Ana dilleri Türkçe olan, Türk'çe düşünen, Türkçe konuşan bir dost grupla enfes bir sohbet yaşadık. Zamanı komaya sokmasaydık, sabah erkenden işe gidecekler olmasaydı; kulaklarımızın karnı yoktu doymazdı ve kimse bu sohbeti bitirmeye kıymazdı!...
Bu, tadı damağımda, izi dimağımda kalan sohbet; sanalağ'da bir kapalı gruptaydı! Sanalağ'daki sanal dünyayı terk ettimdi! Atılan taşın, ürküttüğü kurbağaya değmediğini görerek terk ettim ama yurtdışından ve uzak şehirlerden ve asla vazgeçmem mümkün olmayan Gönüldaşlarla sık olmasa da buluşuyoruz!
Yabancı dilleri Türkçe olmayan, dinleme ve dinletmeyi bilen, hür akıllı-hür irâdeli-vicdânlı Türklerle hemhâl olmak çok keyifli! Sohbette bulunanların kulaklarını çınlatmak lâzım.
Türkiye'nin son yıllarda nerdeyse artık üretmediği fütürist (geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanların duyumlarını bir arada gösteren) beyinlerden Alev Alatlı ile yaptığı söyleşi ve Alatlı'nın; "Ülkücüler bizim şehzâdelerimizdir." sözünü, Türkçe anlayamayan, öküz altında buzağı koyup aramayı mahâret belleyenlerin saldırılarına muhatap Müjdat ÖZTÜRK...
Sanalağ'da birkaç sitede yazıları yayımlanan, güncel konuları Türk Milliyetçisi ve Ülkücü ferâsetle yorumlayarak sunan, hemen her yazısında beyin jimnastiklerine zemin hazırlayan, istikbâlin kalemlerinden Şükrü ALNIAÇIK...
Sanatçı kimlik ve sıfatıyla; yandaş-taraftar-siyasi amigo medya ve basının karşıt tavırlı duvarlarını tek başına delip geçmeyi ve;
"Biz böyle görmedik. Harâmı bilmedik. Eğilmedik bükülmedik!
Bu şehirde olmaz, dağlara gitmeli! Yalnız Kurt, yenilmemeli!" Türkçe kükreyişiyle, gönüllere, hâfızalara yerleşen Ahmet ŞAFAK...
Dillerindeki zikirleriyle, serdettikleri cesûr fikirleriyle, çoğu "dolma kalem"den esas duruş alabilecek kapasiteli kalemleriyle, varlıklarıyla tesellî bulduğum nice hür akıllı-hür vicdanlı ehl-i dîl...
Sohbeti istemeyerek sonlandırdıktan sonra, her birine ayrı ayrı ithâf ederek, bir Kerkük hoyratını mırıldandım için-için kaynayarak:
Ağam! Ağam! Öz Ağam,
Öz fikrinle gez ağam.
Muhabbet ölümdedir,
Deme senden uzağam!
Kesmedi! Yetmedi kulağımdaki bütün benliğime can veren seslerin yerini alamadı! Susadığım bir sohbet, ihtiyâcım olan bir muhabbet kaynağıydı. Hızımı alamadım:
Gönlü olmayana ne lâzım ki göz?
Maymunun eli de ağzını bulur!
Papağan ağzında hükümsüzdür söz,
Orda yalnız sestir, anlamsız olur!
"Aşk, dâvâdır; cefâ ise şâhidi"
Şâhitsiz kaç dâvâ düşürdü kadı,
Her zaman âşıktır mâşuk sayyâdı
Alıcı kuş, sevdiğini kaldırır!
Her bakan görseydi sır kalır mıydı?
Zâlime direnen azalır mıydı?
Hoş olmasa âşık tat alır mıydı?
Âşıkları hasret derdi öldürür,
Tabutunu, dost omuzlar götürür...(M.A.)
Israrla, tekrar tekrar söyleyeceğim; tarih kalburu eledi, zaman eleği durmadan elemeye devâm ediyor! Elenen elenecek, kalanların sayısı kadardır gücümüz! Elenenler umûrumda bile değil; nasılsa bir ehîl el onlardan hamur yoğuracak, ekmek pişirecek, herkes te biz de o ekmekten yiyeceğiz inşallah!
"HERŞEYE RAĞMEN, MUHAKKAK BİR NÛRA DOĞRU YÜRÜMEKTEYİZ." (Atatürk)
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder