Cuma, Eylül 21, 2012

KONGRELER KONGRESİ, MHP KONGRESİ!...

Yüz bin tabîp gelse bilmez, derdim var,
Deyirem ölürem, demirem olmur!
Nîmetim, kısmetim oldu zehrimâr,
Yeyirem ölürem, yemirem olmur!

Umûdum azaldı Gök Allahı'na,
Kanlı kılıç vermiş yerin şahına!
Başım zûlümkârın secdegâhına,
Eyirem ölürem, eymirem olmur!


Gözlerimde kaldı arzûm, dileğim,
Hakk ta hak vermedi, yitti emeğim,
Oddandı paltarım aman neyleyim,
Geyirem ölürem, geymirem olmur!


Azaplı, şaşırdım dünya sırrına,
İnanma insanın şeytân pîrine.

Herden zemânenin şeri xetrine
Dəyirəm ölürem, dəymirem olmur!



Azerbaycanlı ünlü ozan Azaplı Mikâil'in Fuzûli'nin meşhûr; "Söylesem te'sîri yok, sussam gönül râzı değil!" beytini hatırlatan, müthîş bir şiiri...
Duygusal, romantik, ideâlist kişilerin; söylemek istediği ama kendine koyduğu yasaklar yüzünden yutkunarak söyleyemediği hallerini, çok güzel ifâde eden iki edebî karakter...
Zamanında söylenmiş veya söylenmediği için söylemeyenin bizzat kendisini rahatsız eden kudretli sözlerin hükmüne vurgu yapan müthîş sözler...
29 Ekim'de; mevcût Hükümet mensupları ve onların desteğindeki İkinci Cumhuriyetçilerin hesaplaşmaya soyundukları, intikam hazırlığında oldukları Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümünden bir gün sonra AKP'nin Olağan Kongresi var!
Kimsenin umûrunda değil!
Kabine'de değişiklikler olacak! Recep Tayyip Erdoğan'ın vitrininde değişiklikler olacak! Üçüncü kere seçildikleri için artık siyâset defterlerini kapatmak zorunda olan, yetmişten fazla AKP Lokomotifine bağlı ve sadık olarak yürümüş Demokrasi tramvayı vagonları var!
Bu Demokrasi Tramvayı Vagonları; son duraklarında yolcularını indirip yeni vagona aktaracakalr mı, yoksa yerel seçimlerde bindirilmiş hazır kıta olarak kendileriyle birlikte götürecekler mi? Bilinmiyor! Bilinmediği gibi de sanki merak ta edilmiyor!
Yandaş basın ve medyada, köşelerde, haberlerde varsa yoksa MHP ve MHP Kongresi!...
"Açılım" adıyla başlatılıp "Kürt Açılımı" ve "Millî Birlik Projesi" adlarıyla defâlarca makyajı yenilenen bir dikte projeyle asayişimizin sıfırlandığı, PKK'nın kontrol edilemez derecede şımartıldığı, onar-yirmişer Şehît haberleri, bir kaç günde, bir kaç terfi ile Genelkurmay Başkanlığı'na oturtulan kişinin de bizzat giderek gözlemlediği PKK'ya karşı "İleri Demokrat" itlâf harekâtı...
Tam bu sırada Y-CHP'nin Gandi Kemal'i KK'nın, "PKK ile müzâkereler devâm edebilir!" önerisi!...
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın ısrarla AKP ve Recep Tayyip'e destek beyânatları sürerken MHP Genel Başkan Adayları'nın hem parti yönetimine, hem de AKP Hükümeti'ne karşı başlattıkları muhalefet atakları!...
Allah aşkına herkes, parti ve kişi taassûbunu bir tarafa bırakarak, hatta ideolojik taassûbunu bir yana bırakarak veya erteleyerek panoramaya bütün olarak bakar mı? 
Bu işlerde bir anormallik yok mu?
MHP Kongresi'nden önce yapılacak olan AKP Kongresi varken ve AKP'de Recep Tayyip Erdoğan'ın yapacağı kesin olan değişikliklere rağmen Yandaş Basın ve medya'nın AKP ile hiç ilgilenmeyip MHP Kongresi'ne yönelmelerinin, bütün "Dolma kalemler"in ağız birliği ile MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na methiyeler dizdirmeye başlamasının, bir anormalliği yok mu?
Suriye mes'elesini, kendi iç mes'elelerimizin önüne koyarak ilgilenen, bizde çok varmış gibi komşu Müslüman ülkelere Haçlı ile birlikte "bombalı demokrasi" ihrâcına hazırlanan BOP Eş Başkanı'nın MHP'den bir kaç gün önce yapılacağını sağır sultanın bile bildiği kongresine karşı bu bigânelik, normal mi?
Bizi be Türk Milleti'ni bir daha cambaza mı baktırıyorlar? Yoksa ben mi çok huylanır ve komplo teorisyeni mi oldum?
Aklım karışık vesselâm!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Salı, Eylül 18, 2012

SÖYLENTİLERİN SÖYLETTİKLERİ...

Yine şehîtler haberi! Yine başımız ve Vatan-Millet sağ olsun 7 kere daha!...
Bugün herkesin inadına yok farz'ettiğim, yoklar gibi davrandığım kişileri muhatap alacağım!
Haçlı Seferlerini tek başına göğüsleyip geri döndüren bir milletin evlâdı olarak; Müslümanlığı kabûlünden önce Kerbelâ'da sıkıştırılan Mazlûm Evlâd-ı Resûl'e yetişip, Yezidin kuşatmasını yararak Hz. Hüseyin'e; "Buyur! Türk Hakanının buyruğuyla seni zâlimlerin elinden alıp götürmeğe geldik." diye imdâda yetişen asîl bir milletin evlâdı olarak; Osmanlı'nın teslîm olmasına rağmen Ravza-y-ı Mutahharâ'yı, Hz. Peygamber'in Mübârek Merkadı'nı iki yıl yedi ay aslan gibi savunarak destanlaşan Medine Muhâfızı Fahrettin Paşa nesli bir millet evlâdı olarak; Pilevne'yi kahramanı Osman Paşa nesli bir millet evlâdı olarak; "Size kahramanlığı değil ölmeği emrediyorum!" emrine bi-hakkın uyup "Çanakkale geçilmez" hükmünü tarihe yazan kahraman ırkın ahfâdı olarak çok rahatsız olduğum, tanık olduğumuz iki olaydan bahsedeceğim!
Önemine göre olayların birincisi; Genelkurmay Başkanı'nın Güneydoğu Anadolu'da başlatılan kapsamlı Kara Harekâtını gözlemlemek veya teftiş için bölgeye gidip geri dönmesini haber ettirmesi!
Harekâtı duyan herkes, heyecânla kesin temizliğin başladığını ve tek PKK'lı itlâfının kesinlikle tamamlanacağını umarak beklemeğe başlamıştı! Gerçi Ordu Komutanı hâlâ sahâda ama; "Mâdem kalmayacaktı veya teftişe gitmişse neden propoganda yaptırırcasına kendini haber ettirdi? Bu sefer hangi validen veya yalaka bir yerel yöneticiden hangi hediyeleri aldı?" diye söylenen millet sorgulamalarını duymaktan, çok rahatsızım!
Gerçi Başbakan, "Son bir ayda 500 PKK'lının" itlâf edildiğini söyledi ama son bir ayda yüzden fazla da şehîdimiz var! Savaştır! Elbette can verilip can alınacak! Savaştır, elbette; "Azdan az, çoktan çok..." ama Genelkurmay Başkanı ve Ordu Komutanının bizzat meydana indiği ve artık teröristlerin, cehenneme çevirdikleri yerlerden kesinlikle temizleneceklerini umduğumuz günlerde, silahsız Mehmetçiklerin zırhsız araçlarla sevk edilirken kalleş tuzağa düşürülmelerini, anlama ve anlatmamız, mümkün değil!
İkinci olay ise; Trabzon'da Şehît Cenâzesinde Bayrak açan, yetkililerden bir Türk Annesi olarak hesap sormaya niyetlenen Türk Kadını'nın; Şehît yakınları içinden çıkan yalaka av-köpeklerince darp ve linç edilmesi!
Şehidimize ve cümle Şühedâya rahmet, ailelerine baş sağlığı, Türk Milletine sabır dilerken; yüreği yanan ve feryâd eden Türk Annesine yalakaca, av köpeği tavrıyla saldıranlara da tek kelime ile; Yuuuuh! Allah müstehâkınızı versin!
Mantığa bakar mısınız: Yüreği yanan, feryâd eden Türk Kadını, şehît yakınlarından değilmiş!
Ulan salak! Ulan beyni iğfal edilmiş, kendini hür zanneden iflâh olmaz kelb-i sayyâd köle! Ulan puşt! "Erzurum'da kar yağsa Rize'de üşiyurum!" diyen Karadeniz Yiğidi ile senin bir alâkan, benzerliğin olabilir mi yağcı yaratık?
Ulan duygu sömürücüsü dilenci karakterli âdi! Sen; BOP Eş Başkanlığı ile övünen işbirlikçi iktidâra yağcılık yapıp Şehîdimiz üzerinden ulûfe bekleyerek kötürüm olası ayaklarınla bir anayı tekmelerken; o şânlı Türk Annesi ve biz, şühedâmıza ağlamaya, şühedânın intikâmı alınsın diye Ordumuza, Mehmetçiğimize duâlarımızla, alkışlarımızla, kahramanlık türkülerimiz ve mehter marşlarımızla destek veriyorduk ve devâm edeceğiz!
Ulan millîliğini kaybetmiş, deforme olmuş kılıksız vitrin soytarısı!
Ulan tüfenklinin yanında duran, itin puştu av köpeği! Sen; avcının avı, erken kalkmasın diye havlamasan da, sahîbini terk edip yalakaca eli tüfenklinin yanında dursan da; Türk Milleti olarak her şehît, bizim canımızdan kopan can ve millî damarımızdan vatan toprağına akan mukaddes kandır!
Sana rağmen, senin gibi beyni dolar-euro ile sıkıştırılıp mankurtlaştırılan kelb-i sayyâdlara rağmen biz, yani canı yanan Türk Milleti; Ordumuzu desteğe, şehît aileleri ve milletimizi tesellîye, Mehmetçiğe destân yazmaya devâm edeceğiz!
Sen ve senin gibiler, itin puştu av köpeği gibi eli tüfenklinin yanında patinizi kaldırıp kuyruğunuzu dikerek durmaya devâm edin! Günü geldiğinde bize de lâzımsınız aynı karaktersiz karakterinizle!... Bizimle de tüfeğin namlusunun yönüne dikkatle bakarak bekleyeceksiniz biliyoruz! KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLUR vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

HÂRİCÎ VIZILTILAR!...

Rıza Zelyut, ilgimi çeken biri olmasa asla muhatap almazdım!
Enaniyyet yapacağım! Bu, nefs denen şeytan bende de var!...
Önce Rıza Zelyut'a; "MHP'den, Genel başkanlık yarışından sana ne?" sorusunu sorup devâm edeceğim; "Hayatında, -gazetecilik sıfatıyla gittiklerin hâriç- hiç MHP'ye girmiş misin? Sen ne bilirsin MHP'yi? Sen ne tanırsın Ülkücüyü?..."
Fakîri tanıyanlar, adımdan önce ülkücülüğümü teslîm ederler! Yine fakîri tanıyanlar, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı ve yönetiminden memnûn olmadığımı da bilirler! Hiç saklamadım!
Bu konuda fikir teâtisinde bulunduğumuz ülküdaşlarımızla aynı millî hedefin süvârileriyiz biz! Ülkücü Hareket ve MHP'yi yeniden aksiyoner hale getirerek nasıl iktidâr ederiz diye muhasebe yapar, münakaşa eder, çekişir ve kucaklaşarak birbirimizi Allah'a emânet edip ayrılırız!
MHP'yi ve Yönetimini asla, kat'a Ülküdaşlarımızdan başka hiç kimseyle ama hiç kimseyle ne sorgular, ne de yargılarız! Dahası MHP'yi MHP'liden başkasına, dizayn ettirmeyiz biz!
Bizi hiç tanımadığı, bu talihsiz yazısından belli olan Rıza Zelyut; her halde Ülkücüleri de aynada gördüğü veya on yıldır milletin başına belâ olmuş, Deprem Çadırı Devşirmesi AKP'lilerle karıştırmış!
Rıza Zelyut! İşine bakacaksın Kardeşim!
Biz Türkeşçiler, Komandolar, Milliyetçi Toplumcular, Türkçüler, Türk Milliyetçileri, Bozkurtlar, Ülkücüler, kendimizden başkasına benzemeyiz!
Bizim düşünce ve dilimiz Türkçe, tavrımız bozkurtçadır! Akında değilsek, hücûma geçmemişsek sınırlarımız dışındaki hiç bir yerle ve kişiyle ilgilenmeyiz! Okyanus misâli, dalgalanarak içimizde temizleniriz biz!
Muhalif olsak ta MHP Genel Başkanı'nı veya her hangi bir Ülküdaşımızı; Okyanus Ötesi'nin, 21.yy. Haçlısının karşısında, BOP Eş Başkanı karşısında yalnız bıraktıysak veya bırakırsak Koray AYDIN'ı da, sizin gibi arkaya dolanıp puân peşindeki kurnazlar karşısında yalnız bırakırız!
Sana ne Kardeşim?
Bu iş, senin ve senin gibilerin haddinizi aşar! Eğer 4 Kasım'da MHP'nin Mevcût Genel Başkanı, yeniden görevlendirilirse, önümüzdeki ilk seçimde MHP'ye oy vereceğine şerefin, nâmûsun üzerine and içer misin? Bu sözü verirsen ilgini samîmi bulur ve ma'zûr görürüz! Aksi halde sana ne, kime ne MHP'den Kardeşim?...
Rüşvet, irtikâp, sahtecilik te dâhil 84 Dosyası, raflarda tozlanan biri, Başbakan; Hazîne'nin iç edilen trilyonundan suçlu "Mücâ/ta/hîd Erbakan"ın suç ortağı, sabıkalı biri, Köşk'teyken; Cumhuriyet tarihinde ilk ve son olacak bir davranışla hem bakanlıktan, hem milletvekilliğinden istifâ ederek Meclis'te aklanmış, sonra MHP Meclis'te bile yokken AKP iktidârında Yüce Dîvan'da, 11 - 0 ittifakla berât etmiş, kendisiyle berâber Ülkücü kadroları da aklamış bir Ülküdaşımızı, sorgulamak sana mı kaldı? Sana ne Kar-de-şiiim?
Sana yutkunup söyleyemediğim o kadar sözüm var ki! Çünkü kulağına fısıldayan kişi, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın kurmaylarından ve bizim de Ülküdaşlarımızdan biri!... O'na sadece; "Ayıp ediyorsunuz!" der ve sana döner; "İşine bak! Sen bizim âile mes'elelerimizde aramıza girersen pestilini çıkarırız! Bal almaz, pekmez satmazsan, ne işin var bizim tatlı pazarımızda? Yürü! İşine, yoluna bak, Kardeşim!" deriz!
Ne sana, ne de bizden olmayan hiç kimseye; ne Mevcût Genel Başkanımız, ne de hiç bir Ülküdaşımız hakkında söz söyleme hakkı tanımayız! Eğer her hangi bir bedel karşılığı dolma kalemlik etmemişsen, umarız ki bu haddi aşan yanlışından sür'atle döner; hem Koray AYDIN'dan, hem de bütün Ülkücülerden özür dilersin!
Aksi halde ne mi olur? Senin sesini de sivrisinek vızıltısından sayarız! Anlatabildim mi kardeşim? Sen ve senin gibiler; Koray AYDIN'ın da, Mevcût Genel Başkan'ın da, kulağına fısıldayan bizimkilerin de ve diğer Ülküdaşlarımızın gadasını alın! Onların canları sağ olsun!...
Sizin varlığınız veya yokluğunuz aynı! Olmasanız da, vızıltınızı duymasak ta olur yani!...
KURDUN KILAVUZU, BOZKURT OLUR vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Eylül 15, 2012

ÜLKÜCÜ İRÂDE'YE SESLENİŞ...

MHP Üst Kurul Delegeleri;
"Ülkücü İrâde" adıyla Türk milletinin geleceğini yönlendirme yetkisiyle donanmış Türk Milliyetçileri; "Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye" hayâli, Tûran ideâli ve şanlı bir mâzînin teslîm edildiği, emîn Ülkücüler; Size sesleneceğim!
"Ben, kim miyim?" Sizi meşgûl etmeye kıyamam! Sizin çok kıymetli zamanınızı, isrâf edemem!
Ben, 45 yıllık Ülkücülük adayı bir Türk Milliyetçisi'yim!
45 yıldır; "Halklar, hakların kardeşliği, halkların eşitliği" ve "Halklara özgürlük" diyerek insan hakları savunuculuğu maskesiyle Türk'e saldıranlarla ayrıca; Allah deyip, Kitap, Peygamber, dîn deyip millet ve milliyetçiliği reddedip Arap Baasçılığı yapan, bir de İleri Demokrat maskesiyle milletten kopardıkları halkları, Haçlı emperyalizmine yem eden işbirlikçilerle cenk ederek yaşayan bir Türk Milletçisi'yim.
1967' de Başbuğ Türkeş'in çağrısına katıldığım ândan beri; Türkiye'de, Türk Milliyetçiliğini iktidâr etmek için muhatap olunan bütün sövgü ve övgülerden payıma düşen kadarını almış bir Türk'üm.
Payıma düşen çileyi şükr'ederek çekerken, Milliyetçi Harekete nasîb olan dünyalık, mevkî-makamları paylaşan Ülkücülerle iftihâr eden bir Türk'üm.
Türk Milletinin millî refleksi olan Ülkücülerin, ülke yönetiminde olmaları için her türlü mücadeleye fiîlen katılmış adsız bir Dâvâ Neferiyim...
Önce "Yüz Milyonluk Milliyetçi Türkiye" ve sonra "Tûran" ideâllerinin gerçekleşmesi için MHP'nin mutlaka iktidâr olması gereğine inanmış bir Türk'üm.
45 yıl sonra, yıpranan sabrımla artık MHP iktidârının ve Türk Dünyası ve mazlûm İslâm âleminin hâmiliğini üstlenmesinin vaktidir diye çırpınıyorum!
Yüzlerce yıl Haçlı Seferleri'ni, İslâm adına tek başına göğüsleyip püskürten Türk Milleti'nin; BOP Eş Başkanlığı ile övünecek kadar değişip gelişen, "Ya Allah! Bismillah!"la kilise kurdelâları kesen, millî hasletlerden uzak kişiler tarafından yönetilmesinden, rahatsızım!
"Ülkücü İrâde" sıfatlı ehîl Türk Milliyetçileri! Allah rızası için bana kulak verin!
Nefsinize yenilip sevdiğiniz kişi adına, diğer adaylara kem gözle bakmayın! Müteyakkız olun!
Farkında mısınız Mevcût Genel Başkanla birlikte 10 Aday var! Neler oluyor?
Ekim ayı sonunda, fırtınalara gebe bir AKP Kongresi var, kimsenin umûrunda değil! Kaç Genel Başkan Adayı çıkacak bilen var mı?
Ama AKP'den 4 gün sonra kongre yapacak olan MHP, yerli- yabancı basın ve medyanın gündeminde ve MHP'liler fanatik taraftarlıkla nerdeyse kavga edecekler! Ne oluyor Allah aşkına? Küçük Muhalefet MHP'nin câzibesi Hükümet olan AKP'den daha mı fazla? Bir anormallik yok mu bu işte?
Mevcût Genel Başkanın; "Şu sıralar çatlar, dağılırsa kaos olur!" ve "Alacağı millî kararlarda AKP Hükümetine destek vermeye devâm edeceğimizi açıklıyorum!" şeklindeki desteğine mukabil Genel Başkan Adayları Koray Aydın ve Müsâvât Dervişoğlu; AKP ve Başbakanı hedef alarak toplantı ve programlar yapıyorlar!
Mevcût Genel Başkanın Salı Toplantılarında AKP'ye verdiği destekler mi, yoksa Adayların, yarın seçim varmış gibi yaptıkları çalışmalar mı milletin daha çok ilgisini çekiyor?
Mevcût Genel Başkan'a ve tamâmının porno kasetleri servis edilen Genel Başkan Yardımcılarına rağmen; ABD'nin "MHP'siz Meclis" oyununu bozmak için, hiç bir ilde adaylara bakmadan olağanüstü bir gayretle çalışıp MHP'yi % 13'le Meclis'e sokan Ülkücülerin ve MHP İl-İlçe yöneticilerinin emeklerini inkâr eden, çarpılmaz mı?
Bütün olumsuzluklara ve mevcût Genel Başkan'a rağmen Türk Milleti Ülkücülere hâlâ güvendikleri için % 13 oy veriyorsa demek ki MHP'nin gerçek oyu, en az; % 35 değil midir? Yazık günâh değil mi?
MHP'yi iktidar gördükten sonra ölmek istememizin neresi, niye yanlış? MHP'nin iktidarı için meşrû zaman ve zemînde Yönetim Değişikliği istemek neden ihânet? Böyle bir merhâmetsizlik olabilir mi? Allah aşkına insaf!...
"Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir bölüğü, bir bölük bir orduyu, bir ordu bir milleti kurtarır." Türk tavrıyla atınızın nalını tutan birer mıh olduğumuzu ve yerimizden asla şikâyetçi olmadığımızı bilin ve Allah rızâsı için yüzümüzü güldürün artık!
KURDUN KILAVUZU BOZKURT OLMALI
vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cuma, Eylül 14, 2012

BOZKURT KILAVUZLAR...

Günlerdir, haftalardır med-cezîrlerde, gel-gitlerdeydim!
Susmakla nârâ atmak arasında sıkıştırdığım beynimle yüreğim kalemime zûlmetmeğe başlamıştı! Ki o kaleme ve yazdıklarına; "Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına" diye Allah(c.c.) iltifât ediyor!
Dününü, dünkü yokluğu paylaştığı yoldaşını, canını paylaştığı ülküdaşını ve onların mücâdelelerini sadece unutmayıp inkâr edenlerin, yarınlarından, kendilerinden başka kime ne? Kime ne, kimin, genel başkan olmasından?
Memlekette iki kişiden biri, BOP Eş Başkanı başkanlığındaki değişen-gelişenlere, dinler arası diyalogculara, Allah ile aldatan din tacirlerine, Müslüman dünyasına zûlmeden Haçlı'ya duâ edenlere oy verir, onlara bir şey denilmez hatta; "Şu sıralar çatlar dağılırsa kaos olur!" demokrat endîşeleriyle ve -nasıl olacaksa BOP Eş Başkanı'nın- "Alacağı millî kararlarda AKP Hükümetine destek vermeye devâm edeceğimizi açıklıyorum." destek verilir! Dertleştiğimiz ülküdaşlarımızla ağlayacak derecede incinir ve susarız ve sükûtumuzu ikrâr sayarak incitmeye devam ederler!
On beş yılda değişe değişe değişik bir hale gelmişken; "Fikirde öze dönüş, yönetimde değişim" teziyle Genel Başkanlığa talip olan, hem Başbuğ'un, hem de Mevcût Genel Başkan'ın Genel Sekreterliğini yapmış, Koalisyon Hükûmetinde Bakanlık teslîm edilen bir Millet Vekili'ne anlaşılamaz ve izah edilemez bir üslûpla saldırılır! Bütün adaylara eşit mesâfede duruşumuz yüzünden susarız, sükûtumuzu ikrârdan sayıp incitmeğe devâm ederler!
Ki on beş yılda; canların, ömürlerin, istikbâllerin hîbe edildiği MHP öylesine değiştirilmişti ki!
Meselâ; "Türkiye'nin genelev kadınından, Cumhurbaşkanı'na kadar insanının mes'elesi mes'elemizdir." diye Milletle Devleti buluşturulan MHP'yi; "Sosyal dayanışmanın siyâsal iz düşümü" sloganıyla güya demokratlaştırmışlardı!
Meselâ; ayrılıkçı bölücülere karşı seksen yaşındaki Başbuğun; "Gerekirse kan da dökeriz, can da veririz! Ne mozaiği ulan! Akıllı olun!" kükreyişini; "Farklılıkların farkındalıkla ülke yönetimi" ve "Çiçek bahçesi" diye reddederek, ancak "Renkli mermer" denilebilecek Türk Milletine, gıdası hayvan gübresi olan nebât deyip güya yumuşatmışlardı!
Başbuğumuz'un âni vefâtı ile Millet ile Devlet arasında nasıl bir denge unsuru olduğunun farkına varan, seven-sevmeyen herkesin Başbuğun mânevi hatırâsına binâen verdikleri oylarla MHP'yi Sağın Birinci partisi eden oyları, kendilerine sayacak kadar şımarmış; "Başbuğ öldü! Yaşasın Başbuğ!" diyecek kadar edepsizleşenlerin sözlerini duymazdan gelmişlerdi, susmuştuk! Sükûtumuzu ikrârdan sayıp incitmeğe devam etmişlerdi!
Genel Başkan Yardımcılarının nerdeyse tamamı, porno kasetlere baş rol oyunculuğu yapmış ve ısrarımıza rağmen hiç birini ihrâç etmeyip istifalarını istemiş ve birinden istifa da alamayıp kutsal ülkücü oylarla millet vekili etmelerine rağmen, Ülkücülerin, Okyanus ötesi'nin; "Küçültülmüş CHP ve MHP'siz Meclis" senaryosunu bozmak için, adayların adlarına asla bakmadan ölümüne çalışarak aldıkları % 13'lük oy'a da sâhiplenmişlerdi, susmuştuk! Suskunluğumuzu ikrâr sayıp incitmeğe devam etmişlerdi!
Oysa biz, konuşmak için meşrû zaman ve zemîni bekledik hep ve şimdi o zamandayız!
Med-cezîrlerdeyiz! Dolunayda kurt gönlümüz bozkurtlaşıyor ve tam da sırası gelmişken konuşmak durumundayız!
Başbuğumuz'un; "Bozkurtlar! Günü geldiğinde partiye sâhip çıkın!" vasiyyetine uyanlar, işe soyundular! İçlerinden ikisi çok ilgi alanımda çünkü onların şahsında, Partili ile Ülkü Ocaklı arasındaki mükemmel liyâkat yarışını, büyük bir heyecânla izleyeceğiz!
Biri; Parti gençlik Kollarından yetişmiş, partinin her kademesinde çalışmış, Genel Sekreterliğe kadar yükselmiş, temsîl ve hizmet alanlarında rüştünü ispat etmiş, deneyimli bir partili Koray AYDIN...
Diğeri; ehîl-kalifiye Türkler yetiştirerek partiye transferle görevli Ülkü Ocaklarının her basamağında bi-hakkın çalışarak Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı'na kadar yükselip, oradan da millî siyâset yapmak üzere Parti'ye geçmiş, on yıl İzmir MHP İl Başkanlığı yapmış; "Aydan da bakılsa ülkücülüğüm belli olur!" diyecek kadar kendinden emîn, deneyimli bir siyâsetçi Müsâvât DERVİŞOĞLU...
"İkisinden hangisi?" Sorusuna cevâbım ise; "Sözün tamamı, Ülkücüye söylenmez!" dir!
Bu ikili arasındaki liyâkat yarışını umutla izleyecek ve hepimiz, boşa geçen on beş yılımızdan tövbe ederek yeni bir heves ve iştiyâkla Dâvâmız'a sâhipleneceğiz inşallah vesselâm...
KURDUN KILAVUZU BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Eylül 12, 2012

"SANDIK KAFALI" DEMOKRATLAR!...

