25 Şehîdimize Allah'tan rahmet, âilelerine sabır ve başsağlığı dilerken, Türk Milleti'ne de başsağlığı, sabır ve metânet dileyerek...
"Alıştıra-hazmettire" , "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar..." , Ordu'nun siyâset ve basın üzerindeki vesâyeti; "Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı olunca bitecek..." uyarılarıyla gözümüzün içine baka baka, ağlaya-sızlaya, milleti Allah ile aldattılar! Bir yandan Haçlı AB'nin, diğer yandan 21.yy. Haçlı Birliğinin öncü kuvveti ABD'nin, bir yandan siyonizmin terörist devleti İsrail'in destekleriyle BOP Eş Başkanı edilirken diğer yandan; Atatürk ve Cumhuriyetten intikâma soyunan sinsi köstebek siyâsilerin ve cemaât-tarîkât adıyla din sömürücülüğü yapan takıyyecilerin, mürâilerin desteği ile de başımıza Başbakan olarak musallât edilen kindâr dindâr Recep Tayyip Erdoğan'ın hem zûlmüne, hem de beceriksizliği yüzünden belâ üstüne belâlara muhatâbız!
Her sabah, yeni güne başlamak üzere uyanmaktan korkar olduk!
Zâten uyku Hâk getire!
Gece geç vakîtlere kadar, BOP EŞ Başkanı Başbakan'ın bizzat uyguladığı sansürden kaynaklı haber edinebilme zorlukları! Birbirini tutmayan, yabancı istihbârât elleriyle pisleşen, kirli haberler içinden haberin doğrusunu edininceye kadar ne uyku kalıyor, ne de moral!
Haberi buldum deyip becerebildiğince yorumladıktan sonra, gecenin sabaha yakın bir saatinde zoraki uyku ve uyandığınızda!... Açtığınız radyonuzun kulağınıza bağırdığı, ekranlarda sunucuların gülümseyerek, devlet adamcılığı oynayan yabancı dilleri Türkçe olan siyâsilerin şehît sayısından "tane" diye bahsederek verdikleri, başınıza balyoz gibi inen, yüreğinizi sıkan onar, yirmişer, yirmi beşer şehît haberleri!...
Aralara serpiştirilerek, asıl gündemin üzerine örtü edilen, "Dokunmanın ibâdetten sayıldığı Dünya Lideri Bop Eş Başkanı Başbakan"ın artık mîde bulandıran huzûr, istikrâr terâneleri!
Orman Bakanı'nın; elîm olayda -Allah hepsine rahmet etsin- hayatta kalan kimse kalmamasına rağmen, anlaşılması mümkün olmayan bir pişkinlikle; "Kazayla düşen bir el bombasının patlaması sonucu..." diye olayı haber verişi! Asıl ilgili Millî olmayan Savunma Bakanı'nın suskunluğu!
Sanki Orman Bakanı'nın Yağmur Ormanları'ndan kaçkınlığını ispatlamak için olay mahallinde bulduğu el bombasıyla oynayan kız çocuğunun; "Korkma! Bir şey olmaz bak!" diyerek elindeki bombayı atıp tutarak haberciye göstermesi!
Ya Hû! Ya Hakk! Ya Hayy!
Güzel Tanrı! Görklü Çalap! Aklımıza mukayyet ol!..
Peşpeşe gelen toplu Şehâdet haberleri arasında kamufle edilen, kaynatılan, atlanan Abdullah Gül'ün zehirlendiği iddiâsı!
Başımıza çuval geçiren ABD Haçlı Generalinin, bir kargo uçağıyla önce Ankara'ya gelişi, sonra İsraile gidişi!
CIA Başkanı Haçlı General; özel uçakla falan değil de, neden kargo uçağıyla gelir?
Ankara ve Telaviv'e ne getirdiği veya ne götüreceği, kimse tarafından merâk edilmez mi?
Türk Milleti! Allah aşkına artık kendine dön!
Bir kaç günde yüze yakın Türk Evine şivan düştü tamam!
Ocaklar söndü tamam! Ciğerlerimiz dağlandı, yanıyoruz tamam!
Allah cümle Şühedâya rahmet, ailelerine sabırlar ihsân eylesin. Geceli gündüzlü onlara rahmet dilerken, görevleri başındaki Mehmetçiklerimize ve Güvenlik Güçlerimize de duâlardayız elbette!
Lâkin silkinmenin, silkinip kendimize gelmenin daha zamânı gelmedi mi?
Afyonkarahisar'daki mühimmat deposundaki patlamanın hesâbını sormak elleri kanlı, yüzleri ve vicdânları kara PKK'nın dokunulmaz edilmiş siyâsalları BDP'lilere mi kaldı?
Türk Milleti!
Partizanlık ve inâdına adam taâssûbumuz yüzünden Devletimiz çökertiliyor! Vatanımız gözümüzün önünde parçalanıyor görmeyecek miyiz?
BOP Eş Başkanı Başbakan'a göre; şehît haberlerini vermek PKK'ya yardım, PKK'lı piçlerin gebertildiğini haber vermek PKK'lıları tahrîkmiş! Vatana millete kurban verdiğimiz Kınalı Kuzular bizim çocuklarımız değil mi? Onların çürük raporuyla askerden kaçırdıkları oğulları kadar kıymetli, sevgili değil mi bizim Oğullarımız? Sıramızı mı bekliyoruz?
İstifâ denilen onurlu davranışı unutan ve bize de unutturan bu yüzsüzlere; hep birlikte seslenmezsek sesimizi duyurabilir miyiz? Artık bize dokunan da yanmasın mı?
Bedduânın cezâsı da yokmuş, hadi hep bir ağızdan; Canımız yandı, canınız yansın! Ocaklarımız söndü, ocağınız sönsün! Allah belânızı versin! Ananızı da, huzûr ve istikrârınızı da alıp defolun vesselâm...
"TÜRK'E BAŞ OLMAZ TÜRK'ÜM DEMEYEN."
Selâm, sevgi, duâ, duâ, duâ...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Eylül 06, 2012
VURDULAR BENİ!...
Kurt gibi her zaman sürek avımda
Avımı sürerken sürdüler beni,
Derdim çıkrığında, gam tezgâhımda
İçime dönerken gördüler beni,
Kendi ellerimle ördüler beni!...
Yollara düşmüştüm, yoldan da erken
Yaklaştım ha bugün, ha yârın derken,
Avcıyken av oldum, soluk alırken;
Merakla kendimden sordular beni,
Kendi pusatımla vurdular beni!...
Aştım Kaf Dağı'nı, çölde iz oldum,
Beni bizden bilen dosta giz oldum,
Biz olmaya uğraşırken siz oldum!
Kendi sözlerimle kardılar beni,
Dilimle bağlayıp yordular beni!...
Ben girdim toprağa gülerek ölüp,
Yurt ettim uğrunda bilerek ölüp
Gurbet yüreğimde kalmışken garip
Sürgünden sürgüne sürdüler beni,
Öz gönlümde garip gördüler beni!..
06 Eylül 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN
Avımı sürerken sürdüler beni,
Derdim çıkrığında, gam tezgâhımda
İçime dönerken gördüler beni,
Kendi ellerimle ördüler beni!...
Yollara düşmüştüm, yoldan da erken
Yaklaştım ha bugün, ha yârın derken,
Avcıyken av oldum, soluk alırken;
Merakla kendimden sordular beni,
Kendi pusatımla vurdular beni!...
Aştım Kaf Dağı'nı, çölde iz oldum,
Beni bizden bilen dosta giz oldum,
Biz olmaya uğraşırken siz oldum!
Kendi sözlerimle kardılar beni,
Dilimle bağlayıp yordular beni!...
Ben girdim toprağa gülerek ölüp,
Yurt ettim uğrunda bilerek ölüp
Gurbet yüreğimde kalmışken garip
Sürgünden sürgüne sürdüler beni,
Öz gönlümde garip gördüler beni!..
06 Eylül 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN
Çarşamba, Eylül 05, 2012
APAÇIK MEKTUP...
BOP Eş Başkanı, Başbakan, AKP Genel Başkanı ve Çok Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey!
Son zamanlarda unutturmaya çalıştığınız birinci makam ve sıfatınız hâriç, diğer sıfat ve makamlarınızdan dolayı, en millî ve samîmi saygılarımın kabûlünü istirhâm ederek...
Sayın Başbakan;
Size ve II. Cumhuriyetçilere göre ceddimin vatanlaştırmak için her karışına onlarca can verdiği ülkeden Türkiyeli biri; mevcût Anayasa ve sizin Anayasa Taslağına göre bir vatandaş; tarih ve te'vilsiz gerçeklere göre bir Türk Vatandaş olarak, herkes gibi benim de olan söz söyleme hakkımı kullanacağım!
Kafanız ve vicdânınızda yaptığınız tasnîflerdeki vatandaşları, dikkatle takip et/tir/diğinizi, söylentilerden ânında haberdâr olduğunuzu bilerek, size tamâmen millî ve kendisini "Millet Fedâisi" olarak adlandıran bir Türk Milliyetçisi olarak sesleneceğim!
Bu seslenişin, Türk Milletinin söylenmelerini dillendirmek olduğunu bilin çünkü Vatanın hemen her bölgesinde yaşayan Vatadaşların, iki kişisinden biri tarafından hâlâ çâre makamı olarak görülen bir zâtsınız!
Bendenizin, sizi çâre kapısı görmeyen, iki kişiden size yakın olanlardan değil diğer kesimden, yâni sizden seçildiğiniz yöntemle kurtulmaya çalışanlardan olduğumu da beyân ederim!
Sayın Erdoğan;
Dünyanın en güçlü pehlivanı da zamanın yıpratması sonucu, günü geldiğinde mağlûp olur! Zamanında başarılı olduğu alanı, kendinden sonra gelen genç ve güçlü takipçilerine bırakarak çekilmeyen güçlünün mağlûbiyeti, mukadder akîbettir! Bu gerçeğin farkına varan her hâris güçlü; yaşının ve zamana mağlûp olan bedeninin yıpranmışlığını farkettikçe hırçınlaşır!
Son bir yıldır, özellikle -tekrar geçmiş olsun- geçirdiğiniz rahatsızlıktan sonra, size iki kişiden birinin yakıştırdığı "Kasımpaşalı Jargonu"nuz, artık en yakınlarınızdakileri bile incitecek bir hırçınlığa dönüştü!
Şahsen siyâseten sizi hiç tasvîp etmemiş biri olarak hâlinizden memnûn olmam lâzım ama siz -ma'lesef- hâlâ ülkemin Başbakanı'sınız! Ve makamınız sizin şahsî davranmanıza, hırsınızın sebep olduğu enâniyyetinize müsâit bir makam değil! Sizin; şemsiye sapı veya şemsiye sahîbi gibi davranmaya hakkınız yok! Siz altına sığınanları korumakla mükellef şemsiye gibi davranmak zorundasınız! Şemsiye sahîbinin, millet olduğunu asla unutmadan!
Aksi hâlde; seksen yıllık Cumhûriyet tecrübesiyle sizi on yıldır kullanan Türk Milleti'nin sizi atıp yeni bir şemsiye arayışında olduğunu hatırlatmak isterim! Niye mi? Çünkü on yılda hem Devletimizin, hem de devleti kuran Türk Milleti'nin başına açtığınız belâları def'etmekle birinci derecede siz mükellefsiniz! Başımıza sardığınız bütün millî belâları; hangi pazarlardan, nelere mukâbil aldığınızı siz biliyorsunuz! Aynı muhataplarınızla bu mes'eleleri çözmek için daha önce yaptığınız ikili anlaşmaları, sizin bozmanız daha kolaydır!
Biliriz ki Devlette devâmlılık esastır! Devlet adına sizin ve hükümetlerinizin attığınız imzaları, bir başkasının ve hükümetinin ilgâsı, epeyce zaman alır ki sâyenizde Devletimiz de, Milletimiz de zaman fukarâsıdır!
Sayın Başbakan;
Partiniz Genel Merkezi'nde Milletvekilleri ve Kurucu Üyelerinizle yaptığınız toplantıda sarfettiğiniz birkaç cümleniz ve hitâbınız, bu açık mektuba sebeptir.
Buyuruyorsunuz ki; "30 yıl boyunca iktidardaki her parti terörle muhatap olmuştur. Ama denklem çok basit. İktidardaki parti çözmeye çalıştıkça örgüt saldırdı." Doğrudur! 30 yıldır bütün hükümetler, terör ve teröristle uğraştı ama sizin devr'aldığınız 2002 Türkiyesi'ndeki terörle bugünü, Allah rızâsı için siz mukayese eder misiniz? Sizden önceki yirmi yılın mı, yoksa sizli on yılın mı terör örgütünü, palazlandırmaktan öte şımarttığını, söyler misiniz?
Diyorsunuz ki; "Türkiye de Ak Parti ile birlikte bir dönem kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır. ... Biz sizden öncekilere benzemeyiz. Ya öleceğiz ya olacağız!.. Hiç kimse bize istikamet belirleyemez. Bunu CHP 'lilere, Genel Başkanı’na da söylüyorum, terörü kutsayan, doğrudan yada dolaylı destekleyen medyaya da söylüyorum." El-insâf Sayın Erdoğan! Allah için sizden öncekilere aslâ benzemiyorsunuz ama Okyanusötesindeki diğer BOP Eş Başkanı'nca verilen görevlerden başka birşey de yapamıyorsunuz!
Başımıza çuval geçirerek ve bunu AKP'ye karşı değil, AKP politikalarına direnen Türk Subaylarının burnunu sürtmek için yaptıklarını açıklamaktan çekinmeyenlerle birlikte sadece öldürüyorsunuz! Afganistan'da, Azerbaycan'da, Irak'ta, Libya'da, Suriye'de Müslüman katleden ve bunu "Haçlı Seferi" diye i'lan eden Haçlı ile birlikte, Müslüman öldürüyorsunuz! Bu yapılanları da Müslüman ülkelere demokrasi götürmek iddâsıyla yapıyorsunuz! Size anormal gelmiyor mu Allah aşkına?
Buyuruyorsunuz ki; "Medya üzerindeki bazı kesimler de hiç çekinmeden taşeronluk yapıyor. Milleti nefrete sevketmek için gayret içindeler! Kimin ne yaptığını, kimlerin değirmenine su taşıdığını net görüyoruz." Eyvallah da; şehîtlere millet olarak sahîplenmenin neresi taşeronluk? Dağda teröristlerle kucaklaşanlara, şehît aileleriyle birlikte; "Bizim vergilerimizden aldığınız maaş harâm olsun!" demenin nersi taşeronluk? "Biz, öncekilere benzemeyiz! Ya öleceğiz, ya olacağız!" sözünden daha tehdîtkâr, daha tahrîkkâr ve daha eyyâmcı bir söz duydunuz mu Allah aşkına? "Ya ölmek, ya olmak" karârındaki siz değil misiniz başındam "M"yi yok ettiğiniz "İ.T."nı, Oslo'da şeytanla görüştüren?
Devâmla buyuruyorsunuz; "Medyanın patronlarına sesleniyorum: CHP'nin milletvekili siyasetçi de benim il başkanlarım, ilçe başkanlarım siyasetçi değil mi? Onları niye yazmıyorsunuz?" El-hâk soru doğru ama soran değil!
Otokontrolünüze aldığınız, sayısını sizin bile bilemediğiniz yandaşınız medya ve basın kurumlarına; "Terör haberlerini vermeyin!" ta'limâtını siz vermediniz mi? Şimdi ta'limâtınıza uyan Dolma kalemlere mi kızıyorsunuz? Ayrıca "dolma kalemler" patronlarının, silsileten sizin emrinizde olabilirler ama Allah(c.c.)'ın; "Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1) diye ettiği muhteşem üstü yemînin farkıda olarak Besmele'siz yazıya başlamayanların, "disiplinli kalem" olabileceklerini mi zannediyorsunuz? "Benim il başkanlarım, benim ilçe başkanlarım" diye sıfatladığınız AKP'liler, yöresel siyâset yapan hür akıllı-vicdânlı kişiler mi, yoksa sizin mağazanızın vitrin mankenleri mi? Eğer menkenlerse bu ekiple doğru işler yapılabileceğine Allah aşkına inanıyor musunuz?
Hitâbettiklerinize de buyruklarınız olan nutkunuzda devâmla; "Ben, biz zaten hukûka ta'limât verdim. Hukuk zaten gerekeni yapıyor. Parlamento da gereğini yapacak." buyuruyorsunuz! Sizin veya bir başka erkin ta'limâtıyla çalışan hukûk'tan adâlet çıkar mı Allah aşkına?
Sayın Kudretli Başbakan!
Kitap okumadığınızı, danışmanlarınızın hazırladığı özetlere baktığınızı kendiniz söylemiş olduğunuz için, uzun yazıları da okumayacağınızı biliyoruz! Haklısınız! İşiniz başınızdan aşkın!
Yeni yağmış kar mevsiminde sizi tepeden itekleyen; sizden aldıklarıyla kendilerini güçlü vehm'eden hâris kişilerin müşâvirlik ve kılavuzluklarıyla en fazla zarârın size dokunacağı korkunç hatâlara sahiplenmek gibi bir Kasımpaşalılık sergiliyorsunuz!
Sayın Kudretli Azâmetli Başbakan!
Yüzlerce yıl tebaamız olmuş insanların, Haçlı vasıtâsıyla bizden koparılmış devletçiklerde, defalarca seçim kazandırdıkları Saddam'a, Kaddafi'ye gösterdikleri son sadâkat(!)lerini ve menfaât temelli ilişkilerin ilerde nelere muktedîr olduğunu; bütün samîmi ve dostça duygularımla dikkatlerinize sunarken, sizden kaynaklı millî mes'elelere karşı da Türk Milletini uyarmaya gayret ettiğimi de beyân ederim Efendim!...
"Silâh korkaklarda, para cimrilerde, rey câhillerde olursa düzen bozulur." Hz. Ebubekir
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Son zamanlarda unutturmaya çalıştığınız birinci makam ve sıfatınız hâriç, diğer sıfat ve makamlarınızdan dolayı, en millî ve samîmi saygılarımın kabûlünü istirhâm ederek...
Sayın Başbakan;
Size ve II. Cumhuriyetçilere göre ceddimin vatanlaştırmak için her karışına onlarca can verdiği ülkeden Türkiyeli biri; mevcût Anayasa ve sizin Anayasa Taslağına göre bir vatandaş; tarih ve te'vilsiz gerçeklere göre bir Türk Vatandaş olarak, herkes gibi benim de olan söz söyleme hakkımı kullanacağım!
Kafanız ve vicdânınızda yaptığınız tasnîflerdeki vatandaşları, dikkatle takip et/tir/diğinizi, söylentilerden ânında haberdâr olduğunuzu bilerek, size tamâmen millî ve kendisini "Millet Fedâisi" olarak adlandıran bir Türk Milliyetçisi olarak sesleneceğim!
Bu seslenişin, Türk Milletinin söylenmelerini dillendirmek olduğunu bilin çünkü Vatanın hemen her bölgesinde yaşayan Vatadaşların, iki kişisinden biri tarafından hâlâ çâre makamı olarak görülen bir zâtsınız!
Bendenizin, sizi çâre kapısı görmeyen, iki kişiden size yakın olanlardan değil diğer kesimden, yâni sizden seçildiğiniz yöntemle kurtulmaya çalışanlardan olduğumu da beyân ederim!
Sayın Erdoğan;
Dünyanın en güçlü pehlivanı da zamanın yıpratması sonucu, günü geldiğinde mağlûp olur! Zamanında başarılı olduğu alanı, kendinden sonra gelen genç ve güçlü takipçilerine bırakarak çekilmeyen güçlünün mağlûbiyeti, mukadder akîbettir! Bu gerçeğin farkına varan her hâris güçlü; yaşının ve zamana mağlûp olan bedeninin yıpranmışlığını farkettikçe hırçınlaşır!
Son bir yıldır, özellikle -tekrar geçmiş olsun- geçirdiğiniz rahatsızlıktan sonra, size iki kişiden birinin yakıştırdığı "Kasımpaşalı Jargonu"nuz, artık en yakınlarınızdakileri bile incitecek bir hırçınlığa dönüştü!
Şahsen siyâseten sizi hiç tasvîp etmemiş biri olarak hâlinizden memnûn olmam lâzım ama siz -ma'lesef- hâlâ ülkemin Başbakanı'sınız! Ve makamınız sizin şahsî davranmanıza, hırsınızın sebep olduğu enâniyyetinize müsâit bir makam değil! Sizin; şemsiye sapı veya şemsiye sahîbi gibi davranmaya hakkınız yok! Siz altına sığınanları korumakla mükellef şemsiye gibi davranmak zorundasınız! Şemsiye sahîbinin, millet olduğunu asla unutmadan!
Aksi hâlde; seksen yıllık Cumhûriyet tecrübesiyle sizi on yıldır kullanan Türk Milleti'nin sizi atıp yeni bir şemsiye arayışında olduğunu hatırlatmak isterim! Niye mi? Çünkü on yılda hem Devletimizin, hem de devleti kuran Türk Milleti'nin başına açtığınız belâları def'etmekle birinci derecede siz mükellefsiniz! Başımıza sardığınız bütün millî belâları; hangi pazarlardan, nelere mukâbil aldığınızı siz biliyorsunuz! Aynı muhataplarınızla bu mes'eleleri çözmek için daha önce yaptığınız ikili anlaşmaları, sizin bozmanız daha kolaydır!
Biliriz ki Devlette devâmlılık esastır! Devlet adına sizin ve hükümetlerinizin attığınız imzaları, bir başkasının ve hükümetinin ilgâsı, epeyce zaman alır ki sâyenizde Devletimiz de, Milletimiz de zaman fukarâsıdır!
Sayın Başbakan;
Partiniz Genel Merkezi'nde Milletvekilleri ve Kurucu Üyelerinizle yaptığınız toplantıda sarfettiğiniz birkaç cümleniz ve hitâbınız, bu açık mektuba sebeptir.
Buyuruyorsunuz ki; "30 yıl boyunca iktidardaki her parti terörle muhatap olmuştur. Ama denklem çok basit. İktidardaki parti çözmeye çalıştıkça örgüt saldırdı." Doğrudur! 30 yıldır bütün hükümetler, terör ve teröristle uğraştı ama sizin devr'aldığınız 2002 Türkiyesi'ndeki terörle bugünü, Allah rızâsı için siz mukayese eder misiniz? Sizden önceki yirmi yılın mı, yoksa sizli on yılın mı terör örgütünü, palazlandırmaktan öte şımarttığını, söyler misiniz?
Diyorsunuz ki; "Türkiye de Ak Parti ile birlikte bir dönem kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır. ... Biz sizden öncekilere benzemeyiz. Ya öleceğiz ya olacağız!.. Hiç kimse bize istikamet belirleyemez. Bunu CHP 'lilere, Genel Başkanı’na da söylüyorum, terörü kutsayan, doğrudan yada dolaylı destekleyen medyaya da söylüyorum." El-insâf Sayın Erdoğan! Allah için sizden öncekilere aslâ benzemiyorsunuz ama Okyanusötesindeki diğer BOP Eş Başkanı'nca verilen görevlerden başka birşey de yapamıyorsunuz!
Başımıza çuval geçirerek ve bunu AKP'ye karşı değil, AKP politikalarına direnen Türk Subaylarının burnunu sürtmek için yaptıklarını açıklamaktan çekinmeyenlerle birlikte sadece öldürüyorsunuz! Afganistan'da, Azerbaycan'da, Irak'ta, Libya'da, Suriye'de Müslüman katleden ve bunu "Haçlı Seferi" diye i'lan eden Haçlı ile birlikte, Müslüman öldürüyorsunuz! Bu yapılanları da Müslüman ülkelere demokrasi götürmek iddâsıyla yapıyorsunuz! Size anormal gelmiyor mu Allah aşkına?
Buyuruyorsunuz ki; "Medya üzerindeki bazı kesimler de hiç çekinmeden taşeronluk yapıyor. Milleti nefrete sevketmek için gayret içindeler! Kimin ne yaptığını, kimlerin değirmenine su taşıdığını net görüyoruz." Eyvallah da; şehîtlere millet olarak sahîplenmenin neresi taşeronluk? Dağda teröristlerle kucaklaşanlara, şehît aileleriyle birlikte; "Bizim vergilerimizden aldığınız maaş harâm olsun!" demenin nersi taşeronluk? "Biz, öncekilere benzemeyiz! Ya öleceğiz, ya olacağız!" sözünden daha tehdîtkâr, daha tahrîkkâr ve daha eyyâmcı bir söz duydunuz mu Allah aşkına? "Ya ölmek, ya olmak" karârındaki siz değil misiniz başındam "M"yi yok ettiğiniz "İ.T."nı, Oslo'da şeytanla görüştüren?
Devâmla buyuruyorsunuz; "Medyanın patronlarına sesleniyorum: CHP'nin milletvekili siyasetçi de benim il başkanlarım, ilçe başkanlarım siyasetçi değil mi? Onları niye yazmıyorsunuz?" El-hâk soru doğru ama soran değil!
Otokontrolünüze aldığınız, sayısını sizin bile bilemediğiniz yandaşınız medya ve basın kurumlarına; "Terör haberlerini vermeyin!" ta'limâtını siz vermediniz mi? Şimdi ta'limâtınıza uyan Dolma kalemlere mi kızıyorsunuz? Ayrıca "dolma kalemler" patronlarının, silsileten sizin emrinizde olabilirler ama Allah(c.c.)'ın; "Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1) diye ettiği muhteşem üstü yemînin farkıda olarak Besmele'siz yazıya başlamayanların, "disiplinli kalem" olabileceklerini mi zannediyorsunuz? "Benim il başkanlarım, benim ilçe başkanlarım" diye sıfatladığınız AKP'liler, yöresel siyâset yapan hür akıllı-vicdânlı kişiler mi, yoksa sizin mağazanızın vitrin mankenleri mi? Eğer menkenlerse bu ekiple doğru işler yapılabileceğine Allah aşkına inanıyor musunuz?
Hitâbettiklerinize de buyruklarınız olan nutkunuzda devâmla; "Ben, biz zaten hukûka ta'limât verdim. Hukuk zaten gerekeni yapıyor. Parlamento da gereğini yapacak." buyuruyorsunuz! Sizin veya bir başka erkin ta'limâtıyla çalışan hukûk'tan adâlet çıkar mı Allah aşkına?
Sayın Kudretli Başbakan!
Kitap okumadığınızı, danışmanlarınızın hazırladığı özetlere baktığınızı kendiniz söylemiş olduğunuz için, uzun yazıları da okumayacağınızı biliyoruz! Haklısınız! İşiniz başınızdan aşkın!
Yeni yağmış kar mevsiminde sizi tepeden itekleyen; sizden aldıklarıyla kendilerini güçlü vehm'eden hâris kişilerin müşâvirlik ve kılavuzluklarıyla en fazla zarârın size dokunacağı korkunç hatâlara sahiplenmek gibi bir Kasımpaşalılık sergiliyorsunuz!
Sayın Kudretli Azâmetli Başbakan!
Yüzlerce yıl tebaamız olmuş insanların, Haçlı vasıtâsıyla bizden koparılmış devletçiklerde, defalarca seçim kazandırdıkları Saddam'a, Kaddafi'ye gösterdikleri son sadâkat(!)lerini ve menfaât temelli ilişkilerin ilerde nelere muktedîr olduğunu; bütün samîmi ve dostça duygularımla dikkatlerinize sunarken, sizden kaynaklı millî mes'elelere karşı da Türk Milletini uyarmaya gayret ettiğimi de beyân ederim Efendim!...
"Silâh korkaklarda, para cimrilerde, rey câhillerde olursa düzen bozulur." Hz. Ebubekir
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
EKRANLARDA MHP! HAYRET!...
Babasını özleyen yetim gibi, anasını özleyen öksüz gibi özlemişmişim!
15 yıldır, ekranlarda görmeden, adını gıyâbında ve genellikle de aleyhinde gereksiz ağızlardan duyduğum MHP'yi ekranlarda görebilmeyi ne çok özlemişmişim!
Sunucu, altını çizerek; "Yıllardır ne ben ne de her hangi bir televizyon, ısrarla dâvet etmiş olmamıza rağmen MHP Genel Başkanı'nı konuşturamadık!" diye vurgulamasa, emînimki kaş yapayım derken göz çıkarmakta mâhir Genel Başkan taraftarları; "Gayr-ı millî mihrâkların televizyonunda ne işi var?" diye bağır-çağıra başlarlardı! Tenkît edeyim derken, meth'etme acemîliğini yine yapacaklar biliyorum!
Koray Aydın; Ülkücü Hareket'in gençlik teşkilâtlarında yetişmiş ve her kademede görevler yapıp Başbuğ Türkeş'in Son Genel Sekreteri olarak, hafızâmızda olan biri. Hatta; Başbuğ'dan sonraki olaylı ilk olağanüstü kongreden sonra, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na ciddî manada katkı vermiş ve bu yüzden de yıllarca ve hâlâ bizim sessiz öfkemize muhâtap bir Ülküdaşımız!...
Diğer "Genel Başkanlığa Aday Olmayı Düşünenler" de Ülküdaşlarımız elbette. Tırnak içinde her kelîmesini büyük harfle yazıp o ülküdaşlarımızın şimdiki sıfatı olduğunu vurgulamaya çalıştığım gerçeği, herkesin özellikle dikkatine sunuyorum!
Bilmiyordum, öğrendim! Ki; tüzüğe göre, kongre salonunda Dîvân'a en az kırk Delege imzasıyla teklîf edilmeden, hiç kimse Genel Başkan Adayı değil! Dîvân'ı kimin oluşturacağı da ma'lûm!
Mevcût Genel Başkan'ın, önceki kongrelerde neler yaptığını ve kişinin yaptıklarının yapacaklarının garantisi olduğunu, aklımdan hiç çıkarmadan; hele Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın aday olamaya çalıştığı günlerde, hafta sonu mesâi bitimine dakikalar kala yaptığı Hukûki(!) atağını, içim acıyarak hatırlayınca, son âna kadar kimsenin adaylığına kesin gözüyle bakmam!
Ama dedim ya; öksüzün anasını, yetîmin babasını özlediği gibi özlemişmişim ekranlarda MHP'yi!
Heyecânı da hepimiz çok özlemişmişiz! Koray Aydın Bey'in ve bir gün sora da Dr. Mesut Türker Bey'in buluştukları Ülkücülerde gördüğüm coşkuyu da çok özlemişmişim!
"Bu konuda ilkim! Belki de son olacağım! Benden başka kimsenin yapmadığı ve yapamayacağı bir davranışla hem Bakanlık'tan, hem de Milletvekilliğinden istifâ ettim! Akladım!" derken vücût diliyle sergilediği Ülkücü özgüvenini, çapraz sorularda Türkiye'nin en ustalarından Fatih Altaylı'nın ve kameradan da Türk Milleti'nin, Ülkücülerin gözlerine baka baka, kendinden emîn konuşmalarını beğendim. Ülkücü duruşu, ne kadar özlemişmişim!
Koray Aydın'ın, Yüce Divan'daki karar gününde mahkeme salonundaydım. 11-0 ittifakla berât ederek hem kendinin, hem de şahsında Ülkücü karakterin aklanmasını, onurlanarak izlemiştim!
Bir soru üzerine; "AKP iktidara geldikten sonra benim üzerimden MHP'yi vurmak için beni Yüce Divan'a verdi! Anayasa Mahkemesi'nde 11 üyenin karşısına çıktım. Meclis Komisyonları'nın karşısına çıktım. Böyle bir yapının içinde 3 konudan yargılandım ve 3 konudan da 11-0 oylamayla geçtim. Yani 33 oylamadan da temiz çıktım ve benim hakkımı teslîm ettiler." derken gösterdiği mütevâzı vakârı, sevdim!
Adının içinde "hareket"i barındıran tek parti MHP'nin, 15 yıllık durağanlığından sonra, bu hareketliliğin berekete vesîle olabileceği hevesine kapıldım!
Tekrâr vurgulayacağım; daha önce sütten ağzı yanmış biri, tecrübeli biri olarak, Mevcût Genel Başkan'ın sessizliğinden, kongre yokmuş gibi güreşlere gitmelerinden, orada da ihrâç etmeyi beceremediği bir Milletvekili ile verdiği fotoğrafdan, huylandım!
Genel Başkan Adaylığı Düşünen bütün Ülküdaşlarıma, eşit mesâfede; olayları Ülkücü tevekkülü ve kurt dikkatiyle izliyorum!
Ülkücü Hareket; muhkem Balgat Kalesi kapısını açabilecek "Koçbaşı"nı, galiba bulmuş gibi!
İhsâs-ı reyimi açıklayıncaya kadar; bu hareketliliği merakla izleyeceğim!
KURTLARIN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
15 yıldır, ekranlarda görmeden, adını gıyâbında ve genellikle de aleyhinde gereksiz ağızlardan duyduğum MHP'yi ekranlarda görebilmeyi ne çok özlemişmişim!
Sunucu, altını çizerek; "Yıllardır ne ben ne de her hangi bir televizyon, ısrarla dâvet etmiş olmamıza rağmen MHP Genel Başkanı'nı konuşturamadık!" diye vurgulamasa, emînimki kaş yapayım derken göz çıkarmakta mâhir Genel Başkan taraftarları; "Gayr-ı millî mihrâkların televizyonunda ne işi var?" diye bağır-çağıra başlarlardı! Tenkît edeyim derken, meth'etme acemîliğini yine yapacaklar biliyorum!
Koray Aydın; Ülkücü Hareket'in gençlik teşkilâtlarında yetişmiş ve her kademede görevler yapıp Başbuğ Türkeş'in Son Genel Sekreteri olarak, hafızâmızda olan biri. Hatta; Başbuğ'dan sonraki olaylı ilk olağanüstü kongreden sonra, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na ciddî manada katkı vermiş ve bu yüzden de yıllarca ve hâlâ bizim sessiz öfkemize muhâtap bir Ülküdaşımız!...
Diğer "Genel Başkanlığa Aday Olmayı Düşünenler" de Ülküdaşlarımız elbette. Tırnak içinde her kelîmesini büyük harfle yazıp o ülküdaşlarımızın şimdiki sıfatı olduğunu vurgulamaya çalıştığım gerçeği, herkesin özellikle dikkatine sunuyorum!
Bilmiyordum, öğrendim! Ki; tüzüğe göre, kongre salonunda Dîvân'a en az kırk Delege imzasıyla teklîf edilmeden, hiç kimse Genel Başkan Adayı değil! Dîvân'ı kimin oluşturacağı da ma'lûm!
Mevcût Genel Başkan'ın, önceki kongrelerde neler yaptığını ve kişinin yaptıklarının yapacaklarının garantisi olduğunu, aklımdan hiç çıkarmadan; hele Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın aday olamaya çalıştığı günlerde, hafta sonu mesâi bitimine dakikalar kala yaptığı Hukûki(!) atağını, içim acıyarak hatırlayınca, son âna kadar kimsenin adaylığına kesin gözüyle bakmam!
Ama dedim ya; öksüzün anasını, yetîmin babasını özlediği gibi özlemişmişim ekranlarda MHP'yi!
Heyecânı da hepimiz çok özlemişmişiz! Koray Aydın Bey'in ve bir gün sora da Dr. Mesut Türker Bey'in buluştukları Ülkücülerde gördüğüm coşkuyu da çok özlemişmişim!
"Bu konuda ilkim! Belki de son olacağım! Benden başka kimsenin yapmadığı ve yapamayacağı bir davranışla hem Bakanlık'tan, hem de Milletvekilliğinden istifâ ettim! Akladım!" derken vücût diliyle sergilediği Ülkücü özgüvenini, çapraz sorularda Türkiye'nin en ustalarından Fatih Altaylı'nın ve kameradan da Türk Milleti'nin, Ülkücülerin gözlerine baka baka, kendinden emîn konuşmalarını beğendim. Ülkücü duruşu, ne kadar özlemişmişim!
Koray Aydın'ın, Yüce Divan'daki karar gününde mahkeme salonundaydım. 11-0 ittifakla berât ederek hem kendinin, hem de şahsında Ülkücü karakterin aklanmasını, onurlanarak izlemiştim!
Bir soru üzerine; "AKP iktidara geldikten sonra benim üzerimden MHP'yi vurmak için beni Yüce Divan'a verdi! Anayasa Mahkemesi'nde 11 üyenin karşısına çıktım. Meclis Komisyonları'nın karşısına çıktım. Böyle bir yapının içinde 3 konudan yargılandım ve 3 konudan da 11-0 oylamayla geçtim. Yani 33 oylamadan da temiz çıktım ve benim hakkımı teslîm ettiler." derken gösterdiği mütevâzı vakârı, sevdim!
Adının içinde "hareket"i barındıran tek parti MHP'nin, 15 yıllık durağanlığından sonra, bu hareketliliğin berekete vesîle olabileceği hevesine kapıldım!
Tekrâr vurgulayacağım; daha önce sütten ağzı yanmış biri, tecrübeli biri olarak, Mevcût Genel Başkan'ın sessizliğinden, kongre yokmuş gibi güreşlere gitmelerinden, orada da ihrâç etmeyi beceremediği bir Milletvekili ile verdiği fotoğrafdan, huylandım!
Genel Başkan Adaylığı Düşünen bütün Ülküdaşlarıma, eşit mesâfede; olayları Ülkücü tevekkülü ve kurt dikkatiyle izliyorum!
Ülkücü Hareket; muhkem Balgat Kalesi kapısını açabilecek "Koçbaşı"nı, galiba bulmuş gibi!
İhsâs-ı reyimi açıklayıncaya kadar; bu hareketliliği merakla izleyeceğim!
KURTLARIN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Salı, Eylül 04, 2012
DAĞDA KAHVE BAŞKADIR!...
Yandaşlık zor iştir vesselâm...
Hele yandaş dolma kalemlik, iyice zor iş! Adamdan, kırmızı mürekkeple yeşil yazması istenir! Yazamazsan kızılır, kızılınca da düzen bozulur!
Çâresi? Eğer genetik yalakalığın varsa, biraz da saksı çalışıyorsa; alırsın yanına bir yancını, çıkarsın her hangi bir tepeye, bembeyaz örtülü masaya oturur, bastırırsın deklanşöre ve "Şemdinli Dağları'nda kahve molası" diye poz verirsin!
O zaman biz de, yıllarca küfrettiğimiz, her taşın altından çıkan Doğu Derinçek'e ve Yalçın Küçük'e haksızlık ettiğimiz vehmine kapılırız! Çünkü adamlar taa Bekaa'ya, Kandil'e kadar gidip Kemalizm adına ve Türk Solu adına denetleme yapmamışlar mıydı?!
Yıllarca fısıltıyla "PKK'yı MİT kurdu" diye söylenenlere küfr'ettiğimizde de haksızlık etmiş olmaz mıyız?! Zor iştir yandaşlık, yalakalık, yağcılık, yalancılık vesselâm!...
Dış Politikada "derinlik"in sığlaştığı, iç politikada açılımın bataklaştığı; PKK'nın silahlı demokrasisine terk edilen kocaman bir vatan sathında onar onar şehîdin sıklaştığı bir dönemde; hâlâ "açılım" dan, "Kürt açılımı"ndan, "Millî Birlik Projesi"nden bahsetmeye yüz ister! Yüzsüzlük, arsızlık, utanmazlık ister!
Zor iştir yalakalık! Layıkîyle yapılırsa;
"İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaat yalakalık!
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaattır yağcılık!" diye Barış Manço yâdettirir millete sessiz-sadâsız!...
Gayr-ı millîliğini, her türlü milliyetçiliğe karşı olduğunu defalarca söylemiş Dinlerarası Diyalogcu, Medeniyetlerarası İttifakçı bir ümmetçiye, dahası BOP Eş Başkanı bir Başbakan'a "Millî kararları"nda sonsuz desteğin, milliyetçi muhalefet tarafından esirgenmediği bir ortamda; şık bir fotoğrafla Şemdinli Dağları'nda AKP hakimiyetini ispatlamak zor iştir, zor!
Hele dokunulmazlık zırhlı, milletin alınteri vergilerinden on-on beş bin TL maaşlı; -biri ömürboyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm- dört kişinin Vekilliğini yapan 550 kürsü kabadayısı, Beytüşşebap Kaymakamlık Binası'nda Olağanüstü toplansınlar! O zaman görün siz!...
550 Genelbaşkan Vekili Şövalye oradayken gelsinler erkekse Haçlı Taşeronu PKK'lılar! Kung-fularla, uçan tekmelerle, kedi tırnağı öldürücü vuruşlarla, hepsinden etkilisi, öldürücü "Sert Kınama"larla bakın nasıl alırlar akıllarını başlarından! BDP'lilerle kucaklaşan koklaşan, eli silahlı romantik dağlıları, nasıl tek tek öperler, dağların rengini nasıl tamamlarlar o zaman görün!
Kahr'etsin! Kime, ne zaman, ne diyeceğimizi şaşırttılar! Allah sorsun!
Hissiyâtmızı dumûra uğrattılar! Aklımızı iflâs ettirdiler, bu Allah'ın belâsı kişiliksiz kişiler!
Şehît Erdoğan SÖNMEZ'in Babası'nın; "Benim vergilerimden aldıkları maaş harâm olsun! Eğer bunları yayınlamaz Başbakan'a duyurmazsanız size de harâm olsun!" diyen sesini duydunuz mu?
"Günahım vebâlım boynuna Komutan! Oğlumun silahını bana verin ben tek başıma gideyim! Merminiz yoksa canımı öne süreyim!" derken; inancını, cesâretini, Devlete-Millete sâdık Kürdümüz'ün nasıl olduğunu, söylediklerini duydunuz mu?
Bunları duyan ve duyuran, intihâlci millî olmayan Eğitim Bakanı'nın 4+4+4 sistemine karşı çıkan basının PKK'lılıkla ithâm edildiği bir ülkede; "Benim talimatımla "İ.T." şeytanla bile görüşür." diyen BOP Eş Başkanı Başbakan'ın, ehîl bürokratlarına yöneltilecek sıfat kalır mı?
Türk Milleti;
Milletliğini hedef aldılar! Muhâfaza edemezsen ne devletin kalır, ne de hâkimiyetin!
Haçlı ile işbirliğini; "BOP Eş Başkanı'yım." diye övünerek i'lan eden birini, üçüncü kere Başbakan eden iki kişiden birine, hâlâ ve inâdına millet demekte ısrârımızda hatâlı mıyız yoksa?
"Bana yol gösteren benden olmalı / OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Hele yandaş dolma kalemlik, iyice zor iş! Adamdan, kırmızı mürekkeple yeşil yazması istenir! Yazamazsan kızılır, kızılınca da düzen bozulur!
Çâresi? Eğer genetik yalakalığın varsa, biraz da saksı çalışıyorsa; alırsın yanına bir yancını, çıkarsın her hangi bir tepeye, bembeyaz örtülü masaya oturur, bastırırsın deklanşöre ve "Şemdinli Dağları'nda kahve molası" diye poz verirsin!
O zaman biz de, yıllarca küfrettiğimiz, her taşın altından çıkan Doğu Derinçek'e ve Yalçın Küçük'e haksızlık ettiğimiz vehmine kapılırız! Çünkü adamlar taa Bekaa'ya, Kandil'e kadar gidip Kemalizm adına ve Türk Solu adına denetleme yapmamışlar mıydı?!
Yıllarca fısıltıyla "PKK'yı MİT kurdu" diye söylenenlere küfr'ettiğimizde de haksızlık etmiş olmaz mıyız?! Zor iştir yandaşlık, yalakalık, yağcılık, yalancılık vesselâm!...
Dış Politikada "derinlik"in sığlaştığı, iç politikada açılımın bataklaştığı; PKK'nın silahlı demokrasisine terk edilen kocaman bir vatan sathında onar onar şehîdin sıklaştığı bir dönemde; hâlâ "açılım" dan, "Kürt açılımı"ndan, "Millî Birlik Projesi"nden bahsetmeye yüz ister! Yüzsüzlük, arsızlık, utanmazlık ister!
Zor iştir yalakalık! Layıkîyle yapılırsa;
"İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaat yalakalık!
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaattır yağcılık!" diye Barış Manço yâdettirir millete sessiz-sadâsız!...
Gayr-ı millîliğini, her türlü milliyetçiliğe karşı olduğunu defalarca söylemiş Dinlerarası Diyalogcu, Medeniyetlerarası İttifakçı bir ümmetçiye, dahası BOP Eş Başkanı bir Başbakan'a "Millî kararları"nda sonsuz desteğin, milliyetçi muhalefet tarafından esirgenmediği bir ortamda; şık bir fotoğrafla Şemdinli Dağları'nda AKP hakimiyetini ispatlamak zor iştir, zor!
Hele dokunulmazlık zırhlı, milletin alınteri vergilerinden on-on beş bin TL maaşlı; -biri ömürboyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm- dört kişinin Vekilliğini yapan 550 kürsü kabadayısı, Beytüşşebap Kaymakamlık Binası'nda Olağanüstü toplansınlar! O zaman görün siz!...
550 Genelbaşkan Vekili Şövalye oradayken gelsinler erkekse Haçlı Taşeronu PKK'lılar! Kung-fularla, uçan tekmelerle, kedi tırnağı öldürücü vuruşlarla, hepsinden etkilisi, öldürücü "Sert Kınama"larla bakın nasıl alırlar akıllarını başlarından! BDP'lilerle kucaklaşan koklaşan, eli silahlı romantik dağlıları, nasıl tek tek öperler, dağların rengini nasıl tamamlarlar o zaman görün!
Kahr'etsin! Kime, ne zaman, ne diyeceğimizi şaşırttılar! Allah sorsun!
Hissiyâtmızı dumûra uğrattılar! Aklımızı iflâs ettirdiler, bu Allah'ın belâsı kişiliksiz kişiler!
Şehît Erdoğan SÖNMEZ'in Babası'nın; "Benim vergilerimden aldıkları maaş harâm olsun! Eğer bunları yayınlamaz Başbakan'a duyurmazsanız size de harâm olsun!" diyen sesini duydunuz mu?
"Günahım vebâlım boynuna Komutan! Oğlumun silahını bana verin ben tek başıma gideyim! Merminiz yoksa canımı öne süreyim!" derken; inancını, cesâretini, Devlete-Millete sâdık Kürdümüz'ün nasıl olduğunu, söylediklerini duydunuz mu?
Bunları duyan ve duyuran, intihâlci millî olmayan Eğitim Bakanı'nın 4+4+4 sistemine karşı çıkan basının PKK'lılıkla ithâm edildiği bir ülkede; "Benim talimatımla "İ.T." şeytanla bile görüşür." diyen BOP Eş Başkanı Başbakan'ın, ehîl bürokratlarına yöneltilecek sıfat kalır mı?
Türk Milleti;
Milletliğini hedef aldılar! Muhâfaza edemezsen ne devletin kalır, ne de hâkimiyetin!
Haçlı ile işbirliğini; "BOP Eş Başkanı'yım." diye övünerek i'lan eden birini, üçüncü kere Başbakan eden iki kişiden birine, hâlâ ve inâdına millet demekte ısrârımızda hatâlı mıyız yoksa?
"Bana yol gösteren benden olmalı / OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Eylül 03, 2012
NEYİ BEKLİYORSUNUZ?
"Keçi can derdinde, kasap yağlı arıyor!" öyle mi?
Ne alâka demeyin sakın! Söylemeden önce Türk Milleti'nin son söylenmesini aktarayım: "Mehmetçiğin, -sınırlarımız içinde baskın yiyerek- onar onar şehît olduğu günlerde ilm-i siyâset yapan bütün partileri Allah kahr'etsin!" diyor Türk Milleti!...
Bu söylentiden hareketle ben de sözümü söyleyeyim: Mehmetçik can vererek Vatan koruma derdindeyken, günlük siyâsi hesâp peşinde olan bütün partileri, Allah'a havâle ediyorum!
"Farklılıkların farkındalıkla" söylemine uyarcasına, Türk Milletini de yıllardır AKP ve bölücü Haçlı Müslümanlar'ın ağzıyla 36 etnik halktan biri sayarcasına, üstüne basa basa, "Türk Halkı" diyen, bütün siyâsileri de Türk Milliyetçilerinin, Türk Milleti'nin refleksi ve hafızâsı olan Ülkücülerin vicdânlarına havâle ediyorum!
Türk Milletinin on evine daha ateş düştü Efendiler!
Ateş düşen Türk Milleti evlerinden birinde, ailesini terörden korumak için Van'dan Antalya'ya göç etmiş Şehit Uzman Çavuş Kürt Erdoğan Sönmez'in Babaevinde; "PKK'yı sevindirmemek için ağlamayacağım." diye Türkçe bir onur şahlanıyor, görüyor musunuz?
Ne alâka demeyin sakın! Söylemeden önce Türk Milleti'nin son söylenmesini aktarayım: "Mehmetçiğin, -sınırlarımız içinde baskın yiyerek- onar onar şehît olduğu günlerde ilm-i siyâset yapan bütün partileri Allah kahr'etsin!" diyor Türk Milleti!...
Bu söylentiden hareketle ben de sözümü söyleyeyim: Mehmetçik can vererek Vatan koruma derdindeyken, günlük siyâsi hesâp peşinde olan bütün partileri, Allah'a havâle ediyorum!
"Farklılıkların farkındalıkla" söylemine uyarcasına, Türk Milletini de yıllardır AKP ve bölücü Haçlı Müslümanlar'ın ağzıyla 36 etnik halktan biri sayarcasına, üstüne basa basa, "Türk Halkı" diyen, bütün siyâsileri de Türk Milliyetçilerinin, Türk Milleti'nin refleksi ve hafızâsı olan Ülkücülerin vicdânlarına havâle ediyorum!
Türk Milletinin on evine daha ateş düştü Efendiler!
Ateş düşen Türk Milleti evlerinden birinde, ailesini terörden korumak için Van'dan Antalya'ya göç etmiş Şehit Uzman Çavuş Kürt Erdoğan Sönmez'in Babaevinde; "PKK'yı sevindirmemek için ağlamayacağım." diye Türkçe bir onur şahlanıyor, görüyor musunuz?
Şehit Babası İlyas Sönmez'in; "Söyleyecek sözün var mı?" diye soran Generale; "Söyleyecek söz çok var. Çünkü oradaki şerefsizler gidip dağdaki PKK ile sarılmasını biliyorlar. Bir de gelip Türkiye Cumhuriyeti'nden maaş alıyorlar. Benim verdiğim vergiler onlara haram olsun!" sözleri ile de Türk Milleti'nin kesin kanaati söyleniyor, duyuyor musunuz?
Duymayanlara duyurmak lâzım!
Meselâ ben, zaten bir çare çıkmayacağına inandığım TBMM'deki 550 Milletvekilinden, BDP'lileri ayırarak diyorum ki:
Efendiler! Biliyoruz ki biz müntehîb, siz müntehâbsınız! Biliyoruz ki biz evimizde, siz Müntehâb'ün ileyh'tesiniz! Mâdem öyle o zaman görevinizi yapınız!
Yapmazsanız sadece BDP'lilere değil, hepinize helâl vergilerimizden aldığınız maaş, harâm olsun! Dokunulmazlık zırhınız, Allah'ın kahhâr adıyla kahr'eden bir yakıcı gömlek olup sizi yaksın, kavursun!
Mes'ele artık tâcizden, tahrîkten öteye geçti!
MHP Genel Bşk. Yrd. Oktay VURAL'ın geçtiğimiz günlerde dediği gibi; "Mehmetçiğin saçının teli için de toplanılır!" ifâdesinden de hareketle bir ân gecikmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Beytüşşebap Hükümet Konağı'nda toplayın!
PKK'nın KCK'laşmış şehir yapılanmalarının Meclis'i kirleten çuval ağızlarını da aranıza alın, ama tokalaşmayın!
Beytüşşebap'ta OHAL Kararı alın ve iki arada, bir derede bırakılan, zorla demokratlaştırılmış Türk Silahlı Kuvvetlerini, bu mikropları itlâfla görevlendirin!
Zorla demokratlaştırılmış, ABD'nin sivil temsilcisi AKP'nin vesâyeti altına alınmış, iki günde bir-kaç terfi ettirilmişlerle olmaz derseniz; 21. yy. Maltası Silivri'deki Engin Alan Paşa ve Alb. M. Levent GÖKTAŞ nâmlı Kahraman Millet Evlâtlarını görevlendirerek sürgünden, cepheye gönderin! Onlar; bataklığı da kurutup pislikleri itlâf ettikten sonra dinlenmek için kendileri Silivri'ye dönerler!
-Allah nasîb ederse- Haçlı, BOP Eş Başkanı Başbakan ve şürekâsı eliyle millet olarak başımıza bir çorap örülüp çuval geçirilmezse hepinizle sandıkta hesaplaşırız! Millete kulak vermeyenlerin kulağından, milletin nasıl tuttuğunu, o gün Allah'ın izniyle görürsünüz!
Seksen milyon nüfusla, dünyanın sayılı ekonomilerinden birine ve dünyanın en kuvvetli ordusuna sahip bir kaç devletten biri olan Türk Milleti ve Devleti'ni, bu kuduz itler karşısında âciz düşüremezsiniz!
Dünyaya mertçe savaşı öğreten bu Yüce Millet; sandıkta hepinizi tek tek falakaya yatırarak demokrasiyi de öğretecek haberiniz olsun! Hem de, her oy'da; "Ya Allah! Bismillâh!" la!...
Duymayanlara duyurmak lâzım!
Meselâ ben, zaten bir çare çıkmayacağına inandığım TBMM'deki 550 Milletvekilinden, BDP'lileri ayırarak diyorum ki:
Efendiler! Biliyoruz ki biz müntehîb, siz müntehâbsınız! Biliyoruz ki biz evimizde, siz Müntehâb'ün ileyh'tesiniz! Mâdem öyle o zaman görevinizi yapınız!
Yapmazsanız sadece BDP'lilere değil, hepinize helâl vergilerimizden aldığınız maaş, harâm olsun! Dokunulmazlık zırhınız, Allah'ın kahhâr adıyla kahr'eden bir yakıcı gömlek olup sizi yaksın, kavursun!
Mes'ele artık tâcizden, tahrîkten öteye geçti!
MHP Genel Bşk. Yrd. Oktay VURAL'ın geçtiğimiz günlerde dediği gibi; "Mehmetçiğin saçının teli için de toplanılır!" ifâdesinden de hareketle bir ân gecikmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Beytüşşebap Hükümet Konağı'nda toplayın!
PKK'nın KCK'laşmış şehir yapılanmalarının Meclis'i kirleten çuval ağızlarını da aranıza alın, ama tokalaşmayın!
Beytüşşebap'ta OHAL Kararı alın ve iki arada, bir derede bırakılan, zorla demokratlaştırılmış Türk Silahlı Kuvvetlerini, bu mikropları itlâfla görevlendirin!
Zorla demokratlaştırılmış, ABD'nin sivil temsilcisi AKP'nin vesâyeti altına alınmış, iki günde bir-kaç terfi ettirilmişlerle olmaz derseniz; 21. yy. Maltası Silivri'deki Engin Alan Paşa ve Alb. M. Levent GÖKTAŞ nâmlı Kahraman Millet Evlâtlarını görevlendirerek sürgünden, cepheye gönderin! Onlar; bataklığı da kurutup pislikleri itlâf ettikten sonra dinlenmek için kendileri Silivri'ye dönerler!
-Allah nasîb ederse- Haçlı, BOP Eş Başkanı Başbakan ve şürekâsı eliyle millet olarak başımıza bir çorap örülüp çuval geçirilmezse hepinizle sandıkta hesaplaşırız! Millete kulak vermeyenlerin kulağından, milletin nasıl tuttuğunu, o gün Allah'ın izniyle görürsünüz!
Seksen milyon nüfusla, dünyanın sayılı ekonomilerinden birine ve dünyanın en kuvvetli ordusuna sahip bir kaç devletten biri olan Türk Milleti ve Devleti'ni, bu kuduz itler karşısında âciz düşüremezsiniz!
Dünyaya mertçe savaşı öğreten bu Yüce Millet; sandıkta hepinizi tek tek falakaya yatırarak demokrasiyi de öğretecek haberiniz olsun! Hem de, her oy'da; "Ya Allah! Bismillâh!" la!...
Başımız sağ olsun! Millet sağ olsun! Devletimiz ilelebet pây-dâr olsun vesselâm!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Cumartesi, Eylül 01, 2012
1 EYLÜL BALGAT MANZARASI...
"Ey Cemaat! Şunu biliniz ki siz müntehîb (seçmen) siniz, ben ise müntehâb (seçilen) ım. Gideceğimiz yer ise müntehâb'ün ileyh (seçilenin gittiği yer, meclis) tir. Sizin yaptığınız işe intihâb (seçim) denir. İntihâb (seçim) ise nuhbe'den gelir. Nuhbe kaymak demektir. Unutmayın ki bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde şap kaymağı bulunur." Tâhir Efendi (Kurucu Meclis Mebûsundan)
Yalnız Kurtluğun huzûruyla bir kişilik kalabalığımı yaşamak ve kalabalık içinde yalnızlık hissetmemek için bugün Ankara'da olmadım!
Oysa yıllarca ve defâlarca; ismen çağrılmamış olmamıza rağmen, fısıltıdan duyup yayan-yapıldak Ankara'da, Genel Merkez Sokağı'nda, Tandoğan'da, Erciyes'te, Tekir Yaylası'nda olmuştuk!
Bu ismen dâvetsiz çağrılarda, yurdun dört bir yanından gelen Ülküdaşlarımızla buluşur, kucaklaşır-koklaşır ve millet yaşasın diye önce ölmek yarışında kavilleşirdik! Önden Giden şehîtlerimize Allah, bu kavle sadâkat ispâtı şansı tanıdı. Allah hepsinden râzı olsun, hepsine rahmet eylesin. Biz kalanlar ise hâlâ Şehîtlerimiz ve uğurladığımız Ülküdaşlarımızla kavlimize uygun bir şekilde buluşmak hayâliyle kıvranıp duruyoruz!
Bizi bu hâlet-i rûhiyyeye sokan Başbuğ'u ölümsüzlüğe uğurlayalı 15 yıl oldu! On beş yıldır Başbuğ'un tezgâhından giydiğimiz Ülkücülük Esvâbımız'ın yırtığını, söküğünü tâmir edebilecek yetenekte bir kalfa, hiç olmazsa bir çırak arıyoruz! Hâlâ kalfayı veya çırağı bulamadığımız için esvâbımız lîme-lîme! Kim, neremizden tutsa, oramız tutanın elinde kalıyor!
Biz; eyyâmcılığı, takîyyeyi, değişim-dönüşümü, gömlek değiştirmeyi mahâret sayan kurnazlar gibi esvâp değiştiremeyiz! Lîme lîme olsa da kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük ihrâmımızı çıkardığımız ân, çırılçıplak ortada kalırız! Deneyerek kaybettikleri karakter rütbesi yüzünden devken, cüceler safında bile yer bulamayanlar, ortada!
Eskiden şu, bu; şimdi ne olduğunu kendi de bilmeyen terk edenlere, birileri antikacı mantığıyla adlar-sıfatlar yüklemeğe çalışıyorlar ama muhâtapları bu yüke müsâit değiller! Değişmekten, dönüşmekten belleri yağır; değişik komutlar yüzünden kulakları sağır; farklı kamçılarla farklı kulvarlarda, farklı jokeylerce kırbaçlandıkları için sağrıları çürük ve hızlarını kaybederek ağırlaşmış durağanlaşmışlar! Artık son ânlarında ve musallâda Hoca Efendi'nin onlar adına helâllik dilemeye yüzü olacak mı bilemiyoruz! Öylesine bitik ve ma'lesef öylesine yitikler onlar! Ebediyyete uğurladığımız her Ülküdaşımız'da, onlara kavuşacağımız günün hayâl ve hevesiyle içimize onurla ağlarken bu bitik yitiklerimize ağlayamıyoruz bile!
Bu düşüncelerle, birinden yanaymış görüntüsü vermemek için Ankara'da olmadım!
On beş yıldır fanatik taraftarlarının canhırâş uğraşlarına rağmen "Lider" edemedikleri bir Genel Başkan'ın yerine, bir başkasını seçerek sil baştan aynı imkânsız uğraşa dâhil olmamak için Ankara'ya gitmedim!
Oysa biz; çocuk yaşlarımızda, 1969-1980 arası on bir yılda, Emekli Albay Alparslan Türkeş'i "Başbuğ Türkeş" etmiş ve Türk Dünyasının hafızâsına nakşetmiştik değil mi? Demek ki; demircinin elinde ipek, terzinin elinde demir -ne kadar usta olurlarsa olsunlar- ziyân oluyormuş!
Bunu bile bile, kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük esvâbımızı lîme lîme olsa da; terziliğinden emîn olmadığımız hiç bir ehîl mimara, demirciye, mühendise, doktora, ekonomiste tâmir ettireceğiz diye yok ettirmenin; mantığı, yok!
Bu yüzden Ankara'ya gitmedim!
Galiba; bırakın üst-delegeliği üye bile edilmediğim için, ömrümü propogandisti olarak geçirdiğim Milliyetçi Hareket Partisi'nin 4 Kasım'daki Olağan Kongresine de gitmeyeceğim! Adamın adamı olarak güncel siyâsette kendilerine yer bulmaya uğraşan ve ithâl markalı, seri üretim konfeksiyon giysili partililerin; Genel başkan seçerek "Lider" edebilme şeklindeki imkânsız uğraşlarını, içime kan ağlayarak izleyeceğim, izleyeceğim, izleyeceğim vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Yalnız Kurtluğun huzûruyla bir kişilik kalabalığımı yaşamak ve kalabalık içinde yalnızlık hissetmemek için bugün Ankara'da olmadım!
Oysa yıllarca ve defâlarca; ismen çağrılmamış olmamıza rağmen, fısıltıdan duyup yayan-yapıldak Ankara'da, Genel Merkez Sokağı'nda, Tandoğan'da, Erciyes'te, Tekir Yaylası'nda olmuştuk!
Bu ismen dâvetsiz çağrılarda, yurdun dört bir yanından gelen Ülküdaşlarımızla buluşur, kucaklaşır-koklaşır ve millet yaşasın diye önce ölmek yarışında kavilleşirdik! Önden Giden şehîtlerimize Allah, bu kavle sadâkat ispâtı şansı tanıdı. Allah hepsinden râzı olsun, hepsine rahmet eylesin. Biz kalanlar ise hâlâ Şehîtlerimiz ve uğurladığımız Ülküdaşlarımızla kavlimize uygun bir şekilde buluşmak hayâliyle kıvranıp duruyoruz!
Bizi bu hâlet-i rûhiyyeye sokan Başbuğ'u ölümsüzlüğe uğurlayalı 15 yıl oldu! On beş yıldır Başbuğ'un tezgâhından giydiğimiz Ülkücülük Esvâbımız'ın yırtığını, söküğünü tâmir edebilecek yetenekte bir kalfa, hiç olmazsa bir çırak arıyoruz! Hâlâ kalfayı veya çırağı bulamadığımız için esvâbımız lîme-lîme! Kim, neremizden tutsa, oramız tutanın elinde kalıyor!
Biz; eyyâmcılığı, takîyyeyi, değişim-dönüşümü, gömlek değiştirmeyi mahâret sayan kurnazlar gibi esvâp değiştiremeyiz! Lîme lîme olsa da kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük ihrâmımızı çıkardığımız ân, çırılçıplak ortada kalırız! Deneyerek kaybettikleri karakter rütbesi yüzünden devken, cüceler safında bile yer bulamayanlar, ortada!
Eskiden şu, bu; şimdi ne olduğunu kendi de bilmeyen terk edenlere, birileri antikacı mantığıyla adlar-sıfatlar yüklemeğe çalışıyorlar ama muhâtapları bu yüke müsâit değiller! Değişmekten, dönüşmekten belleri yağır; değişik komutlar yüzünden kulakları sağır; farklı kamçılarla farklı kulvarlarda, farklı jokeylerce kırbaçlandıkları için sağrıları çürük ve hızlarını kaybederek ağırlaşmış durağanlaşmışlar! Artık son ânlarında ve musallâda Hoca Efendi'nin onlar adına helâllik dilemeye yüzü olacak mı bilemiyoruz! Öylesine bitik ve ma'lesef öylesine yitikler onlar! Ebediyyete uğurladığımız her Ülküdaşımız'da, onlara kavuşacağımız günün hayâl ve hevesiyle içimize onurla ağlarken bu bitik yitiklerimize ağlayamıyoruz bile!
Bu düşüncelerle, birinden yanaymış görüntüsü vermemek için Ankara'da olmadım!
On beş yıldır fanatik taraftarlarının canhırâş uğraşlarına rağmen "Lider" edemedikleri bir Genel Başkan'ın yerine, bir başkasını seçerek sil baştan aynı imkânsız uğraşa dâhil olmamak için Ankara'ya gitmedim!
Oysa biz; çocuk yaşlarımızda, 1969-1980 arası on bir yılda, Emekli Albay Alparslan Türkeş'i "Başbuğ Türkeş" etmiş ve Türk Dünyasının hafızâsına nakşetmiştik değil mi? Demek ki; demircinin elinde ipek, terzinin elinde demir -ne kadar usta olurlarsa olsunlar- ziyân oluyormuş!
Bunu bile bile, kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük esvâbımızı lîme lîme olsa da; terziliğinden emîn olmadığımız hiç bir ehîl mimara, demirciye, mühendise, doktora, ekonomiste tâmir ettireceğiz diye yok ettirmenin; mantığı, yok!
Bu yüzden Ankara'ya gitmedim!
Galiba; bırakın üst-delegeliği üye bile edilmediğim için, ömrümü propogandisti olarak geçirdiğim Milliyetçi Hareket Partisi'nin 4 Kasım'daki Olağan Kongresine de gitmeyeceğim! Adamın adamı olarak güncel siyâsette kendilerine yer bulmaya uğraşan ve ithâl markalı, seri üretim konfeksiyon giysili partililerin; Genel başkan seçerek "Lider" edebilme şeklindeki imkânsız uğraşlarını, içime kan ağlayarak izleyeceğim, izleyeceğim, izleyeceğim vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Perşembe, Ağustos 30, 2012
BAYRAMDA ÖLECEĞİM!...
Sormayın beni dostlar, seferdeyim yokum ben
Tanrı'm nasîb ederse Tûran'a ereceğim.
Kalabalıklar bende yok oldular, çokum ben!
Doğup sefere çıktım yolu bitireceğim,
Bir ömür iz sürdüysem, Tûran'ı göreceğim...
Gelenleri, özledim! Gidenler, bendeydiler!
Gülenleri izledim, güldüm öfkelendiler!
Kerbelâ'da kuruyup vahâlarda seldiler!
Akıp kavruk dudağa serinlik vereceğim,
Selleşip tûfanlaşıp ummânı göreceğim...
Zemheride buğlanıp bulut yağdım göklere.
Her seherde çiğ olup soludum çiçeklere.
Kalabalıklar gördüm uyarak ürkeklere
Dağları düz ettiler! Yeniden öreceğim
Düze indiğimde de kervânı göreceğim...
Gözüm keskindir benim, kartalla yarışırım!
Alıp Alageyiğe Kaf Dağı'n aşırırım!
Sevgimde pervâsızım, seversem ulaşırım!
Millet yaşasın diye severek öleceğim,
Ömrüm bu yol yolcusu, Tûran'a ereceğim...
Her bakan görmez elbet, görmek te nasîb işi
Her olan ermez elbet, erdirmek Çalap işi
Kervân yabancı dolu, yok yol bilen bir kişi
Herkes kervâna dâhil, soranı bileceğim,
Yolda kervânsaraylar kuranı göreceğim...
İz bırakıp sürdüğüm izlerin bellisine
Ant verip yol bekleyen duvağın tellisine
Her durakta sormadan suskunun dillisine
Suskunu anlayacak sırrına ereceğim,
Çalabım'dan ruhsâtım, Tûran'ı göreceğim..
Hiç sormadan oğluma torunuma desinler;
Onlar da benim gibi millî izi sürsünler
Tûran'a varınca da toprağa yüz sürsünler.
Onlar da varsın diye yolu süpüreceğim,
Şu tepeyi aşınca Tûran'a ereceğim...
Tûran; Türk Milletinin ideâli hayâli.
Bu seferdir tarihin defâlarca temeli
Cennete eş bir mülk o, yolu zor engebeli
Îmân ile ihlâsla bu izi süreceğim,
Tûran toyu kurulan bayramda öleceğim!...
(İnşallah...)
30 Ağustos 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN
Tanrı'm nasîb ederse Tûran'a ereceğim.
Kalabalıklar bende yok oldular, çokum ben!
Doğup sefere çıktım yolu bitireceğim,
Bir ömür iz sürdüysem, Tûran'ı göreceğim...
Gelenleri, özledim! Gidenler, bendeydiler!
Gülenleri izledim, güldüm öfkelendiler!
Kerbelâ'da kuruyup vahâlarda seldiler!
Akıp kavruk dudağa serinlik vereceğim,
Selleşip tûfanlaşıp ummânı göreceğim...
Zemheride buğlanıp bulut yağdım göklere.
Her seherde çiğ olup soludum çiçeklere.
Kalabalıklar gördüm uyarak ürkeklere
Dağları düz ettiler! Yeniden öreceğim
Düze indiğimde de kervânı göreceğim...
Gözüm keskindir benim, kartalla yarışırım!
Alıp Alageyiğe Kaf Dağı'n aşırırım!
Sevgimde pervâsızım, seversem ulaşırım!
Millet yaşasın diye severek öleceğim,
Ömrüm bu yol yolcusu, Tûran'a ereceğim...
Her bakan görmez elbet, görmek te nasîb işi
Her olan ermez elbet, erdirmek Çalap işi
Kervân yabancı dolu, yok yol bilen bir kişi
Herkes kervâna dâhil, soranı bileceğim,
Yolda kervânsaraylar kuranı göreceğim...
İz bırakıp sürdüğüm izlerin bellisine
Ant verip yol bekleyen duvağın tellisine
Her durakta sormadan suskunun dillisine
Suskunu anlayacak sırrına ereceğim,
Çalabım'dan ruhsâtım, Tûran'ı göreceğim..
Hiç sormadan oğluma torunuma desinler;
Onlar da benim gibi millî izi sürsünler
Tûran'a varınca da toprağa yüz sürsünler.
Onlar da varsın diye yolu süpüreceğim,
Şu tepeyi aşınca Tûran'a ereceğim...
Tûran; Türk Milletinin ideâli hayâli.
Bu seferdir tarihin defâlarca temeli
Cennete eş bir mülk o, yolu zor engebeli
Îmân ile ihlâsla bu izi süreceğim,
Tûran toyu kurulan bayramda öleceğim!...
(İnşallah...)
30 Ağustos 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN
Çarşamba, Ağustos 29, 2012
MİLLİYETSİZLERİN "ULUSAL MUTÂBAKAT" ÇAĞRISI!
Karısını sevgilisiyle basan erkek, öfkeyle saldırır ve kavga başlar! Kadın bir ara, kocasının sevgilisi tarafından alt edileceğini görünce dayanamaz; "Kocacım! Çelme tak, çelme tak!" diye taktik verir! Kocası, soluk soluğa; "Be şeyini şey ettiğimin şeyi! Sen niye benim çelmesiz işimi çelmeli ettin ki şimdi de çelme tak diye akıl veriyorsun?" diye homurdanır!
Dış Politikada; "Komşularla Sıfır Sorun" iddiâsındaki AKP'liler, hem dış hem de iç politikada "Sırf Sorun" olunca, Cemil Çiçek'in ağzından; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" adlı âmin denilmeyecek duâlarıyla Meclis'e ve millete; "Çelme tak!" diye akıl verip dalga geçiyorlar!
Bre Haçlı Müslümanlar! 2002'de sıfırlanmış olarak devraldığınız Terör ve teröristleri "Açılım" deyip sonra; "Daha Fazla Demokrasi ve Milli Birlik Projesi" diye adını değiştirdiğiniz, bölücüleri tahrîk ve taltîf projelerinizle bu hâle getirdikten sonra, hangi yüzle kime "Çelme tak!" aklı veriyorsunuz? Be Utanmazlar! Siz, bizim çelmesiz işimizi, niye çelmeli ettiniz?
On yılda iç politikada, hortlattığınız terör ve teröristlere ülkede sıkıyönetim i'lan ettirirken dış politikada da, diğer BOP Eş Başkanı ile birlikte niye dört yanımızı ateşle çevirttiniz!
Hani komşularla Sıfır Sorun'du? Hangi komşumuzla düşman değiliz? Yıllarca; "Her türlü milliyetçiliğe karşıyız!" diyerek geldiğiniz bugün, hangi yüzle; "Ulusal Mutabakat" çağrısı yapıyorsunuz?
"Kindâr-dindâr siyâset"inizle Müslüman poltikacı kimliğinizle"Cihâd Çağrısı" yapsaydınız bile size inanmayacağımızı, çünkü;
** Haçlı Afganistan'da Müslüman katliâmı gerçekleştirirken -karşı çıkmak şöyle dursun- Mehmetçiğimizi de Haçlı'ya yardıma gönderdiğinizi;
** Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman katledilirken, üç yüz bin Müslüman Iraklı kadına-kıza tecâvüz edilirken -suskunca seyretmek şöyle dursun- bu katliâm ve tecâvüzü yapan Haçlı askerlerine duâlar ettiğinizi;
** Haçlı'nın başı müttefik(!)iniz Türk Askeri'nin başına çuval geçirirken -tavır koymak şöyle dursun- "Büyük devletler özür dilemez1" diye savunduğunuzu;
** Mavi Marmara'da dokuz vatandaşımız isrâil tarafından hunharca katledilirken -Pesivanya'da mûkim Gülen A.Ş. Ceosu'nun vuracaklarını söylemişlerdi israil haklıdır derken- sizin süklüm-püklüm el ovuşturduğunuzu;
** İçerde ise vatandaşlık haklarına kimsenin itiraz etmediği gayr-ı müslimlere yeniden "azınlık" statüsü tanıyarak, "Ya Allah! Bismillah!" tekbîrleriyle kilise açılış kurdelâları kestiğinizi ve benzer bir sürü İslâm'a ve dîne muhalif davranışlarınızı asla unutturamayacağınızı bilmiyor musunuz?
Çelmesiz işimizi çelmeli edip Cemil Çiçek ağzından yaptığınız; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" metninin 1. Maddesi'nde de; "Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz. Bu anlayışla terör örgütlerine katılmış herkese, yasalarda tanınan imkanlardan yararlanarak silahlarını bırakmalarını çağrısında bulunuyoruz." derken, şiddet ve terörü aynı cümlede iki kere ve kurnazca sıralamalarına yer değiştirerek kullanıyor, eşitliyor ve çelmesiz işimizi çelmeli ettiğiniz yetmez gibi, bir de buradan bir el-ense çekiyorsunuz!
Bir cümlede iki kere yeri değiştirilerek kullanılan terörü kimin yaptığını, şiddeti kimin uyguladığını, neden açıkça söylemiyorsunuz?
Ey AKP! Milletle çok alay edip çok oynadınız! Şimdi sıra, milletin sizinle oynamasında! Kurt sabrıyla Türk tevekkülüyle bekledik, bekliyoruz! Hani Arif Nihat Asya; "Tendürek'te, Kop'ta, Palandöken'de/ Kurtların payı var gelip geçende! Ki alırlar, vermek istemesen de!" diye uyarmıştı ya! Hatırlatarak vesselâm!
"Olamaz Türk'e baş Türk'üm demeyen!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Dış Politikada; "Komşularla Sıfır Sorun" iddiâsındaki AKP'liler, hem dış hem de iç politikada "Sırf Sorun" olunca, Cemil Çiçek'in ağzından; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" adlı âmin denilmeyecek duâlarıyla Meclis'e ve millete; "Çelme tak!" diye akıl verip dalga geçiyorlar!
Bre Haçlı Müslümanlar! 2002'de sıfırlanmış olarak devraldığınız Terör ve teröristleri "Açılım" deyip sonra; "Daha Fazla Demokrasi ve Milli Birlik Projesi" diye adını değiştirdiğiniz, bölücüleri tahrîk ve taltîf projelerinizle bu hâle getirdikten sonra, hangi yüzle kime "Çelme tak!" aklı veriyorsunuz? Be Utanmazlar! Siz, bizim çelmesiz işimizi, niye çelmeli ettiniz?
On yılda iç politikada, hortlattığınız terör ve teröristlere ülkede sıkıyönetim i'lan ettirirken dış politikada da, diğer BOP Eş Başkanı ile birlikte niye dört yanımızı ateşle çevirttiniz!
Hani komşularla Sıfır Sorun'du? Hangi komşumuzla düşman değiliz? Yıllarca; "Her türlü milliyetçiliğe karşıyız!" diyerek geldiğiniz bugün, hangi yüzle; "Ulusal Mutabakat" çağrısı yapıyorsunuz?
"Kindâr-dindâr siyâset"inizle Müslüman poltikacı kimliğinizle"Cihâd Çağrısı" yapsaydınız bile size inanmayacağımızı, çünkü;
** Haçlı Afganistan'da Müslüman katliâmı gerçekleştirirken -karşı çıkmak şöyle dursun- Mehmetçiğimizi de Haçlı'ya yardıma gönderdiğinizi;
** Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman katledilirken, üç yüz bin Müslüman Iraklı kadına-kıza tecâvüz edilirken -suskunca seyretmek şöyle dursun- bu katliâm ve tecâvüzü yapan Haçlı askerlerine duâlar ettiğinizi;
** Haçlı'nın başı müttefik(!)iniz Türk Askeri'nin başına çuval geçirirken -tavır koymak şöyle dursun- "Büyük devletler özür dilemez1" diye savunduğunuzu;
** Mavi Marmara'da dokuz vatandaşımız isrâil tarafından hunharca katledilirken -Pesivanya'da mûkim Gülen A.Ş. Ceosu'nun vuracaklarını söylemişlerdi israil haklıdır derken- sizin süklüm-püklüm el ovuşturduğunuzu;
** İçerde ise vatandaşlık haklarına kimsenin itiraz etmediği gayr-ı müslimlere yeniden "azınlık" statüsü tanıyarak, "Ya Allah! Bismillah!" tekbîrleriyle kilise açılış kurdelâları kestiğinizi ve benzer bir sürü İslâm'a ve dîne muhalif davranışlarınızı asla unutturamayacağınızı bilmiyor musunuz?
Çelmesiz işimizi çelmeli edip Cemil Çiçek ağzından yaptığınız; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" metninin 1. Maddesi'nde de; "Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz. Bu anlayışla terör örgütlerine katılmış herkese, yasalarda tanınan imkanlardan yararlanarak silahlarını bırakmalarını çağrısında bulunuyoruz." derken, şiddet ve terörü aynı cümlede iki kere ve kurnazca sıralamalarına yer değiştirerek kullanıyor, eşitliyor ve çelmesiz işimizi çelmeli ettiğiniz yetmez gibi, bir de buradan bir el-ense çekiyorsunuz!
Bir cümlede iki kere yeri değiştirilerek kullanılan terörü kimin yaptığını, şiddeti kimin uyguladığını, neden açıkça söylemiyorsunuz?
Ey AKP! Milletle çok alay edip çok oynadınız! Şimdi sıra, milletin sizinle oynamasında! Kurt sabrıyla Türk tevekkülüyle bekledik, bekliyoruz! Hani Arif Nihat Asya; "Tendürek'te, Kop'ta, Palandöken'de/ Kurtların payı var gelip geçende! Ki alırlar, vermek istemesen de!" diye uyarmıştı ya! Hatırlatarak vesselâm!
"Olamaz Türk'e baş Türk'üm demeyen!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ağustos 27, 2012
TARAFTAR TAHRÎBATLARI...
"Atı, atın yanına bağla, ya huyundan, ya tuyundan alır" Der Atalarımız!
Ne kadar kızsam da; geçen ay aboneliğimi iptal ettirmiş olsam da, Apartman Görevlimiz'in getirdiği gazetelerimden birini, artık her sabah kendim gidip alıyorum!
Korktuğu kişinin, bağ evinin camlarını taşlamayı cesâret ve kahramanlık sayan, kızdığım bazı "Bizimkiler"e rağmen, diğer gazetem Ortadoğu'yu da onlara rağmen alıyor, okuyorum! Çünkü zamânı geldiğinde asıl görevini yapacağına emîn olduğum bu Gazetemizin de yaşaması, yaşatılması gereğine inananlardanım!
Ayrıca MHP Genel Başkanı ve mesâi arkadaşlarının; ne yaptıklarını, ne yapacaklarını, birinci elden takip etmenin de -bana göre- en kolay yolu, Ortadoğu'yu takip etmek! Sanalağdan takip te mümkün ama gazete sayfası çevirmek, bizim kuşağın tiryâkiliklerimizden... Sevdiğimiz köşeden, altını çizerek cümleleri hafızâya kazımak, kızdığımız köşe yazarının yakasıymış gibi o sayfayı silkelemek, ayrı bir rahatlatıcı terapi!
Ortadoğu Gazetesi'nin MHP'nin "Resmî Gazete"si olduğunu, bilmeyen yok! İtirâz eden de yok! Her partinin, teşkilâtın gazete veya dergisinin olması, olmazsa olmaz doğrulardan! Ama bazı samîmi okurların teklîf ve tenkîtlerinin de; hem Gazeteyi Bütçe'den parti adına alınan paralarla finans eden Parti Yönetimi, hem de Gazete Genel Yayın Yönetmeni ve ekibince dikkate alınması gerektiğine inanırım.
Gazetecilere gelince; kişinin ekmek yediği müesseseye sadâkati, elbette erdemdir! "Kol kırılır, yen içinde" ketûmiyeti ile düşünceler, teklîf ve tenkîtler, mu'tâd toplantılarda söylenir, dışa karşı ise yek-vücûd bir duruş sergilenir. Kurumsallaşmayı başarmış her yerde, böyledir veya böyle olmalıdır!
Muhâbirler, taraftar olmamalılar! Muhâbirin haberine aldıkları tavırla muharrîrler, gazetenin fikrî fotoğrafını oluştururlar zaten! Özal'lı ANAP'la Türk Basını'na zorla yerleştirilen, "köşe haberciliği" ile gazeteciliğin onuru perîşan edildi, biliyoruz ve bu yozlaşımın telâfisi için -bir kaç kişi de kalsak- direnmek zorundayız! Çünkü basını hür olmayan, muharrîrlerin hâkim güç tarafından disipline edildiği bir ülkede huzûr, tek kelîmeyle imkânsızdır!
Kalemlerin disipline edildiği, köşe habercilerinin ödüllendirilerek taraftarlaştırıldığı dönemlerde; yağcı, yalaka, hükümdâr soytarısı görünümlü kalemlere, ekrân şebeklerine tahammüle mecbûr kalırız!
Kötüden örnek olmaz biliriz! İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı, avâmdan öğrendik ama bir kaç küpelinin gruplaşarak ürümesine, "Hoooşt!" demek te insânî bir tavırdır! Ma'lesef AKP'nin on yıllık "Huzûr ve istikrâr"ı uğruna, son yıllarımız; hayvansever(!)lerin kısırlaştırıp küpelediği sokak köpeği rolüyle ürüyen zavallı yaratıklardan korkmasak ta, sadece susturmak için; "Hoşt!" demekle geçiyor!
Yaygın Basın ve medyada DNA'larıyla oynanmış, fikren kısırlaştırılmış bir sürü dolma kalem varken; Ortadoğu'daki fikir kardeşlerimizle, Ülküdaşlarımızla çekişmek veya onlar tarafından çekiştirilmek, ayıp ve çok üzücü!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nı savunmak iddiâsıyla meşrû zaman ve zemînde adaylığını açıklayan bir Ülkücüye insâfsızca saldırmanın, yapacağı fikrî tahrîbatın farkında olamayanları uyarmak, kime düşer?
Meselâ; Koray Aydın'ın, "11- 0" oy birliği ile berât ettiği Yüce Divan Kararı'nı irdeleyerek saldıranlardan; Türkiye'nin -aynı zamanda- BOP Eş Başkanı, Başbakanı'nın Dokunulmazlık sâyesinde 12 yıldır bekleyen 84 dosya'sının olduğunu, bu dosyalarda; "... kalpazanlıktan zimmete, görevi ihmâlden resmî evrâkta sahteciliğe kadar uzanan yolsuzluk iddiâları" nın olduğunu hatırlatarak; bu BOP Eş Başkanı'na, "Millî dâvalar"da tanınan destek toleransının, Genel Başkanlık adayı Ülküdaşlarımıza da tanınmasını beklersek, çok şey mi istemiş oluruz?
Şahsen yalvararak ricâ ediyorum! Lütfen, ülküdaşlarınızı tahrîk ederek zorla birine taraftarlığa icbâr etmeyin! Kongrede, kim kazanırsa kazansın sonuçta MHP'nin kazanmasını sağlayalım! MHP'nin kazanması, Ülkemizin ve Ortadoğu Coğrafyası'nın kazanmasıdır vesselâm...
"BANA YOL GÖSTEREN BENDEN OLMALI."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Ne kadar kızsam da; geçen ay aboneliğimi iptal ettirmiş olsam da, Apartman Görevlimiz'in getirdiği gazetelerimden birini, artık her sabah kendim gidip alıyorum!
Korktuğu kişinin, bağ evinin camlarını taşlamayı cesâret ve kahramanlık sayan, kızdığım bazı "Bizimkiler"e rağmen, diğer gazetem Ortadoğu'yu da onlara rağmen alıyor, okuyorum! Çünkü zamânı geldiğinde asıl görevini yapacağına emîn olduğum bu Gazetemizin de yaşaması, yaşatılması gereğine inananlardanım!
Ayrıca MHP Genel Başkanı ve mesâi arkadaşlarının; ne yaptıklarını, ne yapacaklarını, birinci elden takip etmenin de -bana göre- en kolay yolu, Ortadoğu'yu takip etmek! Sanalağdan takip te mümkün ama gazete sayfası çevirmek, bizim kuşağın tiryâkiliklerimizden... Sevdiğimiz köşeden, altını çizerek cümleleri hafızâya kazımak, kızdığımız köşe yazarının yakasıymış gibi o sayfayı silkelemek, ayrı bir rahatlatıcı terapi!
Ortadoğu Gazetesi'nin MHP'nin "Resmî Gazete"si olduğunu, bilmeyen yok! İtirâz eden de yok! Her partinin, teşkilâtın gazete veya dergisinin olması, olmazsa olmaz doğrulardan! Ama bazı samîmi okurların teklîf ve tenkîtlerinin de; hem Gazeteyi Bütçe'den parti adına alınan paralarla finans eden Parti Yönetimi, hem de Gazete Genel Yayın Yönetmeni ve ekibince dikkate alınması gerektiğine inanırım.
Gazetecilere gelince; kişinin ekmek yediği müesseseye sadâkati, elbette erdemdir! "Kol kırılır, yen içinde" ketûmiyeti ile düşünceler, teklîf ve tenkîtler, mu'tâd toplantılarda söylenir, dışa karşı ise yek-vücûd bir duruş sergilenir. Kurumsallaşmayı başarmış her yerde, böyledir veya böyle olmalıdır!
Muhâbirler, taraftar olmamalılar! Muhâbirin haberine aldıkları tavırla muharrîrler, gazetenin fikrî fotoğrafını oluştururlar zaten! Özal'lı ANAP'la Türk Basını'na zorla yerleştirilen, "köşe haberciliği" ile gazeteciliğin onuru perîşan edildi, biliyoruz ve bu yozlaşımın telâfisi için -bir kaç kişi de kalsak- direnmek zorundayız! Çünkü basını hür olmayan, muharrîrlerin hâkim güç tarafından disipline edildiği bir ülkede huzûr, tek kelîmeyle imkânsızdır!
Kalemlerin disipline edildiği, köşe habercilerinin ödüllendirilerek taraftarlaştırıldığı dönemlerde; yağcı, yalaka, hükümdâr soytarısı görünümlü kalemlere, ekrân şebeklerine tahammüle mecbûr kalırız!
Kötüden örnek olmaz biliriz! İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı, avâmdan öğrendik ama bir kaç küpelinin gruplaşarak ürümesine, "Hoooşt!" demek te insânî bir tavırdır! Ma'lesef AKP'nin on yıllık "Huzûr ve istikrâr"ı uğruna, son yıllarımız; hayvansever(!)lerin kısırlaştırıp küpelediği sokak köpeği rolüyle ürüyen zavallı yaratıklardan korkmasak ta, sadece susturmak için; "Hoşt!" demekle geçiyor!
Yaygın Basın ve medyada DNA'larıyla oynanmış, fikren kısırlaştırılmış bir sürü dolma kalem varken; Ortadoğu'daki fikir kardeşlerimizle, Ülküdaşlarımızla çekişmek veya onlar tarafından çekiştirilmek, ayıp ve çok üzücü!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nı savunmak iddiâsıyla meşrû zaman ve zemînde adaylığını açıklayan bir Ülkücüye insâfsızca saldırmanın, yapacağı fikrî tahrîbatın farkında olamayanları uyarmak, kime düşer?
Meselâ; Koray Aydın'ın, "11- 0" oy birliği ile berât ettiği Yüce Divan Kararı'nı irdeleyerek saldıranlardan; Türkiye'nin -aynı zamanda- BOP Eş Başkanı, Başbakanı'nın Dokunulmazlık sâyesinde 12 yıldır bekleyen 84 dosya'sının olduğunu, bu dosyalarda; "... kalpazanlıktan zimmete, görevi ihmâlden resmî evrâkta sahteciliğe kadar uzanan yolsuzluk iddiâları" nın olduğunu hatırlatarak; bu BOP Eş Başkanı'na, "Millî dâvalar"da tanınan destek toleransının, Genel Başkanlık adayı Ülküdaşlarımıza da tanınmasını beklersek, çok şey mi istemiş oluruz?
Şahsen yalvararak ricâ ediyorum! Lütfen, ülküdaşlarınızı tahrîk ederek zorla birine taraftarlığa icbâr etmeyin! Kongrede, kim kazanırsa kazansın sonuçta MHP'nin kazanmasını sağlayalım! MHP'nin kazanması, Ülkemizin ve Ortadoğu Coğrafyası'nın kazanmasıdır vesselâm...
"BANA YOL GÖSTEREN BENDEN OLMALI."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazar, Ağustos 26, 2012
TEHLÎKELİ ŞUÛR-ALTLARI !...
Neye yarayacak veya bir şeye yarayacak mı bilmiyorum ama şuuraltlarına saldıracağım!
Hz. Hamza (r.a) ;"Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam." der! Savaşçılığın, daha da önemlisi îmanlı cesâretin tavrı ve tanımı bu olmalı!
Dolayısıyla demek ki; ne kadar cesûr olursa olsun savaşçının korkusu veya endîşesi, görmediklerinden, göremediklerindendir!
Bütün mevzîlerde ve karargâhlarda nöbet tutulması, nöbetçinin uyumasının asla affedilmemesi, bu görünmeyen tehlîkeler yüzündendir!
Şuuraltı da görünmez! Ancak konuşurken jest-mimiklerden, yazarken satır arası tedbîr önerilerinden farkedilebilinir ve zor tesbît olunabilir şuuraltı!
Son günlerde, iki şuuraltı tezâhürü, çok dikkatimi çekti!
Birinde; savaşçı görünümlü bir kişinin, kendini hür zanneden iflâh olmaz köle görüntüsünü, diğerinde inandığı bir yere veya şahsa teslîmiyeti gördüm!
Şahısların ikisini de aynı "Fikir Karargâhı" na hitâp etmeleri ve -en önemlisi- aynı fikir havuzunda yüzme dersi aldığımız için önemsedim!
Kendilerini Amerikan belgesellerindeki fotojenik vahşî kurt resimleriyle ifâde etmeyi seven, eksik donanımlı gençliğin etkilenerek izledikleri bu şahısları ve ortaya koydukları -korktuğum- şuuraltı tezâhürünü, becerebildiğimce ifşâ edeceğim!
Hz. Hamza (r.a) ;"Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam." der! Savaşçılığın, daha da önemlisi îmanlı cesâretin tavrı ve tanımı bu olmalı!
Dolayısıyla demek ki; ne kadar cesûr olursa olsun savaşçının korkusu veya endîşesi, görmediklerinden, göremediklerindendir!
Bütün mevzîlerde ve karargâhlarda nöbet tutulması, nöbetçinin uyumasının asla affedilmemesi, bu görünmeyen tehlîkeler yüzündendir!
Şuuraltı da görünmez! Ancak konuşurken jest-mimiklerden, yazarken satır arası tedbîr önerilerinden farkedilebilinir ve zor tesbît olunabilir şuuraltı!
Son günlerde, iki şuuraltı tezâhürü, çok dikkatimi çekti!
Birinde; savaşçı görünümlü bir kişinin, kendini hür zanneden iflâh olmaz köle görüntüsünü, diğerinde inandığı bir yere veya şahsa teslîmiyeti gördüm!
Şahısların ikisini de aynı "Fikir Karargâhı" na hitâp etmeleri ve -en önemlisi- aynı fikir havuzunda yüzme dersi aldığımız için önemsedim!
Kendilerini Amerikan belgesellerindeki fotojenik vahşî kurt resimleriyle ifâde etmeyi seven, eksik donanımlı gençliğin etkilenerek izledikleri bu şahısları ve ortaya koydukları -korktuğum- şuuraltı tezâhürünü, becerebildiğimce ifşâ edeceğim!
Bunlardan biri; "Siyâsette alıcısı kalmayanlar" a üzülen bir vitrin mankeni, diğeri; "Disiplinli Kalem" lerden ve daha önce kendisinin ifâde ettiği "Şövalye karakterli" bir savaşçı!...
Bunlardan, 'kendini hür zanneden köle' görüntüsü vereni; "Günümüz siyâsetinde de bozkurtların, akıncıların, devrimcilerin ALICISI kalmadı!" diye şuuraltını açık etti!
Bu şuuraltında, mantık hatâsı da var! Bozkurtlarla devrimcileri, savaşçılıkları yönünden belki benzeştirmek mümkün ama hiç bir zaman eyyâmcılıktan, mürâilikten, güce teslîm olmaktan başka özelliği olmayan "akıncılar" ı da savaşçı diye kategorize etmesini kabûl mümkün değil! Akıncılar'ın, Millî Görüşçüler'in, Büyük Doğu'cuların Kutsal Kavga günlerinde; "Cihâd farz ise hicret te sünnettendir!" diyerek hep kaçtıklarını, bilmeyen mi var? Değişmez sünnet maskeleriyle kırk yıl; "Devletin kılcal damarlarına sirâyet edinceye kadar" sinsiliği ile bugün Türk Milletinin başının belâsı değiller mi?
Hadi bunu, bir sürç-i lisân sayarak görmezden gelelim ama; "Günümüz siyâsetinde bozkurtların, devrimcilerin ALICISI KALMADI!" yorumundaki; vitrinde müşteri tahrîk eden manken pozlarını, başarısız pazarlayıcı üzüntülerini, nasıl görmezden gelelim!
Şahsen biliyor ve inanıyorum ki bugünkü siyâsilerin, bütün hatâlarına, işbirlikçiliklerine rağmen rahat hareketlerinin sebebi, ülkücüler ve devrimcilerin siyâset meydânında olmayışları yüzündendir!
Kızıldere'de, bütün arkadaşlarının öldürüldüğü çatışmadan; roketlerin, bazukaların, mermilerin işlemediği saman içinden yarasız çıkmayı başaran bir devrimci kalıntısı ile av köpeği misâli eli tüfenklinin, kuvvetlinin yanında yer almayı mahâret zanneden ülkücü döküntülerini tarif ediyorsa itirazdan vazgeçebilirim ama "Ayna, bakanı gösterir" gerçeğini de unutamam!
Şuuraltından bunlar sızan kişilere karşı millî savaşçıların çok müteyakkız olmaları gereğine inanarak uyarıyı, millî bir borç bilirim!
Diğer "Şövalye karakterli Disiplinli Kalem" -ki bu tarifi yazılarından algıladım- kişiye gelince; "Ben size kahramanlık değil ölmenizi emr'ediyorum!" buyruğu ile can vererek milletin yaşamasını sağlayan Çanakkale Şehîtleri'yle benzeştirip kızamıyor ve onu sevmekten vazgeçemiyorum! Lâkin eğer Tanrı, kalemlik nasîp edecekse "Hür Kalem" liği niyâz ederim vesselâm...
"Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1)
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Bunlardan, 'kendini hür zanneden köle' görüntüsü vereni; "Günümüz siyâsetinde de bozkurtların, akıncıların, devrimcilerin ALICISI kalmadı!" diye şuuraltını açık etti!
Bu şuuraltında, mantık hatâsı da var! Bozkurtlarla devrimcileri, savaşçılıkları yönünden belki benzeştirmek mümkün ama hiç bir zaman eyyâmcılıktan, mürâilikten, güce teslîm olmaktan başka özelliği olmayan "akıncılar" ı da savaşçı diye kategorize etmesini kabûl mümkün değil! Akıncılar'ın, Millî Görüşçüler'in, Büyük Doğu'cuların Kutsal Kavga günlerinde; "Cihâd farz ise hicret te sünnettendir!" diyerek hep kaçtıklarını, bilmeyen mi var? Değişmez sünnet maskeleriyle kırk yıl; "Devletin kılcal damarlarına sirâyet edinceye kadar" sinsiliği ile bugün Türk Milletinin başının belâsı değiller mi?
Hadi bunu, bir sürç-i lisân sayarak görmezden gelelim ama; "Günümüz siyâsetinde bozkurtların, devrimcilerin ALICISI KALMADI!" yorumundaki; vitrinde müşteri tahrîk eden manken pozlarını, başarısız pazarlayıcı üzüntülerini, nasıl görmezden gelelim!
Şahsen biliyor ve inanıyorum ki bugünkü siyâsilerin, bütün hatâlarına, işbirlikçiliklerine rağmen rahat hareketlerinin sebebi, ülkücüler ve devrimcilerin siyâset meydânında olmayışları yüzündendir!
Kızıldere'de, bütün arkadaşlarının öldürüldüğü çatışmadan; roketlerin, bazukaların, mermilerin işlemediği saman içinden yarasız çıkmayı başaran bir devrimci kalıntısı ile av köpeği misâli eli tüfenklinin, kuvvetlinin yanında yer almayı mahâret zanneden ülkücü döküntülerini tarif ediyorsa itirazdan vazgeçebilirim ama "Ayna, bakanı gösterir" gerçeğini de unutamam!
Şuuraltından bunlar sızan kişilere karşı millî savaşçıların çok müteyakkız olmaları gereğine inanarak uyarıyı, millî bir borç bilirim!
Diğer "Şövalye karakterli Disiplinli Kalem" -ki bu tarifi yazılarından algıladım- kişiye gelince; "Ben size kahramanlık değil ölmenizi emr'ediyorum!" buyruğu ile can vererek milletin yaşamasını sağlayan Çanakkale Şehîtleri'yle benzeştirip kızamıyor ve onu sevmekten vazgeçemiyorum! Lâkin eğer Tanrı, kalemlik nasîp edecekse "Hür Kalem" liği niyâz ederim vesselâm...
"Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1)
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLANCumartesi, Ağustos 25, 2012
BİN YILLIK KÜRT HISIMLARIMIZ'A!...
"İtin hatırı yoksa, sahîbinin hatırı var!" dan hareketle bugün it sahîplerine, bin yıllık komşularımıza, bin yıllık Kürt hısımlarımız'a seslenmek istiyorum!
Yalansız-ri'yâsız, olduğu gibi; Tanrı'nın bizi Türk, onları Kürt yarattığına -hâşâ- itirâz etmeden; Kürtlüklerine saygımızla ve Türklüğümüze saygı isteyerek sesleneceğim!
Biz; nasıl ki Kürt'ün çobanlığına, hayvancılığına; kendilerinin de türkü ve ağıtlarında anlattıkları eşkiyâlıklarına, yol kesmelerine, hırsızlıklarına, yasa dışılığı mübâh saymalarına, uyuşturucu i'mâlât ve pazarlamalarına, fuhûş dünyâsındaki rezâletlerine, ses çıkarmayıp yasaların yaptırımını bekleyerek tahâmmül ediyorsak; onların da bizim Türk yaratılışımıza, tarihin tanıklığıyla sâbit devletliliğimize, töre ve türe koyuculuğumuza, yüzlerce yıl İslâm adına bütün Haçlı Seferlerini göğüsleyip yok etmişliğimize; eşkiyâlığa, teröristliğe değil savaşçılığımıza, devletliliğin gerektirdiği sabrımıza ve sabrımızın her taştığında yaşadığımız ve yaşattığımız öfklerimize, her öfkelendiğimizde, "Dört yanda düşman kalmamacasına başlıya baş eğdirip dizliye diz çöktürme" uygulamalarımıza saygı beklediğimizi, bu saygıyı göstermezlerse anladıkları lisanla alacağımızı hatırlatarak sesleneceğim!
"Paranın dîni olmaz!" öğretisiyle helâl-harâmı unutanlara, uyuşturucu-silah ve fuhûş yoluyla kendilerini her şeyi yapmaya ve yaşamaya yetkili zanneden dolar-euro sarhoşlarına ve onlara uyan zavallılara sesleneceğim!
Tahsîlde, siyâset ve politikada, makam ve mevkî paylaşımında kendimizden ayırt etmediğimiz; Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, Genelkurmay Başkanlığı'na, hâkimliğe-savcılığa, Diyânet İşleri Başkanlığı'na ve bakanlıklara çıkmalarına hiç itirâz etmediğimiz, bin yıllık hısımlarımıza-akrabalarımıza ya içine düştükleri yanlışlıkları, ya da yanlışlığa düşürülen Kürtlere karşı gaflet-dalâlet ve hatta hiyânetlerini hatırlatarak sesleneceğim!
Ta Selçuklular'dan beri kaç kere isyân ettirildiklerini ve kaç kere ezilerek nerdeyse yok edildiklerini hatırlatıp bir daha ve teknolojik silahlarla ölümlerin, öldürülmelerin nasıl olabileceğini düşünmelerini de hatırlatarak uyaracağım!
Otuz yıldır, kırk binden fazla insân can verdi! Bunun dört-beş bini Şehîtlerimiz iken geri kalanı PKK'nın katlettiği veya Devletin itlâf ettiği, kandırılmış Kürt çocukları değil mi?
"İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" formülü ile vatandaşları arasında asla ayırım yapmayan, paylaşımda etnik kimlik aramayan, -şahsen benim hep itiraz ettiğim- aşırı hoşgörülü Türk Milletine karşı bu isyân, hak mıdır?
Son günlerde onlarca şehîdimiz oldu da, yüzlerce PKK'lı itlâf edilmedi mi? Bunlar, bizim Kürdümüzün çocukları, yeğenleri değil mi? Bu câhil çocukları; uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının keyifleri sürsün diye, dünyanın sayılı Devletlerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Güvenlik Güçleri'nin önüne itlâf edilsin diye sürmelerine itirâz etmeyecek misiniz?
Siz, bin yıllık komşuluktan, akrabalıktan Türklerin; Iraklılara, Suriyelilere, Farslara ve kefereye benzemediğini öğrenemediniz mi? Dünyanın her yerindeki Müslümanlara düşmanlık eden Haçlı'nın sadece Müslüman Kürt'e dostluk edeceğine, inanacak kadar aptal olabilir misiniz?
Daha önce Saddam'dan kaçanlar, bize sığınmadılar mı? Suriye'den Beşar Esad'dan kaçanlar, bizim korumamızda değiller mi? Dünyada Kürde bizden başka karşılıksız kucak açacak ikinci bir millet var mı?
Neden başınıza belâ olan uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının ağalığına baş kaldırmazsınız? Çocuklarınızı yüzer-yüzer Devlet Güçleri'ne itlâf ettiren bu âdilere, neden sormazsınız? Sizin kundaktaki bebelerinize kaleşle mermiyi bu alçaklar sıkmadılar mı? Bâkire kızlarınızla dağda hâremi bu şerefsizler kurmadılar mı?
"Aşağıdan, yukarıdan yolun sonu görünüyor!" kör müsünüz? Türk Milletinin diş gıcırtılarını, homurtularını duymuyor musunuz? Bu millet bir daha öfkeyle kalkarsa size dünyada yaşayacak yer kalır mı? Yaratılanı Yaratan'ın hatırına seven bu âlicenâp milletin artık sabrının tükenmek üzere olduğunu, siz bizden daha net görmüyor musunuz?
Te'vilsiz söyleyeyim: Bu öfke, saldırıya geçerse, en az üç yüz sene "Kürdüm" diyemezsiniz! Bu milletin daha fazla tahrîkine müsaade etmeyin! Şerefsiz baronları siz uyarın derim, başka da bir şey demem vesselâm!
"TÜRK'E KEFEN BİÇENİN, ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Yalansız-ri'yâsız, olduğu gibi; Tanrı'nın bizi Türk, onları Kürt yarattığına -hâşâ- itirâz etmeden; Kürtlüklerine saygımızla ve Türklüğümüze saygı isteyerek sesleneceğim!
Biz; nasıl ki Kürt'ün çobanlığına, hayvancılığına; kendilerinin de türkü ve ağıtlarında anlattıkları eşkiyâlıklarına, yol kesmelerine, hırsızlıklarına, yasa dışılığı mübâh saymalarına, uyuşturucu i'mâlât ve pazarlamalarına, fuhûş dünyâsındaki rezâletlerine, ses çıkarmayıp yasaların yaptırımını bekleyerek tahâmmül ediyorsak; onların da bizim Türk yaratılışımıza, tarihin tanıklığıyla sâbit devletliliğimize, töre ve türe koyuculuğumuza, yüzlerce yıl İslâm adına bütün Haçlı Seferlerini göğüsleyip yok etmişliğimize; eşkiyâlığa, teröristliğe değil savaşçılığımıza, devletliliğin gerektirdiği sabrımıza ve sabrımızın her taştığında yaşadığımız ve yaşattığımız öfklerimize, her öfkelendiğimizde, "Dört yanda düşman kalmamacasına başlıya baş eğdirip dizliye diz çöktürme" uygulamalarımıza saygı beklediğimizi, bu saygıyı göstermezlerse anladıkları lisanla alacağımızı hatırlatarak sesleneceğim!
"Paranın dîni olmaz!" öğretisiyle helâl-harâmı unutanlara, uyuşturucu-silah ve fuhûş yoluyla kendilerini her şeyi yapmaya ve yaşamaya yetkili zanneden dolar-euro sarhoşlarına ve onlara uyan zavallılara sesleneceğim!
Tahsîlde, siyâset ve politikada, makam ve mevkî paylaşımında kendimizden ayırt etmediğimiz; Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, Genelkurmay Başkanlığı'na, hâkimliğe-savcılığa, Diyânet İşleri Başkanlığı'na ve bakanlıklara çıkmalarına hiç itirâz etmediğimiz, bin yıllık hısımlarımıza-akrabalarımıza ya içine düştükleri yanlışlıkları, ya da yanlışlığa düşürülen Kürtlere karşı gaflet-dalâlet ve hatta hiyânetlerini hatırlatarak sesleneceğim!
Ta Selçuklular'dan beri kaç kere isyân ettirildiklerini ve kaç kere ezilerek nerdeyse yok edildiklerini hatırlatıp bir daha ve teknolojik silahlarla ölümlerin, öldürülmelerin nasıl olabileceğini düşünmelerini de hatırlatarak uyaracağım!
Otuz yıldır, kırk binden fazla insân can verdi! Bunun dört-beş bini Şehîtlerimiz iken geri kalanı PKK'nın katlettiği veya Devletin itlâf ettiği, kandırılmış Kürt çocukları değil mi?
"İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" formülü ile vatandaşları arasında asla ayırım yapmayan, paylaşımda etnik kimlik aramayan, -şahsen benim hep itiraz ettiğim- aşırı hoşgörülü Türk Milletine karşı bu isyân, hak mıdır?
Son günlerde onlarca şehîdimiz oldu da, yüzlerce PKK'lı itlâf edilmedi mi? Bunlar, bizim Kürdümüzün çocukları, yeğenleri değil mi? Bu câhil çocukları; uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının keyifleri sürsün diye, dünyanın sayılı Devletlerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Güvenlik Güçleri'nin önüne itlâf edilsin diye sürmelerine itirâz etmeyecek misiniz?
Siz, bin yıllık komşuluktan, akrabalıktan Türklerin; Iraklılara, Suriyelilere, Farslara ve kefereye benzemediğini öğrenemediniz mi? Dünyanın her yerindeki Müslümanlara düşmanlık eden Haçlı'nın sadece Müslüman Kürt'e dostluk edeceğine, inanacak kadar aptal olabilir misiniz?
Daha önce Saddam'dan kaçanlar, bize sığınmadılar mı? Suriye'den Beşar Esad'dan kaçanlar, bizim korumamızda değiller mi? Dünyada Kürde bizden başka karşılıksız kucak açacak ikinci bir millet var mı?
Neden başınıza belâ olan uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının ağalığına baş kaldırmazsınız? Çocuklarınızı yüzer-yüzer Devlet Güçleri'ne itlâf ettiren bu âdilere, neden sormazsınız? Sizin kundaktaki bebelerinize kaleşle mermiyi bu alçaklar sıkmadılar mı? Bâkire kızlarınızla dağda hâremi bu şerefsizler kurmadılar mı?
"Aşağıdan, yukarıdan yolun sonu görünüyor!" kör müsünüz? Türk Milletinin diş gıcırtılarını, homurtularını duymuyor musunuz? Bu millet bir daha öfkeyle kalkarsa size dünyada yaşayacak yer kalır mı? Yaratılanı Yaratan'ın hatırına seven bu âlicenâp milletin artık sabrının tükenmek üzere olduğunu, siz bizden daha net görmüyor musunuz?
Te'vilsiz söyleyeyim: Bu öfke, saldırıya geçerse, en az üç yüz sene "Kürdüm" diyemezsiniz! Bu milletin daha fazla tahrîkine müsaade etmeyin! Şerefsiz baronları siz uyarın derim, başka da bir şey demem vesselâm!
"TÜRK'E KEFEN BİÇENİN, ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Cuma, Ağustos 24, 2012
BİLDİĞİM İTÇE TEK KELÎME, "HOOŞT!"
İtin sahîbini ısırması olağandır ve otuz yıldır rutinleşmişti! Sahîbinin itini ısrması ise gazetecilik öğretilirken haber diye tarif edilir!
Bilerek haber olmaya niyetliyim! Çünkü itlerimizden birini; hem de komiklik olsun diye kulağının ucundan değil, kuduzluğu teşhîs edilmişken gırtlağından ısıracağım gebertmek için!
Bir kaç dil bilmek mümkün ama insanlık tarihinde bütün hayvanların dilini, sadece Hz. Süleyman'ın bildiğine inanırız. Süleyman'dan başkasının hayvan dili bilmediğini biliyoruz!
Bugünlerde, canımız yangınken; her gün beşer-onar Mehmetçiğimizi Peygamber âgûşu'na uğurlarken, her gün yetmiş beş milyon kişi beşer-onar kere içimize ağlarken bir itimiz, dağdaki kuduruk hemcinslerini savunmak için sahîbine ürüyor!
Ha! Bir düzeltme yapayım; bu ürüyen saldırgan kuduruk, kapı iti değil! İleri Demokrat Dinci kindâr AKP'lilerce evin içine alınan, kocaman dalmaçyalılardan! Oysa Şâfiî'lerde it abdest bozar ve epeyce Şâfiî AKP'linin olduğu da söylenir! Evin kedisine, kuşuna ürüyerek yıllarca komiklik yapan bu büyük itlerden biri, şimdi sahîbini ısırıyor! İtin sahîbinin hatırını saymak, komşuluk hukûkundan olduğu için, yıllarca gürültüsüne tahammül ettiğimiz bu dalmaçyalıların artık gırtlaklarından ısırmak şart oldu!
PKK'nın KCK'laşmasına, davul-zurnayla karşılayarak seyyâr mahkemeler huzûrunda miting yaptırmasına, KCK'nın temizlik işçisi kadrosundaki bir PKK'lı vasıtâsıyla Başbakan'a 'Has..tirin!' çeken Belediye Başkanını sorgulamasına, yandaş-işbirlikçi-eyyâmcı-kiralık Dolma Kalemler'in Kandil'e giderek kuduz itlerin başlarıyla röpörtajlar, röpörtaj maskesiyle kuryelik yapmalarına, Devleti temsîlen Müsteşarı'nın teröristle müzâkere masasına oturmasına izin vererek "Açılım" yaptığını zanneden ve itlerin Gâzi Meclis'te ürümelerine imkân tanıyan, velînîmetleri AKP'lilere ürümekle yetinmeyip ısırmaya başladı bu dalmaçyalılar!
AKP'nin yeni tüylenmeğe başladığı "İnadına Tayyip"li yıllarda, Erzurum Hakikat Gazetesi'ndeki "Meydân"ımda gebertilen PKK'lılardan "İtlâf edildiler" diye bahsedince İslâmcılık ve takvâ ile maskeli "İnâdına Tayyip"çi bölücü Kürtçülerden birisi; "İnsana itlâf edildi denmez!" diye itiraz ederek mahkemeye vermekle tehdît etmişti beni!
Şimdi ise enikken eve aldıkları dalmaçyalılardan biri, AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak'ın; "Etkisiz hâle getirildi yerine gebertildi demek lâzım." sözüne güya itiraz ederek dağdaki kuduruk hemcinslerine tercümanlık ediyor!
Hani söylemiştik ya biz itçe bilmiyoruz! İt, itin dilinden anlar ya! Enikliğinden beri AKP'nin Gâzi Meclis'e girmelerini kolaylaştırdığı kuduz dalmaçyalılardan bir kısmı, dağda hemcinsleriyle kucaklaşırken birisi de sahîbini ısırmak üzere diş gösterip hırlıyor!
Paçamıza daldıklarında defalarca veterinere götürmüştük! Aşılarını yaptırarak yine getirip kapıda yerlerine bağlayıp yallarını vermiştik! Hayvan Hakları Savunucularının etkisinde kalmış olmalıyız ki; "İt kursağı yağ götürmez." gerçeğini unutarak yallarını hem sıcak, hem de yağlı vermiş olmalıyız ki hem kapıdakiler, hem de evdeki dalmaçyalılar kudurdular!
Daha dün; "KÜRT TEYZEMİN ANA KUCAĞI" nı, iftihârla anlatmıştım! Şimdi insanlıktan nasipsiz, PKK'lı kuduzlarla dağda kucaklaşanlardan biri, Muhyettin Aksak'a o Kürt Teyzem'i örnek vererek ürüyor! Hooşşt! Sana ne benim Kürt Teyzem'den it?
Bildiğimiz tek itçe kelime; "Hoşşşt!" olunca; AKP'lilere çok kızgın olmama, başımızdaki en büyük kaosun AKP olduğunu bilmeme rağmen, Muhyettin Aksak'a ürüyen kuduza, beline indirmek üzere olduğum sopamı da göstererek; "Hooşşt!" diye bağırıyorum!
Sayın BOP Eş Başkanı Başbakan! Gerçekten müttefik(!)imiz ve patronun ABD'nin yüzsüzlüğü yüzünden çâresizseniz ve bir şeyler yapmaya niyetliyseniz; ilk defa MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na itiraz etmeyerek;-varsa- "Kandil'e bayrak dikmek" hamlenize, sonsuz destek veririm! Başkaları ne yaparlar bilemem ama kalem tutan ellerimin silah tutmaya da hazır olduğunu devletim ve milletimin bekası için ölmeğe de, öldürmeğe de hazır olduğumun bilinmesini hasseten haykırıyorum vesselâm...
"DERE IS'SIZ KALIRSA TİLKİ BEYLİK İ'LÂN EDER!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Bilerek haber olmaya niyetliyim! Çünkü itlerimizden birini; hem de komiklik olsun diye kulağının ucundan değil, kuduzluğu teşhîs edilmişken gırtlağından ısıracağım gebertmek için!
Bir kaç dil bilmek mümkün ama insanlık tarihinde bütün hayvanların dilini, sadece Hz. Süleyman'ın bildiğine inanırız. Süleyman'dan başkasının hayvan dili bilmediğini biliyoruz!
Bugünlerde, canımız yangınken; her gün beşer-onar Mehmetçiğimizi Peygamber âgûşu'na uğurlarken, her gün yetmiş beş milyon kişi beşer-onar kere içimize ağlarken bir itimiz, dağdaki kuduruk hemcinslerini savunmak için sahîbine ürüyor!
Ha! Bir düzeltme yapayım; bu ürüyen saldırgan kuduruk, kapı iti değil! İleri Demokrat Dinci kindâr AKP'lilerce evin içine alınan, kocaman dalmaçyalılardan! Oysa Şâfiî'lerde it abdest bozar ve epeyce Şâfiî AKP'linin olduğu da söylenir! Evin kedisine, kuşuna ürüyerek yıllarca komiklik yapan bu büyük itlerden biri, şimdi sahîbini ısırıyor! İtin sahîbinin hatırını saymak, komşuluk hukûkundan olduğu için, yıllarca gürültüsüne tahammül ettiğimiz bu dalmaçyalıların artık gırtlaklarından ısırmak şart oldu!
PKK'nın KCK'laşmasına, davul-zurnayla karşılayarak seyyâr mahkemeler huzûrunda miting yaptırmasına, KCK'nın temizlik işçisi kadrosundaki bir PKK'lı vasıtâsıyla Başbakan'a 'Has..tirin!' çeken Belediye Başkanını sorgulamasına, yandaş-işbirlikçi-eyyâmcı-kiralık Dolma Kalemler'in Kandil'e giderek kuduz itlerin başlarıyla röpörtajlar, röpörtaj maskesiyle kuryelik yapmalarına, Devleti temsîlen Müsteşarı'nın teröristle müzâkere masasına oturmasına izin vererek "Açılım" yaptığını zanneden ve itlerin Gâzi Meclis'te ürümelerine imkân tanıyan, velînîmetleri AKP'lilere ürümekle yetinmeyip ısırmaya başladı bu dalmaçyalılar!
AKP'nin yeni tüylenmeğe başladığı "İnadına Tayyip"li yıllarda, Erzurum Hakikat Gazetesi'ndeki "Meydân"ımda gebertilen PKK'lılardan "İtlâf edildiler" diye bahsedince İslâmcılık ve takvâ ile maskeli "İnâdına Tayyip"çi bölücü Kürtçülerden birisi; "İnsana itlâf edildi denmez!" diye itiraz ederek mahkemeye vermekle tehdît etmişti beni!
Şimdi ise enikken eve aldıkları dalmaçyalılardan biri, AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak'ın; "Etkisiz hâle getirildi yerine gebertildi demek lâzım." sözüne güya itiraz ederek dağdaki kuduruk hemcinslerine tercümanlık ediyor!
Hani söylemiştik ya biz itçe bilmiyoruz! İt, itin dilinden anlar ya! Enikliğinden beri AKP'nin Gâzi Meclis'e girmelerini kolaylaştırdığı kuduz dalmaçyalılardan bir kısmı, dağda hemcinsleriyle kucaklaşırken birisi de sahîbini ısırmak üzere diş gösterip hırlıyor!
Paçamıza daldıklarında defalarca veterinere götürmüştük! Aşılarını yaptırarak yine getirip kapıda yerlerine bağlayıp yallarını vermiştik! Hayvan Hakları Savunucularının etkisinde kalmış olmalıyız ki; "İt kursağı yağ götürmez." gerçeğini unutarak yallarını hem sıcak, hem de yağlı vermiş olmalıyız ki hem kapıdakiler, hem de evdeki dalmaçyalılar kudurdular!
Daha dün; "KÜRT TEYZEMİN ANA KUCAĞI" nı, iftihârla anlatmıştım! Şimdi insanlıktan nasipsiz, PKK'lı kuduzlarla dağda kucaklaşanlardan biri, Muhyettin Aksak'a o Kürt Teyzem'i örnek vererek ürüyor! Hooşşt! Sana ne benim Kürt Teyzem'den it?
Bildiğimiz tek itçe kelime; "Hoşşşt!" olunca; AKP'lilere çok kızgın olmama, başımızdaki en büyük kaosun AKP olduğunu bilmeme rağmen, Muhyettin Aksak'a ürüyen kuduza, beline indirmek üzere olduğum sopamı da göstererek; "Hooşşt!" diye bağırıyorum!
Sayın BOP Eş Başkanı Başbakan! Gerçekten müttefik(!)imiz ve patronun ABD'nin yüzsüzlüğü yüzünden çâresizseniz ve bir şeyler yapmaya niyetliyseniz; ilk defa MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na itiraz etmeyerek;-varsa- "Kandil'e bayrak dikmek" hamlenize, sonsuz destek veririm! Başkaları ne yaparlar bilemem ama kalem tutan ellerimin silah tutmaya da hazır olduğunu devletim ve milletimin bekası için ölmeğe de, öldürmeğe de hazır olduğumun bilinmesini hasseten haykırıyorum vesselâm...
"DERE IS'SIZ KALIRSA TİLKİ BEYLİK İ'LÂN EDER!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Ağustos 23, 2012
ÖVÜLEN SÖVÜLENLER!...
"İnsanların dillerinden düşmeyen iki türlü isim vardır; biri iyi, biri kötüdür. ikisi de unutulmaz. İyiyi överler, kötüye söverler." (Kutadgu Bilig)
Rûşen Ali'nin şânının dilden dile, kulaktan kulağa hızla efsâneleşmesini kıskanan bazı akranları, kendilerine de Köroğlu densin diye babalarının gözlerini oyarlar! Ama hiç birisine Köroğlu denmez! Hepsi, Körün Oğlu falan-filandır!
Körün Oğlu sıfatlılar da kimlikleri bilinmese de Köroğlu ile birlikte anılmayı ve kazandıkları adlarından dolayı sövülmeyi hak etmişlerdir! Hakları teslîm edilmeli!
Günümüzde de Köroğlu ile mukayese edilmek için babasının gözünü oyan Körün Oğlu misali bir Recep var! Dokunmanın ibâdetten sayıldığı, Dünya Lideri, BOP Eş Başkanı, podyuma göre gömlek değişen bir siyâsi manken, hayatında bir kere "Türk'üm" dememiş ve kendisini; Kurucu Gâzi Meclis'in oybirliği ile "Atatürk" soyadını verdiği bir millî kahramanla mukayeseye yelteniyor! Sadece dikenden hareketle deve dikeni ile gülü mukayese gibi bir şey bu!
Mukayesede mantık, olmazsa olmaz! Mesela -bana göre-; Hırkayı Şerif'e, Sakal-ı Şerif'e, Kutsal Emânetlere bakıp; Allah(c.c.)'ın "Habîbim" dediği, âlemlerin O'nun hatırına yaratıldığı söylenen, İki Cihân Serveri, yüksek ahlâkı tamamlamakla görevli Resulullah(s.a.v.)'ın da ölümlü bir insân olduğunu hatırlayarak ders alınabilineceği, anlaşılabilir ama kerâmet bâbında Hz. Fatih'in zırhı ve kılıcından, Hz. Atatürk'ün sigara izmaritinden farklı şeyler değillerdir!
Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın paylaştığı bir bilgiyi, ben de bir daha dikkatinize sunacağım. Hz. Atatürk'ün üniformasını soyunup siyâset adamı ve Reîs-i Cumhûr olduktan sonra, kendisinin kurduğu Devlet'in yönetimini ele aldığı yıllarda, meselâ; 1923'te Türkiye Cumhûriyeti Devleti'nin bütçesi, 94 milyon TL, 1930'da 223 milyon TL iken, bugün 56 spor federasyonuna ayrılan bütçe 333 milyon TL'dir!
1923-1938 yılları arasındaki bütçe ile Hz. Atatürk; AKP'nin, Dokunmanın ibâdetten sayıldığı, Dünya Lideri, BOP Eş Başkanı Genel Başkanına, "Babalar gibi" satsın diye; "65 kamu hissesi, 36 tesis/işletme, 8 liman, 37 elektrik santrali, 1.998 taşınmaz, 4 gemi, 10 maden sahası, 10 araç muayene hizmetleri, Özelleştirme kapsamındaki kuruluşların envanterinde bulunan makine-teçhizat, demirbaş v.b. varlıklar, 10 kuruluştaki kamu payları, 6 sigara fabrikası, 2 liman, araç muayene hizmetlerinin yabancı sermayeli veya yabancı sermayeli ortaklığı olan şirketler" bırakmıştır!
Ve Hz. Atatürk'ün; Dünya Lideri BOP Eş Başkanı Başbakan'a, TL ile ifâde edilen kıt bir bütçe ile yaparak bıraktıklarından "Babalar gibi" satışla elde edilen para; "35 trilyon 249 milyon 991 bin 022 dolar"dır! Günün kuru ile bir dolar da nerdeyse iki lira iken Hz. Atatürk'ün Türk Milletine bıraktığı mirası, "Babalar gibi" satarak elde edilen parayı ve bununla yapılanları, bir daha mukayese edelim mi? İç ve dış borçlanmalar da gadasını alsın!...
Spor yarışmalarında koşan bir sporcu ile kovalandığı için kaçan bir hırsızın sür'atinin mukayesesi, ne kadar akılcı ise üreterek millete bırakan Hz. Atatürk ile satarak milletten çalan BOP Eş Başkanı RTE'nin yaptıklarının mukayesesi, o kadar vicdâni ve ahlâkîdir!
Baba gibi bir babanın, ustaya, işçiye verecek parası olmadığı için bizzat çalışarak el emeği ile yaptığı evin, müsrîf oğul tarafından satılıp son model bir araba alınması ile RTE'nin, yokluklarla üretilerek millete bırakılan "Beyt-ül Mal"ı satıp yoksullara gıda paketi diye dağıtmasının, bir farkı var mıdır? Devlet malı deniz olmasına deniz de acaba yiyen mi, yemeyen mi domuz, diye vicdânen sorgulamak gerekmez mi?
Bu vicdânî sorgulamayı yaptıktan sonra; "Acaba dokunmak ibâdetten mi, yoksa abdest mi bozar?" diye bir daha düşünmek gerekmez mi?
Sapla samanın, ayla güneşin, yağmurla dolunun, imamla papazın mukayesesine eyvallah ta Hz. Atatürk ile BOP Eş Başkanı'nın mukayesesine ...! Gel de gülme vesselâm...
Mustafa ASLAN
Rûşen Ali'nin şânının dilden dile, kulaktan kulağa hızla efsâneleşmesini kıskanan bazı akranları, kendilerine de Köroğlu densin diye babalarının gözlerini oyarlar! Ama hiç birisine Köroğlu denmez! Hepsi, Körün Oğlu falan-filandır!
Körün Oğlu sıfatlılar da kimlikleri bilinmese de Köroğlu ile birlikte anılmayı ve kazandıkları adlarından dolayı sövülmeyi hak etmişlerdir! Hakları teslîm edilmeli!
Günümüzde de Köroğlu ile mukayese edilmek için babasının gözünü oyan Körün Oğlu misali bir Recep var! Dokunmanın ibâdetten sayıldığı, Dünya Lideri, BOP Eş Başkanı, podyuma göre gömlek değişen bir siyâsi manken, hayatında bir kere "Türk'üm" dememiş ve kendisini; Kurucu Gâzi Meclis'in oybirliği ile "Atatürk" soyadını verdiği bir millî kahramanla mukayeseye yelteniyor! Sadece dikenden hareketle deve dikeni ile gülü mukayese gibi bir şey bu!
Mukayesede mantık, olmazsa olmaz! Mesela -bana göre-; Hırkayı Şerif'e, Sakal-ı Şerif'e, Kutsal Emânetlere bakıp; Allah(c.c.)'ın "Habîbim" dediği, âlemlerin O'nun hatırına yaratıldığı söylenen, İki Cihân Serveri, yüksek ahlâkı tamamlamakla görevli Resulullah(s.a.v.)'ın da ölümlü bir insân olduğunu hatırlayarak ders alınabilineceği, anlaşılabilir ama kerâmet bâbında Hz. Fatih'in zırhı ve kılıcından, Hz. Atatürk'ün sigara izmaritinden farklı şeyler değillerdir!
Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın paylaştığı bir bilgiyi, ben de bir daha dikkatinize sunacağım. Hz. Atatürk'ün üniformasını soyunup siyâset adamı ve Reîs-i Cumhûr olduktan sonra, kendisinin kurduğu Devlet'in yönetimini ele aldığı yıllarda, meselâ; 1923'te Türkiye Cumhûriyeti Devleti'nin bütçesi, 94 milyon TL, 1930'da 223 milyon TL iken, bugün 56 spor federasyonuna ayrılan bütçe 333 milyon TL'dir!
1923-1938 yılları arasındaki bütçe ile Hz. Atatürk; AKP'nin, Dokunmanın ibâdetten sayıldığı, Dünya Lideri, BOP Eş Başkanı Genel Başkanına, "Babalar gibi" satsın diye; "65 kamu hissesi, 36 tesis/işletme, 8 liman, 37 elektrik santrali, 1.998 taşınmaz, 4 gemi, 10 maden sahası, 10 araç muayene hizmetleri, Özelleştirme kapsamındaki kuruluşların envanterinde bulunan makine-teçhizat, demirbaş v.b. varlıklar, 10 kuruluştaki kamu payları, 6 sigara fabrikası, 2 liman, araç muayene hizmetlerinin yabancı sermayeli veya yabancı sermayeli ortaklığı olan şirketler" bırakmıştır!
Ve Hz. Atatürk'ün; Dünya Lideri BOP Eş Başkanı Başbakan'a, TL ile ifâde edilen kıt bir bütçe ile yaparak bıraktıklarından "Babalar gibi" satışla elde edilen para; "35 trilyon 249 milyon 991 bin 022 dolar"dır! Günün kuru ile bir dolar da nerdeyse iki lira iken Hz. Atatürk'ün Türk Milletine bıraktığı mirası, "Babalar gibi" satarak elde edilen parayı ve bununla yapılanları, bir daha mukayese edelim mi? İç ve dış borçlanmalar da gadasını alsın!...
Spor yarışmalarında koşan bir sporcu ile kovalandığı için kaçan bir hırsızın sür'atinin mukayesesi, ne kadar akılcı ise üreterek millete bırakan Hz. Atatürk ile satarak milletten çalan BOP Eş Başkanı RTE'nin yaptıklarının mukayesesi, o kadar vicdâni ve ahlâkîdir!
Baba gibi bir babanın, ustaya, işçiye verecek parası olmadığı için bizzat çalışarak el emeği ile yaptığı evin, müsrîf oğul tarafından satılıp son model bir araba alınması ile RTE'nin, yokluklarla üretilerek millete bırakılan "Beyt-ül Mal"ı satıp yoksullara gıda paketi diye dağıtmasının, bir farkı var mıdır? Devlet malı deniz olmasına deniz de acaba yiyen mi, yemeyen mi domuz, diye vicdânen sorgulamak gerekmez mi?
Bu vicdânî sorgulamayı yaptıktan sonra; "Acaba dokunmak ibâdetten mi, yoksa abdest mi bozar?" diye bir daha düşünmek gerekmez mi?
Sapla samanın, ayla güneşin, yağmurla dolunun, imamla papazın mukayesesine eyvallah ta Hz. Atatürk ile BOP Eş Başkanı'nın mukayesesine ...! Gel de gülme vesselâm...
"HIRSIZ EVDEN OLURSA ÖKÜZ BACADAN ÇIKAR!"
Selâm, sevgi, duâ...Mustafa ASLAN
Çarşamba, Ağustos 22, 2012
KÜRT TEYZEM'İN, ANA KUCAĞI...
Meraklıların Balkan tarihimize bir daha göz atmalarını önereceğim!
Balkanlar'ın koparılışına; o süreçte öne çıkan kahramanlara; Enver Paşa'ya, Süleyman Askerî Bey'e, Kuşçubaşı Eşref Bey'e, kalpağında 'Vatan Fedâisi' yazan Resneli Niyâzi'ye, binlerce kanlı katili emrine alıp ölümcül akınlar yapan Yakup Cemil'e, Çerkes Ethem'e ve benzer yiğitlere dikkat etmelerini rica edeceğim! Aynı dönemin efsâne kahramanları Enver Paşa, Süleyman Askerî Bey ve Eşref Sencer Kuşçubaşı ile diğer kahramanların benzerliklerini ve farklılıklarını görmeye çalışmalarını özellikle isteyeceğim!...
Görülecektir ki Milliyetperverler, vatan severlikte ortakken milliyet severlikte vatan severlerce yalnız bırakılmışlardır!
Bu yalnız bırakmaları fark edince de millî akıl sahîpleri, önce "ittihâd" ı yani birleşmeyi, sonra ise "terâkki" yi yani yükselmeyi-ilerlemeyi düşünmüşler ve ortaya, yüz yıldır izleri yok edilemeyen "İttihâd ve Terâkki" gerçeği çıkmıştır!
Türk Tarihi'nin her yüz yıl tekrarlanan bir tekerrürünü yaşıyoruz! Vatanseverlerle Milliyetçilerin güç birliği yapmaması, yapamaması veya bu güçbirliğine izin verilmemesi yüzünden, Cumhûriyet kazanımlarına, "Yedi Düvel" adlı Haçlı'dan şânlı bir mücâdele sonunda kurtarabildiğimiz Vatan Topraklarına sahîp çıkamıyoruz!
Milliyetçiler! Vatanseverler! Allah aşkına olaylara biraz daha dikkatli bakın n'olur?
"Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ" tarifli Vatandan pay isteyenlere karşı, Allah aşkına biraz daha duyarlı olun! Ermeni toprak istiyor! Haçlı'nın besleyip şımarttığı bölücü Kürtçüler, toprak istiyor! Hristiyan Birliği anlamına gelen "ekümenlik" talebiyle Patrikhâne toprak istiyor! Haçlı dünyanın gözü Marmara'da, Ege'de ve Akdeniz'de!
Ne oluyor Allah aşkına? Talan mı var? Bu memleket bu kadar sahîpsiz mi?
Aç tavuğun, rüyasında kendini darı ambarında görmesini anlayabiliriz ama Şühedâ ve Gâzi Dedelerimizden bize mîras Vatanı, sahîpsiz mi bırakacağız? Son Balkanlar olaylarında, çâresizlikten Anavatan'a gelip hâlâ akılları Dedelerinin-babalarının mezarlarında kalan, muhacir denilen Evlâd-ı Fatihân'dan da bir ibret almayacak mıyız?
Etnik şövenizm yüzünden koca imparatorluk darmadağın oldu! Artık bu Vatanda yaşayanların, etnik bölücülüğe ne tahammülü, ne de müsâmahâsı olmamalıdır! Ki yoktur da!
Bayram'da peşpeşe aldığımız kara haberlerle yüreğimiz yandı! Ciğerlerimiz dağlandı! Millî öfke had safhada ama bir olaya herkesin dikkatlerini çekmek zorundayız!
Gazi Antep'teki insanlık dışı, kahpece, iğrenç saldırının ertesi günü Şırnak'ta iki bölücü dokunulmazın güvenliğini sağlamak üzere göreve giderken uçuruma yuvarlanan arabada, dokuz Mehmetçik ve bir Korucumuz şehît oldu!
Balkanlar'ın koparılışına; o süreçte öne çıkan kahramanlara; Enver Paşa'ya, Süleyman Askerî Bey'e, Kuşçubaşı Eşref Bey'e, kalpağında 'Vatan Fedâisi' yazan Resneli Niyâzi'ye, binlerce kanlı katili emrine alıp ölümcül akınlar yapan Yakup Cemil'e, Çerkes Ethem'e ve benzer yiğitlere dikkat etmelerini rica edeceğim! Aynı dönemin efsâne kahramanları Enver Paşa, Süleyman Askerî Bey ve Eşref Sencer Kuşçubaşı ile diğer kahramanların benzerliklerini ve farklılıklarını görmeye çalışmalarını özellikle isteyeceğim!...
Görülecektir ki Milliyetperverler, vatan severlikte ortakken milliyet severlikte vatan severlerce yalnız bırakılmışlardır!
Bu yalnız bırakmaları fark edince de millî akıl sahîpleri, önce "ittihâd" ı yani birleşmeyi, sonra ise "terâkki" yi yani yükselmeyi-ilerlemeyi düşünmüşler ve ortaya, yüz yıldır izleri yok edilemeyen "İttihâd ve Terâkki" gerçeği çıkmıştır!
Türk Tarihi'nin her yüz yıl tekrarlanan bir tekerrürünü yaşıyoruz! Vatanseverlerle Milliyetçilerin güç birliği yapmaması, yapamaması veya bu güçbirliğine izin verilmemesi yüzünden, Cumhûriyet kazanımlarına, "Yedi Düvel" adlı Haçlı'dan şânlı bir mücâdele sonunda kurtarabildiğimiz Vatan Topraklarına sahîp çıkamıyoruz!
Milliyetçiler! Vatanseverler! Allah aşkına olaylara biraz daha dikkatli bakın n'olur?
"Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ" tarifli Vatandan pay isteyenlere karşı, Allah aşkına biraz daha duyarlı olun! Ermeni toprak istiyor! Haçlı'nın besleyip şımarttığı bölücü Kürtçüler, toprak istiyor! Hristiyan Birliği anlamına gelen "ekümenlik" talebiyle Patrikhâne toprak istiyor! Haçlı dünyanın gözü Marmara'da, Ege'de ve Akdeniz'de!
Ne oluyor Allah aşkına? Talan mı var? Bu memleket bu kadar sahîpsiz mi?
Aç tavuğun, rüyasında kendini darı ambarında görmesini anlayabiliriz ama Şühedâ ve Gâzi Dedelerimizden bize mîras Vatanı, sahîpsiz mi bırakacağız? Son Balkanlar olaylarında, çâresizlikten Anavatan'a gelip hâlâ akılları Dedelerinin-babalarının mezarlarında kalan, muhacir denilen Evlâd-ı Fatihân'dan da bir ibret almayacak mıyız?
Etnik şövenizm yüzünden koca imparatorluk darmadağın oldu! Artık bu Vatanda yaşayanların, etnik bölücülüğe ne tahammülü, ne de müsâmahâsı olmamalıdır! Ki yoktur da!
Bayram'da peşpeşe aldığımız kara haberlerle yüreğimiz yandı! Ciğerlerimiz dağlandı! Millî öfke had safhada ama bir olaya herkesin dikkatlerini çekmek zorundayız!
Gazi Antep'teki insanlık dışı, kahpece, iğrenç saldırının ertesi günü Şırnak'ta iki bölücü dokunulmazın güvenliğini sağlamak üzere göreve giderken uçuruma yuvarlanan arabada, dokuz Mehmetçik ve bir Korucumuz şehît oldu!
Uçuruma yuvarlanan minübüsteki Mehmetçikleri kurtarmak için çırpınan Kürtlerimiz'in gayretlerini, ekrandan izledik! Haber sitelerinden aynen alarak bir olayı, dikkatlerinize sunacağım; "Minübüsten çıkarılan yaralı askerlerden biri, yanına gelenlere; '... Geçen yıl annemi kaybettim, ona kavuşacağım. Beni bir teyzenin yanına götürün.' dedi. Bunun üzerine süt sağmaya giden Emine Ürek'ten yardım istendi. Asker, Uluderede'ki bombalamada oğlunu kaybeden Emine Ürek'in dizine başını koyduktan sonra, rûhunu teslîm etti."
PKK'nın vahşî tehdîdiyle yaşayan bölgelilerin; PKK'lı cânîlerle kucaklaşan BDP'lileri karşılamaya giderken kaza yapan araçtan Mehmetçikleri kurtarmak için çırpınışlarını, görmezden gelebilir miyiz? En az bizim kadar vatansever ve insan olan o insanları; PKK'nın vahşî baskılarına terk edebilir miyiz?
Milliyetçiliğimizin ana temeli insancıllığımız, o Kürtlerimize canımız pahâsına sahîp çıkmayı emretmez mi? Can çekişen bir Mehmetçiğin, nerede olduğunu bile bile bir teyze istemesi ve bir Kürt Teyzesinin dizinde rûhunu teslîm etmesi; biz Türk Milliyetçilerine bir mesaj değil mi?
Devleti yönetmek üzere görevlendirilen AKP'liler; sür'atle bölge insanını PKK'nın vahşî baskısından kurtarmalı! PKK'yı en ufak bir iz kalmamacasına silmeli! Bunun içinde; il ve ilçelerdeki KCK-BDP karargâhlarına eş zamanlı bir bindirme yaparken; sınır içi ve ötesindeki inlerine de kıyâmet olup yağmalılar!
Baş eğene, diz çökene elbette Devlet'in merhâmetli kucağı açık olmalı ama baş kaldıranların kelleri alınmalı, hem de sür'atle vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
PKK'nın vahşî tehdîdiyle yaşayan bölgelilerin; PKK'lı cânîlerle kucaklaşan BDP'lileri karşılamaya giderken kaza yapan araçtan Mehmetçikleri kurtarmak için çırpınışlarını, görmezden gelebilir miyiz? En az bizim kadar vatansever ve insan olan o insanları; PKK'nın vahşî baskılarına terk edebilir miyiz?
Milliyetçiliğimizin ana temeli insancıllığımız, o Kürtlerimize canımız pahâsına sahîp çıkmayı emretmez mi? Can çekişen bir Mehmetçiğin, nerede olduğunu bile bile bir teyze istemesi ve bir Kürt Teyzesinin dizinde rûhunu teslîm etmesi; biz Türk Milliyetçilerine bir mesaj değil mi?
Devleti yönetmek üzere görevlendirilen AKP'liler; sür'atle bölge insanını PKK'nın vahşî baskısından kurtarmalı! PKK'yı en ufak bir iz kalmamacasına silmeli! Bunun içinde; il ve ilçelerdeki KCK-BDP karargâhlarına eş zamanlı bir bindirme yaparken; sınır içi ve ötesindeki inlerine de kıyâmet olup yağmalılar!
Baş eğene, diz çökene elbette Devlet'in merhâmetli kucağı açık olmalı ama baş kaldıranların kelleri alınmalı, hem de sür'atle vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Salı, Ağustos 21, 2012
KANLI KARA BAYRAM...
Yetmiş beş milyon Türk; 9 + 69 = 78 yerimizden bombalandık!
Yetmiş sekiz yaramıza, yetmiş sekizer kere tuz basıldı psikopatlarca, kuduzlarca, kahpelerce bir daha!
Bayramı kana bulandı Türk Milletinin!
Dîni Bayramı tatilleştiren Müslüman Hükümetin nöbetçi bırakılan bir Hanım Bakanı, kadınlığın-anneliğin gereği panik ve duygusallıkla bir şeyler söylemeye çalıştı! BOP Eş Başkanı, Dünya Lideri, Dokunmanın İbâdetten Sayıldığı, Kabadayı Kasımpaşalı Başbakan ve kurmay şürekâsı tatildeydiler!
Y-CHP'nin gayr-ı müslîm TİKKO'cu dokulmazı, dostlarıyla buluşup gezmeyi özlediğini söylediği Tunceli Dağlarında iki gün kamp yaptı! Öpüşüp koklaşarak vedalaşıp geri geldi!
PKK-KCK-BDP'nin; İleri Demokrasi'nin asla dokunulamaz ettiği kahpeleri, kameralar karşısında PKK'nın goril tipli, şempanze fizikli piçleriyle kucaklaşıp Devlet'e tehdîtler savurdular!
Bütün bunlar, BOP Eş Başkanı'nın deyimiyle; "Beklediğimiz şeyler"di! Bayram arifesinden önceki şerîfeydi bunlar! Yapılacaklarını haber verecek kadar pervâsızlaşıyordu kahpeler ve "Beklediğimiz şeyler"di ve tedbîr yoktu!
Darül harp bir ülkede bayram olmaz diyerek Bayramı kutlamayacağımı i'lan etmiştim zaten ve Bayram'ın ikinci günü, Bayramı kana buladılar!Allah belâlarını versin! Olacağı buydu!
"MİT"in başındaki "M"yi, "TSK"nın başındaki "T"yi kaldırdılar! Ortada "İ.T." diye bir telekulak ekibi ve "S.K." diye bir bayram merâsim kıtası kaldı! Bazı yerlerde "TSK"nın başındaki "Türk"ü gösteren "T"yi, Tayyip edip, "TSK"ni, "Tayyip Silahlı Kuvvetleri" ettiler; herkes te, bizde duyduk ama seyrettik! Olacağı buydu!
Onlarca yıl, müttefik(!)imiz ABD'nin beslediğ PKK'yı itlâf eden, kahraman millet evlâtları ve Genel Kurmay Başkanları; "Silahlı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek"le suçlanarak cezaevlerine koyuldular! Başındaki"T"nin anlamı değiştirilen Silahlı Kuvvetler artık, Anadolu'da Tayyip'i korumakla görevlendirildiler! Sınırlarımız yol geçen hanı, karakollar çocuklarımızı hedef ettiğimiz ölüm noktaları edildi!
PKK-KCK-BDP'nin dokunulamaz kahpeleri, sokak ortasında polis tokatladılar! Resmi araçları tekmelediler! "Meşenin dalları nerenize girdi?" diye; "Has..tirin! Has..tirin!" diye küfürler ettiler! Defalarca; "PKK, KCK'dır! KCK, BDP'dir!" diye âleme i'lan ettiler! Gâzi Meclis'i murdar ettiler! "Gel Hasip, gel! Meclis'in rengini tamamlayalım!"cı milliyetçi demokratların da şımartmasıyla, kürsüde bardak paralayıp fırlattılar! Milletin çâre diye Meclis'e gönderdiği "Dokunulmaz Çâresizler" seyrettiler, biz de onları seyrettik! Olacağı buydu!
Hz. Ali (r.a.); "Eğer düşmanlarınızı öldüremezseniz siz ölürsünüz. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemîn ederim ki bin kılıç darbesi beni, rahat yatağımda ölmek kadar incitemez!" buyurmuşlar!
Hey! BOP Eş Başkanı Başbakan!
Olanların artık farkında olun! Sizin millete karşı görevleriniz var! Millet, sizi oraya mesâneden çürük raporlu oğlunuzun düğün takılarıyla zengin olasınız diye, oğullarınıza gemicikler, ailenize helikopter pistli-havuzlı villa siteler yapasınız diye göndermedi!
Olağanüstü Hal mi i'lan edersiniz, sıkı yönetim mi i'lan edersiniz, ne edersiniz bilemeyiz ama sür'atle il ve ilçelerdeki KCK-BDP karargâhlarına bindirme yapıp aynı anda da sınır içi ve sınır ötesindeki kuduz çakalların inlerine yıldırım olup, şimşek olup yağın!
Kırsaldaki kuduzların lojistik destek merkezlerini çökertmeden onları bitiremezsiniz! İsyan eden, baş kaldıran âsi; dünyanın her yerinde ve her sistemde cezalandırılır! Hakimiyet, başka türlü sağlanamaz! Tarihin hiç bir döneminde ve dünyanın hiç bir yerinde demokrasiyle devlet kurulmamıştır aksine kontrol edilememişse bütün ulus devletler, demokrasi denilen ithâl aşıyla çökertilmiştir, hatırlatırız!
Ya milletin anasını ağlatanların analarını ağlatın, ya da ilk şeffaf sandıkların dibinde seyredilerek boğulmaya hazır olun!
Türk Milleti! Başımız sağ olsun! Gâzi Antepliler başınız sağ olsun! Geçmiş olsun! Vatan-Millet sağ olsun...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Yetmiş sekiz yaramıza, yetmiş sekizer kere tuz basıldı psikopatlarca, kuduzlarca, kahpelerce bir daha!
Bayramı kana bulandı Türk Milletinin!
Dîni Bayramı tatilleştiren Müslüman Hükümetin nöbetçi bırakılan bir Hanım Bakanı, kadınlığın-anneliğin gereği panik ve duygusallıkla bir şeyler söylemeye çalıştı! BOP Eş Başkanı, Dünya Lideri, Dokunmanın İbâdetten Sayıldığı, Kabadayı Kasımpaşalı Başbakan ve kurmay şürekâsı tatildeydiler!
Y-CHP'nin gayr-ı müslîm TİKKO'cu dokulmazı, dostlarıyla buluşup gezmeyi özlediğini söylediği Tunceli Dağlarında iki gün kamp yaptı! Öpüşüp koklaşarak vedalaşıp geri geldi!
PKK-KCK-BDP'nin; İleri Demokrasi'nin asla dokunulamaz ettiği kahpeleri, kameralar karşısında PKK'nın goril tipli, şempanze fizikli piçleriyle kucaklaşıp Devlet'e tehdîtler savurdular!
Bütün bunlar, BOP Eş Başkanı'nın deyimiyle; "Beklediğimiz şeyler"di! Bayram arifesinden önceki şerîfeydi bunlar! Yapılacaklarını haber verecek kadar pervâsızlaşıyordu kahpeler ve "Beklediğimiz şeyler"di ve tedbîr yoktu!
Darül harp bir ülkede bayram olmaz diyerek Bayramı kutlamayacağımı i'lan etmiştim zaten ve Bayram'ın ikinci günü, Bayramı kana buladılar!Allah belâlarını versin! Olacağı buydu!
"MİT"in başındaki "M"yi, "TSK"nın başındaki "T"yi kaldırdılar! Ortada "İ.T." diye bir telekulak ekibi ve "S.K." diye bir bayram merâsim kıtası kaldı! Bazı yerlerde "TSK"nın başındaki "Türk"ü gösteren "T"yi, Tayyip edip, "TSK"ni, "Tayyip Silahlı Kuvvetleri" ettiler; herkes te, bizde duyduk ama seyrettik! Olacağı buydu!
Onlarca yıl, müttefik(!)imiz ABD'nin beslediğ PKK'yı itlâf eden, kahraman millet evlâtları ve Genel Kurmay Başkanları; "Silahlı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek"le suçlanarak cezaevlerine koyuldular! Başındaki"T"nin anlamı değiştirilen Silahlı Kuvvetler artık, Anadolu'da Tayyip'i korumakla görevlendirildiler! Sınırlarımız yol geçen hanı, karakollar çocuklarımızı hedef ettiğimiz ölüm noktaları edildi!
PKK-KCK-BDP'nin dokunulamaz kahpeleri, sokak ortasında polis tokatladılar! Resmi araçları tekmelediler! "Meşenin dalları nerenize girdi?" diye; "Has..tirin! Has..tirin!" diye küfürler ettiler! Defalarca; "PKK, KCK'dır! KCK, BDP'dir!" diye âleme i'lan ettiler! Gâzi Meclis'i murdar ettiler! "Gel Hasip, gel! Meclis'in rengini tamamlayalım!"cı milliyetçi demokratların da şımartmasıyla, kürsüde bardak paralayıp fırlattılar! Milletin çâre diye Meclis'e gönderdiği "Dokunulmaz Çâresizler" seyrettiler, biz de onları seyrettik! Olacağı buydu!
Hz. Ali (r.a.); "Eğer düşmanlarınızı öldüremezseniz siz ölürsünüz. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemîn ederim ki bin kılıç darbesi beni, rahat yatağımda ölmek kadar incitemez!" buyurmuşlar!
Hey! BOP Eş Başkanı Başbakan!
Olanların artık farkında olun! Sizin millete karşı görevleriniz var! Millet, sizi oraya mesâneden çürük raporlu oğlunuzun düğün takılarıyla zengin olasınız diye, oğullarınıza gemicikler, ailenize helikopter pistli-havuzlı villa siteler yapasınız diye göndermedi!
Olağanüstü Hal mi i'lan edersiniz, sıkı yönetim mi i'lan edersiniz, ne edersiniz bilemeyiz ama sür'atle il ve ilçelerdeki KCK-BDP karargâhlarına bindirme yapıp aynı anda da sınır içi ve sınır ötesindeki kuduz çakalların inlerine yıldırım olup, şimşek olup yağın!
Kırsaldaki kuduzların lojistik destek merkezlerini çökertmeden onları bitiremezsiniz! İsyan eden, baş kaldıran âsi; dünyanın her yerinde ve her sistemde cezalandırılır! Hakimiyet, başka türlü sağlanamaz! Tarihin hiç bir döneminde ve dünyanın hiç bir yerinde demokrasiyle devlet kurulmamıştır aksine kontrol edilememişse bütün ulus devletler, demokrasi denilen ithâl aşıyla çökertilmiştir, hatırlatırız!
Ya milletin anasını ağlatanların analarını ağlatın, ya da ilk şeffaf sandıkların dibinde seyredilerek boğulmaya hazır olun!
Türk Milleti! Başımız sağ olsun! Gâzi Antepliler başınız sağ olsun! Geçmiş olsun! Vatan-Millet sağ olsun...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Pazartesi, Ağustos 20, 2012
TÜRK'ÇE BOZKURTÇA DURUŞ...
Kurt ehlîleşmiyor! Dolayısıyla kurttan kapı köpeği de olmuyor, çoban köpeği de! Tuzağa düşen kurdun, kapandaki ayağını kopararak kaçtığını ve tek başına kan kaybından ölmeyi tercîh ettiğini de biliyoruz!
Enâniyyetten Tanrım'a sığınarak, teveccühünüze muhatap ve farkına varmamda yardımcı olan siz kadirşinâs okurlarıma çok teşekkür ederek bir özelliğime vurgu yapacağım. Fark ettim ki her hangi bir olayı hikâye edeceksem de, hiç; "..mış-..miş-..muş-..müş"lü hikâyenin geçmiş zaman kipleriyle fiil çekmemişim yani rivâyetlerden, söyleyeni belli olmayan, yalan veya abartıyla makyajlanmış duduklarımdan bahsetmemişim! "..dı-..di-..du-..dü"lü cümleler kurmuşum! Şükürler olsun hiç te tekzîp edilmedim!
Kurtla başladık, devâm edelim... Ben kurdu, hayvanat bahçelerinde ve Amerikan belgesellerinde de gördüm ama bir de kurt büyüttüm!
Kurttan kapı köpeği olmayacağını, kurdumdan öğrendim! 3-4 metrelik zinciriyle sürekli gezdi durdu aylar-aylarca! Anam rahmetlinin bin-bir özenle ürettiği, sevgisiyle büyüttüğü elliden fazla piliçini yemesinin hâricinde, kurdumun asıl özellikleri benim hafızâmda! Anam'ın çok sevdiği anaç tavuğunu ham ettiğinde, Babam'dan bir dayak yemişti! Babam gittikten sonra girdiği kulübesinden çıkar ve zincirin izni kadar alanda yürür, yürür, yürürdü! Bahçeye girip çıkanla, yoldan gelip geçenle asla alâkadar olmazdı!
Kurttan çoban köpeği olmayacağını da gözlemleyerek öğrendim! Enikliğinden itibâren elimizde büyüyen kurdun en büyük zevki, zincirini koluma dolayarak dolaştırmaya çıkardığımda karşılaştığımız koyun sürülerine dalarak sağa sola zıplamasıydı! Hiç bir koyuna dokunmaz, sadece zıplardı! Koyunlar panikle dağılır küçük öbekler oluşturarak kafa kafaya verip yerlerinde titrerlerdi! Kurt ise bundan keyif alırdı! Sonra komşumuz bir Subay Amca; kurdun bakımının ve doyurulmasının zorluğunu görünce, benden alıp kışlaya götürmüştü. Haftada bir görmeğe giderdim. Kışlanın karavana artıklarıyla beslenen ve askerlerin yıkayıp fırçalamasıyla harika bir görünüm almıştı! Bir gün yakınlardan geçen bir koyun sürüsüne oynamak için dalan Kurdumu, Komutanın; "Oğlum bırakma!" komutuyla vahşi kurt zanneden bir Komando Mehmetçiğin fırlattığı kasatura ile Kurt bey, gebertildi! Çok üzüldüm, ağladım ama Kurt bey gitti!
Kurt beyden öğrendiklerimi, yıllar sonra fark ettim! Eğer kaçma planları kurmak istemiyorsanız; peşinizdekilere de gücünüz yetmiyorsa yakalanmamalısınız! Bu da kurtça olmalı! Kurt sabrıyla gelip geçenden payınızı almak üzere pusular atmalısınız! Puştça vurup kaçarak değil, kurtça payınızı -vermek istemeyenden de- alarak yaşamalısınız! Yoksa zincirlenir ve sadece yerinize yürür, yürür, yürürsünüz!
Dört yandan saldırılara muhatap olduğumuz, bir de bizden saydığımız yakınların nasırımıza basarak canımızı acıttığı bu zor günlerde kurtça yaşamaya mecbûr edildik!
Bir farkla ki vahşî kurt, av olmamak için sürekli kaçarken; Türk milliyetçileri olarak biz, ha bire saldırıyoruz! Biliyoruz ki saldırmazsak bitirici darbeler alacağız!
Peşimizdekiler de; Bozkurtların, en iyi savunmanın saldırı olduğunu bildiğini ve sınırımızdan geçiyorlarsa payımızı vermek zorunda olduklarını öğrendiler, biliyorlar! Çünkü defâlarca gördüler ki Bozkurtlar gelip geçenden payını -vermek istemeseler de- aldılar, alıyorlar, alacaklar!
Türk Milliyetçilerinin, Bozkurtların, Ülkücülerin bu özelliğini; cezaevine de koysalar, assalar da, sürseler de, küreselci emperyalistler de öğrendiler!
Kendilerini Amerikan belgesellerindeki fotojenik vahşî kurtlara benzetme gafletindeki bazı arkadaşların; "Günümüz siyasetinde de bozkurtların, akıncıların, devrimcilerin alıcısı kalmadı." yorumlarıyla esir pazarında alıcı bekleyen mankurtluklarını ifâde ettiklerini de ma'lesef üzülerek söylemek durundayım!...
Allah(c.c.), köpeğin bütün cinslerini, kurttan korkmak üzere programlayarak yaratmıştır. Bozkurtça duranlara selâm olsun vesselâm...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Enâniyyetten Tanrım'a sığınarak, teveccühünüze muhatap ve farkına varmamda yardımcı olan siz kadirşinâs okurlarıma çok teşekkür ederek bir özelliğime vurgu yapacağım. Fark ettim ki her hangi bir olayı hikâye edeceksem de, hiç; "..mış-..miş-..muş-..müş"lü hikâyenin geçmiş zaman kipleriyle fiil çekmemişim yani rivâyetlerden, söyleyeni belli olmayan, yalan veya abartıyla makyajlanmış duduklarımdan bahsetmemişim! "..dı-..di-..du-..dü"lü cümleler kurmuşum! Şükürler olsun hiç te tekzîp edilmedim!
Kurtla başladık, devâm edelim... Ben kurdu, hayvanat bahçelerinde ve Amerikan belgesellerinde de gördüm ama bir de kurt büyüttüm!
Kurttan kapı köpeği olmayacağını, kurdumdan öğrendim! 3-4 metrelik zinciriyle sürekli gezdi durdu aylar-aylarca! Anam rahmetlinin bin-bir özenle ürettiği, sevgisiyle büyüttüğü elliden fazla piliçini yemesinin hâricinde, kurdumun asıl özellikleri benim hafızâmda! Anam'ın çok sevdiği anaç tavuğunu ham ettiğinde, Babam'dan bir dayak yemişti! Babam gittikten sonra girdiği kulübesinden çıkar ve zincirin izni kadar alanda yürür, yürür, yürürdü! Bahçeye girip çıkanla, yoldan gelip geçenle asla alâkadar olmazdı!
Kurttan çoban köpeği olmayacağını da gözlemleyerek öğrendim! Enikliğinden itibâren elimizde büyüyen kurdun en büyük zevki, zincirini koluma dolayarak dolaştırmaya çıkardığımda karşılaştığımız koyun sürülerine dalarak sağa sola zıplamasıydı! Hiç bir koyuna dokunmaz, sadece zıplardı! Koyunlar panikle dağılır küçük öbekler oluşturarak kafa kafaya verip yerlerinde titrerlerdi! Kurt ise bundan keyif alırdı! Sonra komşumuz bir Subay Amca; kurdun bakımının ve doyurulmasının zorluğunu görünce, benden alıp kışlaya götürmüştü. Haftada bir görmeğe giderdim. Kışlanın karavana artıklarıyla beslenen ve askerlerin yıkayıp fırçalamasıyla harika bir görünüm almıştı! Bir gün yakınlardan geçen bir koyun sürüsüne oynamak için dalan Kurdumu, Komutanın; "Oğlum bırakma!" komutuyla vahşi kurt zanneden bir Komando Mehmetçiğin fırlattığı kasatura ile Kurt bey, gebertildi! Çok üzüldüm, ağladım ama Kurt bey gitti!
Kurt beyden öğrendiklerimi, yıllar sonra fark ettim! Eğer kaçma planları kurmak istemiyorsanız; peşinizdekilere de gücünüz yetmiyorsa yakalanmamalısınız! Bu da kurtça olmalı! Kurt sabrıyla gelip geçenden payınızı almak üzere pusular atmalısınız! Puştça vurup kaçarak değil, kurtça payınızı -vermek istemeyenden de- alarak yaşamalısınız! Yoksa zincirlenir ve sadece yerinize yürür, yürür, yürürsünüz!
Dört yandan saldırılara muhatap olduğumuz, bir de bizden saydığımız yakınların nasırımıza basarak canımızı acıttığı bu zor günlerde kurtça yaşamaya mecbûr edildik!
Bir farkla ki vahşî kurt, av olmamak için sürekli kaçarken; Türk milliyetçileri olarak biz, ha bire saldırıyoruz! Biliyoruz ki saldırmazsak bitirici darbeler alacağız!
Peşimizdekiler de; Bozkurtların, en iyi savunmanın saldırı olduğunu bildiğini ve sınırımızdan geçiyorlarsa payımızı vermek zorunda olduklarını öğrendiler, biliyorlar! Çünkü defâlarca gördüler ki Bozkurtlar gelip geçenden payını -vermek istemeseler de- aldılar, alıyorlar, alacaklar!
Türk Milliyetçilerinin, Bozkurtların, Ülkücülerin bu özelliğini; cezaevine de koysalar, assalar da, sürseler de, küreselci emperyalistler de öğrendiler!
Kendilerini Amerikan belgesellerindeki fotojenik vahşî kurtlara benzetme gafletindeki bazı arkadaşların; "Günümüz siyasetinde de bozkurtların, akıncıların, devrimcilerin alıcısı kalmadı." yorumlarıyla esir pazarında alıcı bekleyen mankurtluklarını ifâde ettiklerini de ma'lesef üzülerek söylemek durundayım!...
Allah(c.c.), köpeğin bütün cinslerini, kurttan korkmak üzere programlayarak yaratmıştır. Bozkurtça duranlara selâm olsun vesselâm...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ TÜRK'ÜM DEMEYEN"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Cuma, Ağustos 17, 2012
BU BAYRAMI KUTLAMAYACAĞIM!
Ramazan'I ve bayramı nasîp eden Çalabım'a, Tanrım'a şükürler olsun.
Türk Milleti; bayramın mübârek olsun mu?...
Ben bu Bayramı "Kara Bayram" i'lân ediyorum ve kimseyle bayramlaşmayacağımı duyuruyorum! Kapım hiç kapanmayacak ama kimsenin kapısını çalmayacağım!..
