlatılmaz bir utanç konusudur. Burada bunu da tel'în ettiğimi ifâde etmek istiyorum." diyerek ya Azerbaycanlı dîni bilgiden yoksun birinin sözlerini, ya da hayâli biri üzerinden kendi düşüncesini söylemiş! Şair ve yazarlar genellikle sözlerini, düşüncelerini söylenmiş gibi ifâde ederler!
Vefâsızdan hiç bir şey olmaz! Yaklaşık 45 yıldır gıyâbında "ağabey" sanılan birine, "Yakıştıramadım" deyip geçemem! Şimdi de ben; 45 yıldır bizden bildiğimiz, ağabey zannettiğimiz birinin; "Anne-babasını tanımak isterim. Bu nasıl bir soysuzdur?" ki 50 yıllık dostlarına, milyonlarca mütedeyyin Müslüman Türk'e "soysuz" diyebiliyor! Bu nasıl bir kiralık kafadır ki bir "Dinci Holding Patronu"nu, tarih yazdırmış Hükümdarlarımızla mukayese ediyor! Bu nasıl bir "Dolma kalem"dir ki bir "Dinci Holding Patronu"nun 130 ülkede bayrağımızı dalgalandırdığını, bunu Devletimizin beceremediğini söyleyebiliyor?
Biliyoruz ki dünyanın neresindeki, hangi ülkede Büyük Elçiliğimiz varsa orada Bayrağımız dalgalanır ve Bayrağımızın dalgalandığı yer, kaç metre kare olursa olsun Vatandandır! Bu "Dinci Holding Patronu"nun, Bayrağımızı dalgalandırdığı hangi okul arsasının Türk Vatanı'ndan sayılmasına izin verirler?
Ve bu "Dinci Holding Patronu"nun hangi okulunda eğitim Türkçedir? Bütün okullarda eğitim dili İngilizce değil midir? Türkçe şarkılar, türküler ezberlettirilen yabancı çocukların, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ezberleyip söyleyen çocuklarımızdan farkları nedir? Her sene 23 Nisan'da dünya çocuklarıyla, değişik ülkelerin oyunlarını sergileyen çocuklarımızdan farkları nedir bu çocukların?
Bu "Dinci Holding Patronu"nun hangi okulundan mezun bir Türk çocuğu, yeni bir keşif yapmış ve Türkiye adına patent almıştır?
Sanal-ağda izleyip incinmeme vesîle olan bu "Dolma Kalem"ce davranışa, Bu Haçlı Müslümanca Haçlı Şövalyeliğine ancak; "Şeytân, Cennet'ten rübâiler okuyor!" diyebilirim! Her bilen, doğru söylemez çünkü! Şeytân, meleklerin en bilgesi ve kıyâmete kadar da Allah'tan izinli olanıdır çünkü!
Duyan herkesi inciteceğine emin olduğum; "Soysuz" hitâbını, yedi sülâlesini hedefleyerek misliyle iâde ederken, incittiği bütün yüreklerden özür dilerse özürümün peşin olduğunu da söyleyerek ve "Dinci Holding Patronu"nun memleketi Erzurum'un bunlar için söylediği:
"Can sizin, Cehennem Allah'ın!" çarıklı erkân-ı harb fetvâlarıyla...
"SU GİDER, KUMU KALIR!..."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Temmuz 08, 2011

İMRALI'DAN SON TÂLİMAT...

"Okumayı öğrendim; kendime yazıyı öğrettim sonra ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana!" (Mevlâna)
Kuşağımdan herkes gibi ömrümün yaklaşık 20 senesi öğrencilikte geçti. İlkokul, ortaokul ve lisede başarılı değilsem de başarısız da değildim. 1971'den itibâren tanıştığım fakülte dönemim; ülkemle berâber bir cadı kazanı misâli kaynatılan ömrümün 10 senesinin de ya cadı kazanında kaynatıldığı ya da cadı kazanı ateşine odun taşıyıcılarla kaçıp-kovalamacayla geçti! Defter-kalemden çok sopa-zincir taşıdığımız o dönemde, fırsat buldukça girdiğim derslerden aklımda kalanların üstüne çıkaramadım öğrendiklerimi!
Yüksek Öğrenimde "Eski Türk Edebiyatı" ve "Yeni Türk Edebiyatı" derslerinde, edebiyatın aslında "İlm-i Edep" yani terbiye dersi olduğunu öğrendim! Had bilmeği, "Biliyorum" demenin hiçbirşey bilmemenin ikrârı olduğunu da kavgadan zaman buldukça girebildiğim derslerde öğrendim!
"Milliyetçilik" ile "Milletçilik" arasındaki farkın da o ders saatlerinde farkına vardım! "Birinci 12 Eylül" nâmlı 'Netekim Paşa' elebaşlığında "Bizim Çocuklar"a yaptırılan, Atatürk ve Cumhuriyetle hesaplaşma kurumlarının temel atma törenlerini izledik! Vatandaşın %92'sinin onayladığı "82 Anayasası"nı yapan; bu sipariş Anayasa yetkileriyle Türk Milliyetçisi Gençliği, cezalandırmak için zorla okutturularak İstiklâl Marşı'ndan, zorla ezberlettirilerek "Gençliğe Hitabe" ve Atatürk'ten nefret ettirmeyi; Diyarbakır ve diğer hapishanelerde Kürtlere dışkı yedirerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne düşman etmeyi hedefleyen kıyımların içinden çıkarak bugüne geldik!
Necip Fazıl deyimiyle "Şerbakan"ın; İmam hatipleri "arka bahçe" ilan ettiği, "YÖK'ten türbana esas duruş alma" hedeflerini de bu sipariş Anayasa ortamında duyduk! En fazla İmam Hatip o dönemde açıldı! "Birinci Deprem Çadırı" dediğim ANAP ve Özal'lı dönemi, o Anayasalı dönem doğurdu! "Vatan ve milletiyle bölünmez bir bütün" bildiğimiz Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanma süreci; Özal'ın; "Federasyon dahil herşeyi konuşabiliriz! Anayasay'a bir kere delmekle birşey olmaz! Benim memurum işini bilir!" söylemleriyle ve şortla askeri denetlemesiyle başlatılmıştı, fark edememiştik!
"Netekim Paşa"nın 'Devlet Başkanlığı', Özal'ın Başbakanlık dönemlerinde "82 Anayasası"nın kaç maddesinin değiştirildiğini ve her değiştirilme öncesi Özal'ın ABD'ye gidip geldiğini, hep atladık! Günümüzün sık sık Kandil'e giderek gazetecilik zirvesi yaşayan 'Dolma Kalemler'i, o günlerin de muteber gazetecileri idiler! Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın Resmî Uçaklarından inmezlerdi!
Aynı kuşağın; dışkı yedirilerek Devlet'ten nefret ettirilenleri ile zorla İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe okutturularak Atatürk ve Cumhuriyet'ten nefret ettirilmek istenilen taraflarıydık! Aniden 'Netekim Paşa' hamiliğinde palazlanan ANAP'lı dönemde, onlar Resmî Uçaklarda dünyayı gezerken biz, "Ülkücü görüşe mensup olduğu için gizlilik dereceli görev verilemez" şeklinde "Güvenlik soruşturması" sonucu, sicilimize düşülen şerhi kaldırmakla meşgûldük!
Vagonlardan Atatürk pozları vererek kendini Yeni Devlet kurucusu vehmeden Netekim Paşa döneminde başlatılan Atatürk ve Cumhuriyetle hesaplaşmaları izleyerek günümüze geldik!
İki kişiden birinin oylarını; "Tek millet, tek devlet, tek Bayrak"söylemiyle alan, Türk Milleti'ni 36 etnik parça gören, millî kimliğini asla öğrenemediğimiz, BOP Eş Başkanı Başbakan'ın üçüncü ve "ustalık" döneminde; sokak ortasında Askerlerimiz infaz edilirken PKK'yı İmralı'dan yöneten bebek katili câni; " .... Daha önce söylediğimiz gibi hükümetle bir mutabakata varılarak yemin edebilirler! En son heyetle yaptığımız bugünkü görüşmede üzerinde uzlaştığımız en önemli ve atılması gereken pratik adım, Barış Konseyi'nin oluşturulmasına-kurulmasına ilişkindi. Heyetle Barış Konseyi'nin kurulmasına ilişkin bir mutabakata varmış durumdayız. Zaten bu durum protokollerde de yer almaktadır." dedi! (http://www.gazeteyurt.com/haberdetay.aspx?haber_id=7225)
Bölücü Kürtçüleri "TC zûlmü"nden kurtararak Anadolu Mandela'lığına hazırlanan idam artığı câni, bu gidişle 2.Cumhuriyetçileri de Atatürk ve Cumhuriyet kazanımları vesâyetinden kurtaracak gibi! Ya Rabbi! Mütevekkîl Türk aklımıza sen mukayyet ol!...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Temmuz 06, 2011

ÇELİK KAPILI EVİMİZDELER!...

Çelik kapılı, 4-5 kilitli, özel alarmlı evin salonunda çocuğumuzu dövüyorlar! Sadece dövmekle yetinmeyip öl-dü-rü-yor-lar! Özel korunmalı evimizde çocuğumuzu koruyamayınca, cebimizden cüzdanımızı alıp boşaltıyor, suratımıza çarpıyorlar! "Evimizin Evi Vatan" çatırdıyor! Seyrettik! Seyrediyoruz! Bize ne oldu? Uyuştuk mu? Öldük mü? Ne oldu bize?
Ne diyeceğimi bilmiyorum! Yüksekova'da iki Mehmetçiğimiz; güpegündüz, birilerini ihtâr, halkı tehdît veya vaat tarzında katlediliyor!
Allah(c.c.) rahmet etsin, ana-babalarına, yakınlarına, millete Allah(c.c.) sabırlar versin! Elbette; "İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn" da; Devlet'i yönetenler, iki kişiden birinin oyunu alanlar; Ordu'yu, mensuplarını koruyamaz hale sokanlar, polisi panzer içinde yakılmaya terk eden İleri Demokrasi'ciler, neredeler? "İleri Demokrasi" ile sağlanan bu 'istikrar çelik kapısı' önünde bacak bacak üstünde; "CeHaPe tükürdüğünü yalar!" diyerek seyredecekler mi?
Biz bu şehitlerden bahsedersek tahrikçi mi olacağız? Bahsediyorum, bahsedeceğim! Neyse o!...
2005 yılında iki İngiliz subayı, yerel Arap kıyafetiyle bir arabadan sivillere ateş ederken Irak polisi tarafından yakalanmış ve Basra hapishanesine koyulmuşlardı. İngiliz ordusu, derhal askerlerinin serbest bırakılmasını istemiş reddedilince de tanklarla hapishaneyi yıkarak askerlerini almıştı! Hatırladık mı? Basra nere, İngiltere nere? İngilizlerin Basra'da işi ne? Sorgulamasının yapılmasına bile izin vermediler! Çünkü İngilizler millet, çünkü İngiltere devlet ve çünkü elemanına, kadrosuna, askerine sahip çıkamayan devlet yok sayılır, devleti yok sayılan millet yok sayılır, yoktur!
Türk Milletini yok sayıyorlar! Türk Milleti'nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yok sayıyorlar! 30 sene önce "Bizim çocuklar"a yazdırdıkları anayasayadaki tahrîk edici-bölücü-ötekileştirici maddelerin, görevini tamamladığına kani olarak şimdi MHP'nin de yardımıyla "Farlılıkların farkındalıkla ülke yönetimi" demoktratlığı ile yeni anayasa hazırlığındalar!
Meclis'in 1/3 ü boş! Düne kadar birbirine hakaretler eden AKP ve MHP'liler, "Meclis'in saygınlığı(!)"nı korumak için birlikte yeni Anayasa yapacaklarının işâretini veriyorlar! "MHP'siz Meclis" planını bozmak için harcanan olağanüstü gayretler, boşa mı gitti?
Siyasallaşmış PKK, Diyarbakır'da grup toplantısı yapıyor! Onların "İleri Demokrasi"cilik oynadıkları yerde Mehmetçik güpegündüz katlediliyor!
İmralı'da bebek katili caniyle yazılı anlaşmalar imzalandığını, ekrandan söylüyorlar!
Güvenlik Güçlerimiz'in, askerimizin can güvenliğinin kalmadığı bir ülkede, hâlâ istikrar var!
İki gün önce; "Seni Vatan'a helâl etmiyorum! Allah'a emânet ediyorum!" diye feryâd eden Türk Kadını'nın sesi kulaklarımızda! Bu yeni şehitlerimizin ailelerinin ne diyeceğinden, Hükümet edenler korkmuyorlar mı?
TSK'nın nerdeyse tamamı, "Tutukluluğa mahkûm" olarak hapisler! Rütbelilerin tutuklanması, askerin güpegündüz katledilmesi, sokakların yakılması, PKK sıkıyönetimi sıradan olay!
Bütün bunların; 22 ülkenin sistem ve sınırı değiştirilerek kurulmak istenen Büyük Ortadoğu Projesi içinde, bir iç çatışma başlasın diye tezgâhlandığını Başbakan bilmiyor olabilir mi?
BOP Eş Başkanı Başbakan'dan umudumuzu keserek devletçilik teamülümüzden hareketle Haçlı tahrîk ve desteği ile şirretleşen Kürtçü aptallarımıza seslenelim bari!
Kürtler! Kürt kardeşler! Sizi Türk'ün öfkesinin elinden, ancak ölüm alabilir akıllı olun! 1923'lerde Haham Haim Nahum projesiyle önce bölüp sonra savaştırmak, sizi yok etmek istiyorlar! Akıllı olun! Vallahi yazık olacak! Türk Milleti'nin sabrıyla oynuyorsunuz! Şu anda İleri Demokrasicilik oynayan taşeron işbirlikçiler, ortalık karışır karışmaz kaçarlar! Sizi Türk'ün kıyamete denk öfkesi karşısında sahipsiz bırakırlar! Allah aşkına akıllı olun!
Türk Milleti, bu devleti sokakta bulmadı! Sokaktaki üç-beş veledinizin taşlarına, üç-beş Haçlı şımarığı silahlı kalleşinize terk etmez!
"Analar ağlamasın" istismarcılığı yapanların, âcilen Türk Analarını ağlatanların analarını ağlatmak gibi bir mecbûri görevleri var, hatırlatırız!
"YA İSYÂNI DURDURUN, YA MİLLET DURDURACAK."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

"EVİMİZİN EVİ" ÇATIRDIYOR!

Milliyetçi ve milletçi bir Türk olarak; ûlemaya-ümerâya, âlime-câhile, alaylıya-mektepliye, üreticiye-tüketiciye, işçiye-işverene, zenaatkâra-sanayiciye, hülâsa bu Vatan'ın yeraltı-yerüstü nîmetleriyle hayatını sürdüren herkesi, canlarını yakarak uyarmak zorundayız!
Yüzlerce yıl, milyonlarca vatan-millet evlâdının kanları-canları pahasına Devlete adres ettiği, "Evimizin Evi" vatan, elden gidiyor! Fert olarak nasıl ki herkes kendi evinin içinden sorumluysa toplum olarak ta her millet, kendi devletinin iç düzeninden sorumludur! İç düzenini yani asayişi, huzûru sağlayamayan millî devletin, varlığı sorgulanır! Devletin varlığını sorgulayabilmek için millet olmak, milletten olmak şarttır! Çünkü Devlet, milletin kurduğu en büyük teşkilattır!
Yıllardır; "Milletliğimizi hedef aldılar! Millet yapımızı çözüyorlar! Türk Milletini halklara ayrıştırarak yok etmek istiyorlar! Onlarca yıldır "halklar, halkların eşitliği, halkların kardeşliği ve halklara özgürlük" terâneleriyle geldiğimiz-getirildiğimiz garâbet ortada! Bazı, duyarlı ama bilgiden yoksun Türkler; "Ülkemizde şunların-bunların, bilmem kimlerin dernekleri-teşkilatları var da neden Türklerin yok?" diye kendilerine göre haklı sorularını duyarız! Onlara rahatlamaları ve bir daha böyle ayrışmaya yardımcı olacak etnik derneklere, şehir-kasaba-köy derneklerine itibar etmemelerini tavsiye edeceğiz! Yüksek sesle, altını kırmızıyla çizerek, önemle vurgulayarak söylemeliyiz ki; Türk Milleti'nin kurduğu teşkilâtın adı, DEVLET'tir! Diğer bütün dernekler, teşkilatlar bu DEVLET ÇATISI altında yaşarlar. Allah korusun DEVLET ÇATISI çöker veya çökertilirse öbür dernek ve teşkilatlar teferruattan bile sayılmazlar!
Yakın bir zamanda mutlaka "milliyetçilik ile milletçilik arasındaki farkı" işleyeceğimizi söz vererek milliyetçiliğin sadece sözle olamayacağını vurgulamak isterim! Milliyetçilik, mensûp olunan milleti sevmektir. Mensûp olunan milletin hükümrânlığını sağlayarak kendinin ve millete dahil olanların huzûrunu, millî teşkilat DEVLET'in güvencesine terk ettikten sonra diğer mazlûm milletlerin yardımına koşmaktır milliyetçilik! Milletini seven milliyetçilerin yapacağı ilk iş, Millî Devlet adlı çatı teşkilatı kurmak, sonra kuşaktan kuşağa bu kutsal emâneti devretmektir.
Bizi, atamızdan mîras Devletimize sadâkatimizden dolayı sorgulamaya niyetliler var! Bu art niyetliler, kırk yıldır saklandıkları camilerden fısıltı ile yaydıkları iftiralarla Devleti ve Devlet Kurumlarını hedef almışlardı! Çok söyledik az işitildi!
Büyük devlet ve fikir adamı Atatürk'ün kurduğu partinin altı umdesinin biri milliyetçilik, biri de halkçılıktır. Milliyetçilik ve halkçılığın farklılığına bundan daha çarpıcı bir misal olabilir mi? Halkını, sadâkatle milletini seven herkesin, bir başka konuya daha dikkatlerini çekmeğe çalışacağım: Eski yığma binaların sağlamlığı ve ömrü, köşe taşlarına bağlıdır! 20. yy.'ın tarihe imza atmış Devlet ve fikir adamı Atatürk'ün, milliyetsiz bir imparatorluğun molozlarından, "yığma metodu"yla kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin; Milleti ve halkı koruyan yasaları güvencesiyle; mektepsiz-medresesiz, teşkilatsız-derneksiz Alparslan Türkeş namlı bir Türk Yiğidin davûdi çağrısına koşarak katılanlar, tabiri caizse bir "yığma bina" oluşturdular. İçlerinden bazılarını seçerek "köşe taşı" eden Usta ve O'na sadâkatle bağlı kalfaları dünyalarını değiştirince bu "yığma bina", sahipsiz-metrûk bir bina şekline dönüştü ma'lesef!
Binanın çökmemesi için belli zamanlarda tadilât, elbette lâzımdır. Türk Milliyetçiliğinin karargâhı olarak kurulmuş bir "yığma bina" olan MHP'yi, alaylı ustaları bilmeyen mektepli mimarlar, tadilât yapacağız derken, köşe taşlarından epeycesini söktüler! Böylece Karargâh Binası'nın ömrü, duvar ve duvarları bağlayan ara merteklerin ömrüne ve direncine kaldı! Hayatında hiç alaylı bir ustayla tanışmamış, alaylı ustaları bilmeyen, bilmediği için de küçümseyen ve eline hiç mala almamış bir müteahhîdin yönetiminde diplomalı acemi mimarlar, tadilât diye binayı yıkmak üzereler!
Seçim sath-ı mailinde, zoraki emlakçı rolüne girerek; "Kime ne müteahhitten? Mimarı mühendisi ehîl olan inşaatlar, sağlam olmaz mı? Türkiye'nin, Avrupa ve dünyanın en ehîl mimar ve mühendisleri ülkücülere güvenin! Onlar zayıf bina yapmazlar, yapmayacaklarını va'detmezler..." diye pazarlamacılığa soyunanların olağanüstü gayretlerini izledik! Satabildikleri ve satıştan sağladıkları kâr da "saygınlığını korumak" adına girilen Gâzi Meclis'te vesselâm!
DELİ KARDEŞE VASİLİK YAPILIR AMA MİRAS ORTAĞI EDİLMEZ!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

GADAMIZI ALSIN "İLERİ DEMOKRASİ"!...

1923'te Lozan Görüşmeleri'nde İsmet İnönü'ye müşavirlik yapan Haham Haim Nahum, İngiltere Başbakanı Churchill'le ve Fransa Cumhurbaşkanı Clemenceao ile görüştüğünde; "Buraya Türkiye’nin üyesi olarak geldiysem de ben asıl İsrail’in Mürşitler Meclisi'nin temsilcisi olarak geldim size onların kararını bildiriyorum. Bunu biz hahamlar meclisinde kullandık ve size tebliğ etmek için sonucu getiriyorum. Diyorum ki Türkiye varken biz rahat edemeyiz. Türkiye'yi ortadan kaldırmak harple mümkün değildir. Türkiye'yi harp ile İsrail’in emrine sokmamız mümkün değil. O halde 7 maddelik bir ilaç, bir reçete uygulayacağız:
* Türkleri aç bırakacağız bir;
* İşsiz bırakacağız iki;
* Borçlandıracağız üç;
* Dîninden uzaklaştıracağız dört;
* Böleceğiz beş;
* Böldüklerimizi birbiriyle çarpıştıracağız altı;
* Yumuşak lokma yapıp İsrail'e vilâyet yapacağız yedi..." dediği tarihin kayıtlarında ve biliyoruz! Haham Nahum, bunları söylerken daha İsrail yok! 25 yıl sonra, 1948'de kurulacak!
2000'li yılların ilk başlarında, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'in; "Türkiye'de dahil 22 ülkenin sınırları değişecek." dediğini de biliyoruz! Ama BOP Eş Başkanı bir Başbakanımızın olması, şansımız! Sâyesinde şükr'olsun "İleri Demokrasi"ye kavuştuk!
Siyâsette kaset, ticarette şantaj, sporda şike, Meclis'te boykot, basında tehdît, özel hayatta korku; gadanı alayım İleri Demokrasi!
Üretim sıfır, tüketim sınırsız; batık kredi kartı sayısız, icra dosyalarısokaklara taşkın, namuslu vatandaş şaşkın; gadanı alayım İleri Demokrasi!
Bölücü terörist "bağımsızlık savaşçısı gerilla", PKK'nın siyasallaşmıları "Yemin bizi bağlamaz." dedikten sonra Meclisi boykotta, Diyarbakır'da Grup Toplantısı yapıyorlar! Sınırlar yolgeçen hanı! "Komşularla sıfır sorun" adlı müthîş hariciyemizle birkaç ay önceki kankamız Suriye ile açtığımız sınırlar hâlâ açık! NATO ile birlikte kankamıza "demokrasi bombaları" yağdırma hazırlığındayız! Bir başka "sıfır sorun"lu komşu İran; "Suriye saldırısına ev sahipliği ederseniz Türkiye'yi vururuz!" diye tehdît ediyor! Hangi cebimizde kimin eli var bilmeyecek kadar sorunsuzuz; gadanı alayım İleri Demokrasi!
Namus-şeref kavramlarını kamusta bile okumayanlar, Gâzi Meclis'te; namus ve şeref üzerine and içiyorlar! Meclis'in 1/3'ü boş! Anamuhalefet, yemin etmediği Meclis'i ve Meclis'in yaptığı yasaları, batık komşumuz Yunanistan'a şikâyet ediyor!
Anayasa yok, değişecek! Yasalar güçten yoksun, değişecek! Silahlı terörist, eli-kolu yasalarla bağlı ordumuz ve Güvenlik Güçlerimiz karşısında tarifsiz şımarık! Ülkenin bir bölgesi ve büyük şehir sokaklarında PKK sıkıyönetimi var! 1/3'ü boş olan Meclis çalışmaya başladı! Bütçe açığımız rekordayken büyüme rekorları da kırabiliyoruz! Sekiz Mehmetçiği şehit eden kalleş PKK'lı milletvekili ünvanlı bir bölücü tarafından kahraman ilan ediliyor! Şehit Mehmetçik, artık vatana helâl edilmeyip Allah'a emanet ediliyor! Öööf! Gadanı alayım İleri Demokrasi!
20 yıldır işsizim! 20 yıldır işsizliğimi belgeleyemediğim için Eşim üzerinden bile sosyal haklardan istifâde edemiyorum. Allah(c.c.)'tan sigortalıyım! 20 yıldır ilk defa -yıldırma/korkutma amaçlı gözaltına alındığımda- polis nezâretinde sağlık kontrolü yaptırabildim!
Hür aklımın, hürriyetini verdiği vicdânımla aklım kesti keseli; "Demokrat değilim!" diye açıklamışım şükr'olsun! Gadamızı alasın İleri Demokrasi!
"BİRİLERİNİN GELİP KURTARMASINI BEKLEMEK, KÖLE ZİHNİYETİDİR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Temmuz 01, 2011

"HARNÂME"YE GECİKMİŞ CEVAP!...

"Ne günlere kaldık ey Gâzi Hünkâr,
Katır mühürdâr oldu, eşek defterdâr!" (Ziyâ Paşa)

"Kimse ta'yib edemez biz kafa-göz yarsak ta
Döğüşe, kavgaya var milletin elbet hakkı,
Yatalı beş senedir sâde mısır ekmeğine
Kalmadı halkımızın hind horozundan farkı!" (Neyzen Tevfik)

"Bu kadar cehâlet ancak tahsîl ile mimkündür!" (Sakallı Celâl)

"Arkasından alınsa palanı, sanki it artığıydı kalanı" (Şeyhî-Harnâme'den)

Zerdûz palanlı eşşekler'in her dönem olduklarını ve her dönem yüksek volümlü anırtılarıyla dikkat çekmeyi başardıklarını, tarihten biliyoruz!...
Günümüzün "zerdûz palanlı", defalarca dediği olmazsa Taksim'de anıracağını söyleyen bir "dolma kalem"i, bu defa da vuvuzelaları bastıran sesiyle; "Geçen seçimin hemen ertesi günü mızmızlanmaya başlamışlardı, bu sefer iki hafta sustular, kendilerine gelmeleri zaman aldı, düştükleri eşeğin semeri daha yüksekti." diye bağırmış!
Attan değil, eşekten düşen iflâh olmaz biliriz! Attan düşene birşey olmadığını zâten bütün dünyaya göstererek ispat ettiydik! Bunu unuttuğu veya unutturmak istediği ma'lûm, zerdûz palanlı dolma kalem; semercisine oy vermeyenleri kendine benzetmek gibi insâni bir davranışı, taklît etmeyi başarmış!
Adını söylemeye tenezzül etmesem de kim olduğunu herkesin bildiğini bildiğim zerdûz palanlı dolma kalem'e sesleneceğim! "İşin mi yok Hoca?" itirazlarınızı duyar gibiyim ama dedim ya vuvuzelaları bile bastıran bu bed sesi duydum Vallahi!
Zerdûz palanlı-Dolma Kalem, muhalefeti sırtından attığını söyleyip ve bu yüzden, "iki hafta sustular" tesbîtini yapmış!
Bak hele, zerduz palanlı-dolma kalem! Ne yükseklikte zerdûz palan urulursa urulsun, evin at binmeye hevesli haşarı çocuğunun köy içine alış-verişe ve su getirmeye giderken bindiği eşşeği misâli, sana binecek muhalifler olacaktır! Sen, fıtratın gereği ikide bir iddialaşarak öne sürdüğün sıfatınla buna gönüllüsün de Bozkurt sıfatlılara, Arslan sıfatlılara kinâye ile hayvan diyenler var biliyorsun değil mi? Sırtından attığını söylediğin muhalif halkın içindensin biliyorsun değil mi? Hatta baban da, babanın babası da bu halktandı biliyorsun değil mi sesi vuvuzelayı bastıran zerdûz palanlı dolma kalem?
Yeniçağ'dan okumadan güne başlamadığım Selcan TAŞÇI, senin vuvuzelayı bastıran bağırtından alıntı yapmasaydı, seninle uğraşarak bir günümü ziyân etmeyecektim! Şimdi mecbûren Selcan TAŞÇI vâsıtasıyla duyduğum bu bed sesi, duymayanlara da duyurmak için mahalleye çıkacağım!
Yalnız hakkını teslîm edeyim; aynaya bakarak, külliyen yanlış ta değilsin! Geçen seçimde hemen itirazlar vardı doğrudur! Bu sefer iki hafta sustular, doğrudur! Çünkü muhalefetin iki partisinde, uçkurlarına teslîm olmuşlar yüzünden ve attan düştüğü için eşeğe binmeye asla cesareti olmayan, demokrasi tramvayı vatmanı yüzünden, tramvay vagonlarına doldurulmuş ellerinde "yardım paketleri"yle sefer ettirilen kalabalık yüzünden, iki hafta sustular!
Keşke hep sussalardı ve senin gibi, vuvuzelayı bastıran beyin patlatan bed seslerle bizi muhatap etmeselerdi!
Mahallemizdeki neslinin sonuncusu bir semercinin sana, daha yüksek bir zerdûz palan hazırladığını da haber vererek, helâlleşmeden halleşelim vesselâm!...
"Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zerdûz palan ursan eşşek yine eşşektir."
(Ziya Paşa)
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Haziran 29, 2011

VİCDÂN! AYAĞA KALK!...

Kırmaya kıyamazdım ama yıllardır kınına girmemiş kalemimi, nerdeyse kınına sokacaktım! Susturacaktım nerdeyse!
Oysa boyumu sevmeyip gözaltına alanlara inat; "Kalemimi sivrilteceğim." demiştim çünkü hasmım belli, hısmım belliydi! Hasmımdan ziyâde, hısmımdan yara alınca kalemim öfkeden körelir gibi olmuştu! "Teknik Takipçi"lerin de kulak misafirliklerinde bu hâlet-i rûhiyemi paylaştığım Ankara'dan bir, İstanbul'dan iki sırdaş Gönüldaşım; "Hocam yaz! Sadece ben okuyacağım için yaz! Susma kararını tek başına veremezsin!" dediler sağ olsunlar!
Av köpeği misâli tüfenklinin yanında durmamayı, ihânetten sayan bizimkiler rahatsız olsalar da yazacağım! Sevdiklerini zannedip teslîm olduklarına; onların gönülleri hatırına dokunmamaya gayret edeceğim ama ne herhangi bir Ülküdaşıma, ne de bana edepdışı saldırılara bigâne kalmayacağım! Üzerimize gelirlerse savaşacak, saldırırlarsa vuruşacağım!
Bu arada, 29 Haziran 2011 günlü Yeniçağ'daki "Genel Manzara" başlıklı yazımda, bir düzeltme yapmalıyım. Yazıdaki; "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halklara Türk Milleti denir." cümlesinin doğrusu; "Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Türkiye Halkı'na Türk Milleti denir." şeklinde olmalıydı! Azmi Karamahmutoğlu Başkan'a nâzik uyarılarından dolayı teşekkür ederken herkesten özür dilerim... "Kendime Firar"da olduğumu, vicdân mahkememde yargılandığımı arzetmiştim. Hakim kürsüsünde imanım, savunma makamında aklım ve zanlı sandalyesinde ben çekişirken savunmaya tenezzül etmeyen Türk yüreğimin nârâsı:

ZANLI AYDUR

Bedenimde canım hücre hapsinde
Gardiyan sînem mi yoksa aklım mı?
İmanım aklımla hüküm derdinde
Kilitli nefsim mi, sırrım saklım mı?

Şeytan fink atarken din çeperimde
Bilirim Allah var, Allah kerim de;
Arkadan vurulduk her seferinde
Gül'ün dikeninden utanalım mı?

Atan belli değil, ok yaydan çıkmış
Sabır tevekkülün canını sıkmış
Firavun Yusuf'u zindana tıkmış
Hücrede rüyâya sığınalım mı?

Vatan için yatan mert neferler var
Ölümlerle gelen sert zaferler var
Rüyâlarda bile hep seferler var
Uyanıp yeniden atlanalım mı?

Küfür edip nedâmete eyvâha
Şeytanımız yenip dönüp Allah'a
Haçlı Müslüman'ı gerip çarmıha
Dualar zırhına saklanalım mı?

Rûhum kafesinde hücre hapsinde
Çile sâyesinde ömürler zinde
Hasretin, ecelin, zorun hepsinde
Sabır yayımızla oklanalım mı,
Tevbeyle günahla aklanalım mı? (M.Aslan -29 Haziran 2011/ İzmir)

"İĞNE BATTIĞI YERDEN ÇIKAR!"


Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

"GÂZİ MECLİS"TE ORTA OYUNU!

Günlerdir vicdânî mahkememde kendimi yargılıyorum! İmanım hâkim, aklım avukat; beni sorguluyorum! Fikrimle zikrim bir belli, çünkü görenlere, fikrimi ve fikrimi temsil eden partiyi hatırlatıyorum!
"Yeniden İstiklâl Savaşı" dediğimiz seçimde yenildik! Lokal yenilgidir, düşen cephe yeniden ele geçirilir ümidim vardı! Savaşta öldüremeyen yara, savaşçıya güç verir iddiam, bu inancımdandı! Artık yaralarım çok acıyor ve farklı düşünüyorum!
Hâinlerin, bölücülerin tek korkuları, bütün plan ve hesaplarını ona göre yaptıkları Ülkücüleri, ülkücü zannettikleri yine yok saymaya başladılar!
Seçimden sonra konuşması gerekenler kayıplar! Yoklar ve yok oldukları için onların yüzünden varlıkları heryerde fark edilen Ülkücüler de yok sayılıyorlar! Dahası PKK'nın siyasallaşmışlarına, CHP'lilere, AKP'lilere karşı "Meclisin saygınlığını korumak" adına sessiz kalarak demokratlaşanlar; "Aleyhte yazma!" diye telkin(!) uyarısında bulunuyorlar!
Sanki gizli bir el, mücâdele için yaratılmış ülkücülerin bütün enerjilerini ve dikkatlerini üzerlerine çekerek birşeyler perdeliyorlar! Yaralarım acıyor, aklım karışıyor!
Saddam'ın sonunu hazırlayan sekiz yıllık Irak-İran Savaşı'na benzer bir ortam hazırlanıyor! Abi BOP Eş Başkanı'nın Ülkesi, NATO ile birlikte Türkiye'yi Suriye'ye müdahele ettirmeğe hazırlanıyor! İran anında; "Suriye'ye saldırılmasına ev sahipliği yaparsanız biz de Türkiye'yi vururuz!" diye kulak çekiyor! Cezaevindeki bir sehpa artığı mahkûmuna güç yetiremeyeni, hangi komşu tehdît etmez ki?
Seçilen, "Tutukluluğa Mahkûm" milletvekilleri cezaevinde! Mazbatalarını aldılar, kayıtlarını yaptırdılar, yemin edemedikleri için milletvekili değiller! Baykal Başkanlığı'ndaki CHP desteği ile yapılan yasal düzenlemeyle "Muhtar bile olamaz"ken, yasağı kaldırılan; seçimi yenilenen Siirt'ten Milletvekili ve Başbakan edilen R. T. Erdoğan, tutukluluğun suçunu, mahkemelere atıyor!
Yemin etmeyen 169 vekil var yani Meclis'in üçte biri boş! Kaset skandalı ile MHP'den istifası istenen ve MHP oylarıyla zorla seçilen İhsan Barutçu, yemin ediyor ve vekil!
Daha önce; "411 imzayla meclisin yaptığını, hakimler bozuyor!" diye "Yargı Vesâyeti"nden şikâyet eden Erdoğan; 169 milletvekilini seçen milyonlarca oyun, iki hakimin iki dudağı arasında yok sayılışına ses çıkarmıyor! Ve bu bana, Yassıada'da; "Sizi buraya tıkan irâde böyle istiyor." diyen 'Bağımsız yargı'nın, uygulamasını hatırlatıyor! Durmak yok! "ileri demokrasi"ye devam! Neresine baksam iç karartıyor, nereye el atsam elde kalıyor!
Bir fıkra:
Kars'ta Muharrem Ayı'nda İran'dan getirilen Ahund; Hz.Ali ve Ehl-i Beyt haricindeki halifelere minberden hakaretler edince, ahali arasında münakaşa başlar! Bu münakaşanın sonunu iyi görmeyen dört kafadar, bir plan yapar.
Ahund minberde diğer Halifeler aleyhinde konuşmaya başlar başlamaz delikanlılardan biri fırlar ve Ahundu yaka paça minberden indirir, ağzına gözüne birkaç tokat atar ve "Sus! Yeter!" diye bağırır! Ahund; "Gurban olum! Defolum, susum da sen kimsen?" diye sorar. "Ben Ebubekir'im" cevabıyla Ahund giderken bir başkası yakalar, birkaç tane de o vurur! Ahund yine; "Be sen kimsen?" diye inleyerek sorar; "Ben Osman'ım." cevabıyla biraz daha siner. Bir kaç adım sonra bir başkası hiddetle Ahundu yakalar! Ağzına gözüne rast gele tokatlardan sonra, yerde de tekmeler! Ahund adamın elinden kurtulur; "Olmuya sen Ömersen?" diye inler. "Evet Ömer'im! Sus artık!" cevabıyla sessizce sıvışmaya niyetlenir. Tam kapının önünde, iriyarı bir delikanlı Ahundu yakalar! Başına kaldırıp yere çalar ve yerde epey tekmeledikten sonra ağzına-yüzüne siğer bırakır!
Ertesi gün Ahund, minberde çok sakin ve makûldür. Cemaat; "Ahund ağa, birşeyler anlat!" diye seslenir. Ahund duymazdan gelir, devam eder. Cemaat yine; "Ahund ağa, düzgün birşeyler anlatsana!" diye homurdanınca; "Ne anlatayım?" diye öfkeyle sorar. Cemaat; "Anlat işte! Kurban olduğum İmamlardan, kurban olduğum Hz. Ali'den anlat!" deyince Ahund; "Sus köpeğoğlu! Ali değil miydi ağzıma siyen?" diye öfkeyle patlar!
Sözüm yine ortaya!
SESSİZ KALABALIĞIN ÖFKESİ, SELE BENZER!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Haziran 25, 2011

"TERS LALE" DEVRİ!...