Bir milletin canı daha fazla nasıl yakılabilir, bir milletin sabrıyla daha fazla nasıl oynanabilir diye meraklardayım!
Kırk yıldır, bir yandan; "Halklar, halkların kardeşliği, halkların eşitliği" ve nihâyetinde; "halklara özgürlük" diyerek devrimciler, sosyal demokratlar, demokratik solcular; bir yandan da, "Dîn Gününde hangi millettensin diye sormayacaklar! Önemli olan takvâdır." veya; "Seccâdemi serdiğim her yer vatandır." diye diye dinciler; milleti, milliyetçiliği ve "milletçilik" in, "Ne mutlu Türk'üm diyene" şeklindeki bütünleyici dokusunu tahrîp ettiler!
Kırk yıllık şuûraltı temizleme veya uyutma işlemiyle camilerde, tekkelerde, cemaât evlerinde, Sivil Toplum Kuruluşlarında, derneklerde, sendikalarda, partilerde, kendilerini demokrat zanneden "Sandık Kafalılar" çoğaltıldı!
Başımızdaki bütün belâların; "Sandık kafalılar" ın seçtiğini zannettiği, Genel Başkanların tespit ettiği ve sandıkta onaylattırdıkları kişiliksiz kişiler yüzünden olduğunu, ya anlayamadık ya da anlatamadık!
İşsizliği kanıksadık! Milyonlarca diplomalı vasıfsız işsizlerin farkında bile olamadık! Tahsîl ve üniversite diplomalarıyla; "Bu kadar cehâlet, ancak tahsîl ile mümkündür." tezini ispatlarcasına üniversite ve tahsîl itibârsızlaştırıldı!
Yazısız toplumsal kurallarla, teâmüllerle kamu vicdânında özel yerleri olan makam ve makam sâhibi kişiler gözden düşürüldü!
"Askerî Vesâyet" adlı, üniformalı demokrasi bakıcısının yerini, ABD'nin İleri Demokrat maskeli "Sivil Vesâyet"çi Haçlı Müslümanları aldı! Vesâyet altına alınana demokrasi denildi, demokrasiyi vesâyet altına alanlara ise İleri Demokrat!... Fark edemedik!...
Ne millî düşünce kaldı, ne millî duygu, ne de millî bir kurum!
Millî -olmayan- Savunma Bakanlığı, Okyanus ötesi mîmarisine uygun, "Kalekol" inşaatları puantörüne dönüştü!
Millî -olmayan- Eğitim Bakanlığı, intihâlci olduğu iddiâ edilen bir Bakan eliyle eğitim ve öğretimi yüz yıl geri götürme gayretinde!
Millî -olmayan- İstihbârat Teşkilâtı, BOP Eş Başkanlığı ile övünen anti-milliyetçi bir Başbakan'ın emrinde, Oslo'da "şeytanla bile.." görüşmek, vatandaşı izlemek, dinlemek, fişlemekle meşgûl!
2002'de sıfırlanmış olan bölücü terör, ülkenin bir bölgesinde sıkıyönetim i'lan etti! Bir-iki Şehît haberiyle infiâller kopan ülkede, yirmi-yirmi beş şehît haberinde, kimsenin kılı kıpırdamaz oldu!
Şehît haberleri sıradanlaştırıldı, halklar şehît cenâzelerini kanıksadı!
Kimle konuşulursa ülkeyi bu hale getirenin AKP politikaları olduğunu söyleyip şikâyetlenmesine rağmen, on yıldır her sandıktan, "sandık kafalı" demokratlar sâyesinde, sadece; "İnâdına Tayyip!" sloganıyla AKP çıkar oldu!
Ülkenin her yerinde; milliyetçi, milletçi, vatansever, sosyal demokrat/demokratik solcu, Atatürkçü, Kemalist, Türkeşçi, Türkçü, mütedeyyin cami müdâvimi kişilerin aralarında konuşulan mes'ele belli: Önce Ülkenin hâli, sonra "Ne yapabiliriz?" sorgulaması. Sonra; "AKP'den nasıl kurtuluruz?" arayışları ve sonra; "MHP'yi nasıl kurtarır/sın/ız?" merâkı!...
Ülkenin yaşlı ve orta yaş grubu; sandığı tamâmen özümsemiş ve "Çâre sandıkta..." diyor, hemen peşine de; "AKP'ye vermeyeceksek kime oy verelim?" sorusuyla dakikalarca, saatlerce süren sohbeti bir anda, bumerang gibi geri, başa döndürüyorlar!
Şahsen güvenmiyorum ama -çâresizlikten- doğru çalıştırılır, doğru işletilirse belki de dünyada ve tarihte ilk defa biz, gelişmekte olan bir Ulusal Devlette demokrasiden faydalanabiliriz diye düşünmeğe başladım! Ama biz ne kadar samîmi davranırsak davranalım; demokrasi adlı ulusallık/millîlik düşmanı garâbetin icâdı, "Genel Başkanlar Despotizmi" Çin Seddi gibi önümüze çıkıyor!
Gençlik içinde atak ve cesûr gruplar var! Onlar da, polisin biber gazına, copuna, tazyîkli suyuna muhataplar! Bir kaç kere, bu atak gençlik gruplarının internet vâsıtasıyla toplantıları oldu! İlk çağrılarında binlerce kişi toplanıyorken sonra bazı karanlık ellerin, hemen her gün, günde bir kaç kere milleti sokağa çağırmasıyla sanal-ağın ciddiyeti, inandırıcılığı bitirildi!
Artık ancak muhalefet partilerinin veya önderlerin çağrısı ile ve ciddî organizasyonlarla meydan mitingleri yapılabilir ama hazîndir ki bütün siyâsi partiler, benzer bir gaflet ve dalâletle "sandık kafalı" ettikleri seçmene, kendi tespît ettikleri kişileri onaylatma peşindeler!...
Geçim derdiyle meşgûl milleti; bu Genel Başkanlar Taasûbu'ndan kim, nasıl kurtarır ve bu derin uykudan ne zaman uyandırır? Bekleyeceğiz vesselâm...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ.
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

KALEMİN İNİLTİSİ!...

"Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1)

Medet Tanrım!
Dilimizi dağlıyorlar! Elimizi zincirleyip kalemimizi bağlıyorlar!
Ölmeyecek kadar besleyip sesimizi kısıyor, nârâmızı bağlıyorlar! Aman Çalabım!
"Sus!" diye tazyîkle mîde bulandırıyorlar, sesimiz kısıldıkça mes'eleleri sulandırıyorlar!
Velîliğimizin tanığı, Sen'sin! Deliliğimize el-âlemi güldürüyorlar!
E-lâlem gülerken Mehmedimizi öldürüyorlar! Toprak vatanlaşsın diye, millet yaşayıp devleti yaşatsın diye can veren Mehmedimize sâhiplenmeği, tahrîkten sayıyorlar! Tahrîb edilmesin diye Mehmetçiğe Bayrak indirttiriyorlar!
Söyleniyoruz yetmiyor, söylüyoruz duymuyorlar!
Bunları duyulsun diye bize söyleten Tanrım, görülsün diye manzarayı bize çizdiren Çalabım;
müşrîk, işinde işretindeyken, Allah ile aldatanlar piramitin zirvesi için keçi inâdıyla, merkep inâdıyla toslaşır, tepişirlerken köşe taşlarının yükünü azaltan Allahım;
Milleti iyiye, güzele, doğruya götürsün diye özel ve güzel yarattıklarını, kötülerden az yaşatan Tanrım; hikmetine suâl olunmaz âmenna! Sırrına akıl ermez hâşâ!
Abd-i Hû hüviyetimle eşiğindeyim Tanrım!
Haksızlık karşısında susulmasın diye başımı Hz. Hüseyin'ce Yezîd'in kılıcına adamış, kapındayım Ya Rabbi!
Çamurdan yoğurduğun bedenim, nûrundan üflediğin cânımla, Sana îman eden aklım ve akıllı îmanımla, kanımı mürekkep ettiğim yazdıklarına and içtiğin kalemimle, âteşim kadar cürmümle huzûrundayım Allahım!
Şikâyetlenmek için deği, mazlûmca âhımla gök kubbeyi zâlimin başına yıkasın diye bedduâ için de değil hâşâ! Ana rahmindeki dokuz aylık yolculuktan sonra garip olarak geldiğim dünyâdan menzîlime doğru yoldayken; yolun yokuşundan şikâyet için de değil hâşâ! Arz ettim! Îman ve ikrâr ederim ki hikmetine suâl olunmaz âmenna Kurban Olduğum!
Nazlanmayayım mı? Sana nâz ederek, Sen'den niyâz da bulunmayayım mı?
Sen'den başka kimim var, nâz edebileceğim? Sen'den başka var mı, gücüne baş eğeceğim? Nûrunu can diye üflediğin bu bedene yakıştırdığın başı, kibirlenmeden vakârla dik taşımayı Sen buyurmadın mı? Bu kadar yıl felekle boşa cehd'etmedim elbette!
İmdât Çalabım!
Bileklerimi kelepçeleyip, ellerimi zincirleyip, kalemimi bağlıyorlar!
Kalemimin -Sen'in her satırına and içtiğin- yazdıklarını, yazdığım yere hapsediyorlar!
Kalemim inliyor! Satırlarım ağlıyor! Yüreğim ağrıyor! Beynim sızlıyor! Cân kafeste daralıyor Allahım!...
Bir kişilik yaşatıp çok kişilik düşündürdüğün aklım ile Şeytanla selamı hiç ihmâl etmeyen mantığım arasındaki çekişme kalbimi acıtyor Tanrım!
Yüzüme karşı; "Sus!" demeye cesâreti olmayanlar, teype kaydedilen sesimi kısıyorlar!
Görülmeyeceksem de, gölge gibi de olsa hissedilmeyeceksem de Türkçe salınmayım mı Tanrım?
Duyulmayacaksam da, duyulup bir yanlışa müdâhele edemeyeceksem de Türkçe nârâm, Tekbîrime devâm etmeyim mi Allah'ım?
Haçlı ile elele, kolkola olan Haçlı Müslümanlar; Haçlı'nın müslüman katletmesine seyirle yetinmeyip onlara duâ ediyorlar! Haçlı'nın müslüman kadınlara-kızlara tecâvüzünü seyirle yetinmeyenler, üstelik onlara yardım ediyorlar!
Suriye'ye Kerbelâ diyorlar Ya Rabbi! Suriye'de ve Afrikanın kuzeyinde zâlimin adı belli de Ehl-i Beyt'ten, Hz. Peygamber'in sevgili Torunu Şehît Hüseyn'e benzetilenler de 21.yy. Yezîdinin beslemeleri değil mi?!...
Kalemin inliyor, satırlarım ağlıyor Tanrım! Bu zûlme tahammülüm kalmadı Çalabım!
Hz. Muhammed'e Miraç'ta Cebrâil'in; "Bunlar Allah'ın süvârileri Türklerdir. Hangi kavim azarsa onlarla cezâlandırır." diye târif ettirdiğin Müslümân Türk Milleti'ne; zâlimden hesap sorma yetkisini ver Allahım!
"TÜRK MİLLETİNİ SEVMEK VÂCİPTİR." (Prof.Dr.Zekeriyâ KİTAPÇI)
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Eylül 10, 2012

SAKARYA'DAN ANLADIĞIM...

Hayatım boyunca sadâkati çok önemsemiş ve kimin, kime gösterdiği ile asla ilgilenmeden sâdık olanı sevmiş ve sadâkatine saygı duymuşumdur!
Bu düşüncelerimle MHP Genel Başkanı'na, O'nun sâyesinde edindikleri makam ve mevkîden dolayı sâdıkâne bağlıları, hep anlamışımdır! Çünkü bilirim ki; iyiliği unutana nankör, kötülüğü unutana âciz veya mazlûm derler!
Yüce Dînimiz de Müslümân'a, aşırıya gitmemek şartıyla Kısas tanımıştır ve; "Ey temiz akıl sahîpleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Ümit edilir ki korunursunuz." (Bakara- 179) diye de uyarmıştır.
Yine Kur'ân-ı Kerîm'de; "Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır." (Nahl- 126) diye buyurulur.
"O'nun delillerinden biri de gökleri ve yerleri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır." (Rûm-22)'den anladığımıza göre Allah bizi Türk yaratıp Türkçe lisânımızla donattıktan sonra bir de İslâm'la taçlandırmıştır. Demek ki Müslüman bir Türk olarak Yaratıcımız'a ne kadar şükr'etsek, hamd'etsek hakkımızdır ve azdır.
Bunlardan sonra bir de; "Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyiniz; sonra onlar da bilgisizce düşmanca Allah'a söverler." (En'âm- 108) Âyet-i Celîlesini hatırlatarak asıl konuya döneceğim.
Şühedâ Ceddimizin bize emânet ettiği Cennet Vatanımız ve Devletimiz hakkında gayr-ı millîlerin düşünceleri, yaptıkları ve yapmayı planladıkları ortadayken Türk Milleti'nin millî refleksi Ülkücülerin, son günlerdeki cepheleşmelerinden târifsiz derecede rahatsız ve üzgünüm!
Kurulduğu günden beri "Deprem Çadırı" dediğim AKP adlı devşirme kampında, menfaât çatışmalarıyla başlayan ve artık saklanamayan kamplaşma ortadayken; Erdoğan'ın talimâtıyla AKP'nin yaptırdığı ankette; "Oyunuzu AKP'ye vermezseniz kime verirsiniz?" sorusunun cevâbı, % 70'ten fazlasıyla; "MHP'ye" olarak alınmışken; MHP'lilerin, özellikle de ülkücülerin bu gereksiz cepheleşmesini, anlayamıyorum!
Meşrû zaman ve zemînde, hatta Mevcût Genel Başkan'ın; "Adaylık düşünen arkadaşlarımızdan sıkıntısı olanların 40 delege imzâsı benden." sözüne rağmen, Adaylık açıklayan Ülküdaşlarımıza bu kadar kîn ve öfkeyle saldırmanın, bir gizli sebebi var mıdır?
Mevcût Genel Başkan ve Aday Ülküdaşlarımızın birbirleri hakkında saygı ve sevgiden başka sözleri yokken, taraftarlık yaptığını zanneden kişilerin, adaylara ve birbirine karşı sarf ettikleri galîz hakâretlerin, bir anlamı var mıdır? Olabilir mi?
Koray Aydın Ülküdaşımızın çalışmalarını, ben de çok dikkatle izliyorum!
Sakarya'daki açık hava toplantısındaki performansını beğenmeyen bir MHP'li olabilir mi? Başbakan'a hitâben soruları ve Hükümeti tenkîtlerini toplumun kabullenişini, cokusunu görüp beğenmeyen bir MHP'li çıkar mı?
Doğru davranış, doğru siyâset ve Ülkücü mantık, Koray Aydın'ın yaptığı değil midir?
Kapalı kapılar ardında, her türlü tezvîrâta müsâit, gizli görüşmelerle "Ülkücü İrâde" dediğimiz MHP Delegeleri'ni töhmet altında bırakmaktansa her ilin ve ilçenin, oy veren asıl partililerini, seçmenleri etkileyerek, onların Delegelerini iknâ etmesini beklemesi, doğru ve vicdânî bir davranış değil midir? Koray Aydın'ın, sanki yarın seçim varmışçasına salonlara, meydanlara inmesini ben böyle yorumlayarak yanılıyor muyum?
Mevcût Genel Başkan'a bağlı, bütün Ülküdaşlarıma saygılıyım! Temsîl ettiği makam itibâriyle ben de aynı derecede bağlıyım çünkü! Değil kendilerinden, berberdeki traş artığı saç tellerinden vazgeçebilir miyim? Referandum ve gereken süreçlerde hiç vaz geçtim mi? Bilmez miyim ki ülküdaşlarımı asla terk etmediğim için onlar da sağ olsunlar fakîrden vaz geçmezler! Siyâseten hiç bir şahsî beklentim de yokken bilmez miyim kolay vaz geçenden, çok kolay vaz geçilir?
Genel Başkanlık yarışında taraftarca davranarak ve hâriçten gazel okuyarak, her hangi bir Delege Ülküdaşımı incitirsem MHP'nin dolayısıyla Türk Milleti ve Devleti'nin istikbâli ile ilgili hayâl kurma hakkım kalır mı?
Bu duygularımla Koray Aydın'ın toplantı ve televizyon programlarını izleyen delege olmayan bütün MHP'li arkadaşlarıma, ülküdaşlarıma sesleniyorum. Allah rızâsı için bölgenizden, ilinizden, ilçenizden ve içinizden seçilen Delegelerle samîmi olarak Partimizin, dolayısıyla Ülkemizin istikbâli sohbetlerini artırın!
Delegelerinizi, sizin kanaatlerinizi temsîle iknâ edin! Vallâhi iş, çok kolaylaşır, ülkücüleşir ve güzelleşir vesselâm...
TÜRK TÜRK'Ü KORUMAZSA TANRI TÜRK'Ü KORUMAZ!...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Eylül 08, 2012

"YA ÖLECEK, YA OLACAK" LARMIŞ!...

Recep Tayyip Erdoğan merkezli, kindâr-dindâr temelli, Dinlerarası Diyalog eksenli, Okyanus ötesinden güdümlü siyâsetle on yılda geldiğimiz durum ortada!
ABD'nin, "Bizim çocuklar"ı ile kotardığı Birinci 12 Eylül darbesinden sonra bölgede sahnelenen, "Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi"nin Türkiye perdesinde Eş Başkan olarak sahneye sürdüğü "İnadına Tayyip" argümanı, ülke ve bölgeyi bu hâle getirirken epeyce yıprandı!
Türkiye, İslâm Dünyâsı ve Ortadoğu'da tarihte hiç olmadığı kadar yalnızlaştı! Kırılmayan dost ülke, incitilmeyen Müslüman komşu kalmadı! "Sıfır Sorun" iddiâsıyla ortaya çıkanlar, "Sırf Sorun" olarak ortada dıpdızlak kaldılar!
"Her türlü etnik, dinsel ve bölgesel milliyetçiliğe karşıyız." diye bütün etnik farklılıkları kaşıyıp tahrîk ederek dünyânın ender huzûr ülkelerinden birini cehenneme çevirdiler!
İtle alâmete, kurtla kıyâmete kalan "Netekim General" ve ondan sonraki Özal döneminde, Türkiye'ye Anadolu denilmesi, Devletin adının değiştirilmesi, gerekirse federasyonlar bile tartışma konusu edilerek millî dokumuz gevşetildi! Millî Devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün kurumları, millîlikten çıkarıldı!
Atatürk ve Partisinin devâmı olduğunu söyleyen SODEP-SHP'nin Genel Başkanı Erdal İnönü ve ekibinin Kemalist devrim(!)leriyle bölücüler Meclis'e taşındı!
Yüzlerce yıl, defalarca Haçlı Seferi diye gelip geldikleri gibi giden Vahşî Batı; Osmanlı'dan koparılan Afrika, Balkanlar, Adalar ve Kafkaslar'la yetinmeyip Türkiye'yi de parçalayacağını hiç saklamadı! Türkiye'nin de arasında olduğu 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi olan Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanlığı'nı verdikleri kişiyi, Başbakan ederek büyük mesâfe katettiler!
Arap Baharı diye İslâm Ülkelerine getirilen bombalı demokrasi(!)lerde akrabamız, komşumuz Müslümanlara Türkiye eliyle de vurdurdular!
Önce palazlandırıp işleri bittikten sonra kendi vatandaşlarına astırıp linç ettirdikleri Saddâm, Mübârek ve Kaddâfi'yi içimiz burkularak izledik!
Suriye ve İran'dan sonra sıranın kimde olduğu apaçıkken BOP Eş Başkanlığı ile övünen Erdoğan, girdiği bütün seçimleri kazanınca, kendini "He-Man" zannetti!
ABD ile dostluk ve AB'ye girmek gibi imkânsız bir hayâlde AKP ile yarış aymazlığına giren muhalefet de, Erdoğan'ın "He-Man"leşmesine yardım ettiler ve Erdoğan'ın, İkinci Cumhuriyet adlı istibdâdını yaşıyoruz!
Dinlendiği, izlendiği endîşesi taşımayan vatandaş, yok! Memur; atanmış âmirinin iki dudağı arasına hapsedilen istikbâliyle kontrol altında!
Başımıza çuval geçirerek bunun; "AKP'ye karşı değil, AKP politikalarına direnen bazı güçlerin cezalandırılması" olduğunu söyleyen ABD'nin desteği ile Silahlı Kuvvetler Karargâhı, vesâyet altında!
Bütün KİT'ler, BİT'ler, madenler Babalar gibi satıldı! Esnaf ve vatandaş, Yeşil Sermâye ya da Batılı Bankalara mahkûm!
Sıfırlanmış terör; "Açılım, Kürt Açılımı, Millî Birlik Projesi" uygulamalarıyla kırsaldan kentlere indirildi! Yurdun bir kesiminde PKK sıkıyönetimi var!
Şehît haberinde infiâl oluşan memleketi, günde yirmi-yirmi beş şehîte kanıksattılar!
Cezaevleri; nâmûslu adamlarla, gazetecilerle, madalyalı Paşalar ve Subaylarla dolduruldu!
Sonunda bumerang, acemi sahîbine geri döndü!
Bu kadar baskıyla tamâmen sinmesi gereken Türk Milletinin diş gıcırtıları ve homurtuları karşısında, AKP panikledi! Bu yüzden, gücünü kaybettiğini gören Erdoğan'ın hırçınlıklarını izliyoruz!
Şımardıkça şımaran PKK siyâsallarının teröristlerle kucaklaşmaları üzerine patlayan millet öfkesi üzerine kontrolden çıkan Erdoğan'ın yaptığı son konuşmasındaki İleri Demokratlıklara bakın hele!... "Ya öleceğiz, ya olacağız dedik! ... medya içindeki bazı kesimler de taşeronluk yapıyor! ... Bölücü terör örgütünün eşbaşkanında yüz olsa parlamentoda değil Kandil'e çıkar! ... Biz tâlimâtı verdik yargı gerekeni zaten yapıyor, biz de gerekeni yapacağız."
Başbakan da şikâyetleniyor, Anamuhalefet te! Diğer Muhalefet ise BOP Eş Başkanı'na, alacağı "millî kararlar"ında destek va'dediyor! PKK-KCK-DTK adlı bölücüler, Diyarbakır'da "Kürdistan İslâm Kongresi" yapıyorlar! "Dere ıs'sız, tilki bey!" Vesselâm...
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cuma, Eylül 07, 2012

MİLLÎ VEBÂLE HAZIRLANILAN MHP!...

"Çok bilen, çok yanılır" ve tedbîren; "Kendi kazdığı kuyuya düşmek" darb-ı meseline; "Kurnaz, akıllıyı sadece bir kere kandırır" inancımızı ekleyerek...
"Şu sıralar çatlar, dağılırsa kaos olur!" tesbîtiyle açıklanan millî endîşe; "Alacağı millî kararlarda AKP Hükümetine destek vermeye devâm edeceğimizi açıklıyorum." diye beyân edilen millî hassâsiyet, AKP'nin yerel seçimleri öne almak hevesinde de açıkça görüldü! Sadece "BOP Eş Başkanlığı" ünvânından bile millî düşünmesi asla mümkün olmayan Tayyip Erdoğan Sultasına verilen bu millî krediyi hazmedebilmem mümkün değil!
Bu satırların; yazarının MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na muhalefetinden hareketle yazdığını zannedenler olabilir! Gerçi doğru sözün yemîne ihtiyâcı yoktur ama Vallahi muhalifliğimden değil bu endîşem!
Zamansız ve gereksiz erken ataklarla verdiğimiz millî açıklardan faydalanarak AKP adlı millî felâketi, başımıza kendimiz musallat ettik! Millî düşündüğünü iddiâ eden, milliyetçiyim diyen herkes; yukardan aşağı veya aşağıdan yukarı benzer aymazlıklar, benzer küçümsemeler, benzer dalâletlerimizle AKP Kaosu'na zemîn hazırladık!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nın tek başına aldığı Erken Seçim karârı ve tabanın yani bizim, bu karara bigâneliğimiz yüzünden, 2002'den beri AKP Kaosu'na muhatâbız! AKP'nin Meclisteki sayısal engelini; "Meclis'i çalıştırmak" demokrat fedakârlığı ile "Abdullah Gül Kardeşimiz"in Köşk'e çıkış yolunu da biz açmıştık!
Şimdi de öne alınan Yerel Seçimlerden bir kaç ay sonra gidilecek Cumhurbaşkanlığı Seçiminde, Recep Tayyip Erdoğan'ın Köşk Yolları'nı tanzîm ve düzene mecbûr bırakılmıyor muyuz?
Nasıl mı? Bulunduğumuz yerden manzarayı da târifle anlatmaya çalışalım.
AKP Tüzüğü'ne göre üçüncü dönemlerini tamamlamak ve siyâsî hayatları sonlanmak üzere olan, çoğunluğu Kabine'de görevli AKP Kurmayları var! Tayyip Erdoğan'ın, yol arkadaşlarına ve kurmaylarına sadâkatine itirâz, mümkün değil!
AKP 2002'de ilk seçimi; "İnadına Tayyip" sloganından da belli olacağı üzere Recep Tayyip'e gösterilen ilgi ve destekle kazanmıştı. İktidârın yıpratıcılığına rağmen kazanılan diğer iki seçimde Kabine Üyeleri'nin, kendisine sâdık partizan uygulamalarını RTE inkâr etmez ki Kabine'nin başarılı ve son dönemlerini yaşayan üyelerini, büyük şehirlerden belediye başkanlığına hazırladıklarını duymayan yok!
Bu, şu demek! Cumhurbaşkanlığı Seçiminden bir sene, Genel Seçimden iki sene önce; kabinede görevli AKP kurmaylarının; fiîlen yürüttükleri bakanlıkların ve hükümetin bütün imkânlarını, seçim rüşveti olarak kullanacakları demek! Son iki kazanılan seçimde, Gıda Paketleri, kömür yardımlarının etkisini ağız birliği ile söyleyenleri de hatırlatarak nasıl bir seçim atmosferi yaşayacağımızı, vurgulamak istedim!
AKP'nin giremediği Sahil Bölgelerindeki büyük şehirlerin Yerel Seçimlerde, fiîlen Bakan adaylarla alındıktan sonraki Cumhurbaşkanlığı Seçimi'ni hayâl edebiliyor musunuz? Hükümet olmanın avantajıyla il kongrelerini stadyumlarda yapan ve bindirilmiş kıtalarla stadyumları dolduran RTE'nin; Hükümet ve Belediyelerin açık destekleriyle gireceği Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde, neler yapabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Mücâhit Erbakan'ın suç ortağı ve sâbıkalı, "Abdullah Gül Kardeşimiz" in Köşk yolunu "Meclisi çalıştırarak" açan MHP Genel Başkanı'nın; "Laikliğe karşı odak olmak" suçu sâbit ve cezalandırılmış bir sâbıkalıyı bütün dünya gözünde "Seçilmiş Cumhurbaşkanı" olarak meşrûlaştıracak olan, bu desteği izâh edebilecek bir milliyetçi çıkar mı?
Bir yıl sonraki Genel Seçimlerde; Köşk'te Erdoğan, iktidârda AKP ve Belediye Başkanlıklarında AKP'nin eski Bakanlarının olduğu bir ortamda Türk Milliyetçilerini nasıl bir mücâdelenin beklediğini öngörerek endîşelenirsek tavrımız, Mevcût Genel Başkan'a muhaliflikle târif edilirse âdil olur mu?
Perşembenin gelişinin Çarşambadan belli olduğu Türkiye'de, AKP'liler salı gününden Cuma abdesti alırlarsa kim ne diyebilir?
Mevcût Genel Başkan'a yakın, samîmi ülkücüler; Allah rızâsı için bu endîşelerimizi, kendilerine iletin ve Allah rızâsı için milletin mukadderâtıyla oynadığının farkında olun!
Vallâhi, Billâhi, Tallâhi vebâldir vesselâm...
KURDUN KILAVUZU BOZKURT OLMALI...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Perşembe, Eylül 06, 2012

HUZÛRUMUZA DOKUNAN DA YANSIN!...

25 Şehîdimize Allah'tan rahmet, âilelerine sabır ve başsağlığı dilerken, Türk Milleti'ne de başsağlığı, sabır ve metânet dileyerek...
"Alıştıra-hazmettire" , "Kılcal damarlara sirâyet edinceye kadar..." , Ordu'nun siyâset ve basın üzerindeki vesâyeti; "Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı olunca bitecek..." uyarılarıyla gözümüzün içine baka baka, ağlaya-sızlaya, milleti Allah ile aldattılar! Bir yandan Haçlı AB'nin, diğer yandan 21.yy. Haçlı Birliğinin öncü kuvveti ABD'nin, bir yandan siyonizmin terörist devleti İsrail'in destekleriyle BOP Eş Başkanı edilirken diğer yandan; Atatürk ve Cumhuriyetten intikâma soyunan sinsi köstebek siyâsilerin ve cemaât-tarîkât adıyla din sömürücülüğü yapan takıyyecilerin, mürâilerin desteği ile de başımıza Başbakan olarak musallât edilen kindâr dindâr Recep Tayyip Erdoğan'ın hem zûlmüne, hem de beceriksizliği yüzünden belâ üstüne belâlara muhatâbız!
Her sabah, yeni güne başlamak üzere uyanmaktan korkar olduk!
Zâten uyku Hâk getire!
Gece geç vakîtlere kadar, BOP EŞ Başkanı Başbakan'ın bizzat uyguladığı sansürden kaynaklı haber edinebilme zorlukları! Birbirini tutmayan, yabancı istihbârât elleriyle pisleşen, kirli haberler içinden haberin doğrusunu edininceye kadar ne uyku kalıyor, ne de moral!
Haberi buldum deyip becerebildiğince yorumladıktan sonra, gecenin sabaha yakın bir saatinde zoraki uyku ve uyandığınızda!... Açtığınız radyonuzun kulağınıza bağırdığı, ekranlarda sunucuların gülümseyerek, devlet adamcılığı oynayan yabancı dilleri Türkçe olan siyâsilerin şehît sayısından "tane" diye bahsederek verdikleri, başınıza balyoz gibi inen, yüreğinizi sıkan onar, yirmişer, yirmi beşer şehît haberleri!...
Aralara serpiştirilerek, asıl gündemin üzerine örtü edilen, "Dokunmanın ibâdetten sayıldığı Dünya Lideri Bop Eş Başkanı Başbakan"ın artık mîde bulandıran huzûr, istikrâr terâneleri!
Orman Bakanı'nın; elîm olayda -Allah hepsine rahmet etsin- hayatta kalan kimse kalmamasına rağmen, anlaşılması mümkün olmayan bir pişkinlikle; "Kazayla düşen bir el bombasının patlaması sonucu..." diye olayı haber verişi! Asıl ilgili Millî olmayan Savunma Bakanı'nın suskunluğu!
Sanki Orman Bakanı'nın Yağmur Ormanları'ndan kaçkınlığını ispatlamak için olay mahallinde bulduğu el bombasıyla oynayan kız çocuğunun; "Korkma! Bir şey olmaz bak!" diyerek elindeki bombayı atıp tutarak haberciye göstermesi!
Ya Hû! Ya Hakk! Ya Hayy!
Güzel Tanrı! Görklü Çalap! Aklımıza mukayyet ol!..
Peşpeşe gelen toplu Şehâdet haberleri arasında kamufle edilen, kaynatılan, atlanan Abdullah Gül'ün zehirlendiği iddiâsı!
Başımıza çuval geçiren ABD Haçlı Generalinin, bir kargo uçağıyla önce Ankara'ya gelişi, sonra İsraile gidişi!
CIA Başkanı Haçlı General; özel uçakla falan değil de, neden kargo uçağıyla gelir?
Ankara ve Telaviv'e ne getirdiği veya ne götüreceği, kimse tarafından merâk edilmez mi?
Türk Milleti! Allah aşkına artık kendine dön!
Bir kaç günde yüze yakın Türk Evine şivan düştü tamam!
Ocaklar söndü tamam! Ciğerlerimiz dağlandı, yanıyoruz tamam!
Allah cümle Şühedâya rahmet, ailelerine sabırlar ihsân eylesin. Geceli gündüzlü onlara rahmet dilerken, görevleri başındaki Mehmetçiklerimize ve Güvenlik Güçlerimize de duâlardayız elbette!
Lâkin silkinmenin, silkinip kendimize gelmenin daha zamânı gelmedi mi?
Afyonkarahisar'daki mühimmat deposundaki patlamanın hesâbını sormak elleri kanlı, yüzleri ve vicdânları kara PKK'nın dokunulmaz edilmiş siyâsalları BDP'lilere mi kaldı?
Türk Milleti!
Partizanlık ve inâdına adam taâssûbumuz yüzünden Devletimiz çökertiliyor! Vatanımız gözümüzün önünde parçalanıyor görmeyecek miyiz?
BOP Eş Başkanı Başbakan'a göre; şehît haberlerini vermek PKK'ya yardım, PKK'lı piçlerin gebertildiğini haber vermek PKK'lıları tahrîkmiş! Vatana millete kurban verdiğimiz Kınalı Kuzular bizim çocuklarımız değil mi? Onların çürük raporuyla askerden kaçırdıkları oğulları kadar kıymetli, sevgili değil mi bizim Oğullarımız? Sıramızı mı bekliyoruz?
İstifâ denilen onurlu davranışı unutan ve bize de unutturan bu yüzsüzlere; hep birlikte seslenmezsek sesimizi duyurabilir miyiz? Artık bize dokunan da yanmasın mı?
Bedduânın cezâsı da yokmuş, hadi hep bir ağızdan; Canımız yandı, canınız yansın! Ocaklarımız söndü, ocağınız sönsün! Allah belânızı versin! Ananızı da, huzûr ve istikrârınızı da alıp defolun vesselâm...
"TÜRK'E BAŞ OLMAZ TÜRK'ÜM DEMEYEN."
Selâm, sevgi, duâ, duâ, duâ...
Mustafa ASLAN

VURDULAR BENİ!...

Kurt gibi her zaman sürek avımda
Avımı sürerken sürdüler beni,
Derdim çıkrığında, gam tezgâhımda
İçime dönerken gördüler beni,
Kendi ellerimle ördüler beni!...

Yollara düşmüştüm, yoldan da erken
Yaklaştım ha bugün, ha yârın derken,
Avcıyken av oldum, soluk alırken;
Merakla kendimden sordular beni,
Kendi pusatımla vurdular beni!...

Aştım Kaf Dağı'nı, çölde iz oldum,
Beni bizden bilen dosta giz oldum,
Biz olmaya uğraşırken siz oldum!
Kendi sözlerimle kardılar beni,
Dilimle bağlayıp yordular beni!...

Ben girdim toprağa gülerek ölüp,
Yurt ettim uğrunda bilerek ölüp
Gurbet yüreğimde kalmışken garip
Sürgünden sürgüne sürdüler beni,
Öz gönlümde garip gördüler beni!..

06 Eylül 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Eylül 05, 2012

APAÇIK MEKTUP...

BOP Eş Başkanı, Başbakan, AKP Genel Başkanı ve Çok Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey!
Son zamanlarda unutturmaya çalıştığınız birinci makam ve sıfatınız hâriç, diğer sıfat ve makamlarınızdan dolayı, en millî ve samîmi saygılarımın kabûlünü istirhâm ederek...
Sayın Başbakan;
Size ve II. Cumhuriyetçilere göre ceddimin vatanlaştırmak için her karışına onlarca can verdiği ülkeden Türkiyeli biri; mevcût Anayasa ve sizin Anayasa Taslağına göre bir vatandaş; tarih ve te'vilsiz gerçeklere göre bir Türk Vatandaş olarak, herkes gibi benim de olan söz söyleme hakkımı kullanacağım!
Kafanız ve vicdânınızda yaptığınız tasnîflerdeki vatandaşları, dikkatle takip et/tir/diğinizi, söylentilerden ânında haberdâr olduğunuzu bilerek, size tamâmen millî ve kendisini "Millet Fedâisi" olarak adlandıran bir Türk Milliyetçisi olarak sesleneceğim!
Bu seslenişin, Türk Milletinin söylenmelerini dillendirmek olduğunu bilin çünkü Vatanın hemen her bölgesinde yaşayan Vatadaşların, iki kişisinden biri tarafından hâlâ çâre makamı olarak görülen bir zâtsınız!
Bendenizin, sizi çâre kapısı görmeyen, iki kişiden size yakın olanlardan değil diğer kesimden, yâni sizden seçildiğiniz yöntemle kurtulmaya çalışanlardan olduğumu da beyân ederim!
Sayın Erdoğan;
Dünyanın en güçlü pehlivanı da zamanın yıpratması sonucu, günü geldiğinde mağlûp olur! Zamanında başarılı olduğu alanı, kendinden sonra gelen genç ve güçlü takipçilerine bırakarak çekilmeyen güçlünün mağlûbiyeti, mukadder akîbettir! Bu gerçeğin farkına varan her hâris güçlü; yaşının ve zamana mağlûp olan bedeninin yıpranmışlığını farkettikçe hırçınlaşır!
Son bir yıldır, özellikle -tekrar geçmiş olsun- geçirdiğiniz rahatsızlıktan sonra, size iki kişiden birinin yakıştırdığı "Kasımpaşalı Jargonu"nuz, artık en yakınlarınızdakileri bile incitecek bir hırçınlığa dönüştü!
Şahsen siyâseten sizi hiç tasvîp etmemiş biri olarak hâlinizden memnûn olmam lâzım ama siz -ma'lesef- hâlâ ülkemin Başbakanı'sınız! Ve makamınız sizin şahsî davranmanıza, hırsınızın sebep olduğu enâniyyetinize müsâit bir makam değil! Sizin; şemsiye sapı veya şemsiye sahîbi gibi davranmaya hakkınız yok! Siz altına sığınanları korumakla mükellef şemsiye gibi davranmak zorundasınız! Şemsiye sahîbinin, millet olduğunu asla unutmadan!
Aksi hâlde; seksen yıllık Cumhûriyet tecrübesiyle sizi on yıldır kullanan Türk Milleti'nin sizi atıp yeni bir şemsiye arayışında olduğunu hatırlatmak isterim! Niye mi? Çünkü on yılda hem Devletimizin, hem de devleti kuran Türk Milleti'nin başına açtığınız belâları def'etmekle birinci derecede siz mükellefsiniz! Başımıza sardığınız bütün millî belâları; hangi pazarlardan, nelere mukâbil aldığınızı siz biliyorsunuz! Aynı muhataplarınızla bu mes'eleleri çözmek için daha önce yaptığınız ikili anlaşmaları, sizin bozmanız daha kolaydır!
Biliriz ki Devlette devâmlılık esastır! Devlet adına sizin ve hükümetlerinizin attığınız imzaları, bir başkasının ve hükümetinin ilgâsı, epeyce zaman alır ki sâyenizde Devletimiz de, Milletimiz de zaman fukarâsıdır!
Sayın Başbakan;
Partiniz Genel Merkezi'nde Milletvekilleri ve Kurucu Üyelerinizle yaptığınız toplantıda sarfettiğiniz birkaç cümleniz ve hitâbınız, bu açık mektuba sebeptir.
Buyuruyorsunuz ki; "30 yıl boyunca iktidardaki her parti terörle muhatap olmuştur. Ama denklem çok basit. İktidardaki parti çözmeye çalıştıkça örgüt saldırdı." Doğrudur! 30 yıldır bütün hükümetler, terör ve teröristle uğraştı ama sizin devr'aldığınız 2002 Türkiyesi'ndeki terörle bugünü, Allah rızâsı için siz mukayese eder misiniz? Sizden önceki yirmi yılın mı, yoksa sizli on yılın mı terör örgütünü, palazlandırmaktan öte şımarttığını, söyler misiniz?
Diyorsunuz ki; "Türkiye de Ak Parti ile birlikte bir dönem kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır. ... Biz sizden öncekilere benzemeyiz. Ya öleceğiz ya olacağız!.. Hiç kimse bize istikamet belirleyemez. Bunu CHP 'lilere, Genel Başkanı’na da söylüyorum, terörü kutsayan, doğrudan yada dolaylı destekleyen medyaya da söylüyorum." El-insâf Sayın Erdoğan! Allah için sizden öncekilere aslâ benzemiyorsunuz ama Okyanusötesindeki diğer BOP Eş Başkanı'nca verilen görevlerden başka birşey de yapamıyorsunuz!
Başımıza çuval geçirerek ve bunu AKP'ye karşı değil, AKP politikalarına direnen Türk Subaylarının burnunu sürtmek için yaptıklarını açıklamaktan çekinmeyenlerle birlikte sadece öldürüyorsunuz! Afganistan'da, Azerbaycan'da, Irak'ta, Libya'da, Suriye'de Müslüman katleden ve bunu "Haçlı Seferi" diye i'lan eden Haçlı ile birlikte, Müslüman öldürüyorsunuz! Bu yapılanları da Müslüman ülkelere demokrasi götürmek iddâsıyla yapıyorsunuz! Size anormal gelmiyor mu Allah aşkına?
Buyuruyorsunuz ki; "Medya üzerindeki bazı kesimler de hiç çekinmeden taşeronluk yapıyor. Milleti nefrete sevketmek için gayret içindeler! Kimin ne yaptığını, kimlerin değirmenine su taşıdığını net görüyoruz." Eyvallah da; şehîtlere millet olarak sahîplenmenin neresi taşeronluk? Dağda teröristlerle kucaklaşanlara, şehît aileleriyle birlikte; "Bizim vergilerimizden aldığınız maaş harâm olsun!" demenin nersi taşeronluk? "Biz, öncekilere benzemeyiz! Ya öleceğiz, ya olacağız!" sözünden daha tehdîtkâr, daha tahrîkkâr ve daha eyyâmcı bir söz duydunuz mu Allah aşkına? "Ya ölmek, ya olmak" karârındaki siz değil misiniz başındam "M"yi yok ettiğiniz "İ.T."nı, Oslo'da şeytanla görüştüren?
Devâmla buyuruyorsunuz; "Medyanın patronlarına sesleniyorum: CHP'nin milletvekili siyasetçi de benim il başkanlarım, ilçe başkanlarım siyasetçi değil mi? Onları niye yazmıyorsunuz?" El-hâk soru doğru ama soran değil!
Otokontrolünüze aldığınız, sayısını sizin bile bilemediğiniz yandaşınız medya ve basın kurumlarına; "Terör haberlerini vermeyin!" ta'limâtını siz vermediniz mi? Şimdi ta'limâtınıza uyan Dolma kalemlere mi kızıyorsunuz? Ayrıca "dolma kalemler" patronlarının, silsileten sizin emrinizde olabilirler ama Allah(c.c.)'ın; "Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1) diye ettiği muhteşem üstü yemînin farkıda olarak Besmele'siz yazıya başlamayanların, "disiplinli kalem" olabileceklerini mi zannediyorsunuz? "Benim il başkanlarım, benim ilçe başkanlarım" diye sıfatladığınız AKP'liler, yöresel siyâset yapan hür akıllı-vicdânlı kişiler mi, yoksa sizin mağazanızın vitrin mankenleri mi? Eğer menkenlerse bu ekiple doğru işler yapılabileceğine Allah aşkına inanıyor musunuz?
Hitâbettiklerinize de buyruklarınız olan nutkunuzda devâmla; "Ben, biz zaten hukûka ta'limât verdim. Hukuk zaten gerekeni yapıyor. Parlamento da gereğini yapacak." buyuruyorsunuz! Sizin veya bir başka erkin ta'limâtıyla çalışan hukûk'tan adâlet çıkar mı Allah aşkına?
Sayın Kudretli Başbakan!
Kitap okumadığınızı, danışmanlarınızın hazırladığı özetlere baktığınızı kendiniz söylemiş olduğunuz için, uzun yazıları da okumayacağınızı biliyoruz! Haklısınız! İşiniz başınızdan aşkın!
Yeni yağmış kar mevsiminde sizi tepeden itekleyen; sizden aldıklarıyla kendilerini güçlü vehm'eden hâris kişilerin müşâvirlik ve kılavuzluklarıyla en fazla zarârın size dokunacağı korkunç hatâlara sahiplenmek gibi bir Kasımpaşalılık sergiliyorsunuz!
Sayın Kudretli Azâmetli Başbakan!
Yüzlerce yıl tebaamız olmuş insanların, Haçlı vasıtâsıyla bizden koparılmış devletçiklerde, defalarca seçim kazandırdıkları Saddam'a, Kaddafi'ye gösterdikleri son sadâkat(!)lerini ve menfaât temelli ilişkilerin ilerde nelere muktedîr olduğunu; bütün samîmi ve dostça duygularımla dikkatlerinize sunarken, sizden kaynaklı millî mes'elelere karşı da Türk Milletini uyarmaya gayret ettiğimi de beyân ederim Efendim!...
"Silâh korkaklarda, para cimrilerde, rey câhillerde olursa düzen bozulur." Hz. Ebubekir
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

EKRANLARDA MHP! HAYRET!...

Babasını özleyen yetim gibi, anasını özleyen öksüz gibi özlemişmişim!
15 yıldır, ekranlarda görmeden, adını gıyâbında ve genellikle de aleyhinde gereksiz ağızlardan duyduğum MHP'yi ekranlarda görebilmeyi ne çok özlemişmişim!
Sunucu, altını çizerek; "Yıllardır ne ben ne de her hangi bir televizyon, ısrarla dâvet etmiş olmamıza rağmen MHP Genel Başkanı'nı konuşturamadık!" diye vurgulamasa, emînimki kaş yapayım derken göz çıkarmakta mâhir Genel Başkan taraftarları; "Gayr-ı millî mihrâkların televizyonunda ne işi var?" diye bağır-çağıra başlarlardı! Tenkît edeyim derken, meth'etme acemîliğini yine yapacaklar biliyorum!
Koray Aydın; Ülkücü Hareket'in gençlik teşkilâtlarında yetişmiş ve her kademede görevler yapıp Başbuğ Türkeş'in Son Genel Sekreteri olarak, hafızâmızda olan biri. Hatta; Başbuğ'dan sonraki olaylı ilk olağanüstü kongreden sonra, MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na ciddî manada katkı vermiş ve bu yüzden de yıllarca ve hâlâ bizim sessiz öfkemize muhâtap bir Ülküdaşımız!...
Diğer "Genel Başkanlığa Aday Olmayı Düşünenler" de Ülküdaşlarımız elbette. Tırnak içinde her kelîmesini büyük harfle yazıp o ülküdaşlarımızın şimdiki sıfatı olduğunu vurgulamaya çalıştığım gerçeği, herkesin özellikle dikkatine sunuyorum!
Bilmiyordum, öğrendim! Ki; tüzüğe göre, kongre salonunda Dîvân'a en az kırk Delege imzasıyla teklîf edilmeden, hiç kimse Genel Başkan Adayı değil! Dîvân'ı kimin oluşturacağı da ma'lûm!
Mevcût Genel Başkan'ın, önceki kongrelerde neler yaptığını ve kişinin yaptıklarının yapacaklarının garantisi olduğunu, aklımdan hiç çıkarmadan; hele Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın aday olamaya çalıştığı günlerde, hafta sonu mesâi bitimine dakikalar kala yaptığı Hukûki(!) atağını, içim acıyarak hatırlayınca, son âna kadar kimsenin adaylığına kesin gözüyle bakmam!
Ama dedim ya; öksüzün anasını, yetîmin babasını özlediği gibi özlemişmişim ekranlarda MHP'yi!
Heyecânı da hepimiz çok özlemişmişiz! Koray Aydın Bey'in ve bir gün sora da Dr. Mesut Türker Bey'in buluştukları Ülkücülerde gördüğüm coşkuyu da çok özlemişmişim!
"Bu konuda ilkim! Belki de son olacağım! Benden başka kimsenin yapmadığı ve yapamayacağı bir davranışla hem Bakanlık'tan, hem de Milletvekilliğinden istifâ ettim! Akladım!" derken vücût diliyle sergilediği Ülkücü özgüvenini, çapraz sorularda Türkiye'nin en ustalarından Fatih Altaylı'nın ve kameradan da Türk Milleti'nin, Ülkücülerin gözlerine baka baka, kendinden emîn konuşmalarını beğendim. Ülkücü duruşu, ne kadar özlemişmişim!
Koray Aydın'ın, Yüce Divan'daki karar gününde mahkeme salonundaydım. 11-0 ittifakla berât ederek hem kendinin, hem de şahsında Ülkücü karakterin aklanmasını, onurlanarak izlemiştim!
Bir soru üzerine; "AKP iktidara geldikten sonra benim üzerimden MHP'yi vurmak için beni Yüce Divan'a verdi! Anayasa Mahkemesi'nde 11 üyenin karşısına çıktım. Meclis Komisyonları'nın karşısına çıktım. Böyle bir yapının içinde 3 konudan yargılandım ve 3 konudan da 11-0 oylamayla geçtim. Yani 33 oylamadan da temiz çıktım ve benim hakkımı teslîm ettiler." derken gösterdiği mütevâzı vakârı, sevdim!
Adının içinde "hareket"i barındıran tek parti MHP'nin, 15 yıllık durağanlığından sonra, bu hareketliliğin berekete vesîle olabileceği hevesine kapıldım!
Tekrâr vurgulayacağım; daha önce sütten ağzı yanmış biri, tecrübeli biri olarak, Mevcût Genel Başkan'ın sessizliğinden, kongre yokmuş gibi güreşlere gitmelerinden, orada da ihrâç etmeyi beceremediği bir Milletvekili ile verdiği fotoğrafdan, huylandım!
Genel Başkan Adaylığı Düşünen bütün Ülküdaşlarıma, eşit mesâfede; olayları Ülkücü tevekkülü ve kurt dikkatiyle izliyorum!
Ülkücü Hareket; muhkem Balgat Kalesi kapısını açabilecek "Koçbaşı"nı, galiba bulmuş gibi!
İhsâs-ı reyimi açıklayıncaya kadar; bu hareketliliği merakla izleyeceğim!
KURTLARIN KILAVUZU, BOZKURT OLMALI vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Salı, Eylül 04, 2012

DAĞDA KAHVE BAŞKADIR!...

Yandaşlık zor iştir vesselâm...
Hele yandaş dolma kalemlik, iyice zor iş! Adamdan, kırmızı mürekkeple yeşil yazması istenir! Yazamazsan kızılır, kızılınca da düzen bozulur!
Çâresi? Eğer genetik yalakalığın varsa, biraz da saksı çalışıyorsa; alırsın yanına bir yancını, çıkarsın her hangi bir tepeye, bembeyaz örtülü masaya oturur, bastırırsın deklanşöre ve "Şemdinli Dağları'nda kahve molası" diye poz verirsin!
O zaman biz de, yıllarca küfrettiğimiz, her taşın altından çıkan Doğu Derinçek'e ve Yalçın Küçük'e haksızlık ettiğimiz vehmine kapılırız! Çünkü adamlar taa Bekaa'ya, Kandil'e kadar gidip Kemalizm adına ve Türk Solu adına denetleme yapmamışlar mıydı?!
Yıllarca fısıltıyla "PKK'yı MİT kurdu" diye söylenenlere küfr'ettiğimizde de haksızlık etmiş olmaz mıyız?! Zor iştir yandaşlık, yalakalık, yağcılık, yalancılık vesselâm!...
Dış Politikada "derinlik"in sığlaştığı, iç politikada açılımın bataklaştığı; PKK'nın silahlı demokrasisine terk edilen kocaman bir vatan sathında onar onar şehîdin sıklaştığı bir dönemde; hâlâ "açılım" dan, "Kürt açılımı"ndan, "Millî Birlik Projesi"nden bahsetmeye yüz ister! Yüzsüzlük, arsızlık, utanmazlık ister!
Zor iştir yalakalık! Layıkîyle yapılırsa;
"İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaat yalakalık!
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin
Baktın olmaz vazgeçersin zor zenaattır yağcılık!" diye Barış Manço yâdettirir millete sessiz-sadâsız!...
Gayr-ı millîliğini, her türlü milliyetçiliğe karşı olduğunu defalarca söylemiş Dinlerarası Diyalogcu, Medeniyetlerarası İttifakçı bir ümmetçiye, dahası BOP Eş Başkanı bir Başbakan'a "Millî kararları"nda sonsuz desteğin, milliyetçi muhalefet tarafından esirgenmediği bir ortamda; şık bir fotoğrafla Şemdinli Dağları'nda AKP hakimiyetini ispatlamak zor iştir, zor!
Hele dokunulmazlık zırhlı, milletin alınteri vergilerinden on-on beş bin TL maaşlı; -biri ömürboyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm- dört kişinin Vekilliğini yapan 550 kürsü kabadayısı, Beytüşşebap Kaymakamlık Binası'nda Olağanüstü toplansınlar! O zaman görün siz!...
550 Genelbaşkan Vekili Şövalye oradayken gelsinler erkekse Haçlı Taşeronu PKK'lılar! Kung-fularla, uçan tekmelerle, kedi tırnağı öldürücü vuruşlarla, hepsinden etkilisi, öldürücü "Sert Kınama"larla bakın nasıl alırlar akıllarını başlarından! BDP'lilerle kucaklaşan koklaşan, eli silahlı romantik dağlıları, nasıl tek tek öperler, dağların rengini nasıl tamamlarlar o zaman görün!
Kahr'etsin! Kime, ne zaman, ne diyeceğimizi şaşırttılar! Allah sorsun!
Hissiyâtmızı dumûra uğrattılar! Aklımızı iflâs ettirdiler, bu Allah'ın belâsı kişiliksiz kişiler!
Şehît Erdoğan SÖNMEZ'in Babası'nın; "Benim vergilerimden aldıkları maaş harâm olsun! Eğer bunları yayınlamaz Başbakan'a duyurmazsanız size de harâm olsun!" diyen sesini duydunuz mu?
"Günahım vebâlım boynuna Komutan! Oğlumun silahını bana verin ben tek başıma gideyim! Merminiz yoksa canımı öne süreyim!" derken; inancını, cesâretini, Devlete-Millete sâdık Kürdümüz'ün nasıl olduğunu, söylediklerini duydunuz mu?
Bunları duyan ve duyuran, intihâlci millî olmayan Eğitim Bakanı'nın 4+4+4 sistemine karşı çıkan basının PKK'lılıkla ithâm edildiği bir ülkede; "Benim talimatımla "İ.T." şeytanla bile görüşür." diyen BOP Eş Başkanı Başbakan'ın, ehîl bürokratlarına yöneltilecek sıfat kalır mı?
Türk Milleti;
Milletliğini hedef aldılar! Muhâfaza edemezsen ne devletin kalır, ne de hâkimiyetin!
Haçlı ile işbirliğini; "BOP Eş Başkanı'yım." diye övünerek i'lan eden birini, üçüncü kere Başbakan eden iki kişiden birine, hâlâ ve inâdına millet demekte ısrârımızda hatâlı mıyız yoksa?
"Bana yol gösteren benden olmalı / OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Eylül 03, 2012

NEYİ BEKLİYORSUNUZ?

"Keçi can derdinde, kasap yağlı arıyor!" öyle mi?
Ne alâka demeyin sakın! Söylemeden önce Türk Milleti'nin son söylenmesini aktarayım: "Mehmetçiğin, -sınırlarımız içinde baskın yiyerek- onar onar şehît olduğu günlerde ilm-i siyâset yapan bütün partileri Allah kahr'etsin!" diyor Türk Milleti!...
Bu söylentiden hareketle ben de sözümü söyleyeyim: Mehmetçik can vererek Vatan koruma derdindeyken, günlük siyâsi hesâp peşinde olan bütün partileri, Allah'a havâle ediyorum!
"Farklılıkların farkındalıkla" söylemine uyarcasına, Türk Milletini de yıllardır AKP ve bölücü Haçlı Müslümanlar'ın ağzıyla 36 etnik halktan biri sayarcasına, üstüne basa basa, "Türk Halkı" diyen, bütün siyâsileri de Türk Milliyetçilerinin, Türk Milleti'nin refleksi ve hafızâsı olan Ülkücülerin vicdânlarına havâle ediyorum!
Türk Milletinin on evine daha ateş düştü Efendiler!
Ateş düşen Türk Milleti evlerinden birinde, ailesini terörden korumak için Van'dan Antalya'ya göç etmiş Şehit Uzman Çavuş Kürt Erdoğan Sönmez'in Babaevinde; "PKK'yı sevindirmemek için ağlamayacağım." diye Türkçe bir onur şahlanıyor, görüyor musunuz?
Şehit Babası İlyas Sönmez'in; "Söyleyecek sözün var mı?" diye soran Generale; "Söyleyecek söz çok var. Çünkü oradaki şerefsizler gidip dağdaki PKK ile sarılmasını biliyorlar. Bir de gelip Türkiye Cumhuriyeti'nden maaş alıyorlar. Benim verdiğim vergiler onlara haram olsun!" sözleri ile de Türk Milleti'nin kesin kanaati söyleniyor, duyuyor musunuz?
Duymayanlara duyurmak lâzım!
Meselâ ben, zaten bir çare çıkmayacağına inandığım TBMM'deki 550 Milletvekilinden, BDP'lileri ayırarak diyorum ki:
Efendiler! Biliyoruz ki biz müntehîb, siz müntehâbsınız! Biliyoruz ki biz evimizde, siz Müntehâb'ün ileyh'tesiniz! Mâdem öyle o zaman görevinizi yapınız!
Yapmazsanız sadece BDP'lilere değil, hepinize helâl vergilerimizden aldığınız maaş, harâm olsun! Dokunulmazlık zırhınız, Allah'ın kahhâr adıyla kahr'eden bir yakıcı gömlek olup sizi yaksın, kavursun!
Mes'ele artık tâcizden, tahrîkten öteye geçti!
MHP Genel Bşk. Yrd. Oktay VURAL'ın geçtiğimiz günlerde dediği gibi; "Mehmetçiğin saçının teli için de toplanılır!" ifâdesinden de hareketle bir ân gecikmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Beytüşşebap Hükümet Konağı'nda toplayın!
PKK'nın KCK'laşmış şehir yapılanmalarının Meclis'i kirleten çuval ağızlarını da aranıza alın, ama tokalaşmayın!
Beytüşşebap'ta OHAL Kararı alın ve iki arada, bir derede bırakılan, zorla demokratlaştırılmış Türk Silahlı Kuvvetlerini, bu mikropları itlâfla görevlendirin!
Zorla demokratlaştırılmış, ABD'nin sivil temsilcisi AKP'nin vesâyeti altına alınmış, iki günde bir-kaç terfi ettirilmişlerle olmaz derseniz; 21. yy. Maltası Silivri'deki Engin Alan Paşa ve Alb. M. Levent GÖKTAŞ nâmlı Kahraman Millet Evlâtlarını görevlendirerek sürgünden, cepheye gönderin! Onlar; bataklığı da kurutup pislikleri itlâf ettikten sonra dinlenmek için kendileri Silivri'ye dönerler!
-Allah nasîb ederse- Haçlı, BOP Eş Başkanı Başbakan ve şürekâsı eliyle millet olarak başımıza bir çorap örülüp çuval geçirilmezse hepinizle sandıkta hesaplaşırız! Millete kulak vermeyenlerin kulağından, milletin nasıl tuttuğunu, o gün Allah'ın izniyle görürsünüz!
Seksen milyon nüfusla, dünyanın sayılı ekonomilerinden birine ve dünyanın en kuvvetli ordusuna sahip bir kaç devletten biri olan Türk Milleti ve Devleti'ni, bu kuduz itler karşısında âciz düşüremezsiniz!
Dünyaya mertçe savaşı öğreten bu Yüce Millet; sandıkta hepinizi tek tek falakaya yatırarak demokrasiyi de öğretecek haberiniz olsun! Hem de, her oy'da; "Ya Allah! Bismillâh!" la!...
Başımız sağ olsun! Millet sağ olsun! Devletimiz ilelebet pây-dâr olsun vesselâm!
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Eylül 01, 2012

1 EYLÜL BALGAT MANZARASI...

"Ey Cemaat! Şunu biliniz ki siz müntehîb (seçmen) siniz, ben ise müntehâb (seçilen) ım. Gideceğimiz yer ise müntehâb'ün ileyh (seçilenin gittiği yer, meclis) tir. Sizin yaptığınız işe intihâb (seçim) denir. İntihâb (seçim) ise nuhbe'den gelir. Nuhbe kaymak demektir. Unutmayın ki bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde şap kaymağı bulunur." Tâhir Efendi (Kurucu Meclis Mebûsundan)

Yalnız Kurtluğun huzûruyla bir kişilik kalabalığımı yaşamak ve kalabalık içinde yalnızlık hissetmemek için bugün Ankara'da olmadım!
Oysa yıllarca ve defâlarca; ismen çağrılmamış olmamıza rağmen, fısıltıdan duyup yayan-yapıldak Ankara'da, Genel Merkez Sokağı'nda, Tandoğan'da, Erciyes'te, Tekir Yaylası'nda olmuştuk!
Bu ismen dâvetsiz çağrılarda, yurdun dört bir yanından gelen Ülküdaşlarımızla buluşur, kucaklaşır-koklaşır ve millet yaşasın diye önce ölmek yarışında kavilleşirdik! Önden Giden şehîtlerimize Allah, bu kavle sadâkat ispâtı şansı tanıdı. Allah hepsinden râzı olsun, hepsine rahmet eylesin. Biz kalanlar ise hâlâ Şehîtlerimiz ve uğurladığımız Ülküdaşlarımızla kavlimize uygun bir şekilde buluşmak hayâliyle kıvranıp duruyoruz!
Bizi bu hâlet-i rûhiyyeye sokan Başbuğ'u ölümsüzlüğe uğurlayalı 15 yıl oldu! On beş yıldır Başbuğ'un tezgâhından giydiğimiz Ülkücülük Esvâbımız'ın yırtığını, söküğünü tâmir edebilecek yetenekte bir kalfa, hiç olmazsa bir çırak arıyoruz! Hâlâ kalfayı veya çırağı bulamadığımız için esvâbımız lîme-lîme! Kim, neremizden tutsa, oramız tutanın elinde kalıyor!
Biz; eyyâmcılığı, takîyyeyi, değişim-dönüşümü, gömlek değiştirmeyi mahâret sayan kurnazlar gibi esvâp değiştiremeyiz! Lîme lîme olsa da kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük ihrâmımızı çıkardığımız ân, çırılçıplak ortada kalırız! Deneyerek kaybettikleri karakter rütbesi yüzünden devken, cüceler safında bile yer bulamayanlar, ortada!
Eskiden şu, bu; şimdi ne olduğunu kendi de bilmeyen terk edenlere, birileri antikacı mantığıyla adlar-sıfatlar yüklemeğe çalışıyorlar ama muhâtapları bu yüke müsâit değiller! Değişmekten, dönüşmekten belleri yağır; değişik komutlar yüzünden kulakları sağır; farklı kamçılarla farklı kulvarlarda, farklı jokeylerce kırbaçlandıkları için sağrıları çürük ve hızlarını kaybederek ağırlaşmış durağanlaşmışlar! Artık son ânlarında ve musallâda Hoca Efendi'nin onlar adına helâllik dilemeye yüzü olacak mı bilemiyoruz! Öylesine bitik ve ma'lesef öylesine yitikler onlar! Ebediyyete uğurladığımız her Ülküdaşımız'da, onlara kavuşacağımız günün hayâl ve hevesiyle içimize onurla ağlarken bu bitik yitiklerimize ağlayamıyoruz bile!
Bu düşüncelerle, birinden yanaymış görüntüsü vermemek için Ankara'da olmadım!
On beş yıldır fanatik taraftarlarının canhırâş uğraşlarına rağmen "Lider" edemedikleri bir Genel Başkan'ın yerine, bir başkasını seçerek sil baştan aynı imkânsız uğraşa dâhil olmamak için Ankara'ya gitmedim!
Oysa biz; çocuk yaşlarımızda, 1969-1980 arası on bir yılda, Emekli Albay Alparslan Türkeş'i "Başbuğ Türkeş" etmiş ve Türk Dünyasının hafızâsına nakşetmiştik değil mi? Demek ki; demircinin elinde ipek, terzinin elinde demir -ne kadar usta olurlarsa olsunlar- ziyân oluyormuş!
Bunu bile bile, kırk beş yıldır üniformamız olmuş Ülkücülük esvâbımızı lîme lîme olsa da; terziliğinden emîn olmadığımız hiç bir ehîl mimara, demirciye, mühendise, doktora, ekonomiste tâmir ettireceğiz diye yok ettirmenin; mantığı, yok!
Bu yüzden Ankara'ya gitmedim!
Galiba; bırakın üst-delegeliği üye bile edilmediğim için, ömrümü propogandisti olarak geçirdiğim Milliyetçi Hareket Partisi'nin 4 Kasım'daki Olağan Kongresine de gitmeyeceğim! Adamın adamı olarak güncel siyâsette kendilerine yer bulmaya uğraşan ve ithâl markalı, seri üretim konfeksiyon giysili partililerin; Genel başkan seçerek "Lider" edebilme şeklindeki imkânsız uğraşlarını, içime kan ağlayarak izleyeceğim, izleyeceğim, izleyeceğim vesselâm...
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...

Perşembe, Ağustos 30, 2012

BAYRAMDA ÖLECEĞİM!...

Sormayın beni dostlar, seferdeyim yokum ben
Tanrı'm nasîb ederse Tûran'a ereceğim.
Kalabalıklar bende yok oldular, çokum ben!
Doğup sefere çıktım yolu bitireceğim,
Bir ömür iz sürdüysem, Tûran'ı göreceğim...

Gelenleri, özledim! Gidenler, bendeydiler!
Gülenleri izledim, güldüm öfkelendiler!
Kerbelâ'da kuruyup vahâlarda seldiler!
Akıp kavruk dudağa serinlik vereceğim,
Selleşip tûfanlaşıp ummânı göreceğim...

Zemheride buğlanıp bulut yağdım göklere.
Her seherde çiğ olup soludum çiçeklere.
Kalabalıklar gördüm uyarak ürkeklere
Dağları düz ettiler! Yeniden öreceğim
Düze indiğimde de kervânı göreceğim...

Gözüm keskindir benim, kartalla yarışırım!
Alıp Alageyiğe Kaf Dağı'n aşırırım!
Sevgimde pervâsızım, seversem ulaşırım!
Millet yaşasın diye severek öleceğim,
Ömrüm bu yol yolcusu, Tûran'a ereceğim...

Her bakan görmez elbet, görmek te nasîb işi
Her olan ermez elbet, erdirmek Çalap işi
Kervân yabancı dolu, yok yol bilen bir kişi
Herkes kervâna dâhil, soranı bileceğim,
Yolda kervânsaraylar kuranı göreceğim...

İz bırakıp sürdüğüm izlerin bellisine
Ant verip yol bekleyen duvağın tellisine
Her durakta sormadan suskunun dillisine
Suskunu anlayacak sırrına ereceğim,
Çalabım'dan ruhsâtım, Tûran'ı göreceğim..

Hiç sormadan oğluma torunuma desinler;
Onlar da benim gibi millî izi sürsünler
Tûran'a varınca da toprağa yüz sürsünler.
Onlar da varsın diye yolu süpüreceğim,
Şu tepeyi aşınca Tûran'a ereceğim...

Tûran; Türk Milletinin ideâli hayâli.
Bu seferdir tarihin defâlarca temeli
Cennete eş bir mülk o, yolu zor engebeli
Îmân ile ihlâsla bu izi süreceğim,
Tûran toyu kurulan bayramda öleceğim!...
(İnşallah...)
30 Ağustos 2012/ İzmir
Mustafa ASLAN

Çarşamba, Ağustos 29, 2012

MİLLİYETSİZLERİN "ULUSAL MUTÂBAKAT" ÇAĞRISI!

Karısını sevgilisiyle basan erkek, öfkeyle saldırır ve kavga başlar! Kadın bir ara, kocasının sevgilisi tarafından alt edileceğini görünce dayanamaz; "Kocacım! Çelme tak, çelme tak!" diye taktik verir! Kocası, soluk soluğa; "Be şeyini şey ettiğimin şeyi! Sen niye benim çelmesiz işimi çelmeli ettin ki şimdi de çelme tak diye akıl veriyorsun?" diye homurdanır!
Dış Politikada; "Komşularla Sıfır Sorun" iddiâsındaki AKP'liler, hem dış hem de iç politikada "Sırf Sorun" olunca, Cemil Çiçek'in ağzından; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" adlı âmin denilmeyecek duâlarıyla Meclis'e ve millete; "Çelme tak!" diye akıl verip dalga geçiyorlar!
Bre Haçlı Müslümanlar! 2002'de sıfırlanmış olarak devraldığınız Terör ve teröristleri "Açılım" deyip sonra; "Daha Fazla Demokrasi ve Milli Birlik Projesi" diye adını değiştirdiğiniz, bölücüleri tahrîk ve taltîf projelerinizle bu hâle getirdikten sonra, hangi yüzle kime "Çelme tak!" aklı veriyorsunuz? Be Utanmazlar! Siz, bizim çelmesiz işimizi, niye çelmeli ettiniz?
On yılda iç politikada, hortlattığınız terör ve teröristlere ülkede sıkıyönetim i'lan ettirirken dış politikada da, diğer BOP Eş Başkanı ile birlikte niye dört yanımızı ateşle çevirttiniz!
Hani komşularla Sıfır Sorun'du? Hangi komşumuzla düşman değiliz? Yıllarca; "Her türlü milliyetçiliğe karşıyız!" diyerek geldiğiniz bugün, hangi yüzle; "Ulusal Mutabakat" çağrısı yapıyorsunuz?
"Kindâr-dindâr siyâset"inizle Müslüman poltikacı kimliğinizle"Cihâd Çağrısı" yapsaydınız bile size inanmayacağımızı, çünkü;
** Haçlı Afganistan'da Müslüman katliâmı gerçekleştirirken -karşı çıkmak şöyle dursun- Mehmetçiğimizi de Haçlı'ya yardıma gönderdiğinizi;
** Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman katledilirken, üç yüz bin Müslüman Iraklı kadına-kıza tecâvüz edilirken -suskunca seyretmek şöyle dursun- bu katliâm ve tecâvüzü yapan Haçlı askerlerine duâlar ettiğinizi;
** Haçlı'nın başı müttefik(!)iniz Türk Askeri'nin başına çuval geçirirken -tavır koymak şöyle dursun- "Büyük devletler özür dilemez1" diye savunduğunuzu;
** Mavi Marmara'da dokuz vatandaşımız isrâil tarafından hunharca katledilirken -Pesivanya'da mûkim Gülen A.Ş. Ceosu'nun vuracaklarını söylemişlerdi israil haklıdır derken- sizin süklüm-püklüm el ovuşturduğunuzu;
** İçerde ise vatandaşlık haklarına kimsenin itiraz etmediği gayr-ı müslimlere yeniden "azınlık" statüsü tanıyarak, "Ya Allah! Bismillah!" tekbîrleriyle kilise açılış kurdelâları kestiğinizi ve benzer bir sürü İslâm'a ve dîne muhalif davranışlarınızı asla unutturamayacağınızı bilmiyor musunuz?
Çelmesiz işimizi çelmeli edip Cemil Çiçek ağzından yaptığınız; "Teröre Karşı Ulusal Mutabakat" metninin 1. Maddesi'nde de; "Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz. Bu anlayışla terör örgütlerine katılmış herkese, yasalarda tanınan imkanlardan yararlanarak silahlarını bırakmalarını çağrısında bulunuyoruz." derken, şiddet ve terörü aynı cümlede iki kere ve kurnazca sıralamalarına yer değiştirerek kullanıyor, eşitliyor ve çelmesiz işimizi çelmeli ettiğiniz yetmez gibi, bir de buradan bir el-ense çekiyorsunuz!
Bir cümlede iki kere yeri değiştirilerek kullanılan terörü kimin yaptığını, şiddeti kimin uyguladığını, neden açıkça söylemiyorsunuz?
Ey AKP! Milletle çok alay edip çok oynadınız! Şimdi sıra, milletin sizinle oynamasında! Kurt sabrıyla Türk tevekkülüyle bekledik, bekliyoruz! Hani Arif Nihat Asya; "Tendürek'te, Kop'ta, Palandöken'de/ Kurtların payı var gelip geçende! Ki alırlar, vermek istemesen de!" diye uyarmıştı ya! Hatırlatarak vesselâm!
"Olamaz Türk'e baş Türk'üm demeyen!"

Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Pazartesi, Ağustos 27, 2012

TARAFTAR TAHRÎBATLARI...

"Atı, atın yanına bağla, ya huyundan, ya tuyundan alır" Der Atalarımız!
Ne kadar kızsam da; geçen ay aboneliğimi iptal ettirmiş olsam da, Apartman Görevlimiz'in getirdiği gazetelerimden birini, artık her sabah kendim gidip alıyorum!
Korktuğu kişinin, bağ evinin camlarını taşlamayı cesâret ve kahramanlık sayan, kızdığım bazı "Bizimkiler"e rağmen, diğer gazetem Ortadoğu'yu da onlara rağmen alıyor, okuyorum! Çünkü zamânı geldiğinde asıl görevini yapacağına emîn olduğum bu Gazetemizin de yaşaması, yaşatılması gereğine inananlardanım!
Ayrıca MHP Genel Başkanı ve mesâi arkadaşlarının; ne yaptıklarını, ne yapacaklarını, birinci elden takip etmenin de -bana göre- en kolay yolu, Ortadoğu'yu takip etmek! Sanalağdan takip te mümkün ama gazete sayfası çevirmek, bizim kuşağın tiryâkiliklerimizden... Sevdiğimiz köşeden, altını çizerek cümleleri hafızâya kazımak, kızdığımız köşe yazarının yakasıymış gibi o sayfayı silkelemek, ayrı bir rahatlatıcı terapi!
Ortadoğu Gazetesi'nin MHP'nin "Resmî Gazete"si olduğunu, bilmeyen yok! İtirâz eden de yok! Her partinin, teşkilâtın gazete veya dergisinin olması, olmazsa olmaz doğrulardan! Ama bazı samîmi okurların teklîf ve tenkîtlerinin de; hem Gazeteyi Bütçe'den parti adına alınan paralarla finans eden Parti Yönetimi, hem de Gazete Genel Yayın Yönetmeni ve ekibince dikkate alınması gerektiğine inanırım.
Gazetecilere gelince; kişinin ekmek yediği müesseseye sadâkati, elbette erdemdir! "Kol kırılır, yen içinde" ketûmiyeti ile düşünceler, teklîf ve tenkîtler, mu'tâd toplantılarda söylenir, dışa karşı ise yek-vücûd bir duruş sergilenir. Kurumsallaşmayı başarmış her yerde, böyledir veya böyle olmalıdır!
Muhâbirler, taraftar olmamalılar! Muhâbirin haberine aldıkları tavırla muharrîrler, gazetenin fikrî fotoğrafını oluştururlar zaten! Özal'lı ANAP'la Türk Basını'na zorla yerleştirilen, "köşe haberciliği" ile gazeteciliğin onuru perîşan edildi, biliyoruz ve bu yozlaşımın telâfisi için -bir kaç kişi de kalsak- direnmek zorundayız! Çünkü basını hür olmayan, muharrîrlerin hâkim güç tarafından disipline edildiği bir ülkede huzûr, tek kelîmeyle imkânsızdır!
Kalemlerin disipline edildiği, köşe habercilerinin ödüllendirilerek taraftarlaştırıldığı dönemlerde; yağcı, yalaka, hükümdâr soytarısı görünümlü kalemlere, ekrân şebeklerine tahammüle mecbûr kalırız!
Kötüden örnek olmaz biliriz! İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı, avâmdan öğrendik ama bir kaç küpelinin gruplaşarak ürümesine, "Hoooşt!" demek te insânî bir tavırdır! Ma'lesef AKP'nin on yıllık "Huzûr ve istikrâr"ı uğruna, son yıllarımız; hayvansever(!)lerin kısırlaştırıp küpelediği sokak köpeği rolüyle ürüyen zavallı yaratıklardan korkmasak ta, sadece susturmak için; "Hoşt!" demekle geçiyor!
Yaygın Basın ve medyada DNA'larıyla oynanmış, fikren kısırlaştırılmış bir sürü dolma kalem varken; Ortadoğu'daki fikir kardeşlerimizle, Ülküdaşlarımızla çekişmek veya onlar tarafından çekiştirilmek, ayıp ve çok üzücü!
MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'nı savunmak iddiâsıyla meşrû zaman ve zemînde adaylığını açıklayan bir Ülkücüye insâfsızca saldırmanın, yapacağı fikrî tahrîbatın farkında olamayanları uyarmak, kime düşer?
Meselâ; Koray Aydın'ın, "11- 0" oy birliği ile berât ettiği Yüce Divan Kararı'nı irdeleyerek saldıranlardan; Türkiye'nin -aynı zamanda- BOP Eş Başkanı, Başbakanı'nın Dokunulmazlık sâyesinde 12 yıldır bekleyen 84 dosya'sının olduğunu, bu dosyalarda; "... kalpazanlıktan zimmete, görevi ihmâlden resmî evrâkta sahteciliğe kadar uzanan yolsuzluk iddiâları" nın olduğunu hatırlatarak; bu BOP Eş Başkanı'na, "Millî dâvalar"da tanınan destek toleransının, Genel Başkanlık adayı Ülküdaşlarımıza da tanınmasını beklersek, çok şey mi istemiş oluruz?
Şahsen yalvararak ricâ ediyorum! Lütfen, ülküdaşlarınızı tahrîk ederek zorla birine taraftarlığa icbâr etmeyin! Kongrede, kim kazanırsa kazansın sonuçta MHP'nin kazanmasını sağlayalım! MHP'nin kazanması, Ülkemizin ve Ortadoğu Coğrafyası'nın kazanmasıdır vesselâm...
"BANA YOL GÖSTEREN BENDEN OLMALI."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Pazar, Ağustos 26, 2012

TEHLÎKELİ ŞUÛR-ALTLARI !...

Neye yarayacak veya bir şeye yarayacak mı bilmiyorum ama şuuraltlarına saldıracağım!
Hz. Hamza (r.a) ;"Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam." der! Savaşçılığın, daha da önemlisi îmanlı cesâretin tavrı ve tanımı bu olmalı!
Dolayısıyla demek ki; ne kadar cesûr olursa olsun savaşçının korkusu veya endîşesi, görmediklerinden, göremediklerindendir!
Bütün mevzîlerde ve karargâhlarda nöbet tutulması, nöbetçinin uyumasının asla affedilmemesi, bu görünmeyen tehlîkeler yüzündendir!
Şuuraltı da görünmez! Ancak konuşurken jest-mimiklerden, yazarken satır arası tedbîr önerilerinden farkedilebilinir ve zor tesbît olunabilir şuuraltı!
Son günlerde, iki şuuraltı tezâhürü, çok dikkatimi çekti!
Birinde; savaşçı görünümlü bir kişinin, kendini hür zanneden iflâh olmaz köle görüntüsünü, diğerinde inandığı bir yere veya şahsa teslîmiyeti gördüm!
Şahısların ikisini de aynı "Fikir Karargâhı" na hitâp etmeleri ve -en önemlisi- aynı fikir havuzunda yüzme dersi aldığımız için önemsedim!
Kendilerini Amerikan belgesellerindeki fotojenik vahşî kurt resimleriyle ifâde etmeyi seven, eksik donanımlı gençliğin etkilenerek izledikleri bu şahısları ve ortaya koydukları -korktuğum- şuuraltı tezâhürünü, becerebildiğimce ifşâ edeceğim!
Bunlardan biri; "Siyâsette alıcısı kalmayanlar" a üzülen bir vitrin mankeni, diğeri; "Disiplinli Kalem" lerden ve daha önce kendisinin ifâde ettiği "Şövalye karakterli" bir savaşçı!...
Bunlardan, 'kendini hür zanneden köle' görüntüsü vereni; "Günümüz siyâsetinde de bozkurtların, akıncıların, devrimcilerin ALICISI kalmadı!" diye şuuraltını açık etti!
Bu şuuraltında, mantık hatâsı da var! Bozkurtlarla devrimcileri, savaşçılıkları yönünden belki benzeştirmek mümkün ama hiç bir zaman eyyâmcılıktan, mürâilikten, güce teslîm olmaktan başka özelliği olmayan "akıncılar" ı da savaşçı diye kategorize etmesini kabûl mümkün değil! Akıncılar'ın, Millî Görüşçüler'in, Büyük Doğu'cuların Kutsal Kavga günlerinde; "Cihâd farz ise hicret te sünnettendir!" diyerek hep kaçtıklarını, bilmeyen mi var? Değişmez sünnet maskeleriyle kırk yıl; "Devletin kılcal damarlarına sirâyet edinceye kadar" sinsiliği ile bugün Türk Milletinin başının belâsı değiller mi?
Hadi bunu, bir sürç-i lisân sayarak görmezden gelelim ama; "Günümüz siyâsetinde bozkurtların, devrimcilerin ALICISI KALMADI!" yorumundaki; vitrinde müşteri tahrîk eden manken pozlarını, başarısız pazarlayıcı üzüntülerini, nasıl görmezden gelelim!
Şahsen biliyor ve inanıyorum ki bugünkü siyâsilerin, bütün hatâlarına, işbirlikçiliklerine rağmen rahat hareketlerinin sebebi, ülkücüler ve devrimcilerin siyâset meydânında olmayışları yüzündendir!
Kızıldere'de, bütün arkadaşlarının öldürüldüğü çatışmadan; roketlerin, bazukaların, mermilerin işlemediği saman içinden yarasız çıkmayı başaran bir devrimci kalıntısı ile av köpeği misâli eli tüfenklinin, kuvvetlinin yanında yer almayı mahâret zanneden ülkücü döküntülerini tarif ediyorsa itirazdan vazgeçebilirim ama "Ayna, bakanı gösterir" gerçeğini de unutamam!
Şuuraltından bunlar sızan kişilere karşı millî savaşçıların çok müteyakkız olmaları gereğine inanarak uyarıyı, millî bir borç bilirim!
Diğer "Şövalye karakterli Disiplinli Kalem" -ki bu tarifi yazılarından algıladım- kişiye gelince; "Ben size kahramanlık değil ölmenizi emr'ediyorum!" buyruğu ile can vererek milletin yaşamasını sağlayan Çanakkale Şehîtleri'yle benzeştirip kızamıyor ve onu sevmekten vazgeçemiyorum! Lâkin eğer Tanrı, kalemlik nasîp edecekse "Hür Kalem" liği niyâz ederim vesselâm...
"Nûn! Yemîn olsun kaleme ve yazanların satır satır yazdıklarına." (Kalem-1)
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cumartesi, Ağustos 25, 2012

BİN YILLIK KÜRT HISIMLARIMIZ'A!...

"İtin hatırı yoksa, sahîbinin hatırı var!" dan hareketle bugün it sahîplerine, bin yıllık komşularımıza, bin yıllık Kürt hısımlarımız'a seslenmek istiyorum!
Yalansız-ri'yâsız, olduğu gibi; Tanrı'nın bizi Türk, onları Kürt yarattığına -hâşâ- itirâz etmeden; Kürtlüklerine saygımızla ve Türklüğümüze saygı isteyerek sesleneceğim!
Biz; nasıl ki Kürt'ün çobanlığına, hayvancılığına; kendilerinin de türkü ve ağıtlarında anlattıkları eşkiyâlıklarına, yol kesmelerine, hırsızlıklarına, yasa dışılığı mübâh saymalarına, uyuşturucu i'mâlât ve pazarlamalarına, fuhûş dünyâsındaki rezâletlerine, ses çıkarmayıp yasaların yaptırımını bekleyerek tahâmmül ediyorsak; onların da bizim Türk yaratılışımıza, tarihin tanıklığıyla sâbit devletliliğimize, töre ve türe koyuculuğumuza, yüzlerce yıl İslâm adına bütün Haçlı Seferlerini göğüsleyip yok etmişliğimize; eşkiyâlığa, teröristliğe değil savaşçılığımıza, devletliliğin gerektirdiği sabrımıza ve sabrımızın her taştığında yaşadığımız ve yaşattığımız öfklerimize, her öfkelendiğimizde, "Dört yanda düşman kalmamacasına başlıya baş eğdirip dizliye diz çöktürme" uygulamalarımıza saygı beklediğimizi, bu saygıyı göstermezlerse anladıkları lisanla alacağımızı hatırlatarak sesleneceğim!
"Paranın dîni olmaz!" öğretisiyle helâl-harâmı unutanlara, uyuşturucu-silah ve fuhûş yoluyla kendilerini her şeyi yapmaya ve yaşamaya yetkili zanneden dolar-euro sarhoşlarına ve onlara uyan zavallılara sesleneceğim!
Tahsîlde, siyâset ve politikada, makam ve mevkî paylaşımında kendimizden ayırt etmediğimiz; Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, Genelkurmay Başkanlığı'na, hâkimliğe-savcılığa, Diyânet İşleri Başkanlığı'na ve bakanlıklara çıkmalarına hiç itirâz etmediğimiz, bin yıllık hısımlarımıza-akrabalarımıza ya içine düştükleri yanlışlıkları, ya da yanlışlığa düşürülen Kürtlere karşı gaflet-dalâlet ve hatta hiyânetlerini hatırlatarak sesleneceğim!
Ta Selçuklular'dan beri kaç kere isyân ettirildiklerini ve kaç kere ezilerek nerdeyse yok edildiklerini hatırlatıp bir daha ve teknolojik silahlarla ölümlerin, öldürülmelerin nasıl olabileceğini düşünmelerini de hatırlatarak uyaracağım!
Otuz yıldır, kırk binden fazla insân can verdi! Bunun dört-beş bini Şehîtlerimiz iken geri kalanı PKK'nın katlettiği veya Devletin itlâf ettiği, kandırılmış Kürt çocukları değil mi?
"İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" formülü ile vatandaşları arasında asla ayırım yapmayan, paylaşımda etnik kimlik aramayan, -şahsen benim hep itiraz ettiğim- aşırı hoşgörülü Türk Milletine karşı bu isyân, hak mıdır?
Son günlerde onlarca şehîdimiz oldu da, yüzlerce PKK'lı itlâf edilmedi mi? Bunlar, bizim Kürdümüzün çocukları, yeğenleri değil mi? Bu câhil çocukları; uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının keyifleri sürsün diye, dünyanın sayılı Devletlerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Güvenlik Güçleri'nin önüne itlâf edilsin diye sürmelerine itirâz etmeyecek misiniz?
Siz, bin yıllık komşuluktan, akrabalıktan Türklerin; Iraklılara, Suriyelilere, Farslara ve kefereye benzemediğini öğrenemediniz mi? Dünyanın her yerindeki Müslümanlara düşmanlık eden Haçlı'nın sadece Müslüman Kürt'e dostluk edeceğine, inanacak kadar aptal olabilir misiniz?
Daha önce Saddam'dan kaçanlar, bize sığınmadılar mı? Suriye'den Beşar Esad'dan kaçanlar, bizim korumamızda değiller mi? Dünyada Kürde bizden başka karşılıksız kucak açacak ikinci bir millet var mı?
Neden başınıza belâ olan uyuşturucu-silah ve fuhuş baronlarının ağalığına baş kaldırmazsınız? Çocuklarınızı yüzer-yüzer Devlet Güçleri'ne itlâf ettiren bu âdilere, neden sormazsınız? Sizin kundaktaki bebelerinize kaleşle mermiyi bu alçaklar sıkmadılar mı? Bâkire kızlarınızla dağda hâremi bu şerefsizler kurmadılar mı?
"Aşağıdan, yukarıdan yolun sonu görünüyor!" kör müsünüz? Türk Milletinin diş gıcırtılarını, homurtularını duymuyor musunuz? Bu millet bir daha öfkeyle kalkarsa size dünyada yaşayacak yer kalır mı? Yaratılanı Yaratan'ın hatırına seven bu âlicenâp milletin artık sabrının tükenmek üzere olduğunu, siz bizden daha net görmüyor musunuz?
Te'vilsiz söyleyeyim: Bu öfke, saldırıya geçerse, en az üç yüz sene "Kürdüm" diyemezsiniz! Bu milletin daha fazla tahrîkine müsaade etmeyin! Şerefsiz baronları siz uyarın derim, başka da bir şey demem vesselâm!
"TÜRK'E KEFEN BİÇENİN, ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN

Cuma, Ağustos 24, 2012

BİLDİĞİM İTÇE TEK KELÎME, "HOOŞT!"

İtin sahîbini ısırması olağandır ve otuz yıldır rutinleşmişti! Sahîbinin itini ısrması ise gazetecilik öğretilirken haber diye tarif edilir!
Bilerek haber olmaya niyetliyim! Çünkü itlerimizden birini; hem de komiklik olsun diye kulağının ucundan değil, kuduzluğu teşhîs edilmişken gırtlağından ısıracağım gebertmek için!
Bir kaç dil bilmek mümkün ama insanlık tarihinde bütün hayvanların dilini, sadece Hz. Süleyman'ın bildiğine inanırız. Süleyman'dan başkasının hayvan dili bilmediğini biliyoruz!
Bugünlerde, canımız yangınken; her gün beşer-onar Mehmetçiğimizi Peygamber âgûşu'na uğurlarken, her gün yetmiş beş milyon kişi beşer-onar kere içimize ağlarken bir itimiz, dağdaki kuduruk hemcinslerini savunmak için sahîbine ürüyor!
Ha! Bir düzeltme yapayım; bu ürüyen saldırgan kuduruk, kapı iti değil! İleri Demokrat Dinci kindâr AKP'lilerce evin içine alınan, kocaman dalmaçyalılardan! Oysa Şâfiî'lerde it abdest bozar ve epeyce Şâfiî AKP'linin olduğu da söylenir! Evin kedisine, kuşuna ürüyerek yıllarca komiklik yapan bu büyük itlerden biri, şimdi sahîbini ısırıyor! İtin sahîbinin hatırını saymak, komşuluk hukûkundan olduğu için, yıllarca gürültüsüne tahammül ettiğimiz bu dalmaçyalıların artık gırtlaklarından ısırmak şart oldu!
PKK'nın KCK'laşmasına, davul-zurnayla karşılayarak seyyâr mahkemeler huzûrunda miting yaptırmasına, KCK'nın temizlik işçisi kadrosundaki bir PKK'lı vasıtâsıyla Başbakan'a 'Has..tirin!' çeken Belediye Başkanını sorgulamasına, yandaş-işbirlikçi-eyyâmcı-kiralık Dolma Kalemler'in Kandil'e giderek kuduz itlerin başlarıyla röpörtajlar, röpörtaj maskesiyle kuryelik yapmalarına, Devleti temsîlen Müsteşarı'nın teröristle müzâkere masasına oturmasına izin vererek "Açılım" yaptığını zanneden ve itlerin Gâzi Meclis'te ürümelerine imkân tanıyan, velînîmetleri AKP'lilere ürümekle yetinmeyip ısırmaya başladı bu dalmaçyalılar!
AKP'nin yeni tüylenmeğe başladığı "İnadına Tayyip"li yıllarda, Erzurum Hakikat Gazetesi'ndeki "Meydân"ımda gebertilen PKK'lılardan "İtlâf edildiler" diye bahsedince İslâmcılık ve takvâ ile maskeli "İnâdına Tayyip"çi bölücü Kürtçülerden birisi; "İnsana itlâf edildi denmez!" diye itiraz ederek mahkemeye vermekle tehdît etmişti beni!
Şimdi ise enikken eve aldıkları dalmaçyalılardan biri, AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak'ın; "Etkisiz hâle getirildi yerine gebertildi demek lâzım." sözüne güya itiraz ederek dağdaki kuduruk hemcinslerine tercümanlık ediyor!
Hani söylemiştik ya biz itçe bilmiyoruz! İt, itin dilinden anlar ya! Enikliğinden beri AKP'nin Gâzi Meclis'e girmelerini kolaylaştırdığı kuduz dalmaçyalılardan bir kısmı, dağda hemcinsleriyle kucaklaşırken birisi de sahîbini ısırmak üzere diş gösterip hırlıyor!
Paçamıza daldıklarında defalarca veterinere götürmüştük! Aşılarını yaptırarak yine getirip kapıda yerlerine bağlayıp yallarını vermiştik! Hayvan Hakları Savunucularının etkisinde kalmış olmalıyız ki; "İt kursağı yağ götürmez." gerçeğini unutarak yallarını hem sıcak, hem de yağlı vermiş olmalıyız ki hem kapıdakiler, hem de evdeki dalmaçyalılar kudurdular!
Daha dün; "KÜRT TEYZEMİN ANA KUCAĞI" nı, iftihârla anlatmıştım! Şimdi insanlıktan nasipsiz, PKK'lı kuduzlarla dağda kucaklaşanlardan biri, Muhyettin Aksak'a o Kürt Teyzem'i örnek vererek ürüyor! Hooşşt! Sana ne benim Kürt Teyzem'den it?
Bildiğimiz tek itçe kelime; "Hoşşşt!" olunca; AKP'lilere çok kızgın olmama, başımızdaki en büyük kaosun AKP olduğunu bilmeme rağmen, Muhyettin Aksak'a ürüyen kuduza, beline indirmek üzere olduğum sopamı da göstererek; "Hooşşt!" diye bağırıyorum!
Sayın BOP Eş Başkanı Başbakan! Gerçekten müttefik(!)imiz ve patronun ABD'nin yüzsüzlüğü yüzünden çâresizseniz ve bir şeyler yapmaya niyetliyseniz; ilk defa MHP'nin Mevcût Genel Başkanı'na itiraz etmeyerek;-varsa- "Kandil'e bayrak dikmek" hamlenize, sonsuz destek veririm! Başkaları ne yaparlar bilemem ama kalem tutan ellerimin silah tutmaya da hazır olduğunu devletim ve milletimin bekası için ölmeğe de, öldürmeğe de hazır olduğumun bilinmesini hasseten haykırıyorum vesselâm...
"DERE IS'SIZ KALIRSA TİLKİ BEYLİK İ'LÂN EDER!"
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa ASLAN