Kudurttulan kapı itlerimizin yol kestiği; Y-CHP'nin TİKKO'cu, gayr-ı müslîm vekilinin PKK ile pikniğe gittiği; MHP Genel Başkanı'nın Kerkük'e gitmesinin engellendiği; "Bir iki Mehmet öldü diye ..." şeklinde şehîdin önemsenmediği bir ülkede bayram etmekten utanırım!
Kaç kişi daha fark etti bilemem ama ortak bir tavırla TRT'de dâhil, Ramazan boyu iftâr ve sahûr programlarının hiç birinde, Muhteşem Türk Atatürk'ün ve arkadaşlarının adlarının anılmadığı ve duâ edilmediği bir ülkede bayram etmeyi ayıp sayarım, utanırım!
Gayr-ı millîler, Haçlı Müslümanlar, eyyâmcılar, mürâiler, teslîmiyetçiler bayram etsinler! Utanmaza her gün bayram nasılsa!
İlla bayram edeceğim diyen Müslümân Türklere de bayramlığım var! Buyursunlar:
"NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ?
Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hakk'tan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz!...
Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul'a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz!...
Dalkavuklukla irtikâp
İşte etti bizi harap!
Sen söyle ey Şevketmeâb;
Ne utanmaz köpekleriz!...
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehiriz ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez!
Ne utanmaz köpekleriz!...
Gitme vatan kavgasına
Yetiş rütbe yağmasına
Daldık dünya sefasına
Ne utanmaz köpekleriz!...
Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şânına
Topumuzun bok canına
Ne utanmaz köpekleriz!...
Namık KEMAL
Utanmanın yok olduğu; kandaşın, soydaşın, komşunun derdinin fark edilmediği; PKK'nın diğer BOP Eş Başkanı Müttefik(!)imizin de desteği ile sıkıyönetim ilan ettiği yerlere gidilemeyen; korkaklığın kurnazlıkla maskelenerek akıllılık diye sunulduğu ve korkak kurnazların veya "Bana değmeyen yılan bin yaşasın" eyyâmcılığındaki işbirlikçilerin hakimiyetindeki bir ülkede, Dâr-ül harpte bayram edilir mi?
Eden buyursun! Ben bu bayramı "Kara Bayram" i'lân ettim ve içim kan ağlarken bayram edemeyeceğim vesselâm!
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KO-RU-MAZ!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Türk Milleti; bayramın mübârek olsun mu?...
Ben bu Bayramı "Kara Bayram" i'lân ediyorum ve kimseyle bayramlaşmayacağımı duyuruyorum! Kapım hiç kapanmayacak ama kimsenin kapısını çalmayacağım!..
Kudurttulan kapı itlerimizin yol kestiği; Y-CHP'nin TİKKO'cu, gayr-ı müslîm vekilinin PKK ile pikniğe gittiği; MHP Genel Başkanı'nın Kerkük'e gitmesinin engellendiği; "Bir iki Mehmet öldü diye ..." şeklinde şehîdin önemsenmediği bir ülkede bayram etmekten utanırım!
Kaç kişi daha fark etti bilemem ama ortak bir tavırla TRT'de dâhil, Ramazan boyu iftâr ve sahûr programlarının hiç birinde, Muhteşem Türk Atatürk'ün ve arkadaşlarının adlarının anılmadığı ve duâ edilmediği bir ülkede bayram etmeyi ayıp sayarım, utanırım!
Gayr-ı millîler, Haçlı Müslümanlar, eyyâmcılar, mürâiler, teslîmiyetçiler bayram etsinler! Utanmaza her gün bayram nasılsa!
İlla bayram edeceğim diyen Müslümân Türklere de bayramlığım var! Buyursunlar:
"NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ?
Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hakk'tan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz!...
Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul'a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz!...
Dalkavuklukla irtikâp
İşte etti bizi harap!
Sen söyle ey Şevketmeâb;
Ne utanmaz köpekleriz!...
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehiriz ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez!
Ne utanmaz köpekleriz!...
Gitme vatan kavgasına
Yetiş rütbe yağmasına
Daldık dünya sefasına
Ne utanmaz köpekleriz!...
Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şânına
Topumuzun bok canına
Ne utanmaz köpekleriz!...
Namık KEMAL
Utanmanın yok olduğu; kandaşın, soydaşın, komşunun derdinin fark edilmediği; PKK'nın diğer BOP Eş Başkanı Müttefik(!)imizin de desteği ile sıkıyönetim ilan ettiği yerlere gidilemeyen; korkaklığın kurnazlıkla maskelenerek akıllılık diye sunulduğu ve korkak kurnazların veya "Bana değmeyen yılan bin yaşasın" eyyâmcılığındaki işbirlikçilerin hakimiyetindeki bir ülkede, Dâr-ül harpte bayram edilir mi?
Eden buyursun! Ben bu bayramı "Kara Bayram" i'lân ettim ve içim kan ağlarken bayram edemeyeceğim vesselâm!
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KO-RU-MAZ!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Perşembe, Ağustos 16, 2012
BİZE, TANRI TÜRK DEMİŞ...
Meşrû zaman, meşrû zemînde, Mevcût MHP Genel Başkanı'nın başlattığı süreçte, olması gerekenler oluyor!
Mevcût Genel Başkan'ın 15 yıllık yönetiminden memnûn olanlar, yanıda olmakta devâm ediyorlar; memnûn olmayanlar, kendilerine yakın gördükleri bir Ülküdaşının etrafında saf tutuyorlar!
Bu safların her birisi; sayılarına göre bir büyük ordunun mangaları, bölükleri, alayları, tümenleri, taburları olmasına rağmen -manga başından mevcût ordu başına kadar- kişiler arasındaki tatlı rekâbetten, rahatsız olanları anlamak mümkün mü?
Düğünlerde oynamış, cenâzelerde ağlamış, yani hayatın acısını-tatlısını yaşayarak tecrübeyle donanmış Ülkücünün morali, bu kadar kolay bozulabilir mi?
MHP'de, yani Ülkücü Hareket'in karargâhında, fikir havuzunda; meşrû zaman ve zeminde, durulmak üzere başlatılan bir dalgalanma söz konusu! Olan sadece bu!
Çok çocuklu ailelerde, kardeşler arasında bile öbekleşmeler varken, milyonlarca ülkücünün, kendini yakın hissettiği, daha fazla sevdiği bir ülküdaşına yaklaşmasından daha doğal ne olabilir?
Kendine yakınların farkında olmadan, bir başka ülküdaşına yakınları, saymakla veya onlara kızmakla oyalanan varsa önce, aynasındaki ile hesaplaşmalı değil mi?...
Çocuk yaşlarımızda, birer kişi bile sayılamayacak halimizle katıldığımız; Türk Milliyetçiliğini Atatürk'ten sonra bir daha iktidâr ederek, önce "Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye", sonra "Tûran" ideâlinde buluşmadık mı? Bizi hedefimize götürmek için bayrak açan Başbuğumuz'a olan sarsılmaz sevgi ve inancımızla kıyâmetlere kafa tutmadık mı?
Artık sayısız Ülkücü Kalemin, destanlaşan mücâdelelerini anlatmaya başladığı, o müthîş nesîl biz değil miyiz? Onar yıllık aralarla; kimi zaman asker eliyle, kimi zaman yabancı kaynaklı dinsiz sermâyedarlar eliyle koparılan Tûfan emsâli fırtınalara, çınarca direnen, biz değil miyiz?
Ölerek çoğalmadık mı? Asılarak Allah(c.c.)'ın huzûrunda ve tarih tanıklığında korkakların gözünde devleşmedik mi? Bu süreçte dev zannettiğimiz cücelerimizi de içimizde eriterek bizden etmedik mi?
Ne oldu bize? Bir ülkücüye yakışan davranış; diğer ülkücülere de pusatları, atları, bozkurt bakışları kadar yakışmaz mı?
Ülkücüler; Türk Milletinin fikren en yakışıklı, en cesâmetli, en celâdetli savaşçılarından oluşmuş ordular değil mi? Türk Milleti'nin karakter nektarları olan Ülkücülerin; iç dalgalanması, sularını ve içlerindeki pisliklerini temizlemek için değil midir?
Ülkücüler; millî tehlîke karşısında; "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım" diyen; hayat vermek ve temizlikle görevli akarsular değil mi?
Su; bulutlaşıp, sıkışıp damlalaştıktan ve yağmur olup yağıp bir dereye karıştıktan veya dere oluşturduktan sonra, yeniden bir daha su değil midir? Akarsu, kir tutmadan aktığı her yere hayat götürmez mi?
Nerede buharlaştığı meçhûl olan su; buharlıkla yağmurluk halleriyle yerle gök arasındaki devr-i dâimine, deryâsına ulaşıncaya kadar devâm eder. Damla, deryâsına ulaşıncaya kadar; yerle gök arasında iner-çıkar, akaaar, akar... Deryâsında deryâlaşan damlanın birinci işi, artık içindeki pislikleri yok etmektir!...
Mevcût Genel Başkan'ın 15 yıllık yönetiminden memnûn olanlar, yanıda olmakta devâm ediyorlar; memnûn olmayanlar, kendilerine yakın gördükleri bir Ülküdaşının etrafında saf tutuyorlar!
Bu safların her birisi; sayılarına göre bir büyük ordunun mangaları, bölükleri, alayları, tümenleri, taburları olmasına rağmen -manga başından mevcût ordu başına kadar- kişiler arasındaki tatlı rekâbetten, rahatsız olanları anlamak mümkün mü?
Düğünlerde oynamış, cenâzelerde ağlamış, yani hayatın acısını-tatlısını yaşayarak tecrübeyle donanmış Ülkücünün morali, bu kadar kolay bozulabilir mi?
MHP'de, yani Ülkücü Hareket'in karargâhında, fikir havuzunda; meşrû zaman ve zeminde, durulmak üzere başlatılan bir dalgalanma söz konusu! Olan sadece bu!
Çok çocuklu ailelerde, kardeşler arasında bile öbekleşmeler varken, milyonlarca ülkücünün, kendini yakın hissettiği, daha fazla sevdiği bir ülküdaşına yaklaşmasından daha doğal ne olabilir?
Kendine yakınların farkında olmadan, bir başka ülküdaşına yakınları, saymakla veya onlara kızmakla oyalanan varsa önce, aynasındaki ile hesaplaşmalı değil mi?...
Çocuk yaşlarımızda, birer kişi bile sayılamayacak halimizle katıldığımız; Türk Milliyetçiliğini Atatürk'ten sonra bir daha iktidâr ederek, önce "Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye", sonra "Tûran" ideâlinde buluşmadık mı? Bizi hedefimize götürmek için bayrak açan Başbuğumuz'a olan sarsılmaz sevgi ve inancımızla kıyâmetlere kafa tutmadık mı?
Artık sayısız Ülkücü Kalemin, destanlaşan mücâdelelerini anlatmaya başladığı, o müthîş nesîl biz değil miyiz? Onar yıllık aralarla; kimi zaman asker eliyle, kimi zaman yabancı kaynaklı dinsiz sermâyedarlar eliyle koparılan Tûfan emsâli fırtınalara, çınarca direnen, biz değil miyiz?
Ölerek çoğalmadık mı? Asılarak Allah(c.c.)'ın huzûrunda ve tarih tanıklığında korkakların gözünde devleşmedik mi? Bu süreçte dev zannettiğimiz cücelerimizi de içimizde eriterek bizden etmedik mi?
Ne oldu bize? Bir ülkücüye yakışan davranış; diğer ülkücülere de pusatları, atları, bozkurt bakışları kadar yakışmaz mı?
Ülkücüler; Türk Milletinin fikren en yakışıklı, en cesâmetli, en celâdetli savaşçılarından oluşmuş ordular değil mi? Türk Milleti'nin karakter nektarları olan Ülkücülerin; iç dalgalanması, sularını ve içlerindeki pisliklerini temizlemek için değil midir?
Ülkücüler; millî tehlîke karşısında; "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım" diyen; hayat vermek ve temizlikle görevli akarsular değil mi?
Su; bulutlaşıp, sıkışıp damlalaştıktan ve yağmur olup yağıp bir dereye karıştıktan veya dere oluşturduktan sonra, yeniden bir daha su değil midir? Akarsu, kir tutmadan aktığı her yere hayat götürmez mi?
Nerede buharlaştığı meçhûl olan su; buharlıkla yağmurluk halleriyle yerle gök arasındaki devr-i dâimine, deryâsına ulaşıncaya kadar devâm eder. Damla, deryâsına ulaşıncaya kadar; yerle gök arasında iner-çıkar, akaaar, akar... Deryâsında deryâlaşan damlanın birinci işi, artık içindeki pislikleri yok etmektir!...
Türk Milliyetçileri olarak hepimiz, buharlaştık yükseldik; damlalaştık, yere indik, Ülkü Pınarı'nda sulaşıp buluştuk ve akıyoruz ve içimizi, içimizdeki pisliklerimizi yıkıyoruz!
Şahsen; aynı mecrâdan olduğumuz, aynı sıcakla buharlaşıp, aynı bulutta damlalaşıp, aynı dereden aktığımız Ülküdaşlarımı, te'vilsiz seviyorum! Beni bu tercîhimdem dolayı sorgulamak, kimin haddinedir?
Biz Türk Milliyetçileri, milliyetçilerin Ülkücüleri; ateş olur yakarız, nehir olur akarız, kıyâmete de son neferimize, son nefesimize kadar Kelime-i Şehâdetimizi ikrârla bakarız vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Şahsen; aynı mecrâdan olduğumuz, aynı sıcakla buharlaşıp, aynı bulutta damlalaşıp, aynı dereden aktığımız Ülküdaşlarımı, te'vilsiz seviyorum! Beni bu tercîhimdem dolayı sorgulamak, kimin haddinedir?
Biz Türk Milliyetçileri, milliyetçilerin Ülkücüleri; ateş olur yakarız, nehir olur akarız, kıyâmete de son neferimize, son nefesimize kadar Kelime-i Şehâdetimizi ikrârla bakarız vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
MHP'NİN ACEMÎ DİPLOMATLARI!
Zamanlamasına itirazla karşı olmama rağmen MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın engellenen Kerkük Seyâhati dolayısıyla tarifsiz öfkeli ve üzgünüm!...
Türk Milliyetçiliğinin, hesapsız davranışlarla AKP-KDP-PKK arasındaki kısa paslaşmalarda "orta sıçan" edilişine kahr'oluyorum!
Diplomasi bilmem!
Dahası dış politikada diplomasinin, iç politikada demokrasinin korkaklığa veya yönetim acziyetine, en mükemmel maske olduğuna inananlardanım!
Bu inancıma rağmen okuduklarımdan duyduklarımdan hareketle öfkemi kontrol ederek empatiyle tesellî arayacağım!
Meselâ; "Yetmez ama Evet" çi demokrat maskeli, millî döneklerimizin verdiği destekten de cesâretle AKP'nin stadyumlarda yaptığı, kongrelerden birine MHP Genel Başkanının konuşmacı olarak katılmak isteği iletilse; veya tamâmen tersi; etkili-yetkili bir Ülkücünün bizzat bana söyledikleri; "Hocam! Bir sürü Fetullahçı ülküdaşımız var!" tebîtinden cesâretle AKP'li Cemaatçi Bakanlardan birisi, MHP'nin her hangi bir restoranttaki kongresine, konuşmacı olarak katılmak istese! Taraflarca hiç birisi kabûl edilmez değil mi?
Madem aynı ülkenin, hemde seçmenlerinin büyük çoğunluğu benzer insanlardan oluşan iki partinin, birbirlerinin, toplantılarına katılmaları, konuşmaları düşünülemeyecek kadar imkânsız ise daha dün, bizden zorla koparılmış ve bir başka devletin vatandaşları statüsüne mahkûm edilmiş Türkmenlerin içerisine, Türk Devletinin hem de en milliyetçi partisinin Genel Başkanı'nın; oradaki soydaşlarına milliyetçiliklerini kabartacak buluşmalar yapmasına izin verilebileceği, nasıl düşünüldü? Anlamak mümkün mü?
İçerde kendi millî bütünlüğümüz, bölünme tehlikesiyle yüz yüzeyken, Y-CHP'nin gayr-ı müslîm PKK'lı bir Vekili; AKP-BDP-CHP'nin ortak, İleri Demokrasi ataklarıyla "Koster" olarak ilk seferine çıkarılmışken; -aslında çok geciktirilmiş- bu zamansız ziyârete ne gerek vardı?
"Y-CHP'nin gayr-ı müslîm PKK'lı Vekili" sıfatını, çok bilerek kullandım! Çünkü hemen aynı bu adamdı ki; "Ali bizim Şâhımız/ Kâbe Kıblegâhımız/ Miraç'taki Muhammed/ O bizim Padişâhımız" diyen Âlevîlerin, müslüman olmadıklarını söyleyerek kendisini tarif ediyor ve Âlevi Dedelerden gerekli cevâbı alıyordu, unutur, unutturur muyuz?
Keşke şimdi Türk Milletinin has evlâtları, Türkiye Cumhuriyeti'nin teminâtı vatandaşları ve vatanın sahîb-i aslîleri Dedeler, bu yüz karası yaratığı "Düşkün" ilan etseler!...
Konumuzu dağıtmayalım! Madem şarttı, madem Türkmen Cephesi bu dâveti yapmışlardı; o zaman önceden ve kimseye duyurmadan resmî müracaâtlar yapılsa, gerekli izin, vize ve formaliteler tamamlansa, sonra seyâhat programı açıklansa daha doğru olmaz mıydı?
Şimdi haftalardır büyük bir heyecân ve hasretle Türk Dünyasının Başbuğu Türkeş'in halefini bekleyen Kerküklü Türkmen Kandaşlarımızın moralini, kimler ve nasıl düzeltecekler?
İçerde ise yedek kulübesinde bile yer verilmeyecek şekilde trübün dışına, hatta saha dışına itilen Türk Milliyetçiliğinin siyâseten rencîde edilişini, kimler ve nasıl telâfi edecekler?
Madem ok yaydan çıktı! Şimdi nedâmet zamanı değil! Keşkelerle vakît öldürmenin, moral bozmanın hiç zamanı değil!
Şimdi, meydanlara çıkma zamanı! Sür'atle Tandoğan'a milyonları yığarak; içerdeki bölücülere, Haçlı Müslüman işbirlikçilere, Haçlı Emperyalistlere, Siyonistlere hadlerini bildirecek bir Türkçe manifestonun zamanı!
Bana göre bu yapılırsa; hem Kerküklü Türkmen kandaşlarımızın, hem kendilerini rencîde edilmiş sayan Türk Milliyetçilerinin, hem ülkücülerin, hem de MHP seçmenlerinin morali düzelir ve bu atak, insana kongre de kazandırabilir! Düşünebiliyor musunuz?
Olsun! Rencîde edilen Türklük onurumuz korunsun; MHP Genel Başkanı da, hangi ülkücü olursa olsun vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Türk Milliyetçiliğinin, hesapsız davranışlarla AKP-KDP-PKK arasındaki kısa paslaşmalarda "orta sıçan" edilişine kahr'oluyorum!
Diplomasi bilmem!
Dahası dış politikada diplomasinin, iç politikada demokrasinin korkaklığa veya yönetim acziyetine, en mükemmel maske olduğuna inananlardanım!
Bu inancıma rağmen okuduklarımdan duyduklarımdan hareketle öfkemi kontrol ederek empatiyle tesellî arayacağım!
Meselâ; "Yetmez ama Evet" çi demokrat maskeli, millî döneklerimizin verdiği destekten de cesâretle AKP'nin stadyumlarda yaptığı, kongrelerden birine MHP Genel Başkanının konuşmacı olarak katılmak isteği iletilse; veya tamâmen tersi; etkili-yetkili bir Ülkücünün bizzat bana söyledikleri; "Hocam! Bir sürü Fetullahçı ülküdaşımız var!" tebîtinden cesâretle AKP'li Cemaatçi Bakanlardan birisi, MHP'nin her hangi bir restoranttaki kongresine, konuşmacı olarak katılmak istese! Taraflarca hiç birisi kabûl edilmez değil mi?
Madem aynı ülkenin, hemde seçmenlerinin büyük çoğunluğu benzer insanlardan oluşan iki partinin, birbirlerinin, toplantılarına katılmaları, konuşmaları düşünülemeyecek kadar imkânsız ise daha dün, bizden zorla koparılmış ve bir başka devletin vatandaşları statüsüne mahkûm edilmiş Türkmenlerin içerisine, Türk Devletinin hem de en milliyetçi partisinin Genel Başkanı'nın; oradaki soydaşlarına milliyetçiliklerini kabartacak buluşmalar yapmasına izin verilebileceği, nasıl düşünüldü? Anlamak mümkün mü?
İçerde kendi millî bütünlüğümüz, bölünme tehlikesiyle yüz yüzeyken, Y-CHP'nin gayr-ı müslîm PKK'lı bir Vekili; AKP-BDP-CHP'nin ortak, İleri Demokrasi ataklarıyla "Koster" olarak ilk seferine çıkarılmışken; -aslında çok geciktirilmiş- bu zamansız ziyârete ne gerek vardı?
"Y-CHP'nin gayr-ı müslîm PKK'lı Vekili" sıfatını, çok bilerek kullandım! Çünkü hemen aynı bu adamdı ki; "Ali bizim Şâhımız/ Kâbe Kıblegâhımız/ Miraç'taki Muhammed/ O bizim Padişâhımız" diyen Âlevîlerin, müslüman olmadıklarını söyleyerek kendisini tarif ediyor ve Âlevi Dedelerden gerekli cevâbı alıyordu, unutur, unutturur muyuz?
Keşke şimdi Türk Milletinin has evlâtları, Türkiye Cumhuriyeti'nin teminâtı vatandaşları ve vatanın sahîb-i aslîleri Dedeler, bu yüz karası yaratığı "Düşkün" ilan etseler!...
Konumuzu dağıtmayalım! Madem şarttı, madem Türkmen Cephesi bu dâveti yapmışlardı; o zaman önceden ve kimseye duyurmadan resmî müracaâtlar yapılsa, gerekli izin, vize ve formaliteler tamamlansa, sonra seyâhat programı açıklansa daha doğru olmaz mıydı?
Şimdi haftalardır büyük bir heyecân ve hasretle Türk Dünyasının Başbuğu Türkeş'in halefini bekleyen Kerküklü Türkmen Kandaşlarımızın moralini, kimler ve nasıl düzeltecekler?
İçerde ise yedek kulübesinde bile yer verilmeyecek şekilde trübün dışına, hatta saha dışına itilen Türk Milliyetçiliğinin siyâseten rencîde edilişini, kimler ve nasıl telâfi edecekler?
Madem ok yaydan çıktı! Şimdi nedâmet zamanı değil! Keşkelerle vakît öldürmenin, moral bozmanın hiç zamanı değil!
Şimdi, meydanlara çıkma zamanı! Sür'atle Tandoğan'a milyonları yığarak; içerdeki bölücülere, Haçlı Müslüman işbirlikçilere, Haçlı Emperyalistlere, Siyonistlere hadlerini bildirecek bir Türkçe manifestonun zamanı!
Bana göre bu yapılırsa; hem Kerküklü Türkmen kandaşlarımızın, hem kendilerini rencîde edilmiş sayan Türk Milliyetçilerinin, hem ülkücülerin, hem de MHP seçmenlerinin morali düzelir ve bu atak, insana kongre de kazandırabilir! Düşünebiliyor musunuz?
Olsun! Rencîde edilen Türklük onurumuz korunsun; MHP Genel Başkanı da, hangi ülkücü olursa olsun vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)