Şükrolsun, çıraklıktan kalfalığa geçişini alkışladığımız, şimdi ustalığını göreceğimiz; "Demokrasi, gereken durakta inilecek tramvaydır." vecîzesi sahibi "Demokrat Vatman" BOP Eş Başkanı Sultan I.Recep Tayyip Erdoğan sâyesinde, Allah'ın da yardımlarıyla istikrârımız sürüyor! "İleri Demokrasi"ye doğru son sür'at; "Durmak yok! Yola devam"!...
"Sıfır sorun"lu komşularımızla; "Bizde pişer, komşuya da düşer"i yaşıyoruz şükrederek! İflâs etmiş komşumuz Yunananlıların bizde bankaları var! Dev iletişim şirketi var!
I. Sultan Recep Tayyip Erdoğan'ın kankaları Beşar Esad'la yaptığı anlaşma ile sınırı açtığımız Suriye'den kaçanlar, biner-biner geliyorlar! Kanka Esad'ın tankları, sınırlarımızda tâciz turları atıyor!
Hukuka, hukukçulara ne gerek var? Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri yok mu? Köşk'te mûkim millî mazlûm da daha önce oraya müracaat etmemiş miydi? Biz de ederiz! Küreselci değil miyiz?
Sınırları korumaya ne gerek var? "Biz düzeltmezsek birileri gelir düzeltir" tarihi uyarısını hatırlayarak Birleşmiş Milletler'den Barış Gücü isteriz, gelir korurlar!
TSK karargâhında tutuklanmayan general kalmamış! Önemli mi? İleri Demokraside çâre mi yok? Baş müttefik ABD'den, olmazsa AB'den, olmazsa İngiltere'den tecrübeli bir general, gelir askerin başına geçer! Kanka Beşar Esad'ın tankları, sınırda gövde gösterisi yapınca kanımıza dokunuyor ve yıllarca kendi vatandaşına cezaevinde dışkı yedirecek kadar ulusalcı NATO Generalleri'nden serbest olanlar da gözümüze batıyor!
İmralı karargâhı -özür- cezaevinden ömürboyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm, bebek katili câni; kendi atadığı Kürtçü Bağımsız vekillerine, Meclis'i boykot ettiriyor! Ana Muhalefet ve diğer Muhalefet partisinin Derebeyleri, tavır benzeşmesin diye tutuklu milletvekillerine aynı yöntemle sahip çıkamıyor!
Küre-i arz'da Allah(c.c.)'ın gölgesi Sultan I. Tayyip'in; "Seçilmeleri onların parlamentoya girmeleri anlamına gelmez" hukuk yorumlarıyla seçilmiş anti-demokratlar, "Tutukluluğa mahkûm" ediliyorlar!
Yıllar önce "vesâyetçi" TSK'nın el koyduğu yönetimde; "Sizi buraya tıkan irâde, böyle istiyor" kararını hatırlatan uygulamalar seyrediyoruz intikamı alkışlayarak!
Bize "Kızıl Sultan" diye öğretilen Abdulhamid'in kırk yıldır neden "Büyük Sultan" diye lanse edildiğini; Meşrûtiyet ilan ettirenlerin neden "Sahte kahramanlar" diye anlı-şanlı "Dolma Kalemler"ce tarif edildiğini anlar gibi oluyorum ama heyhaaat!...
"Dolma Kalemler"i bilerek dedim ve kimlerden bahsettiğimi de herkes anladı! Örtülü ödenekten aldıkları, servet tarifli paralarla kumar oynayan, dünya dolaşan ve sonra müritlerince kanaat önderliği zirvelerine tırmandırılanları, herkes hatırlamıştır! Günümüzde de milyon dolar-eurolarla transferler yaşayan, yatlı-katlı, sonradan hidâyete eren, eski solcu-devrimci-68 kuşaklı dolma kalemler de aynı misyonu yani görevi yapmıyorlar mı?
Ulu Hakan Abdulhamid'i "Kızıl Sultan" edenlerden başarıyla intikam aldılar! Şimdi de günümüz "Dolma Kalemleri"; Muhteşem Türk Atatürk'ten, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halklara Türk Milleti denir" diye tarif edilen Türk'ten intikama soyunan II.Cumhuriyetçiler, Y-Osmanlıcılar, Diyalogcu Haçlı Müslümanlar'la işbirliği ile istikrârı korumak için cihâttalar!
Lâyık olduğumuz şekilde yönetileceğimize göre, "Gökten ne yağmış, yer kabul etmemiş" teslîmiyeti ile playbeak alkışlarım'a, kollarım yoruluncaya veya bakıp görmeyenlerce görülünceye veya işitip duymayanlarca duyuluncaya kadar söylenmeğe devam edeceğim vesselâm...
"SAĞIR, DUYMAZ YORUMLARMIŞ."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cuma, Haziran 24, 2011

"12 HAZİRAN" VİCDÂNÎ YARGILAMASI...

Günlerdir, kendimi yargılamakla meşgûlüm! Âdil olmalıyım! Kendime merhâmet edemem çünkü adâletle merhâmet bir arada olmaz, biliyorum!
"Küreselcilerle milliyetçiler mücâdelesi" dediler, hemen kimseye haber vermeden safımı açıkladım! Çünkü milliyetçiydim ve Türk milliyetçiliğinin açık ve tek adresi MHP'ye destek vermek, her Türk milliyetçisinin görevidir diye biliyordum!
"Referandum sonucu ne olursa olsun MHP'de tsunami olacak!" kehânetine; yine kimseye danışmadan, sevenlerimle istişâre bile etmeden; "Bahçeli'nin berberde traş artığı saçının bir teline, bin BOP Eş Başkanı'nı gözümüzü kırpmadan fedâ ederiz!" dedim! Çünkü MHP Türk Milliyetçiliğinin tek adresi ve Bahçeli de mevcût Genel Başkandı! Safa kabul edilmesem de açık destek vermekle mükelleftim, MHP Genel Başkanı'na yapılacak saldırılara bigâne kalınmamalı diye düşündüm!
"MHP'siz Meclis" plânını duyar duymaz; "12 Haziran seçimleri, yeniden İstiklâl Harbi'dir. Bu seçimde kullanılacak her oy, Çanakkale'de kullanılan mermiden daha kudretlidir! Bu oyunu bozmak ve MHP'yi daha güçlü bir şekilde Meclise taşımak, her Türk Milliyetçisinin nâmus borcudur." diye düşündüm ve seslendim!
Hazırlandıkları ve belgelerle beslendikleri belli olan bir grup, kasetlerle tehdît edince yine, 'yol arkadaşları'nı aşıp ulaşamadığım Bahçeli'ye hitâben bir açık mektupla; "Tehdît edilenler ve diğer şüphelenilenlerin âcilen ihrâç edilmelerini, hem kendilerinin hem de partinin önünü açmalarını" yalvararak önerdim! Çünkü MHP'de ahlâki zaafiyetleri olanlara yer olamazdı! Türk Milletinin refleksi Ülkücülerin, bu zayıf karakterliler yüzünden itibâr kaybetmelerine izin verilemezdi!
Diyarbakır Mitingini duyar duymaz; "Diyarbakır'da mutlaka miting yapılmalı! Alanda bir kişi bile olsa konuşulmalı! Çünkü oradan söylenecek sözün muhatapları, başta Diyarbakır ve Güneydoğu'da PKK sıkıyönetimine tabi Kürt kardeşlerimiz olmak kaydıyla Okyanus Ötesi, AB ve bölücülüğe destek veren müttefik(!) Haçlı'dır." diye feryât ettim! "Diyarbakır Mitingi'ne gidemezsem, o tarihi fotoğrafta yer alamazsam, gözlerim kapanmaz!" diye de Diyarbakır'a gidilmesi gereğini duyurdum sesimin gücü kadar! Çünkü Türk Miliyetçiliğinin kucaklayıcılığıyla MHP'den başka; "Onlar ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürdüm; ben ne kadar Türk'sem onlar da o kadar Türk'tür." diyen; "Bin yıllık kardeşliği yaşa ve yaşat" sloganı olan başka bir siyâset kurumu yoktu! Her Türk milliyetçisinin bu mitinge destek vermesi farzdı, şarttı!
Bizim seçim süresince, düşünce ve tavrımız böyle oldu!
MHP Genel Merkezinde ise "Devlet ve milletin bekası için güç birliği" çağrısı ile davet edilen kanaat önderi, Ülkü Devleri, göstermelik törenlerle yakalarına sanki başka partiden transfer ediliyorlarmış gibi rozet takılarak rencide edildiler! Önce çağrılıp sonra görüşmeyerek ve görüşmeme sebebi olarak ta davet edilen gösterilerek bir iç paniğe neden oldular! Davete sorumluluk bilinciyle katılan ülkücüleri, seçilmeleri mümkün olmayan yerlere koyarak dolgu malzemesi ettiler! Kasetleri servis edilenleri ihraç etmeyip istifalarını istediler! İstifasını istedikleri bir kaset başrol oyuncusunun istifasını alamadılar! Ülkücülerin ve Türk Milliyetçilerinin Çanakkale'deki mermiden daha kudretli ve kutsal oylarıyla bir kaset figüranının milletvekili seçilmesine sebeplik ettiler! Millî duygu ve kutsal oyları, suistimâl ettirdiler!
Sonuçtan kendimi de sorumlu görüyor ve sorguluyor, yargılıyorum! Aptallığı bu kadar açık yaptıktan sonra, birilerinin görmesi için alnıma yazmasına gerek yok ki! Bu rencîde edici sonuçtan sonra; "Tarihi bir vebâle girdiniz ve bizi de kendinize ortak ettiniz Hocam!" diye sitem eden gönüldaşlarıma verecek cevabım yoksa; "Neden?" diye kendime sormalı, kendimi insafsızca yargılamalı ve cezalandırmalıyım artık!
İmralı'da ağırlaştırılmış ömürboyu hapse mahkûm bir sehpa artığı câni, Devlet'e tehditler gönderme hakkına sahipse; ben de kendimi mahkûm etsem bile susmadan, kadere küsmeden ve asla hız kesmeden koşmaya, konuşmaya devâm etmeliyim vesselâm...
SADECE MÜDAFAA İLE ZAFER KAZANILMAZ!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

ÜLKÜCÜLÜKTE FİRÂR...

İnsan firârî olmayıversin bir kere!
Firârın, hiç kimseye güvenme lüksü ve kendini ihbâr eden hiç kimseye küsme hakkı yoktur!
Firârlık-kaçaklık, tek kişiliktir ve tek başına yaşanır! Firârın-kaçağın en büyük hasmı, kaçak olmasına sebep olandır! O sebep ortadan kalkmadığı-kaldırılmadığı sürece firârın kaçaklığı bitmez!
Firârda olduğumu ve kendime firâr ettiğimi, daha önce yazdıydım! İncitmekten korktuğum kişileri, beni kendilerinden veya kendilerine yakın zannedenleri, incitmektense kendime firâr ederek kaçak tedbir ve şüpheciliği ile kendimle hesaplaşmayı tercîh ettim!
Adâletin olmadığı bir yerde; beni, benden başka kimsenin sorgulamasına râzı olamazdım! Hain bile olamayacak kadar bize yabancıların toplandığı bir yerde; bana hiç kimsenin "hain" demesine izin veremezdim! "Bana değil hain demek, düşünenin düşüncesini iğfâl ederim!" diye kendime firâra karar verdiğim gün, yıllar öncesinden nârâlamıştım!
Bütün firâriler kadar biliyorum ki firâri-kaçak; tanıdığın olduğu yerde rahatsız, çok tanıdığın olduğu yerde huzûrsuz, tanıdığın veya tanıyanın olmadığı yerde hürdür! Zordur ama güzeldir firârlık!
Aklım kesti keseli ülkücülüğe adayım!
Milletsever, vatansever olunabiliyor, pantürkist, panislâmist olunabiliyor ve bu fikirlerin taraftarı olmak için farklı özellikler gerekmiyor nedense! Cezaevi hayatımda; vatansever, milletsever hırsızlar tanıdım, arsızlar, hatta şerefsizler tanıdım! Panislâmizmi savunan, beş vakit namazını kaçırmayan, elinden Kur'an'ı düşürmeyen kadın tüccarları tanıdım! Devrimci geçinen, sosyal demokratım diyen, demokratik solcuyum diyen beş vakit namazlı soyguncular, bombacılar, adam kaçıranlar tanıdım!
Uzatmadan; particilik anlamında, taraftarlık anlamında vatansever olmak için, milletsever olmak için çok özel kişiliklere gerek yok! Söylemek yeter! Yalandan da kim ölmüş ki? Dolayısıyla siyasî anlamda, daha doğrusu particilik anlamında milliyetçilik, vatanseverlik, dincilik, Allahçılık, cemaatçilik çok kolay işler!
Lâkin ülkücülük zor! Sadece; "Ülkücüyüm" demekle olmuyor bu iş! Hatta; "Ülkücüyüm" diyenin, değil ülkücü olmak ülkücülüğe adaylığı bile sorgulanmalıdır bence! Yalancıdan, riyâkârdan, eyyâmcıdan, takıyyeciden, zalim kuvvete boyun eğenden, av köpeği misâli tüfenklinin yanında durandan ülkücü olabilir mi?
"Gemisini kurtaran kaptandır." kurnazlığıyla sadece kendi için yaşayan, sadece kendini yaşayandan ve bu kendini yaşamayı mahâret sayan kurnazları, teşkilatçılık adına göreve getirenden; tilkiye kümes emânet edercesine karakter fukaralarından, kuvvete ve makama baş eğmeyi mahâret sayan eyyâmcılardan, koltuk ve makamdan güç aldığını zanneden korkaklardan ekip kurana, ülkücü denilebilir mi? Menfî bütün özellikleri kendilerinde toplayanların bir arada olduğu yerde, ülkücülük yapılabilir mi?
Kazanmak için her yolu mubah sayan, koltuğu uğruna kendine en fazla güvenenden korkarak harcayan, makamın verdiği imkânları kullanarak samimi iş adamlarının trilyonlarını çar-çur ettikten sonra ortada bırakan vefâsızların ve oluşturdukları ekibin, kimseye hain deme yetkisi olabilir mi? Onların hain dedikleri, otomatikman sâdık sıfatı kazanmaz mı?
Ve bu kadar tezâtın içinde işin en doğrusu kendine kaçmak, kendinde firârlığın tadını çıkarmak değil midir? Yaptığım veya yapmaya çalıştığım bu! Kendimden aldığım izinle konuşuyor-yazıyorum; kendime koyduğum yasaklarımla konuşmuyor-yazmıyorum! Canımı ben acıtıyorum! Canım sıkılıyorsa ben sıkıyorum! Başkalarını inciteceğim derken, incitmek istediğim kişiyi samimice seven ve benim dost hanemde olanları inciteceğimi bilerek incinmeyi ve susmayı tercîh ediyorum!
Öyle zor, öyle insafsız ki bu firârlık Dostlar! Ama dayanacağım çünkü firâra ben karar verdim, çünkü firârlık adresimi, ben seçtim! Fermân padişahın, gönlüm benimdir vesselâm...
"Tendürek'te, Kop'ta, Palandöken'de/ Kurtların payı var gelip geçende/ Ki alırlar vermek istemesen de!" A.Nihat ASYA
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Haziran 23, 2011

AZERBAYCAN'DA AKAN GÖZYAŞLARINA...

Rüzgâr şiddetlendikçe kaya diklenir! Rüzgâr öfkelendikçe çınar, keyiflenir! Rüzgâr arttıkça harman yerinde hasat sahibinin işi kolaylaşır! Rüzgâr essin, Türklük Çınarı keyiflensin gönlünce!
Her sevginin bir bedeli var biliriz! Sevgi fedakârlıktır diye biliriz! Seven, sevdiğine canını fedâ eder biliriz! Vatan sevgisinin, millet sevgisinin, bayrak sevgisinin tek bedelinin can olduğunu; sevenler uğrunda ölmezse milletin yaşayamayacağını, milletin can suyunun sevenlerinin kanı olduğunu biliriz! Bu yüzden gülerek meydan okuruz ölüme, ölümü öldürmek için!
Millet sevdâmızdan dolayı başımıza gelen, birkaç günlük kısa sıkıntıda; "Uzaktaki Yakın Dost" diye sıfatlandırdığım, Azerbaycanlı Kandaşım, Rebiyye Zerdâbi Hanım'ım, üzüntü gözyaşları döktüğünü duymuştum. Gözyaşına sevinilir mi? Evet ben bu muhteşem gözyaşlarına sevinerek şükrettim! Bu sevgiye lâyık olabilmek ve bu sevgi seli karşısında şımarmamak için Allah'a sığınırım. Bu muhteşem gözyaşlarına ve yaşların sahibesine ithâfen, bir kaç dörtlüğüm var. Buyurun:

HİSSETTİM

Yüzüm serinledi, ağlamamıştım
Çok uzaktan akan yaşı hissettim!
Çilemle derdimi bağlamamıştım
Gözü yaşlı vakûr başı hissettim...

Özümüzü nakşeyleyip hasıra
Direnmişiz kaç yüzlerce asıra
Bizden puştlar basmışlar hep nasıra
Ünümle inleyen nâşı hissettim.

Uyuyanlar uyanırlar rüyadan
Ahmak itler pay umar kayganadan
Şiddetli yel ne götürür kayadan
Islıkla direnen taşı hissettim.

Gözyaşıyla diner en büyük acı
Bir damla su besler dev bir ağacı
Analar dövünüp ağlarken bacı
Hücreye sığmayan başı hissettim.

Dost ZERDÂBÎ yüreğini dağlamış,
Azerbaycan yerine de ağlamış!
Su, iz açıp yürekleri bağlamış
Kurt gözünde çatık kaşı hissettim.

Yüzümde yaş vardı ağlamamıştım
Dertle yüreğimi dağlamamıştım
Zamansız taşmamış çağlamamıştım
Azerbaycan'daki yaşı hissettim,
Yollarına fedâ başı hissettim... ( 9. Haziran. 2011/ İzmir )

Uzaktaki Yakın Dost Rebiyye Zerdâbî Hanım ve onun şahsında Azerbaycanlı bütün Kandaşlarıma yüğreğim dolusu hatta yüreğimden taşan sevgilerimle...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

KÜRESELCİLERİ YENEN IĞDIR MİLLİYETÇİLERİ...

Geç kalmış bir alkış! "12 Haziran İstiklâl Seçimi"nde; herkese, her türlü komploya, her türlü baskı ve tehdîte rağmen Iğdır'da tek bilekTE yumruklaşan, yek yürek olan, MHP'ye oy veren her elin her parmağını; on kere, yüz kere, bin kere öperim.
Ülkücülerin yüzünü ağartan MHP Iğdır İl Başkanı Cahit (Câfer Sâdık) Erol yönetimini, İlçe-Belde Yöneticilerini, Milletvekili adayları Sinan Ogan ve Gündüz Güneş'i; teşkilatla uyumları ve insanüstü gayretlerinden dolayı ayakta alkışlıyorum.
Bazen izahta sıkıntı çektiğim haller olur! Bazen susmamam gereken yerde, herkes feverân beklerken sustuğum olur! Sebep sorarlar, söyleyemem, söylemeye kalksam anlatamam! Böyle zor hallerimden birini yaşıyorum!
Canımın her yeri ağrıyor! Çok çetin bir Cihan Harbi'nden çıktık! Ağır yaralarımın yanında, acemi savaşçılarımızın hasma atarken arkadan vurduğu darbeler de var! Olsun! Biliriz ki savaşta öldüremeyen yaralar, savaşçıya güç kazandırır!
Hemen sormam gereken, sormazsam asla soramayacağım içimi kemiren öyle sorularım var ki! Sormuyorum! Soramıyorum! Sormayacağım! Çünkü sorarsam muhatabından çok, O'nu sevenleri inciteceğim! Buna cesâretim yok!
Meselâ ailem ve çocuklarımın "Dostum" olarak bilip tanıdıkları, Cafer Sâdık Ülküdaşım'ın çok sevdiğini bildiğim hatta benimle paylaştığı, çok özel bilgilerden dolayı, Devlet Bahçeli'ye sormam gerekenleri soramıyorum!
Çocukluğumuzun berâber geçtiği, Birinci 12 Eylül Kıyâmeti öncesi Iğdır'da yaşanan olağanüstü mücâdelenin isimsiz kahramanlarından, dününe şâhit ve yarınına hiç düşünmeden kefîl olabileceğim Cafer Sâdık Başkan'ın sevgisini, nasıl yok sayabilirim? Dostumun çok sevdiği birine, nasıl alenen saygısızlık edebilirim?
Bana her istediğini bir telefonla yaptırabilme hatır kuvvetine sahip Dostum'un sevgisini nasıl yok sayarım? Bu konuda kim, bana, ne diyecekse deyiversin! Bilirim ki kolay vazgeçenden vazgeçilir! Bilirim ki terk edenden, bir daha yoldaş olmaz! Yeniden bir Cafer Sâdık daha tanıyabilmem için bir altmış yıl daha yaşamam gerek ki bu mümkün değil! Herşeyin yenisinin, dostun eskisinin makbûl olduğunu da bilirim! Madem bilirim; Dostumun Devlet Bahçeli sevgisine saygımdan hareketle, içimi kanatan sorularımı sormayacağım!
İki cümle de Ozan Arif hakkında söyleyelim... Ozan Arif'in MHP'ye çağrılışını, görüşmelerin nasıl engellendiğini, Sevgili Ozan'dan iki kere detaylı olarak dinledim, biliyorum. Ozan Arif'in yalan söyleyeceğine, asla ihtimâl vermem! Son görüşmemizde; "Eğer bir gün zemmedileceksem, lütfen set zemmet kardeşim! Beni çocuklarımıza bırakma!" demişti, sessizce akan gözyaşlarım bile ağlamıştı! Hiç kimseyi, hele Ozan Arif'i fevrî ama ülkücü tavrından dolayı zemmetmem hâşâ! "Bütün doğruları ben yaparım!" diye bir ukalalığın mantığı olabilir mi? Benim doğrumla, bir ülküdaşımın doğrusu çatışıyorsa, ondan vazgeçebilir miyim? Vallahi vazgeçmem!
Ama Ozan Arif gibi marka bir Ülkücünün de yandaş veya güce boyun eğen eyyamcı televizyonlarda, MHP Genel Başkanını tenkîdini çok akılcı bulmam!
Şahsen, seçim sath-ı mailinde, ikibuçuk ay, randevu talebime cevap alamamış biriyim! Ozan Arif'in istediği zaman Devlet Bey'e ulaşabileceğini biliyorum! Keşke söyleyeceklerini, yüzyüze kendine söyleseydi! Söyledikleri yanlış mıydı? Hayır! Hepsinin altına imza koyardım ama doğru yerden söylenseydi!
Artık hiçbir şartta ulaşmayı, bir daha denemeyeceğim bile ve başta Cafer Sadık Erol olmak kaydıyla; öz Ağabeyim Abbas Aslan'ın ve inanıp sevdiğim Devlet Bahçeli sever diğer Ülküdaşlarımın sevgilerine saygımdan, sözlerimi doğru zemîn haricinde söylemeyeceğim, yazmayacağım!
Devlet Bey hakkındaki düşüncelerimi; onlarınkini bildiğim gibi bütün dostlarım da bilirler zaten!
Doğunun Başbuğu, Ülkü Devi Yılma Durak Ağabeyimin; "Mustafa Can! Ne yaparsan, ne kadar doğru yaparsan yap, bütüne zarar verme!" diye kulağımda çınlayan uyarıcı sesini de asla, kat'a atlayamam vesselâm...
KIYMETSİZ, KIYMET BİLEMEZ!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Haziran 22, 2011

VAR BİRAZ DA SEN OYALAN!

Gerçektense duymak istediği yalanı tercih edenleri kandırmak için sipâriş yalanlarla başlayan bir gün!
Kocaman bir ölüm haberi: Behiç Kılıç Hayatını Kaybetti!
Oysa Behiç Kılıç'ı kaybeden biziz! O, "Her nefs ölümü tadacaktır." değiştirilemez gerçeği ile ölüm lezzetini son tadan olarak unutanlara hatırlatıp ebedî hayatı buldu! Allah(c.c.) yardımcısı olsun...
Bu kocaman ölüm haberi adlı yalandan sonra; ufak-tefek zorla haber edilmek istenen; sokaklardaki hayvanseverlerin kısırlaştırarak soykırım zulmüne tâbi tuttukları, küpeli kulaklıların, manşetlere taşınan ürüme taklitleri!
Oysa duyurulmak istenen, o kadar sıradan hatta o kadar sıradandan da basit sesler ki hoparlörlerle hücrelere verilse duyulmaz!
"Dünyada ölümden başkası yalan"ı içimden, yalınayak mırıldanarak, beynimin büyük bir bölümü gerçek depremiyle göçmüş halde, duyulması mümkün olmayan sanal sokak seslerinin içinden, küpeli kulaklıların ürümelerine mecbûr edilme hürriyetimi yaşıyorum!
Madem hayvanseverlik adına; sokaklarda hayvan soykırımcılarının, playbeak feminizmine-hümanizmine, zoraki hürriyetine mecbûrum; madem ki "Hücremde sınırsız küfredebilme hürriyetim"i özlediğim hür bir ortamdayım, ben de playbeak yapacağım!
Meselâ; demokrasiyi araç edinmiş demokrat maskelilerin; "Daha fazla demokrasi" ünlemelerine, bıyıkaltı gülümseyerek sessizce alkış vuracağım! Meraklılarına sessiz alkışı tarif te edeyim: Ellerinizi açabildiğiniz kadar açar, sonra hızla birbirine yaklaştırır ve değdirmeden yeniden açarsınız! Bunu hızlı hızlı yaparsınız, olur size sessiz playbeak alkış! Hani şu zorla demokrasi havarisi edilen star sıfatlı, serçelikten kılavuz kargalığa terfî ettirilen karanlık noktalar var ya, onların yaptıkları playbeak-canlı yayınlar gibi!...
Demokrasi tarmvayından istedikleri durakta inen demokrat maskelilerin; "Kürt Açılımı"nı, geceyarısı dikte yasalarla "Türk Ayrıştırması"na dönüştürdükleri, sandıkta millet noterliğinde tasdik ettirilen demokrasiye, playbeak alkışlar vuracağım!
Playbeak demokratların siyasallaştırdıkları Hukuk eliyle önce verdirdikleri, milletvekili olabilir yeterliği ile seçim kazandıktan sonra milletvekili olamaz kararının oybirliği ile alındığı YSK kararına üzüldüm dersem playbeak, üzülmedim dersem külliyen ve gerçek yalan!
Buna sağ gösterip sol vurmaktan mülhem, Kürt'e gösterip Türk'e vurmak derler ki benden buna da kocaman-kocaman playbeak alkışlar!
Demokrat maskeli "mazlûm zâlimler"lerin Kürtçü kimlikleriyle hatta PKK'lı suçlamalarına rağmen, yasal yollarla Hukuk izniyle seçime soktukları, kazanınca müktesep haklarını gaspettikleri KCK'lı bölücüler var ya; aslında milleti kandırmak için seçilmiş hür-seçim kobaylarıymış! PKK'lılar seçim sisteminin açıklarından istifâde ederek TBMM'ye girebilmişlerse 30 yıl PKK ile mücadele ettikleri için suçlanan madalyalı kahramanlar da girebilirler diye heveslendirilip sonra "Silivri'den Meclis'e kazılan tünel" traji-komik sıfatıyla "PKK'ya gösterip TSK'ya vurmak"mış!
Playbeak demokratlara, playbeak alkışlarıma devam edeceğim, görülünceye veya kollarım yorulana kadar!
Yaşasın; iki kişiden birinin oyunu alabilecek kadar başarılı playbeak demokratlar!
Yaşasın; Türk'süz Türkiye!
Yaşasın; Haçlı ile NATO şemsiyesi altında müslümanlara demokrat bombalar yağdıran Haçlı Müslümanlar!
Yaşasın Atatürk'süz Türk'süz CeHaPe!
Yaşasın; Atatürk'süz, Türkeş'siz, ülkücüsüz MeHaPe!
MeHaPe ve CeHaPe'nin şerefli zamparaları tarafından dizayn edilmiş teşkilatlarında asla olamayacak olan sokaklardaki Türklere, Ülkücülere ölüüüüm!
"Mal da yalan, mülk te yalan
Var biraz da sen oyalan."
EVLÂTLAR KÜSSE DE VATAN ANANIN BAĞRINDA YERLERİ HAZIR!
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Salı, Haziran 21, 2011

İZLİ-YORUM, GİZLİ-YORUM!...

Yazımı göndermek için açtığım internette; "Behiç Kılıç Hayatını Kaybetti!" haberiyle, beynimin bir yerlerinin göçtüğünü hissettim!

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn"

Söylentileri yiğitçe söyleyebilen bir yiğit kalem sustu! Behiç Ağabeyim'e rahmet, ailesi ve sevenlerine-sevdiklerine sabır ve başsağlığı diliyorum...

----------------------------------------------

GİZLİ-YORUM, İZLİYORUM!...

İbretle hatırlıyor, hayretle izliyorum! Atatürk'ün Okuma Yazma Seferberliği için başlattığı Eğitmen Kurslarını, bu kurslardan yetişmiş Eğitmenlerin, okuma-yazma seferberliğinde elde ettikleri başarıları hatırlıyorum!
Sonra Köy Öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan Köy Enstitülerini, buralardan yetişen "Ülkücü Kadro"ların; bir yandan örgün eğitim verirken diğer yandan örnek çiftçiliklerini hatırlıyorum! Köy öğretmenlerinin gerektiğinde baytar, gerektiğinde hemşire, dişçi gibi acil müdahelelerini hatırlıyorum! 1970'li yıllara kadar bu öğretmenlerin yetiştirdiği Vatan-Millet sevdâlısı kadroları ve o kadroların başarılarını hatırlıyorum! Fakir Baykurt'un 7 Mart 1959' da; "Bir toplumun bütün bireyleri ülkücü olmaz. Ülkücüler yüreği daha fazla yanıp tutuşan, gördüklerinden gözleri daha fazla yaşaran insanlardır. Böylesi de az bulunur ama bulunur! Bunlar toplum arabasını götüren ön tekerler gibidir. Ön tekerler nereye giderse arka tekerler de oraya gider. Hiçbir toplum bunlarsız olmaz, bunlarsız ilerleyemez." diye tarif ettiği bu kadro ile milletin 50 yıl, bir Cumhuriyet gururuyla yaşadığını hatırlıyorum!
1970'li yıllarda "Yedi Düvel"den kalma "müttefik"lerimizin dikte ve dayatmalarıyla yozlaştırılan bu kadrodan sonra Alparslan Türkeş'in, öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarına verdiği önemi; 1970'li yılların ilk yarısında Eğitim Enstitülerinden yetişmiş öğretmenlerin son kalıntılarının, "Ülkücü Türk milliyetçileri" tavrı ile günümüzde 2.Cumhuriyetçilere, Yeniden Osmanlıcılara, Küreselcilere, Haçlı Müslümanlara karşı verdikleri destansı direnişi görüyor, izliyorum!
Ve 9 yıllık AKP Hükümetleri sürecinde; "Devletin kılcal damarlarına sirâyet edinceye kadar binlerce lira harcayıp bir lira kazanın, gerekirse hakim satın alın, savcı satın alın." fetvâsıyla hedef alınan kurumlardan pilot kurum seçilen Emniyetteki kadrolaşma hareketlerini ve Polis Koleji mezunlarının;"Beraber yürüdük biz bu yollarda" AKP Marşı şarkıyla kep fırlattıkları mezûniyet törenini izliyorum!
AB-D dikteleri ve Geceyarısı yasalarıyla Orduya karşı eli kuvvetlendirilen, PKK'ya karşı kolu bağlattırılan Emniyet Güçleri vasıtasıyla "Katıksız çadır hapsi"ne çarptırılan TSK'nın, kendilerinde rütbelerinden dolayı güç vehmeden generallerinin, görev başından hapse götürülüşlerinin sıradanlaştırıldığını izliyorum!
Vatanın parayla alınıp satılabilen arsaya dönüştürüldüğünü, "Seccademi serdiğim yerdir." diye önce gelenin kapabileceği kadar kıymetsizleştirildiğini ve sınırsızlaştırıldığını, canım yanarak izliyorum!
"Evimizin Evi" Vatan'ın kapıları olan sınırlarımızın; koparıldıkları yerlerimizin hala kanadığı yeni komşu(!)larımıza açılarak 'Yolgeçen Hanı'na dönüştürüldüğünü hatırlıyorum!
"Vatan sevgisi imandandır." hâdisi'nin îman tacirlerinde tahrîf edilişini; "Kişi kavmini sevmekle kınanamaz." hâdisi ile dînen meşrû milliyetçiliğin, 'Müslüman Siyasetçi' sıfatlı, eski Milli Görüşçü BOP Eş Başkanı vasıtasıyla yok edilmeğe çalışıldığını izliyorum!
Her türlü milliyetçiliğe karşı olduğunu söyleyen BOP Eş Başkanı ve şürekası tarafından şımartılan şövenist bölücü Kürtçülerin yaptıklarını, PKK'nın Anadolu'nun heryerinde, istediği zaman Başbakan Korumalarına dahi saldırabildiğini, öfkeden çıldırarak izliyorum!
Ben de izliyorum, millet te izliyor, Devlet te izliyor, izlemekle görevlendirilmiş Devleti korumakla görevli kurumlar da izliyor! "BOP ile Türkiye'nin de içinde olduğu 22 ülkenin sınırları değişecek." diye diğer Eşbaşkan'ın Dışişleri bakanı açıklama yapıyor, bizim Eşbaşkanımız, izliyor!
Cambaz bir tane, cambazın üstünde niye yürüdüğünü bir türlü anlayamadığım telin gerildiği direkler iki tane; seyirci sayısız, "Cambaza bak!" diyen amigoların, ne zaman, nereden çıkacakları belli değil!
Hayretteyim! Öfkeliyim! Heyecanlıyım! Umutluyum ve kurt sabrıyla izliyorum vesselâm...
ÜMİTSİZLİK ÎMANSIZLIKTIR...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

VÂİZ, BÖYLE BUYURDU!

Anadolu'da, her biri ayrı ayrı hayat felsefesi olacak sözler vardır. Mesela; "Okunu atıp, yayını gizlemek!" gibi; "Boş atıp dolu tutturmak." gibi...
Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin Türkiye temsilcisi H.Gülerce, kaynağını açıklamayacağını söylediği kesin bilgilere dayanarak; "MHP barajın altında kalmasın diye, MHP’li taban çok ciddi bir vefa gösterdi ancak burada ki mesajın devamında Bahçeli’ye de bir mesaj var. Bahçeli ya uygunsuz görüntüler nedeniyle istifa etmek zorunda kalan yöneticiler yerine gerçekten parti tabanını kucaklayacak ve 'yeni MHP' imajını verecek bir değişikliğe gidecek ya da Bahçeli’de böyle bir niyet görmeyen Bahçeli’nin yerine partiyi heyecanlandıracak ve ileriye götürecek bir lider arayışına girecektir." buyurmuşlar! İfâdeye dikkat; "... arayışına girecektir!" Girebilir değil!
Bir insan, ancak kesin bilgilerle böyle hüküm verirce konuşabilir! Kesin olmayan bilgiyle tahmini konuşulur o da fifti-fifti ihtimâllidir! "...cektir." diye karar açıklayanın, o kararda dahli vardır!
Bunlar yazılı cümleden, anlamamız gerekenler! Bir de işin sözel gerçeği var; Hüseyin Gülerce namlı, Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin temsilcisi sıfatlı biri, MHP'nin iç meseleleri hakkında bu kadar kesin bilgiye nasıl sahiptir? MHP'nin geleceği hakkında bu hükme, nasıl varmaktadır?
Seçim sath-ı mailinde; "fakliulkuculer" maskesiyle "teknik röntgencilik" yapanların kim olduğunu hâlâ merâk edelim mi? Gülerce'nin bu açıklamasından bir-iki gün önce Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin; "Müslümanlarla kemalistler arasındaki uçurum kapatılmayacak türden değil." mesajındaki kemalistleri gayr-ı müslim eden örtülü tarifini, atlayalım mı?
Kemalistler, müslüman olsalar veya olmasalar kime ne? 68 Kuşaklı Kemalistler müslüman olsalar, PKK adına KCK maskesiyle alternatif Cuma namazı kılanlardan farkları ne? DTP-PKK desteği ile bağımsız seçilen, Kızıltepede kayaları delen mermilerin gücünün yetmediği saman altından sağ çıkarak; "Son Devrimci meclis'te" diye lanse edilen Kemalist Ertuğrul Kürkçü'nün, PKK'lıdan farkı ne ki?
Suriye'den -güya- can havliyle binlerce kaçak Türkiye'ye sığınırken, adını ezberleyemediğim bir Holliwood'lu Yosma, dünyanın -özellikle Türkiye'nin- dikkatini Çadır kentlere çekerken, Beşar Esad'ın suçlanan kardeşine Kankası Tayyip Erdoğan Türkiye'ye iltica hakkı tanırken, 2.300 metrelik Suriye Bayrağı ile yapılan yürüyüş, bize birşey hatırlatmıyor mu? O kilometrelerce uzunluktaki bayraklı yürüyüş, bir yerden tanıdık değil mi?
Suriye'nin adım adım Iraklaştırıldığını, hâlâ görmeyecek miyiz? ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice; "BOP ile Fas'tan Basra Körfezi'ne kadar, Türkiye dahil 22 ülkenin sınırları değişecek." dememiş miydi? Bütün bu olanlara-planlara direndiği için Baykal yok edilip MHP hedefe koyulmadı mı? Oyunu fark eden Ülkücüler; uçkur mağduru Yol Arkadaşlarına rağmen, MHP barajı aşsın diye ölümüne uğraşmadı mı?
"Taş bitti, inşaat paydos" kolaycılığı ile seçim biter bitmez, genel merkezlerine girip çıkmayan CHP ve MHP yöneticilerinin aksine, AKP'liler hâlâ seçim bölgelerinde teşekkür ziyâretlerindeler! Benden başka bunu gören yok mu?
Gülerce'nin; "... görüntüler nedeniyle istifa etmek zorunda kalan yöneticiler" derken, ihraç edilmeleri gerekenlerin istifa etmek zorunda kaldıklarını, satır arasında söylemesini anlamlandırıyorsam, çok mu evhâmlıyım? Seçim sath-ı mailinde Devlet Bahçeli'nin, hiç te gereği yokken; "Cemaat faaliyetlerini askıya alsın!" seslenişinden ve şimdi Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin, siyasetin tam göbeğinden fetvâ vermesinden huylanmayayım mı?
Bu açıklamalar; Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin hem CHP, hem de MHP'yi kontrolüne alabileceği alternatif isimleri hazırlamış olduğunu göstermez mi? Kırk yılldır mazlum rolleriyle Orduyu pasifize edip vesâyetine son vererek vesâyetçi konumuna geçen "F-Tipi Örgüt"ten hâlâ işkillenmeyelim mi?
Son seçim, AKP ile diğer partiler arasında mı, yoksa Gülen Cemaati ile diğer cemaatler arasında mı oldu? Diğer cemaatlerin destek verdiği diğer partilerin aldığı toplam oyun %4'te kaldığını da unutalım mı?
MHP'nin aslî sahipleri Ülkücüler, CHP'nin aslî sahipleri Atatürkçüler; ya şimdi hemen partilerinize sahip çıkın, ya da kongrelerden sonra resmileşecek olan Y-CHP ve Y-MHP, hayırlı olsun vesselâm...
"YELLENME, YATANIN HUYUDUR, UYANIĞIN PAYI!"
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Haziran 20, 2011

AKP'YE NEDEN OY VERMEDİM?

İki partili, iki kutuplu Türkiye oluştu hayırlı olsun! İki kişiden biri kazandı, mutlu; diğeri kaybetti, mutsuz! Mutlu da mutsuz da bu ülkenin insanı! Bir de, kazanan kesim nedense umutsuz!
İktidarken iki kere oylarını artırarak üç kere seçim kazanan AKP, bir ilki başardı! Tebrîk ederim ama "Bükemediğin bileği öp" şeklindeki ne islâmi ne de töresel ahlâkımıza uymayan mürâiliğe, eyyâmcılığa asla düşmem!...
Üçüncü kere tek başına iktidar olan AKP Genel Başkanı; oy vermeyenlerin, nedenlerinin araştırılması istemiş! Bu merakın sebebi; hırs mı, yoksa oy vermeyenlerin şikâyetlerini ortadan kaldırmak düşüncesi mi bilemiyoruz! Sadece muhaliflik olsun diye itiraz etmeyeceğim bu merakı, üzerime düşen kadarıyla gidermek istiyorum!
Yıllardır, bütün seçimlerde tahmini anket sonuçları verilir! Her anket şirketi, bilmem ne kadar, kişi ile görüştüklerini söyler ve bunlardan hiç biri bana denk gelmedi! Bir anketçiyle karşılaşan tanıdığım da olmadı hiç! Başbakan, yine bir şirkete verecek bu işi ve yine bana sorulmayacak!
Öyleyse Başbakan'ın merakını bir nebze gidermek için nedenlerimi yazayım, belki biri iletir!
Neden AKP'ye oy vermedim?
1- Bir Türk Milliyetçisi olarak, milliyetçiliği reddeden Erdoğan'a oy veremezdim! Vermedim.
2- "Kürt Açılımı-Demokratik Açılım-İleri Demokrasi-Millî Birlik Projesi" diye her hatfa adı değiştirilen sipariş ve dikte bir "yabancı proje" ile bölücü PKK'yı şımartıp, her tehditte istediklerini yapıp, seçime bir hafta kala; Türk Milliyetçiliğini, bölücü Kürt Şövenizmine denkleyen sözler ve milliyetçi nutuklarla milleti kandırdı diye oy veremezdim! Vermedim.
3- "Ben değiştim! Toplumsal uzlaşma gerekir. Bazı konuları zaman bırakmak gerekir." diyen Erdoğan, bir başka yerde; "Dün neysem, bugün de oyum! Değişmedim, değişemem! Siyâsete girerken farklı, siyâsetten sonra farklı bir yaşam tarzı mı uygulayacağım?" şeklindeki sözün de sahibi! Ve bu iki söylemden biri yalan! Her iki sözün sahibi de aynı kişi olunca, oy veremezdim! Vermedim.
4- "Allah'ın arslanları, Bedr'in arslanları" gibi dini söylemlere ve edebiyata girmiş kuvvet sıfatını kendileri de bilir ve kullanırken; D. Bahçeli'nin; "Ben de bin Bozkurtumla geleyim." sözüne cevâben; "Ben eşref-i mahlukatla geziyorum sen kurtla mı geziyorsun?" diyerek bir milli sembolden hareketle, milyonlarca Ülkücüye hakâret ettiği için oy veremezdim! Vermedim.
5- "Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim." diyerek 80 yıllık Millî Kazanımları, yandaşlarla elele tutuşturdukları yabancılara sattılar, satmaya devam edeceklerini söylediler; bu millî kazanımları hoyratça sattıkları-satacakları için oy veremezdim! Vermedim.
6- "Alıştıra, hazmettire" taktiği ve Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'nin; "Devletin kılcal damarlarına sirayet edinceye kadar ..." va'zı ile Allah ile kandırarak, Besmele ile kilise açarak, ahbap maddi desteği ile ABD'de okutabildiğini söylediği çocuklarına gemiler alarak, "Maaşımla geçinemediğim için ticâret yapıyorum" savunmasıyla, mal bildirimindeki artışı, mesâneden çürük raporlu oğlunun düğününde takılan takılarla izah ederek; "Durmak yok!" diye dünyalık kazanmaya devam edeceğini söylediği ve müslüman siyasetçi kimliği ile birbuçuk milyon Iraklı müslümanı katleden Haçlı ABD askerlerine dua ettiği için oy veremezdim! Vermedim...
7- Söyledikleriyle hem kendiyle hem de herkesle dövüşmeyi, küfürleşmeyi; "Öfke de hitâbettir." diye tarif edip küfredip tahrik ettiklerini, millete şikâyet ederek mazlûm rolüyle mazlûmlara zûlmettiği için oy veremezdim! Vermedim...
Değişmediğine ve değişmeyeceğini söylediğine; benim kanaatimde de bir değişiklik olmadığı ve olmayacağına göre yarın yine AKP'ye oy vermeyeceğim!
Yine tutuklatsalar da, zulmetseler de, korkmayacağım, susmayacağım! Sonsuza kadar bir söylediği diğerini tutmayan biri, milleti hep kandıracak değil ya! Elbet bir gün bir millî siyâsetçi çıkacak! Millet adına, demokrasiyi araç edinmiş bu zihniyete hesap soracak! Ben de o güne kadar kurt sabrıyla bekleyeceğim vesselâm...
YALANCININ AMPÜLÜ, KAPATILINCAYA KADAR YANAR!...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Pazar, Haziran 19, 2011

"AFERİN İNCE YER!"...

Biçin zamanı! Binbir emek, binbir zorlukla biçilen ot kağnıya yüklenmiş yaz sıcağından bunalmış öküzlerin ağır adımlarıyla çektiği kağnı, yıllardır ezberlettiği kendine has iniltili sesiyle köye doğru yolda... Allah(c.c.)'ın tabiat ana adıyla bahşettiği otu, atadan kalma çayırlardan biçerek kağnıya yükleyen ve bir kış hayvanlarının yemi olacak otu ile huzûru şimdiden yakalamış havalardaki Köylünün gözü, kağnının dingiline takılır!
O kadar dikkatine, hiç aksatmadan yağlamasına rağmen iki tekeri birbirine bağlayan ve birlikte dönmesini sağlayan dingilin incelen yeri, dikkatini çeker! Köyden uzaktadır ve dingil incelen yerden kırılırsa çok zorlanacaktır. Allah'a sığınır, "Dayan ince yer!" diye incelen yere dua desteği vererek öküzleri tamamen kendi halinde yürümelerine bırakır.
Zor yerleri geçer, düzlüğe çıkmak üzeredir. Düzlüğe çıktıktan sonra işi kolaylaşacaktır. Eve gidip alet-edavat getirerek kağnıyı tamiri kolay olacaktır. Bu düşüncelerle sevinmeğe niyetliyken, "Çatır!" diye bir ses ve dingili kırılan kağnının çöküşü!
Köylü, hemen dingilin kırılmasını beklediği, incelmiş yerine bakar. İncelmiş yer sağlamdır! Dingil en kalın yerinden kırılmıştır! Köylü; derin bir iç çeker, nasırlı elleriyle alnındaki terini siler ve "Aferin ince yer!" diye bu kadar yıla, bu kadar yüke, incelmesine rağmen dayanan ve kırılmayan incelmiş yeri sever...
Bizim oralarda, zor zamanlarda, büyüklerin gençlere öğüt verirken kullandığı bir mesel bu!
Aldıklarımızı, bizden sonrasına aktarıp kendilerinden sonrakilere aktarsınlar diye paylaşmak istedim.
BOP Eş Başkanı Başbakan, her türlü milliyetçiliğe karşı olduğunu, defalarca söylemesine rağmen seçimlere bir hafta kala, milliyetçi söylemlerle seslendi sağ seçmene! Başardı da! Tebrîkten başka çâre yok! İki kişiden birinin oyunu hem de iki kere seçim kazanıp hükümet olmasına rağmen, iktidarın bütün yıpratıcılıklarına rağmen; ekonomideki, bürokrasideki, hukuktaki, polisiye önlemlerdeki gözle görülür tersliklere rağmen; açılım adıyla ileri sürülen, "daha fazla ileri demokrasi" vaadiyle milleti etnik parçalanmalara doğru iten yanlış uygulamalara rağmen; Genel Kurmay'ın katıksız çadır hapsine, yazarların "21.yy. Malta"sı Silivri'ye tıkılmasına, yolsuzluk yaptıklarını bildiğini hissettirdiği bakanları ve vekilleri yeniden listeye koymayarak cezalandırdığını söylemesine rağmen, üçüncü kere ve oylarını artırarak seçim kazandı!
Y-CHP'nin AKP'yi taklit eden yeni söylemleriyle birşey yapamayacağını anlayan, aklı kesen herkes, pür-dikkat Türk Milliyetçiliğinin adres ve markası olmuş MHP'ye kilitlendi! Tabi BOP Eş Başkanı Başbakan ve AKP kurmayları da... Îdam edilen Ülkücülerin mektupları ile, "eski-bağımsız-farklı" diye sıfatlarla ve kapalı kapılar ardındaki vaatlerle Ülkücüler hedef alındı! Ülkücülerin bir de teşkilatla MHP Genel Başkanı ve "Yol Arkadaşları" ile sıkıntıları vardı! Çoğu uzaklaştırılmış, ihraç edilmiş, kızdırılmış, küstürülmüş görünüyordu! Genel Başkan'ın kurmay heyetinden yol arkadaşlarının, tam da meydanların kızıştığı günlerde peşpeşe uygunsuz kasetlerinin servis edilmesiyle MHP'nin ipi çekilmiş gibi ve Okyanus Ötesi'nin "MHP'siz Meclis" projesi tutmuş gibi görünürken piyasaya "Eskimeyen-eskitmeyen Ülkücüler" çıktılar!
ABD'ye rağmen, AB'ye rağmen, BOP Eş Başkanı ve AKP'ye rağmen, Haçlı'ya- Müslüman Haçlılar'a rağmen, Pensilvanyalı Diyalog Vaizi'ne rağmen, MHP Genel Başkanı ve Yol Arkadaşlarına rağmen "MHP'siz Meclis" planını bozmak üzere evlerinden çıktılar, meydanlara indiler!
Kağnının sağ ve sol tekerlerini birbirine bağlayan ve birlikte dönmesini sağlayan dingil misali, dingilin 45 yıldır sessiz-sedasız incelmiş yeri misali, bütün gayr-ı millî güçlerin saldırısına direnmeğe başladılar! Türk Milleti, binlerce yıllık teamülü ile ve millî ferâseti ile bu zor süreçte, dingilin incelmiş yeri misali Ülükücüleri izlemeğe başladı! Türk Milletin ve Türk Devletinin üniter bütünlüğünün, vatan ve millet bütünlüğünün, Atatürk-Cumhuriyet ve Türkeş kazanımlarının yüklendiği kağnı, tam düze çıkacakken dingili kırılarak çöktü!
Türk Milleti, heyecan ve merakla dingilin incelmiş yerine Ülkücülere baktı hemen! Ülkücüler direnmişti, direniyordu, direnecekti! Dingil en kalın yerinden, Genel merkez görünümlü yerinden çatırdayarak kırılmıştı! Sessiz çoğunluk, sessizce söylendi yine; "Aferin ince yer!"
YOLU BİLENİN, KILAVUZA İHTİYÂCI OLMAZ...
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Haziran 18, 2011

İŞİMİZ DE GÜÇ'ÜMÜZ DE MHP!...

www.haberiniz.com'da Şükrü Alnıaçık, yüreklere seslenmiş! Bu sese ses verilmese olmazdı!
Evet Ülküdaşım, Yoldaşım evet! 'İşimiz MHP, Gücümüz MHP'!... Allah'ın hikmeti bu! Sebepler içinde sebep halkederek benzerleri buluşturan Rabbim'in hikmeti gereği, İstanbul'da bir ülkücünün nasırına basılsa İzmir'deki ülkücünün yüreğinin acımasının izâhı bu!
Evet Şükr'üm; "İşimiz MHP"doğrudur! Ve Vallahi "Güç"ümüz de MHP!... Bir sevdâlıya sevdâlandığının zulmünden doğal ne olabilir ki? Sevilen, sevdâlısına hasretle zûlmetmezse sevilen olabilir mi?
Duygular sözle ifadeye başladı başlayalı, savaşçı gönüller: "Uğrunda ölmek!"diye bir yol bulmuşlar! Oysa yeni arzûlular, hâris şehvet açları; arzû ile özlemi, şehvetle aşkı birbirine bulaştırarak aşkı kirleten zamane seksperverleri; "Zor olan, kendini yaşamak!" antiteziyle sahnedeler! Makyajları, kostümleri, sahneye uygun! Dansı da biliyorlar, oryantal göbeği de! Güzelim baldır-bacağın, yılan gibi kıvrılarak dans eden dansözün sahnesini bırakıp Ülkücünün ölümüne mücâdelesine bakarak kim canını sıkar ki?
Evet Şükrü'm! At demisin, kurt demişsin! Günlerdir "Teşbihte hata olmaz!" düstûrunun bağlayıcılığı ile "At binicisine göre kişner." atasözümüzü 12 Haziran'dan beri milleti incitirim endîşesi ile yazamadım! İki kişiden birinin oyunu alıp, iki kişiden birini kendine muhalif ve yetmiş parça ederek karşıda bırakan BOP Eş Başkanı'nın; binici olmadığı için atın sırtından attığına dünya şâhitken usta süvârileri, hipodrom yarışlarında geçmesini yorumlayamıyordum!
Binenin binici olmadığını, süvari olmadığını anlayıp atan atı suçlamanın mantıksızlığını hep söyledik ama aynı atın, bizim sandığımız jokeyleri attığını görünce, atı suçladık! Var mı böyle bir çifte standart?
Şükrü'm; elbette doğru, can acıtır! Hele doğru söz; yıllarca, yalakaca alkış vuran, "Siz bilirsiniz Efendim!" soytarılığı ile her yapılana "Hurra!" çeken; yabancı edâlı, yabancı sadâlı yalakalardan sonra, "Külliyen yanlış!" diyen Bozkurt seslerinden rahatsız olunmasından doğal ne ola ki?
Teamülleşen, millî refleks Ülkücü Davranışlarını; Kur'an rehberliğinde Turan Seferi'ndeki süvarilere, farklı hipodromların farklı pistlerinde, farklı at sürmeyi meslek edinmiş jokeyleri tercîh eden "Türkmen Beyi" ünvanlı mihmandara söylediğimizde; provokatörlüğümüz, nifakçılığımız, "MHP'yi barajda bırakanlarla ilişkilendilme"lerimiz gırla gitti be Şükrü'm!
Elbette "İşimiz MHP" ve Vallâhi, Billâhi, Tallâhi Güç'ümüz de MHP!...
Kolay işimizi zor eden kendimiziz! Ülkü Süvarilerinin şehâdetle binicisiz bıraktığı atlarına jokey bindirerek hipodrom pistlerinde koşmaya zorlayan da bizimkiler! Evet Şükrü'm; süvarisini arayan uzun yola alışkın at, huylandığı yabancı jokeyleri sırtından attı ve büyük suçlu! Yok böyle insafsızlık be Şükrü'm! Yok böyle ... !
Akıl arızalarını, beden sakatlıkları ile kamufle eden kurnazlar, yollarda iki sefer at çatlatmışmış doğrudur! Allah râzı olsun ama derviş fıtratlı bir süvâriyi de İzmir'de, kum piste hiç çıkmamış, bozkırlarda koşmaya alışkın atla, kumda yarıştırdılar!
Canım kırk yerinden acıdı! Söylesem olmazdı, söylemedim! Doğrunun tahrîfi, yalandan daha kolay olduğu için söyleyemedim! Çünkü yalan, tahrîf edildikçe etkisini artırırken, doğru en ufak tahrîfatta gücünü kaybediyor! Zor bir süreçten geçtim, dayanılmaz zor bir uğraştan çıktık! Hâlâ hayattayız şükr'olsun Şükrü'm! Öldüremeyen yaralar, öfkemizi ve gücümüzü artırır, tesellîm!
Allah'ın da yardımıyla yaralarımı tedâvi eder etmez yeni sefere hazırım! Şükr'olsun; at benim, heybe benim, heybemde azığım, belimde pusatım, sırtımda sadağım, sadağımdaki oklarım ve yay benim. Hedefi biliyorum! Geçtikleri yerde yol, geçmedikleri yerlerde iz bırakan Muhteşem Ülkü Devleri'nin peşinden Tûran'a doğru atımı yeniden salmağa hazırlanıyorum!
Bu tedâvi sürecinde belli ki biraz susacağım! "Söylesem te'siri yok, sussam gönül râzı değil." diye ilk feryâd eden ben olmadığım gibi, son da olmayacağım biliyorum!
Bile bile; "İşimiz MHP, Güç'ümüz de MHP" diye içime söylenerek, sessizce yaralarımı saracağım! Yaralarından, yüreğinden, gözlerinden, kaleminden öpüyorum! Şahsında; kıymet verdiğin bilmediğim, kıymet verdiğim bilmediğin yiğitlerin de yüreklerinden öpüyorum.
YOLCU YOLUYLA, YOL YOLCUSUYLA GÜZELDİR.
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Haziran 16, 2011

"OL" DEYİNCE OLDURAN...

Rabbenâ, Sen'den medet! Ya Rabbi ben ne yapacağım?
Hür aklımla vicdânım, başbaşa verip meşveret etti! Göz de benim, köz de benim, utanan yüz de benim! Utanan da benim, utandıran da! Kızdıran da benim, beni görüp kızan da! Ya Rabbi ben ne yapacağım?
Göz önünde, herkesin göreceği şekilde, bize bizi tahrîp ettiriyorlar! Hem de bu tahribâtı, durdurmakla mükellef makam sahibimize yaptırıyorlar! Ben mi yanılıyorum, izinli şeytanım bana çok mu hükmetmeye başladı? Rabbenâ, medet!
Sen'i sevmekle, Sen'den korkmakla mükellef gönlümüzde Sen'in korkundan başka korkuya yer olmayan cesûr yüreğimizle, doğruyu doğrulara söylemeye çalışırken tezvîrat yapmakla suçlanıyoruz! Sen'den aldığımız yürek ve cesâretle becerebildiğimiz kadar büyüttüğümüz cesâmetimizle -yıllardır dışarda olmamıza rağmen- içimizde tarif edilen "çukur"ların açtığı foseptiğin üzerini öertmek için, milletin pis kokularla rahatsız olmasını engellemek için verdiğimiz olağanüstü gayretlerimiz; "MHP'yi baraj altında bırakmaya uğraşanlarla ilişkili" diye yorumlanıyor! Ya Rabbi, ne yapacağız?
Aylar öncesinden; "Ya Ben Ne Deyim?" diye feryâd ederken;
Sessiz gitmiş! İz kalmamış izinde
Çime bakıp soranlara ne deyim?
Gizli gitmiş! Naz kalmamış izinde
Kime bakıp, soranlara ne deyim? Diye inlemiştim! Göz benimdi, söz benimdi, utanır yüz benimdi! Kendi ellerimizle kendi gözümüzü parmaklatıp, bizi görmüyorum diye inletip gülüyorlardı!
Sükûtum, gönlümün vaveylâsıydı
Dertlerim gönlümün tek laylasıydı
Hani insan insânın aynasıydı
Cama bakıp soranlara ne deyim? Diye cevap veremeyeceğimiz sorulara hazırlanalım istemiştim!
Dur desem durmazdın gidiyordun sen
Dünyamı tar u mar ediyordun sen
Fikrimi çöllerde güdüyordun sen
Kuma bakıp soranlara deyim? Diye hazırlanıyordum hazırlıksız yakalanacağımız artniyetli sorulara!
Ülküsüz kalamam sağken ölürüm
Gel dense mezardan kalkar gelirim
Ben nereye baksam Sen'i görürüm
Bana bakıp soranlara ne deyim,
Bana benle vuranlara ne deyim? diye yırtındığımda sesimi sadece bizden sandıklarım, "Biz de sizdeniz!" yırtınmamızı kibirleri yüzünden farklı yorumlayanlarımız duymadılar! Şimdi hiç duymayacaklar belli! Rabbenâ, ya biz ne yapacağız?
Dilin zekâtı, hayır söylemek. Dînimizin ve güzel ahlâkın gereği ayıpları örtmek. Îmânın gereği; küfrün karşısında susarak dilsiz şeytan tarifini almamak! Ya Rabbi, ben ne yapacağım? Bu kadar sıralanmış doğru sorulara verilen yanlış cevapların vebâline nasıl ortak olacağım? Beni ve benden ilhâmla bu haksızlıklara, bu zûlme zoraki ortak edilen Kandaşlarım, Dindaşlarım, Ülküdaşlarım, Kardeşlerim ne yapacağız?
"Söylesem te'sîri yok, sussam gönül râzı değil!" diye yüzlerce yıl önce sitemle, sitâyişle, nezâketle feryâd eden Fuzûli ile aynı kaderi mi yaşayacağız? Hikmetine sual olmaz hâşâ! Edip eyleyensin, görüp gözetensin; ol deyince olduran, öl deyince öldüren Görklü Çalap'sın; Ya Rabbi, Sen'den medet!
Hak yolunda sadece çileye tâlip, Müslümam Türk'ün refleksi ülkücülerin emeklerinin zayi edilmesine izin verme Ya Rabbi! Kendi rızamızla köprülüğe talip olup; "Gelen de, giden de geçsin." diye ayaklar altına uzanmıştık! "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı" diyen kurnazların ayakları altında pespâyeleşmemize izin verme Ya Rabbi!
Kara gecede, kara kaya üstündeki kara karıncayı görüp gözeten Rabbim; Sen'den başka şikâyetlenecek, Sen'den başka sığınacak yer yok biliriz elhamdülillah... Bir daha, bütün teslîmiyetimle, bütün îman ikrârımla; "VE TEVEKKEL A'LALLAH"
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN